ABD ile İran arasında Şubat 2026 başında başlayan nükleer müzakereler sürerken, İsrail’in tıpkı 13 Haziran 2025’te olduğu gibi Trump’tan aldığı yeşil ışık sonrası İran’a saldırmasıyla başlayan ve bu kez ABD’nin de katılımıyla devam eden ABD/İsrail-İran Savaşı, 8 Nisan’da ilan edilen 15 günlük ateşkes ile şimdilik son bulmuş oldu. Tabii bu ateşkes, İran’ın katlanmak zorunda kaldığı tüm insan kaybı ve alt/üstyapı zayiatına rağmen ayakta kalması, bir taraftan İsrail’i balistik füzelerle vururken diğer taraftan savaşı Körfez ülkelerine yayıp Hürmüz Boğazı’nı da kapatması ve sahada da nispeten eşitliği sağlaması sayesinde geldi. Trump’ın da daha fazla maliyete katlanmak istememesi ateşkesin ABD tarafındaki sebeplerindendi.
Ateşkesin ilanından kısa bir süre sonra 11 Nisan’da, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da bir araya gelen ABD ve İran müzakere heyeti, tarafların ileri sürdüğü koşullarda mutabakata varılmaması nedeniyle anlaşmadan İslamabad’dan ayrılsa da ateşkesin devamı üzerinde mutabık kalındı. Ancak bir taraftan da her iki tarafın da eğer bir anlaşma olmazsa yeniden savaşa dönülmesi hususunda irade beyanında bulundukları takip edildi.
Aslında hem ABD’nin hem de İran’ın 40 günlük savaşı daha fazla devam ettirmeme konusunda benzer bir tutum içinde oldukları ancak savaşı başlatan ve ABD’yi de bir şekilde savaşa çeken İsrail’in henüz İran’a yönelik hedeflerine ulaşamamış olması nedeniyle, ne savaşı bitirmeyi ne de ABD ile İran arasında herhangi bir anlaşma yapılmasını istemediği anlaşılmaktadır. Her ne kadar İsrail, ABD ile İran arasındaki ateşkese uyacağını açıklamış olsa da, ateşkes sürecine yaklaşımı, maalesef ki ABD ile İran arasındaki ateşkesi ziyadesiyle kırılgan hale getirmiştir. İsrail’in bu tavrı, ABD’nin İsrail’in alaka ve menfaatlerine aykırı karar almasını gerektirecek muhtemel bir anlaşmayı da zora sokmaktadır.
Zira İsrail nasıl ki yıllara sâri bir şekilde sürdürdüğü kampanya sayesinde ABD ile İran’ı karşı karşıya getirmişse, bu durumdan maksimum faydayı sağlamadan yani İran’ın bölünmesine gidecek bir iç karışıklık veya rejim değişikliğini kotarmadan bu savaşın bitmesini istememektedir. Bu nedenle de ABD yönetimi üzerindeki tüm etkisini ve gücünü kullanarak müzakereleri zehirlemeye, muhtemel bir anlaşmayı imkânsız hale getirmeye çalışmaktadır.
İsrail’in ateşkese karşı olumsuz tutumu, sadece ABD ile İran arasındaki ateşkes ile sınırlı değildir. Bilakis ABD’nin zoruyla da olsa Lübnan ile yapılan ateşkes de İsrail için bir anlam ifade etmemekte olup; İsrail, Lübnan ile anlaşmış gibi görünmekte ama Hizbullah’ı bahane ederek saldırılarına devam etmektedir. Dolayısıyla İsrail’in hem İran hem de Lübnan’daki ateşkesi sindiremediği ve bu nedenle de ateşkesi bozarak yeniden savaşa dönülmesi için uğraş verdiği görülmektedir.
Bu çalışmada İsrail’in bölgedeki ateşkesleri bozma girişimleri, İran ve Lübnan cephesi için ayrı ayrı anlatılacak ve sonuç bölümünde ise İsrail’in bu hamlelerinden ne murat ettiği açıklanmaya çalışılacaktır.
İsrail’in ABD ile İran Arasındaki Ateşkese Yaklaşımı
İsrail’in İran ile savaşı başlatırken öne sürdüğü gerekçeler ne ise sağlanan ateşkesi bozmak ve mümkünse bir anlaşmaya ulaşılmaması için öne sürdüğü gerekçeler de aynısıdır. Oysa 40 gün süren savaş hali boyunca İsrail’in İran rejimiyle ilgili ortaya attığı iddiaların nerdeyse hepsinin yalan olduğu ortaya çıkmıştır.
Her şeyden önce İran’ın bir nükleer silaha sahip olmanın eşiğinde olduğuna yönelik iddialar asılsız çıkmış olup, savaşı başlatan asıl gerekçenin dayanaksız olması, İsrail’in bu iddiayı sırf savaşı başlatmak için ortaya attığı söylemini kuvvetlendirmiştir. İran halkının rejimin arkasında durmayacağı ve dini liderin öldürülmesi halinde rejimin kendiliğinden çökeceğine yönelik iddiaların da sahada karşılığı görülmemiş olup, İsrail’in bu konuda da Trump’ı kandırdığı ortaya çıkmıştır.
Ancak tüm bu gerçeklere rağmen İsrail hâlâ İran’ın nükleer silaha sahip olma potansiyelinden ve önce İsrail’i akabinde de ABD’yi hatta tüm Batı’yı ortadan kaldırmayı planladığından bahsederek İran’ı şeytanlaştırmaya, karşılıklı güvenin tesis edilmesini engellemeye ve sözde böylesi medeniyet düşmanı bir aktör ile anlaşılmasını önlemeye çalışmaktadır.
İsrail ateşkesi bozmak için sadece bu söylemleri tedavüle sokmakla yetinmemiş, bir taraftan ABD’deki Yahudi lobisi marifetiyle Trump ve yönetimi üzerinde baskı kurarak, diğer taraftan da ABD kongresindeki Yahudi senatör ve temsilciler meclisi üyeleri veya Yahudi lobisi tarafından fonlanan Lindsay Graham gibi senatörleri devreye sokarak Trump’ın ateşkesi bozma ve yeniden savaşa dönme kararı vermesini sağlamaya çalışmaktadır.
İsrail’in İran ile müzakereleri sabote etmeye yönelik en önemli kozu ise ABD’nin müzakere heyetinde yer alan Steve Witkoff ve Jared Kushner olmuştur. Zira Yahudi olan bu iki aktörün de İsrail hükümeti ve Netanyahu ile yakın ilişkisi bulunmaktadır. Bu ikili, tıpkı Gazze’deki ateşkesin sağlanması sürecinde olduğu gibi tüm görüşmeleri Netanyahu’ya iletmişler ve onun uygun görmediği hiçbir adımı atmamışlardır. Hatta Witkoff, 26 Şubat’ta yapılan müzakerelerin ardından “her şeyin yolunda olduğu ve artık teknik konulara geçileceğini” söylemiş; 28 Şubat’ta savaşın patlak vermesinin akabinde ise savaşı meşrulaştırmak için “İran heyetinin son müzakerede ellerinde 400 kilogram zenginleştirilmiş uranyum olduğunu ve bununla en az 11 nükleer bomba yapabileceklerini anlattığı iddiasıyla kendilerini tehdit ettiği” yalanını söyleyerek savaşı başlatan İsrail’i aklamaya çalışmıştır.
Zaten bu yüzden İran tarafı da Witkoff’un ABD müzakere heyetine başkanlık etmesini kabul etmeyeceklerini, onun yerine başkan yardımcı J.D. Vance’i tercih ettiklerini açıklamışlardır. Dolayısıyla İslamabad’daki müzakereye Vance başkanlık etmiş ancak İsrail bu süreçte de boş durmamıştır. Medyaya yansıyan bilgilere göre Vance, müzakere sürecince Netanyahu ile telefonda görüşerek İran’ın tekliflerini iletmiş ve Netanyahu’nun olumsuz tavrı nedeniyle müzakere süreci tıkanmıştır.
Görüldüğü üzere İsrail, bir taraftan İran’ı güvenilmez bir aktör olarak lanse ederek hem ateşkesi bozmak hem de muhtemel bir anlaşmayı önlemek isterken, diğer taraftan da ABD medyasındaki kalemşörleri vasıtasıyla; ateşkesin hata olduğu, İran ile anlaşmanın İran’ı güçlendireceği ve ABD’nin prestijinin zarar göreceği, en uygun seçeneğin ABD’nin İran’ı güç kullanarak yola getirmesi olduğu şeklinde analizler yayınlatmıştır. Bununla yetinmeyen İsrail, Yahudi lobisinin tüm kurumlarını kullanarak ABD kamuoyunu etkilemeye ve Trump yönetiminin kararlarını ipotek altına almaya çalışmıştır.
İsrail-Lübnan Arasındaki İmkânsız Ateşkes
Aslında İsrail ile Lübnan arasında 27 Kasım 2024’te başlayan bir ateşkes devam etmekteyken, Hizbullah’ın 2 Mart’tan itibaren İran lehine savaşa katılması nedeniyle bu ateşkesin uygulanma ihtimali kalmamıştır. Gerçi İsrail, bu ateşkesi de sık sık ihlal ederek Hizbullah gerekçesiyle özellikle Beyrut’un Dahiye mahallesine ve Litani nehrinin güney bölgelerine yönelik saldırılar gerçekleştirmekteydi. Ancak Hizbullah’ın savaşa müdahil olmasıyla bu ateşkes resmen ortadan kalkmıştır.
İsrail, 2 Mart’tan ABD’nin kolaylaştırıcılığı ve ev sahipliğinde 14 Nisan’da yapılan görüşmelerden sonra 17 Nisan’da ilan edilen 10 günlük ateşkese kadar her zamanki gibi Hizbullah’ı bahane ederek Lübnan’a yoğun şekilde hava saldırıları gerçekleştirmiş ve 16 Mart’ta başlayan kara harekâtıyla Lübnan’ın güneyinde 8-10 kilometrelik bir tampon bölge oluşturmuştur. Dolayısıyla İsrail ile Lübnan arasındaki sözde ateşkes yürürlüğe girdiğinde İsrail yaklaşık olarak Lübnan topraklarının yüzde 6’sını işgal etmiş durumdaydı ve buradan zorla tahliye ettiği Lübnanlıların geri dönüşüne de izin vermemektedir.
Bilindiği üzere ABD ile İran arasındaki ateşkesin ön koşullarından biri de İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını durdurmasıydı. Ancak İsrail’in saldırılarına devam etmesi nedeniyle Lübnan konusunun ABD-İran ateşkesinin dışında olduğu açıklaması yapılmıştır. Buna rağmen Trump’ın da ısrarıyla İsrail ve Lübnan büyükelçileri Washington’da bir araya getirilerek ateşkes ilan edilmiş ve Trump “İsrail’e Lübnan’a saldırmayı yasaklamıştır”. Her ne kadar İsrail bu yasağı kâle almasa da nihayetinde İran’ın talebi yerine getirilmiştir.
Ancak bu ateşkes kapsamında, Lübnan hükümetine ve ordusuna verilen Hizbullah’ı silahsızlandırma görevinin yerine getirilmesi mümkün olmadığından, İsrail’in gerekli şartlar sağlanmadığı bahanesiyle saldırıları sürmektedir.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen, ateşkes süresi dolmadan 24 Nisan’da ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun ev sahipliğinde Washington’da tekrar bir araya gelen İsrail ve Lübnan elçileri, Trump ve Vance’in de katıldığı törenle ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığın duyurmuşlardır.
Ateşkesin devam etmesi olumlu bir gelişme olsa da İsrail’in halen Lübnan topraklarındaki işgalinin devam etmesi ve Hizbullah’ın da İsrail ile mücadele etmeye devam edeceğini açıklamasıyla ateşkes sadece kağıt üzerinde kalacak gibi gözükmektedir. Keza Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam da İsrail Lübnan topraklarındaki işgalini sonlandırmadan nihai bir anlaşmaya yanaşmayacaklarını açıklamıştır. Oysa Trump’ın yaklaşık bir ay içerisinde Netanyahu ve Lübnan Cumhurbaşkanı Avn’ın katılımıyla Washington’da bir barış anlaşması imzalanmasını planladığı medyaya sızmıştır. Ancak İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları ve Hizbullah ile diğer etnik ve mezhebi unsurları karşı karşıya getirerek bir iç savaş çıkartma girişimleri devam ettiği müddetçe bunun gerçeklemesi mümkün gözükmemektedir.
Sonuç olarak, İsrail henüz İran ile ilgili hedeflerine ulaşamadığı için ABD ile İran arasındaki ateşkesi bozup savaşın devamını sağlamaya ve Lübnan’da da kağıt üstünde bir ateşkese razı olmuş gözükse de Hizbullah’ı bahane ederek saldırılarına devam etmeye ve işgal ettiği topraklarda kalıcı olmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla İsrail’in mevcut politikası devam ettiği sürece bölgede ne bir ateşkesin ne de kalıcı bir barışın devam etmesi mümkün olmayacaktır.
