Kiptaş
Kriter > Dosya > Dosya / Belediyeciliğin Yeni Kodları |

İstanbul’un Seçimleri


Erdoğan’ın 1994 seçim kampanyasında öne çıkan “siyasal iletişim tarzı”, “yönetim anlayışı” ve “proje belediyeciliği” 2002 sonrası AK Parti siyasetinin de kurucu dinamiğini oluşturmuştur.

İstanbul un Seçimleri
Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Üsküdar’da Bir-Yay dağıtım şirketi tarafından yaptırılan modern gazete bayii köşklerinin açılışında halka konuşma yaptı, 9 Ekim 1998

İstanbul’un seçimleri aynı zamanda Türkiye’yi hangi partinin yöneteceğini de belirlemiştir. İstanbul’un yönetimi de partilerin yerel vizyonunun anlaşılabileceği bir mahiyet taşır. Bu anlamda İstanbul’da seçimi kazanmak sadece yerel yönetimle sınırlı değildir. Türkiye’de demokratik döneme geçilmesinin ardından seçim tarihine bakıldığında İstanbul’da seçim sonuçları ülkede genel seçimleri kimin kazanacağının ya habercisi ya da teyididir.

Belediye seçimlerinin doğrudan halk tarafından yapılmaya başlandığı 1963 yerel seçimlerinin ardından İstanbul’u kazanan Türkiye’deki seçimleri de kazanmıştır. 1960’larda Adalet Partisi (AP) hem İstanbul’da hem de Türkiye’de seçimlerin galibidir. 1970’lerde CHP’nin siyasal duruşunu –söylem düzeyinde de olsa– halka yaklaştırması hem İstanbul seçimlerini kazanmasını hem de genel seçimlerden birinci parti olarak çıkmasını sağlamıştır. 1983’te Anavatan Partisi’nin (ANAP) genel seçimleri kazanması 1984 İstanbul seçimlerini de kazanmasıyla sonuçlanır. 1989’da Nurettin Sözen’in İstanbul belediye başkanlığını kazanması da SHP’nin 1992 genel seçimlerinde oylarını artırmasını netice vermiştir.

1994’te Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul seçimlerini kazanmasının bir sene sonrasında Refah Partisi (RP) 1995’te yapılan seçimlerden birinci parti olarak çıkmıştır. Söz konusu dönemde İstanbul’u yöneten kadro sonradan Türkiye’nin kaderinde söz sahibi olmuştur. 2000’lerde AK Parti İstanbul’da seçimleri ezici çoğunlukla kazanmaya devam ederken diğer taraftan on yedi yıllık iktidarı döneminde yapılan on dört seçimi de arka arkaya kazanmıştır. Bu bağlamda Erdoğan’ın her seçim döneminde hatırlatma ihtiyacı duyduğu “İstanbul’da seçimleri kazanan Türkiye’yi kazanır, kaybedense Türkiye’de seçimleri kaybeder” sözü tarihsel bir gerçekliği işaret etmektedir.

İstanbul özelinde partilerin yerel yönetim vizyonu önemlidir. Seçimi kazanan partinin seçim öncesinde verdiği sözleri yerine getirip getirmediğini takip etmek kolaydır. Ancak seçimi kaybeden partinin İstanbul için projeleri çoğu zaman seçimin hemen ardından unutulur. Dolayısıyla seçimleri kazanma ihtimali olmayan partiler daha çok popülist ve ayakları yere basmayan vaatlerle seçmene ulaşır. Birçok siyasi parti bir seçim öncesinde İstanbul için önerdiği projesinin tam karşıtı vaatlerle bir seçim sonrasında seçmenlerin karşısına çıkabilmektedir. Yine bugünden geriye bakıldığında İstanbul’un sorunlarına yönelik partilerin öne çıkardığı sorunlarda büyük oranda devamlılıklar da bulunmaktadır. 1963’ten 1994 seçimlerine kadar İstanbul’un su, çöp, altyapı ve ulaşım sorunu çözülemediği için katlanarak devam etmiştir. “Yapılaşma” özelinde “kentleşme sorunu” ise bugüne kadar İstanbul’un devam eden sorunlarının başında gelmektedir.

Bu anlamda 1960’lardan itibaren İstanbul seçimlerinde partilerin öne çıkardığı vaatlerin izini sürmek Türkiye’de yerel yönetimlerde katedilen mesafenin boyutunu da göstermesi açısından anlamlıdır. Dolayısıyla bu yazının ağırlık merkezini İstanbul özelinde partilerin geçmiş vaatlerine ayırmak istiyorum. Böylece 1994’te İstanbul’da seçimleri kazanan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi yönetiminden önce yıllarca çözülemeyen sorunların önemli bir kısmını çözmesinin seçmen tarafından niçin önemsendiği de anlaşılmış olacaktır. Diğer taraftan Erdoğan’ın İstanbul’da başarılı olmasını sağlayan icraat siyasetini 2002 sonrasında Türkiye geneli için model olarak uygulaması da daha kolay anlaşılacaktır. Ayrıca İstanbul üzerinden yerel seçimlerin tarihsel seyrini ortaya koymak İstanbul için 24 Haziran seçimlerinin öneminin anlaşılması açısından da önemlidir.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü

 

Erdoğan’a Kadar İstanbul’un Çözülemeyen Problemleri

1963 seçimlerinde AP’nin adayı Nuri Erdoğan’ın İstanbul için öne çıkardığı iki önemli konu “gecekondu” ve “imar planı”dır. Nuri Erdoğan sorunların çözümünü “mahalli teşkilatımıza Batı ülkelerinin idari vasıflarını kazandırmakta” görmektedir. CHP’nin adayı Haşim İşcan’ın seçim propagandasında öne çıkan konular ise “hayat pahalılığı ile mücadele, gıda ve diğer ihtiyaç maddelerinin ucuzluğunu sağlamak, elektrik, su, kanalizasyon sorunlarını çözmek” gibi hususlardır.

1968 seçimleri siyasetin sağ ve sol kesimlerinin katı ideolojik yaklaşımlarının gölgesinde geçmiştir. AP’nin adayı Fahri Atabey “Alibeyköy’den borular döşeyerek şehrin su sorununu, boğazın alt akıntısından yararlanarak kanalizasyon problemini, çöp imha fabrikalarını kurarak temizlik sorununu, otoparklar, alt ve üst geçitler kurarak trafik sorununu, yeni imar planları hazırlayarak gecekondu problemini çözeceğini ve Haliç üzerine üçüncü köprüyü inşa ederek ulaşımı rahatlatacağını” vadederek seçmenden oy istemiştir.

CHP adayı Orhan Eyüboğlu ise “her eve su imkanı, İstanbul için ucuz meyve, sebze, balık, odun ve kömür” sağlayacağını, “yeni bir trafik düzeni hazırlayarak senkronize ışıklarla ve belediyenin kuracağı otoparklarla, yapacağı alt ve üst geçitlerle trafik sorununu çözeceğini” söylemektedir. Eyüboğlu’nun vaatleri arasında “gecekondu bölgelerini imara açmak, asfalt dökerek çamur sorununu çözmek, çalışanların çocukları için kreş açmak, Taksim Meydanı’nın altında yetmiş beş mağaza açmak” bulunmaktadır. Bu seçimlere gidilirken Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi adayı İstanbullulardan “hemşehrilik vergisi” alacağını belirtirken Millet Partisi adayı da “Boğaziçi Köprüsü’nün lüks olduğunu” düşünmektedir.

1973 ve 1977 seçimlerinin ana odağını “kentleşme ve yeni sanayileşme” problemleri oluşturmaktadır. Her iki seçimde de İstanbul’un değişmeyen gündemi “gecekondulaşma, imar planı, su, çöp, altyapı ve ulaşım sorunu”dur. Ayrıca şehir ekonomisine ilişkin olarak “hayat pahalılığı” tüm adayların gündemindedir. Şehirde yaşayanların yiyecek, giyecek ve yakacak gibi ihtiyaçlarıyla ilgili sorunlara çözüm vaatleri adayların söyleminde öne çıkmaktadır. 1970’lerde diğer partilerden farklı olarak Milli Selamet Partisi yerel yönetimlere ilişkin söyleminde “ahlak”, “maneviyat” ve “adalet” konularını öne çıkarmıştır. İşbaşına gelecek belediye başkanlarının “dürüst ve ahlaklı bireyler olmaları, halkın dertleriyle dertlenmeleri; lüks, israf ve rüşvetten kaçınmaları” durumunda ancak İstanbul’un sorunlarının çözülebileceğini dile getirmektedir.

1984 yerel seçimlerinde partiler ilk defa “siyasal pazarlama” tekniklerini kullanarak ajanslar üzerinden yerel seçim propagandası yapmıştır. Gazetelere siyasal reklam bağlamında ilan verme geleneği de bu dönemde başlamıştır. ANAP’ın seçim öncesi gecekondulara “tapu tahsis belgesi” dağıtarak imar affı çıkarması İstanbul için en büyük kozlarından biridir. ANAP’ın adayı Bedrettin Dalan’a göre “İstanbul’un en büyük ihtiyacı ne yol, ne su, ne metrodur. İstanbul’un en büyük ihtiyacı iş bitirici bir zihniyeti getirmektir. Bu zihniyet Anavatan Partisi zihniyetidir.” Ayrıca Dalan seçim stratejisini “İktidar ile İstanbul’u birleştirin” sloganı üzerine inşa etmiş ve partisinin iktidar olmasından dolayı İstanbul’un daha çok hizmet alacağını vurgulamıştır.

SODEP’in adayı Korel Göymen’in vaadinde İstanbulluları yönetim süreçlerine dahil etme ve “danışma kurulları” kurarak etkin bir yönetim gerçekleştirme vaadi de belediyecilikle ilgili ilk defa öne çıkan yaklaşımlardan birdir. RP bu dönemde de “idealist ve ahlak merkezli siyaset” vurgusunu sürdürecektir.

ANAP 1989 seçimlerinde de “iş bitiricilik” sloganını ve belediye başkanlarının iktidar partisinden olması durumunda daha iyi hizmet verileceği söylemini kullanmaya devam edecektir. Gazetelere verilen ilanlarda “Eli kolu bağlı bir belediye başkanı ister miydiniz?” sloganıyla iktidarda olmanın İstanbul için avantaj sağlayacağını öne çıkarmaktadır.

SHP’nin İstanbul adayı Nurettin Sözen’in en önemli vaatleri arasında “iş saatlerinde ücretsiz ulaşımın sağlanması, bebeklere ücretsiz süt, dar gelirli ailelere ücretsiz ekmek ve su, her mahalleye ücretsiz hizmet veren sağlık ocağı kurmak” dikkati çekmektedir. RP ise “Aydınlık Yarınlar için Ampulü Yerine Takın” sloganıyla seçimi kazanmaları halinde aile başına 70-80 litre suyu bedava verecekleri ve evlerin bir odasını aydınlatacak elektrikten para almayacakları vaadiyle seçmene ulaşmıştır.

Bir Milat Olarak 1994 İstanbul Seçimleri

1994’e kadar tüm partiler İstanbul’un “su, çöp, çamur ve altyapı sorunları”nı çözme vaadiyle seçimleri kazansalar da bu sorunlara çözüm bulanamamıştır. Hatta İstanbul’u kötü yönetmelerinden dolayı sorunlar katlanarak büyümüştür. 1994’e gelindiğinde İstanbul yaşanamayacak bir mega kent haline gelmiştir.

Bu dönemde İstanbul seçimlerinin Türkiye siyasetinin geleceğini belirleyeceği her geçen gün daha da anlaşılmıştır. 1994 seçimlerine gidildiği dönemde medyada “10 milyonluk megapol sadece kendine bir belediye başkanı seçmeyecek aynı zamanda Türkiye’nin başbakandan sonra en etkili siyasetçisini de seçecek” söylemleri öne çıkmıştır. 1994 yerel seçimlerinde İstanbul için on üç aday yarışmıştır. Medyada İstanbul seçimlerinin ANAP ve Doğru Yol Partisi (DYP) arasında geçeceği iddia edilirken Recep Tayyip Erdoğan İstanbul için adaylığını açıkladığında hem medyada hem de diğer rakipleri nezdinde yoğun bir “ötekileştirme” kampanyasına maruz kalmıştır.

Erdoğan kendisine karşı medyada yürütülen olumsuz kampanyalara karşı kurmuş olduğu “özel seçim komisyonları” ve “yüz yüze yürütülen iletişim stratejisi” ile mücadele etmiştir. Erdoğan seçim kampanyasının en başına “Önce İçme Suyu” sloganını yerleştirecektir. Erdoğan’a göre “İstanbul’un su sorunu çözüldüğünde diğer sorunların çözümü de çok kolay hale gelecektir.” Su sorununa Erdoğan’ın kısa vadeli çözüm projesi “Ömerli Barajı’nın kullanılamayan 120 milyon metreküplük rezervini mühendislik müdahalesiyle devreye sokmaktır. Uzun vadede ise Melen suyu projesinin devreye” sokulmasıdır.

Erdoğan’nın seçim vaadinde ulaşımı rahatlatmanın yolu “entegre bir ulaşım planının devreye sokulması”ndan geçmektedir. Vaatleri arasında “Boğazın altına bir tüp geçit yapılması, metro hatlarının genişletilmesi ve ulaşım alternatifi için deniz yollarının devreye alınması” da ulaşımı rahatlatacak projeler olarak dikkat çekmektedir. Erdoğan’ın İstanbul’da öncelikleri arasına koyduğu planlardan birisi de “konut yetersizliği”dir. Yapılması gereken belediyenin konut üreterek bunu ucuz fiyatlarla ihtiyaç sahiplerine vermesidir. Çöp sorununa çözüm ise “vahşi depolamaya son verilmesi”dir. Modern depolama sistemiyle çöpler ayrıştırılarak ekonomik değer olarak kullanılabilmelidir.

Erdoğan’ın rakipleri SHP’den Zülfü Livaneli, DYP’den Bedrettin Dalan ve ANAP’tan İlhan Kesici’dir. Partiler ve adaylar önce Erdoğan’ı görmezden gelmişler ancak anketlerde kazanma ihtimali ortaya çıkınca “irtica” söylemi üzerinden RP “marjinal parti” olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Örneğin DYP, RP dışındaki tüm partileri Taksim’de düzenledikleri “Ata’ya saygı mitingi”ne davet etmiştir.

Erdoğan’ın belediye başkanı seçilmesi sadece İstanbul’da değil Türkiye siyasetinde de yeni bir dönemi başlatmıştır. Erdoğan’ın 1994 seçim kampanyasında öne çıkan “siyasal iletişim tarzı”, “yönetim anlayışı” ve “proje belediyeciliği” 2002 sonrası AK Parti siyasetinin de kurucu dinamiğini oluşturmuştur. Erdoğan’ın ve kadrosunun seçim öncesi verdiği vaatlerinin büyük bir kısmını gerçekleştirerek şehri yaşanabilir bir yer haline getirmesi sadece İstanbul’da değil tüm Türkiye’de olumlu anlamda büyük bir karşılık bulmuştur. İstanbul’da gösterilen başarının üzerine Türkiye’yi yönetmesi siyasette her siyasetçinin de benzer bir yolu izlemek için çaba göstermesini de beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla muhalefet partilerinden de önemli siyasetçilerin İstanbul’da belediye başkan adaylığı için büyük çaba sarf ettikleri görülmüştür.

Türkiye siyasetinde merkezi bir ağırlığa sahip olması hem iktidar hem muhalefet için İstanbul’u siyaset yarışının merkezine yerleştirmektedir. Tarihsel olarak bakıldığında bir partinin İstanbul’da seçimleri kaybetmesi genel siyasette de zayıflamasını beraberinde getirmektedir. Bugün için muhalefet partileri AK Parti’nin siyaseten zayıflamasının yolunun İstanbul seçimlerinden geçtiğini düşünmektedir. Dolayısıyla AK Parti’nin iktidara gelmesinde İstanbul nasıl merkezi bir yer teşkil ettiyse muhalefet için de Türkiye’yi yönetmeye talip olmanın başladığı yer olduğu için sembolik bir öneme sahiptir. 24 Haziran seçimlerinde de bu gerçeklik devam etmektedir.


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası