Kriter > Dosya > Dosya / NATO Ankara Zirvesi |

NATO’nun Ankara Zirvesi Lider Ziyaretleri Açısından Ne Söylüyor?


Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, yalnızca ittifakın geleceğine ilişkin kararların alındığı bir toplantı değil, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası diplomasi içerisindeki konumunu gözlemlemek açısından önemli bir fırsat sundu. Zirve, Ankara’yı iki gün boyunca küresel diplomasinin başlıca merkezlerinden biri haline getirirken, çok sayıda lideri ve üst düzey yetkiliyi aynı şehirde buluşturdu. Daha da önemlisi, yalnızca Türkiye’nin yürüttüğü temaslara değil, üçüncü ülkeler arasındaki çok sayıda ikili görüşmeye de ev sahipliği yaparak Ankara’nın uluslararası diplomasiyi bir araya getirme kapasitesini görünür kıldı.

NATO nun Ankara Zirvesi Lider Ziyaretleri Açısından Ne Söylüyor
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılan liderler aile fotoğrafı çektirdi. (Ahmet Serdar Eser / AA, 8 Temmuz 2026)

7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da gerçekleştirilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, Türkiye’nin son yıllarda ev sahipliği yaptığı en önemli uluslararası toplantılardan biri olarak kayda geçti. Zirve; güvenlik politikalarından savunma harcamalarına, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan NATO’nun geleceğine kadar birçok başlık üzerinden değerlendirildi ve değerlendirilmeye devam ediyor. Bununla birlikte, uluslararası zirveler yalnızca alınan kararlar veya yayımlanan bildiriler üzerinden değil, aynı zamanda oluşturdukları diplomatik hareketlilik bakımından da önem taşır. Zirveler, çok sayıda devlet ve hükümet başkanını aynı şehirde buluştururken, resmi gündemin ötesinde çok sayıda ikili görüşmeye de zemin hazırlar ve ev sahibi ülkenin uluslararası görünürlüğünü artırır.

Bu nedenle, Ankara Zirvesi’nin yalnızca NATO kararları üzerinden değil, lider ziyaretleri perspektifinden de irdelenmesi gerekir. Lider düzeyindeki ziyaretler, devletlerin dış politika önceliklerini, diplomatik ilişkilerinin yoğunluğunu ve uluslararası sistemde birbirlerine atfettikleri önemi yansıtan en görünür diplomatik araçlardan biridir. Bir ülkenin hangi liderleri ağırladığı kadar, bu ziyaretlerin hangi koşullarda gerçekleştiği ve ne tür diplomatik etkileşimlere imkân sağladığı da o ülkenin uluslararası konumuna ilişkin önemli ipuçları sunar.

Bu çerçevede Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi üç açıdan dikkat çekmektedir. Birincisi, zirve Türkiye’yi kısa süreli de olsa küresel diplomasinin önemli merkezlerinden biri hâline getirmiştir. İkincisi, Ankara yalnızca Türkiye’nin ikili temaslarına değil, çok sayıda yabancı liderin kendi aralarındaki görüşmelere de ev sahipliği yaparak uluslararası diplomasinin önemli bir buluşma noktası işlevi görmüştür. Üçüncüsü ise zirve sonrasında yeniden gündeme gelen “Batılı liderlerin uzun süredir Türkiye’yi ziyaret etmediği” yönündeki değerlendirmelerin tarihsel veriler ışığında yeniden ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu yazı, Ankara Zirvesi’ni bu üç boyut üzerinden değerlendirerek, lider ziyaretlerinin Türkiye’nin uluslararası konumunu anlamada sunduğu imkânları tartışmayı amaçlamaktadır.

 

Liderleri Bir Araya Getiren Diplomatik Merkez

Bir ülkenin yabancı liderleri ağırlaması, uluslararası görünürlüğünü ve diplomatik ağırlığını gösteren en somut göstergelerden biridir. Uluslararası zirveler ise bu kapasiteyi kısa süre içerisinde önemli ölçüde artıran organizasyonlardır. Bu açıdan Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, Türkiye’nin son yıllarda ev sahipliği yaptığı en dikkat çekici diplomatik etkinliklerden biri olmuştur.

Nisan 2026’da düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF), 16 devlet ve hükümet başkanını ağırlayarak önemli bir diplomatik başarı elde etmişti. Bu katılımın büyük ölçüde Türkiye’nin yakın çevresinden veya Türkiye ile yoğun ilişkilere sahip ülkelerden gerçekleştiği görülmüştü. Buna karşılık NATO Zirvesi, yalnızca ittifak üyesi ülkelerin değil, Ukrayna, Güney Kore ve Suriye gibi davetli ülkelerin liderlerinin de katılımıyla Ankara’yı çok daha geniş bir diplomatik buluşma noktasına dönüştürdü.

Zirve kapsamında, Ankara’da 35 devlet ve hükümet başkanı, NATO Genel Sekreteri’nin yanı sıra Avrupa Birliği kurumlarının başkanları ile çok sayıda dışişleri ve savunma bakanı başta olmak üzere 60’ın üzerinde üst düzey yabancı temsilci bulundu. Katılımcılar, Avrupa’nın yanı sıra Kuzey Amerika, Asya ve Okyanusya’yı kapsayan yaklaşık kırk farklı ülkeden geldi. Özellikle ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa gibi dünya siyasetinin önde gelen aktörlerinin en üst düzeyde temsil edilmesi, zirvenin diplomatik ağırlığını daha da artırdı.

Bu tablo, Ankara’nın yalnızca nicelik bakımından değil, katılımcıların uluslararası sistemdeki ağırlığı bakımından da istisnai bir diplomatik yoğunluğa sahne olduğunu göstermektedir. Nitekim Türkiye’nin 2025 boyunca ağırladığı toplam 65 lider dikkate alındığında, yalnızca iki gün süren NATO Zirvesi’nin, bunun yarısından fazlasına denk gelen bir lider yoğunluğu oluşturduğu görülmektedir. Dolayısıyla uluslararası zirvelere ev sahipliği yapmak, Türkiye’nin diplomatik görünürlüğünü ve uluslararası sistemdeki merkezi konumunu önemli ölçüde güçlendirmektedir.

 

Ankara’nın Diplomatik Buluşma Noktası Olması

Uluslararası zirvelerin değeri yalnızca ev sahibi ülkenin kaç lider ağırladığıyla sınırlı değildir. En az bunun kadar önemli olan husus, zirve marjında gerçekleşen ikili görüşmeler sayesinde şehrin uluslararası diplomasinin merkezi haline gelmesidir. Başka bir ifadeyle, zirvenin başarısı yalnızca Türkiye’nin yürüttüğü diplomasiyle değil, Türkiye’nin üçüncü ülkeler arasındaki diplomatik temaslara sağladığı zeminle de ölçülmelidir.

Ankara Zirvesi bu açıdan oldukça dikkat çekici bir örnek sundu. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin; ABD, Polonya, İtalya, Güney Kore ve Bulgaristan liderleriyle yaptığı görüşmeler, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın Hollanda ve Norveç liderleriyle gerçekleştirdiği temaslar ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesi bunlardan yalnızca birkaçıdır. Benzer diplomatik hareketlilik, dışişleri ve savunma bakanları düzeyinde de yaşandı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Japonya ve Güney Kore dışişleri bakanlarıyla görüşmesi, Avrupa Birliği liderlerinin Zelenskiy ile temasları ve Japonya Savunma Bakanı’nın Türk mevkidaşıyla gerçekleştirdiği görüşme, zirvenin çok katmanlı diplomatik niteliğini ortaya koymaktadır.

Bu nedenle NATO Zirvesi, yalnızca Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı bir toplantı olarak değerlendirilmemelidir. Zirve, Ankara’yı iki gün boyunca çok sayıda ikili ve çok taraflı temasın aynı anda yürütüldüğü uluslararası bir diplomasi platformuna dönüştürmüştür. Ev sahibi ülkenin diplomatik değeri yalnızca kendi yaptığı görüşmelerle değil, başka devletlerin birbirleriyle kurdukları temaslara sağladığı imkânlarla da ölçülmektedir. Bu yönüyle Ankara Zirvesi, Türkiye’nin uluslararası diplomasideki “toplayıcı” (convening) kapasitesini görünür kılan önemli bir örnek olarak değerlendirilebilir.

 

“Meşruiyet” Tartışmalarını Yeniden Düşünmek

Lider ziyaretleri sadece diplomatik prestij ve saygınlık olarak değil meşruiyet bağlamında da önemli sinyaller sağlamaktadır. Bu bağlamda, NATO Zirvesi sonrasında en fazla dile getirilen yorumlardan biri, Batılı liderlerin uzun yıllardan sonra yeniden Ankara’ya gelmesinin “Türkiye’nin uluslararası meşruiyetini yeniden tesis ettiği” yönündeydi. Bu değerlendirme ilk bakışta ikna edici görünse de lider ziyaretlerine ilişkin tarihsel veriler daha ihtiyatlı bir yorum yapılması gerektiğini göstermektedir.

Bu yorumun temelinde örtük bir varsayım bulunmaktadır: “Batılı liderlerin Türkiye’yi ziyaret etmemesinin temel nedeni Türkiye’de son yıllarda yaşanan demokratik gerilemedir”. Eğer bu varsayım doğruysa, “demokratik standartların zayıfladığı” dönemde Batılı lider ziyaretlerinin belirgin biçimde azalması, “demokratikleşmenin güçlendiği” dönemlerde ise artması beklenir. Ancak lider ziyaretlerinin uzun dönemli seyri, sözü edilen varsayımlara dayanan doğrusal bir ilişki ortaya koymamaktadır.

Öncelikle ABD örneği, bu ilişkinin sanıldığı kadar güçlü olmadığını göstermektedir. Türkiye’ye başka bir uluslararası zirvenin marjında olmaksızın resmi ziyaret gerçekleştiren ABD başkanlarının sayısı oldukça sınırlıdır. Dwight D. Eisenhower (1959), George H. W. Bush (1991), Bill Clinton (1999) ve Barack Obama (2009) dışında hiçbir ABD başkanı, Türkiye’ye doğrudan resmi ziyaret gerçekleştirmemiştir. Benzer şekilde başkan yardımcısı düzeyindeki ziyaretler de oldukça istisnaidir. 2016’da Joe Biden ve 2019’da Mike Pence’in ziyaretleri, uzun aralıklarla gerçekleşen az sayıdaki örnek arasında yer almaktadır.

Benzer bir tablo Fransa ve İngiltere açısından da görülmektedir. Charles de Gaulle’ün 1968 ziyaretinden sonra Fransa cumhurbaşkanlarının Türkiye ziyaretleri oldukça seyrek gerçekleşmiştir. Charles de Gaulle’un 1968 ziyaretinden sonra 1992’de François Mitterrand, 2011’de Nicolas Sarkozy, 2014’te François Hollande ve 2018’de Emmanuel Macron, Türkiye’ye herhangi bir uluslararası toplantının marjında olmaksızın ziyaret gerçekleştirdi. İngiltere başbakanları açısından da durum farklı değildir. 1958’den günümüze yaklaşık yetmiş yıllık dönemde resmi ziyaretlerin sayısı oldukça sınırlı kalmıştır. Benzer şekilde İngiltere Başbakanları Theresa May ve Keir Starmer sırasıyla 2017 ve 2025’te Ankara’ya resmi ziyaretler düzenledi. Öncesinde de bu ziyaretler zaten görece nadirdi. Harold Macmillan 1958’de, Margaret Thatcher 1988 ve 1990’da Tony Blair 2004 ve David Cameron 2010’da resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. Dolayısıyla bugün gözlenen düşük ziyaret sıklığını yalnızca son on yıldaki siyasal gelişmelerle açıklamak, tarihsel örüntüyü göz ardı etmek anlamına gelmektedir.

Almanya örneği ise tartışmayı daha da karmaşık hale getirmektedir. Angela Merkel, anılarında 2015’teki Türkiye ziyaretinin Alman kamuoyunda demokrasi gerekçesiyle eleştirildiğini belirtmektedir. Ancak aynı Merkel daha sonraki yıllarda (2016, 2017, 2018 ve 2021) Türkiye’yi birçok kez ziyaret etmiş, ardından Olaf Scholz (2024) ve Friedrich Merz (2025) de Ankara’ya resmi ziyaretler gerçekleştirmiştir. Başka bir ifadeyle, demokrasi tartışmaları tamamen ortadan kalkmamış olmasına rağmen diplomatik temaslar devam etmiştir.

Bu durum aslında lider ziyaretlerinin doğasına ilişkin daha genel bir gerçeği ortaya koymaktadır. Devlet ve hükümet başkanları ziyaret kararlarını yalnızca ileri sürülen normatif kaygılarla değil; güvenlik, ekonomi, ittifak ilişkileri, kriz yönetimi ve jeopolitik gelişmeler gibi stratejik faktörlerle şekillendirirler. Özellikle NATO üyeleri arasında savunma ve güvenlik iş birliğinin yoğun olduğu dönemlerde liderlerin karşılıklı temasları kaçınılmaz hale gelmektedir. Dolayısıyla ziyaret sıklığını tek başına siyasal sistemin niteliğinin bir göstergesi olarak yorumlamak hem teorik hem de ampirik açıdan sorunludur.

Bu çerçevede, Donald Trump’ın NATO Zirvesi kapsamında Ankara’ya gelmesini, Türkiye’nin uluslararası meşruiyetinin yeniden tesis edildiğinin kanıtı olarak görmek de isabetli değildir. Zirve, elbette Ankara’nın diplomatik görünürlüğünü önemli ölçüde artırmış ve Türkiye’yi küresel diplomasinin merkezlerinden biri haline getirmiştir. Ancak bu durum, Batılı liderlerin geçmişte Türkiye’yi demokrasi gerekçesiyle sistematik biçimde ziyaret etmedikleri veya NATO Zirvesi sayesinde bu tutumlarını değiştirdikleri anlamına gelmez. Tarihsel veriler, Batılı liderlerin Türkiye’ye resmi ziyaretlerinin zaten uzun yıllardır görece nadir olduğunu ve bu ziyaretlerin büyük ölçüde dönemin stratejik ihtiyaçları tarafından belirlendiğini göstermektedir.

 

Sonuç

Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, yalnızca ittifakın geleceğine ilişkin kararların alındığı bir toplantı değil, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası diplomasi içerisindeki konumunu gözlemlemek açısından önemli bir fırsat sundu. Zirve, Ankara’yı iki gün boyunca küresel diplomasinin başlıca merkezlerinden biri haline getirirken, çok sayıda lideri ve üst düzey yetkiliyi aynı şehirde buluşturdu. Daha da önemlisi, yalnızca Türkiye’nin yürüttüğü temaslara değil, üçüncü ülkeler arasındaki çok sayıda ikili görüşmeye de ev sahipliği yaparak Ankara’nın uluslararası diplomasiyi bir araya getirme kapasitesini görünür kıldı.

Bununla birlikte, zirvenin ardından Batılı liderlerin Ankara’ya gelişini Türkiye’nin uluslararası meşruiyetinde yaşanan bir dönüşümün kanıtı olarak yorumlamak tarihsel verilerle tam olarak örtüşmemektedir. Lider ziyaretleri çoğu zaman deklare edilen normatif değerlendirmelerden ziyade güvenlik, ittifak ilişkileri ve jeopolitik ihtiyaçlar tarafından şekillenmektedir. Bu nedenle NATO Zirvesi’nin asıl önemi, Batılı liderlerin uzun bir aradan sonra Ankara’ya gelmiş olmasından değil, Türkiye’nin uluslararası diplomasinin yoğunlaştığı, farklı aktörleri aynı platformda buluşturan ve çok taraflı etkileşimi mümkün kılan bir diplomatik merkez olarak öne çıkmasından kaynaklanmaktadır. Bu yönüyle Ankara Zirvesi, lider ziyaretlerinin yalnızca ikili ilişkileri değil, devletlerin uluslararası sistemdeki diplomatik konumlarını anlamak için de önemli bir gösterge olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Not: Bu yazı 124R138 nolu TÜBİTAK projesi desteğinde kaleme alınmıştır.


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası