Kriter > Siyaset |

CHP’ye HDP’den Tünel Kazıyorlar


6 Mayıs 2010 gece yarısı internet ortamına bir kaset düştü. Kasette on sekiz yıldır CHP’nin başında bulunan Genel Başkan Deniz Baykal ile uzun yıllar özel kalem müdürlüğünü yaptıktan sonra Ankara milletvekili seçilen Nesrin Baytok’un mahrem görüntüleri yer alıyordu.

CHP ye HDP den Tünel Kazıyorlar

6 Mayıs 2010 gece yarısı internet ortamına bir kaset düştü. Kasette on sekiz yıldır CHP’nin başında bulunan Genel Başkan Deniz Baykal ile uzun yıllar özel kalem müdürlüğünü yaptıktan sonra Ankara milletvekili seçilen Nesrin Baytok’un mahrem görüntüleri yer alıyordu. Kaset CHP’de pimi çekilmiş bomba etkisi yarattı. Önce “montaj” iddiaları geldi ama yeterli olmadı. CHP’li gençler Baykal’ın evinin önüne çadır kurup gösteriler düzenledi. 10 Mayıs’ta Baykal basının önüne çıkıp (dönebilirim imasını da içerecek şekilde) istifa ettiğini açıklarken olayın komplo olduğunu, Pensilvanya’nın yapmadığını söylüyor ve suçu hükümete atıyordu.

İlerleyen günlerde elli üç yıllık dava arkadaşı Önder Sav o güne kadar iki-üç kez genel başkanlığa aday olmayacağını açıklamış olan Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Baykal’ın evine gitti. 22 Mayıs günü ise Kılıçdaroğlu genel başkan adaylığını açıkladı. O günden başlayarak CHP yeniden dizayn edildi ve adeta gizli bir elin talimatlarıyla yönetilen bir partiye dönüştü.

Bir buçuk yıl kadar sonra CHP eski Genel Başkan Yardımcılarından Onur Öymen partinin nasıl dizayn edildiğini açıkladı. Baykal’a komplonun “ABD destekli bir operasyon” olduğuna dair belgeler bulunduğunu söyleyen Öymen 2009 başlarında kendisine ulaşan bir rapordan söz ediyordu. Silkroad Enstitüsü adlı bir STK’nın hazırladığı CHP raporuna göre “Baykal istifa ettirilecek, yerine Kılıçdaroğlu gelecek” deniyordu. Sonradan Wikileaks belgelerinde de dönemin ABD büyükelçisi Washington’a aynı minvalde yazılar yazıyor, Hillary Clinton da Ankara’ya yolladığı yazılarda bunun “olur”unu araştırıyordu. CHP’nin başına açıkça ABD’den idare edilen bir komployla “daha prezantabl bir başkan” getirilmişti.

Sonrasında Doğan Medya öncülüğünde Kılıçdaroğlu’nu parlatma çalışmalarını izledik. “Gandhi Kemal”, “sakin güç”, “halkın adamı” kasketini takıp gelmişti. Deniz Gezmiş parkasıyla çekilmiş fotoğrafları duvarları süsledi, arada çıkıp “Dersimli Kemal’im ben, devrimci Kemal’im” diye bağırdığını duyduk.

CHP Kulağına Üflenenleri Dillendiriyor

Fakat bunlar CHP’nin 2011 seçimlerini kazanmasına hatta oylarını artırmasına bile yetmedi. Sonraki hiçbir seçimde de bu mümkün olmadı. Zaten böyle bir amaç güdüldüğünü de hiç sanmıyorum. Bu yeni dizaynın farklı amaçları vardı. Mayıs 2013’teki Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’nde ortalık yakılıp yıkılırken bu amaç belirginleşmeye başladı ve aynı yılın sonundaki 17-25 Aralık yargı-polis darbe girişiminde netleşti. Kılıçdaroğlu yasa dışı yollarla elde edilen montajlanmış tapeleri Meclis kürsüsünden dinletir olmuştu. Artık hedef açıkça söyleniyordu: Erdoğan devrilecek, yurt dışına kaçacak ama yakalanıp yargılanacaktı.

Yeni yönetim doğru/yanlış olduğuna bakmaksızın eline tutuşturulan veya kulağına üflenen ne varsa bağıra çağıra dillendiriyordu. Meşruiyet alanlarını hiçe sayan çıkışları da oldu. Örneğin 2015 seçimlerinden sonra milletvekillerini yemin ettirmediler. Özellikle tutuklu isimleri aday gösterdiler, 16 Nisan referandumunu tanımadılar ve beğenmedikleri kararlar çıkınca yargı üyelerine ağır hakaretlerde bulundular.

Bir yandan da yalan fırtınası estirdiler. Türkiye’nin DEAŞ’a silah yolladığı yalanı en sıkı sarıldıklarından biriydi. Hala da söylüyorlar. “AKP’de 120 ByLock’çu vekil var” veya “Erdoğan ve ailesi Man Adası’na milyonlarca dolar kaçırıyor” gibi aksi derhal kanıtlanmasına rağmen devam ettirdikleri yalanlar da sürüyor.

Yalan iddiaları tutmadıkça giderek hırçınlaşan bir çizgiyi de parti yönetimine benimsettiler. Büyük umutlar bağladıkları 7 Haziran seçimlerinde AK Parti tek başına iktidarı kaybettiği akşam Gürsel Tekin çıkıp ertesi gün “bütün yandaş gazeteler”e el koyacaklarını ve iş adamlarından da hesap soracaklarını basın önünde söyleyebildi. HDP flörtü de başlamıştı. Demirtaş ile CHP’li Şafak Pavey’in “Birlikte iyi salladık” sözleri hafızalarda. Oysa aynı CHP PKK’lıların silah bırakması konusunu itibarsızlaştırırken başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Çözüm Süreci’nin aktörlerini yargıya taşımıştı.

Asıl facia ise 15 Temmuz darbe girişiminden sonra geldi. Darbecilerin izni ve gözetiminde havalimanından kaçan ve o gece darbeyi TV’den izleyen Kılıçdaroğlu çok geçmeden darbeye önce “tiyatro”, sonra da “kontrollü darbe” demeye başladı. Ne ilginçtir bu sıfatları aynı sıralamayla kaçak FETÖ’cü militanlar da dillendiriyor. Ardından da “20 Temmuz” darbesi nitelemesini kullanmaya başladı. Darbeden beş gün sonra yayımlanan ve devlet içindeki FETÖ yapılanmasını tasfiyeyi amaçlayan OHAL kararnamesini kastediyordu. Kısacası FETÖ sufle veriyor, Kılıçdaroğlu da bunları “legal alan”da seslendiriyor.

Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin yalan ve kışkırtma üzerine kurulu “siyaset”i bugün de hız kesmeden sürüyor. Geçtiğimiz ay Meclis önünde kendini yakma girişiminde bulunan bir kişiye seslenerek “Neden Meclis önüne geliyorsun kardeşim? Git kendini Saray’ın önünde yak. Sonra da Saray’ı yak!” sözleriyle akılla, izanla tarif edilemeyecek bir suça teşvik de bile bulundu.

16 Ocak Meclis grup konuşmasında ise darbe gecesi direnen vatandaşları suçlu pozisyonuna düşürmeyi amaçlayan bir konuşma yaptı. Direnen sivillere o geceki eylemlerinden dolayı yargı muafiyeti getiren KHK’ya atfen şöyle diyordu: “Şiddet kullanan sivillere muafiyet getirdiler. Devlet gücünü devlet dışı militanlara devrettiler.” Üzerine tanklar ve savaş uçaklarından ateş açılan siviller “militan”, direnişleri de “illegal”di ona göre. Oysa aynı şahıs köprüde sivillerin üzerine sabaha kadar ateş açan darbecileri “köprüde boğazı kesilen masum erler” diye taltif ediyor.

Halkın sinir uçlarıyla oynayacak konuları ağır hakaret ve iftiralarla dile getiriyor Kılıçdaroğlu. Bu yönüyle 15 Temmuz darbesini meşrulaştırmaya, direnişi ise yasa dışı ilan etmeye çalışıyor. FETÖ’den tutuklanan kimi şahısları da korumaya aldığı göz önünde tutulursa aslında FETÖ’yü kurtarma gayretinde. Örgütün kapatılan basın organlarını ziyaretindeki amacı neyse şimdi de aynı. Etrafı FETÖ tarafından kuşatılmış, başdanışmanları, milletvekilleri FETÖ’den tutuklanmış, tamamen örgüt çizgisinde “siyaset” yürüten biri için belki de normal karşılanmalı.

CHP Türkiye’nin Yükselişini Engellemeye Çalışıyor

Bugün CHP daha da radikal bir muhalefet çizgisine kayıyor. DHKP-C’nin “Halkız, haklıyız, kazanacağız” sloganını kullanan ve Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’ni kutsayan Canan Kaftancıoğlu’nun İstanbul İl Başkanlığı’na getirilmesi bunun işaret fişeği. Kanaatimce HDP’den CHP’nin içlerine doğru tünel kazılıyor. CHP’nin önemli bir kesiminin HDP/PKK’yla barışık olmadığı hatta alerjisi olduğu biliniyor. Nitekim Kaftancıoğlu’nun seçilmesiyle birlikte çekirdekten CHP’li pek çok isimden ve partiye gönül vermiş kesimlerden yüksek sesle itirazlar yükseldi.

Örneğin CHP genel başkanlığına aday olacağını açıklayan Ümit Kocasakal (Kaftancıoğlu’nun “Mustafa Kemal’in askeri değil, yoldaşıyım” ifadesine atfen), “Mustafa Kemal’in askerleriyiz sözünden rahatsız olanlar, üniter yapıyla sorunu olanlar, HDP güzellemesi yapanlar Atatürk’ün partisinde siyaset yapamaz” sözleriyle sertçe eleştirdi. Hatta “başka odakların askerliğini yapmak”la suçladı. “Partiye yabancı bir yazılım yüklediler” eleştirisini de ekledi.

CHP’nin 2019’a giden yolda da Erdoğan düşmanlığı etrafında bileyledikleri kitleyi aynı nefret saikiyle diri tutmaya çalışacağı anlaşılıyor. Türkiye’nin büyük hedefler koyarak başlattığı geleceğe yürüyüşüne takoz olmanın içerideki siyasi ayağı rolünü üstlenen CHP yönetimi gözünü karartmış durumda. Bütün büyük projelere karşı çıkıyorlar. Son olarak güzergahı açıklanır açıklanmaz Kanal İstanbul projesine de karşı olduklarını duyurdular.

Bir yandan da Türkiye’nin Ortadoğu’nun kaderinde söz sahibi olmasını engellemek için ellerine geçen tüm malzemeyi kullanıyorlar. Kılıçdaroğlu’nun tepeden inişinin Suriye iç savaşının hemen öncesine denk geldiği hatırlanırsa bu durum daha iyi anlaşılır. Hükümetin enerjisinin önemli bölümünü sömürecek büyüklü küçüklü her konuyu eski merkez medyanın da desteğiyle günlerce kamuoyunda tartıştırıyorlar. Böylece hükümetin (aslında Türkiye’nin) kafasını kaldırıp da Suriye, Irak ve dünyaya bakacak zamanının kalmamasını amaçlıyorlar.

2019’a giderken bir yandan eski yalanları güncelleyip yeniden piyasaya sürecek öte yandan (tabanlarındaki rahatsızlığı da umursamadan) radikal sol örgütler ve HDP/PKK’yla iş birliğini artırarak daha saldırgan bir yol izleyecekler. Belki de daha kötüsü Ortadoğu’da kışkırtılmaya çalışılan mezhep kavgasını içeriye taşımaya çalışacaklar. Radikalleşmiş Alevi gençleri sahaya sürmenin yollarını arayacaklar. ABD’de Türkiye aleyhine açılan davalardan ve FETÖ’nün sağladığı sahte belgelerden medet ummaları da beklenen bir şey.

Kaybetmeye mahkum bu strateji Türkiye'nin yürüyüşünü belki yavaşlatır ama durduramaz. CHP’yi ise geri dönülemez uçlara doğru sürükler.


Etiketler »