Kriter > Dosya > Dosya / 28 Şubat Darbesi |

28 Şubat Yargılanıyor, Yeterli mi?


Kamuoyunda 28 Şubat davası olarak isimlendirilen ve Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada karar aşamasına gelindi.

28 Şubat Yargılanıyor Yeterli mi

Kamuoyunda 28 Şubat davası olarak isimlendirilen ve Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada karar aşamasına gelindi. Davada aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, Sincan’da tankları yürüten Erdal Ceylanoğlu, Teoman Koman ve Çetin Doğan gibi askerlerin ve YÖK Başkanı Kemal Gürüz gibi sivillerin de bulunduğu 103 sanık yargılanıyor. Ankara Savcılığı ilk kez 23 Kasım 2011’de Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi uyarınca “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmekten” dolayı 28 Şubat süreci ile ilgili soruşturma başlatıldığını açıklamış ve 22 Mayıs 2013 tarihinde hazırlanan iddianame mahkemeye sunulmuştu. Dört yılı aşan yargılamalar sonucunda 21 Aralık 2017’de davanın sonuna gelinmiş ve savcılık dönemin komuta kademesinden 60 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını içeren esas hakkındaki mütalaasını açıklamıştı. Sanıklar 8-10 Ocak 2018 tarihleri arasında savcılığın esas hakkındaki mütalaasına karşı son savunmalarını yaptılar ve duruşmalar 12 Şubat tarihine ertelendi. Bu tarihte son savunmaların bitmesi ve davadan bir karar çıkması bekleniyor. Son aylardaki bu gelişmeler unutulmuş olan davayı tekrar gündeme taşıdı.

Yargının Türkiye’nin uzun darbeler ve vesayet dönemi boyunca darbecilere karşı durmak bir tarafa hep darbecilerin ve vesayet odaklarının yanında durduğunu, ilk defa 15 Temmuz darbe girişimi sırasında milli iradenin ve meşru hükümetin destekçisi olduğunu gördük. Aslında 2014 HSYK seçimleriyle yargıda başlayan bu değişim FETÖ ile mücadele için çok önemli imkanlar sundu. Yargı 17-25 Aralık girişiminden sonra hem 15 Temmuz öncesi hem de sonrasında FETÖ’ye karşı en etkili ve kararlı mücadeleyi yürüten kurum oldu. 28 Şubat davası da soruşturmanın ilk aşamalarında FETÖ mensubu yargı mensuplarından kaynaklanan kimi sorunlara karşın darbe geleneği ve vesayete karşı verilen mücadelenin önemli bir aşaması olacaktır.

28 Şubat’ın “Postmodern” Niteliği ve Yargı Süreci

Bazı çevreler tarafından 28 Şubat sürecinde ordunun fiilen yönetime el koymaması sebebiyle, bu dönemdeki eylemler için bir darbeden ve ceza sorumluluğu açısından bir suçtan bahsedilemeyeceği ileri sürülüyor. Sanıkların savunmalarını da genelde bu çerçevede yaptıklarını görüyoruz. Savunmalarda Erbakan’ın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e giderek başbakanlıktan kendi isteği ile istifa ettiği, siyasetin kendi içerisinde dönüşüme girdiği, askerlerin fiili müdahalede bulunmadığı, yapılanların hepsinin Anayasa ve yasaların verdiği görev ve yetkiler çerçevesinde gerçekleştiği, hukukun dışına çıkılmadığı gibi argümanlar öne çıkıyor.

28 Şubat’ta TSK fiilen yönetime el koymamış ama bütün unsurları ile siyaset, devlet ve toplumun üzerinde yoğun bir baskı kurmuştu. Bunu yaparken 1961 Anayasası ile kurulan ve 1982 Anayasası ile güçlendirilen bürokratik vesayet sisteminin araçlarını ustaca kullanmış ve Milli Güvenlik Kurulunu (MGK) gölge hükümet haline getirmişti. Anayasal statüsü danışma organı olan MGK hükümete talimatlar vermiş ve Genel Sekreterliği vasıtasıyla tüm devlet kurumlarında bu talimatları takip etmişti. Hatta tamamen illegal olarak ve Anayasal devlet teşkilatının dışında “Batı Çalışma Grubu” adında bir organizasyon ile ayrı bir denetim mekanizması kurulmuştu. Verilen brifinglerle yargı harekete geçirilmiş ve çoğunlukla siyasal gerekçelerle çeşitli düzeylerde yüzlerce soruşturma ve dava açılmıştı. Muhalefet partileri siyasetin alanını korumak yerine ordunun yanında durmuş ve medya sürecin en önemli aktörü haline gelmişti. Medya topluma darbe tehlikesi üzerinden korku salmak ve ordunun müdahalelerini meşrulaştırmak için her yolu kullanmıştı. Sonuçta serbest seçimlerle gelmiş meşru hükümet düşürülmüş, Refah Partisi kapatılmış ve siyasi yasaklar getirilmiş, DYP parçalanmış, MGK kararları doğrultusunda yapılan işlemler sonucu yüz binlerce insan çeşitli mağduriyetler yaşamıştı. Sanık savunmalarında ileri sürülen görüşlere karşılık tüm toplumun gözleri önünde olağan dışı bir dönemden geçilmişti.

Nitekim dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri olan ve 28 Şubat davasında hakkında müebbet hapis istenen sanıklardan Erol Özkasnak bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada açıkça “28 Şubat’ta postmodern darbe yaptık” itirafında bulunmuştu. Bu darbenin postmodern niteliğini de şöyle açıklamıştı:

“Tereyağından kıl çeker gibi, eski darbelere benzemeyen bir şekilde hiç kan akıtmadan, hiç kimseyi üzmeden, gayet usulüne uygun bir şekilde demokratik uygulamalarla, MGK tarafından da benimsenerek, devletin başındaki en büyük insandan ilgili bakanlıklara kadar hepsi de dahil edilerek, hatta halkımız ortak edilerek sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla, çok başarılı bir şekilde yürütülen bir süreçtir.”

Yani milletin önemli bir kesimi üzerinde büyük sıkıntılara sebep olan süreci “hiç kimseyi üzmeyen ve çok başarılı” olarak nitelemişti Özkasnak.

FETÖ’nün Geçmiş Kumpasları 28 Şubat Davasını Gölgeliyor

28 Şubat toplumun gözü önünde gerçekleşmiş ve Türk milletinin çok büyük bir kısmının vicdanında mahkum edilmiş bir müdahale idi. Bu sebeple 28 Şubat davası darbe geçmişiyle hesaplaşmak için iyi bir imkan sağlıyordu. Ancak FETÖ’nün kurguladığı ve icra ettiği Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk ve benzeri davalar ile bu davalarda yaşanan mağduriyetler 28 Şubat’ın failleri ile gerçek bir hesaplaşmayı zorlaştırıyor. Bu davalar sırasında oluşan iftiraya uğramış ve mağdur edilmiş Türk askeri görüntüsünün arkasına 28 Şubat faillerinin de saklandığını görüyoruz. Hatta aynı duruma 15 Temmuz darbe yargılamalarında dahi rastlıyoruz. FETÖ’nün kumpasları gerçek faillere bahane ve sığınak üretiyor.

Ayrıca 28 Şubat davası ilk başladığında yargıda ve özellikle bu tür davalara bakan özel yetkili savcılıklar ve ağır ceza mahkemelerinde etkili olan FETÖ mensupları yargılamaları sulandırmış ya da sabote etmişti. Gerçekten de bu davanın iddianamesini hazırlayan savcı ve davaya bakan hakimlerin önemli bir kısmı FETÖ üyeliğinden ihraç edilmiş durumda. Sanıkların da bu durumu ileri sürerek savunma yaptıklarını görüyoruz. FETÖ 28 Şubat davasını kendisi için kullanışlı ya da gerekli görmediğinden olsa gerek, Balyoz gibi planlara gösterdiği tepkinin çok azını plan aşamasından icraya geçmiş bir darbe olan 28 Şubat’tan esirgemişti. Bunun bir sebebi de 28 Şubat’ın diğer dindar kesimlere büyük darbeler vururken FETÖ’nün önünü açması olsa gerek. Belki de suça ortaklığı dahi vardı.

FETÖ’nün sulandırmasına rağmen bu davanın sonuç aşamasına gelmesi önemli ama 28 Şubat süreci ile hesaplaşmak için tek başına yeterli değildir. Bu müdahalenin içerisinde çeşitli şekillerde yer alan çok sayıda kişi yargılamaların dışında kalmıştır. Örneğin bu sürecin en önemli ve etkili unsuru olan medya konusunda hiçbir adım atılmamıştır. Şüphesiz tüm medya mensupları için yargı sürecinin işletilmesi mümkün olmayabilir. Yani bazıları için ceza hukuku anlamında suç isnadı yapılmayabilir. Ancak 28 Şubat sürecindeki tüm rollerine rağmen bazı medya mensuplarının hala çeşitli platformlarda başkalarına demokrasi ve insan hakları suçlamaları yapabilmesi anlaşılabilir değil.

Bir diğer mesele de 28 Şubat faillerinin cezalandırılmasının yanında o dönemde yaşanan mağduriyetlerin giderilmesidir. Bu amaçla geçmişte birtakım düzenlemeler yapıldı. Başörtüsü sebebiyle kamu görevinden ihraç edilen ya da istifa etmek durumunda kalan devlet memurları için göreve dönüş imkanı sağlandı. O dönem okulundan ayrılmak zorunda kalanlara eğitimlerine dönme hakkı verildi. Ancak 28 Şubat dönemi yargılamaları sonucu çeşitli mahkumiyetler alanlar konusunda henüz somut adımlar atılamadı. Hukuki olarak genelleme yapmak zor ve hak ihlali var demek için her bir dosyaya ayrı ayrı bakmak gerekir. Ama o dönem yapılan yargılamalarda 600 civarında kişinin ağır cezalar aldığı ve bu kişilerin aradan geçen yirmi yıla rağmen halen cezaevinde bulundukları belirtiliyor. Ayrıca bu cezaların genellikle somut bir fiil isnadından ziyade birtakım soyut iddialar üzerine verildiği ileri sürülüyor. Bu dosyaların tekrar ele alınması ve varsa haksızlıkların giderilmesi 28 Şubat ile hesaplaşmanın önemli bir adımı olacaktır.

Sonuç olarak 15 Temmuz darbe girişimi ve bu girişim karşısında milletin ve siyasetin sağlam duruşunun Türkiye’nin darbeler geçmişi ile hesaplaşması için açtığı alanın iyi değerlendirilmesi gerekir. Bu bağlamda yapılması gerekenler 28 Şubat davasının sonuçlanması, diğer sorumluların da hesap vermesi ve bu sürecin bütün etkilerinin ortadan kaldırılmasıdır.


Etiketler »