Kriter > Ekonomi |

Ekonomik Kalkınma Yolunda Cumhurbaşkanlığı Sistemi


Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle koalisyon ihtimalinin ortadan kalkacak olması belirsizlikleri azaltacağı için tüketicilerin ve yatırımcıların önlerini daha iyi görmelerini sağlayacak.

Ekonomik Kalkınma Yolunda Cumhurbaşkanlığı Sistemi

Türkiye ekonomisi, çok partili hayata geçilmesinden sonra en güçlü kalkınma hamlelerini tek parti iktidarları döneminde yaşamıştır. Sırasıyla Demokrat Parti, Anavatan Partisi ve AK Parti hükümetleri döneminde sağlanan siyasi istikrar sayesinde Türkiye ekonomisi önemli dönüşümler yaşayarak hızla gelişmiştir. Koalisyon dönemleri ise Türkiye ekonomisinin krizlerle boğuştuğu, büyümenin inişli çıkışlı bir patika izlediği yıllar olmuştur. DP ve Anavatan Partisi hükümetleri darbe, vesayetçi oluşumlar ve iç çekişmeler gibi nedenlerden ötürü Türkiye ekonomisine sağladıkları kazanımları ileriye taşımaya yönelik kurumsallaşmayı sağlayamamışlardır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti kurmayları siyasi istikrarın ekonomik istikrar ve 2002’den bu yana elde edilen kazanımların korunup geliştirilebilmesi için büyük öneme sahip olduğunu her fırsatta dillendirmişler ve bu yolda adımlar atmışlardır. Siyasi istikrarın demokratik yollarla güçlendirilebilmesi için kurumsallaşma hayati bir gereksinimdir. 16 Nisan referandumunda Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişe halkın onay vermesi bu kurumsallaşmanın sağlanmasına yönelik kritik bir adımdır.

Vaatler

Türkiye, 2000-2001 krizinden sonra birinci nesil ekonomik reformları uygulama konusunda mükemmel bir iş çıkardı. Kişi başına düşen GSYH kısa bir sürede 3 bin dolar seviyesinden 10 bin dolar seviyesine yükseldi. Bu başarı büyük oranda finansal ve makroekonomik istikrar tesis edilerek sağlandı. Bu başarıyı bir üst seviyeye çıkarmak ve gelişmiş ülke konumuna ulaşmak için Türkiye’nin ikinci nesil reformları ve akıllı sanayi politikalarını uygulaması gerekirdi. Ancak maalesef küresel finans krizi, jeopolitik riskler ve Gezi Parkı Şiddet Eylemleri, 17-25 Aralık yargı darbesi, terör saldırıları ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi olaylarla içeride artırılmaya çalışılan siyasi tansiyon ekonomide yeni bir başarı hikayesi yazmayı geciktirdi.

Türkiye’nin ekonomik hedeflerine ulaşabilmesi için bu yapısal reformları ve uzun vadeli politikaları gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bunun için de Türkiye’nin siyasi istikrar, güçlü yürütme, hızlı ve etkin karar alma mekanizması ve devlet kurumları arasında daha iyi bir koordinasyona ihtiyacı var. Yeni yönetim sistemi böyle bir ortamı sağlaması açısından önemli bir fırsat vaat etmektedir.

Türkiye son on beş yıllık süreçte önemli atılımlar gerçekleştirmiş olsa da kurumsallaşmayı sağlayarak bürokrasinin etkinliğini ve kalitesini tam anlamıyla artıramadı. Bu süreçte bazı bürokratlar inisiyatif almaktan kaçındı bazıları kanunlaşan reformların hayata geçirilmesini yavaşlatmaya çalıştı. Gerçekten iş yapmak isteyen bazı bürokratlar ise statükocu hantal bürokratik yapı içerisinde sindirilmeye çalışıldı. Bürokrasi idealler ve icraat bakımından siyasetin arkasında kaldı. Cumhurbaşkanlığı sistemi etkin bir bürokrasiye geçiş için de fırsat sunmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde bakanların meclis dışından seçilecek olması önemli bir gelişmedir. Türkiye’de yerel siyaset çok yoğun bir şekilde yaşandığı için, bugüne kadar bakanların milletvekilleri arasından seçilmesi bakanların kendi işlerinin yanı sıra mesailerinin bir kısmını yerel siyasete dair işlere ayırmalarını zorunlu kılıyordu. Bakanların meclis dışından seçilmesiyle birlikte politika belirleme süreçleri üzerindeki günlük siyasetten kaynaklanan belirsizlikler ve etkisizlikler asgari düzeye inecektir. Bu durumla uzun vadeli ve etkin politikaların hayata geçirilmesinin önü açılabilir.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçlanmasıyla birlikte yürütmenin başında kimin olacağı ortaya çıkmış olacak. Koalisyon ihtimalinin ortadan kalkacak olması, belirsizlikleri azaltacağı için tüketicilerin ve yatırımcıların önlerini daha iyi görmelerini sağlayacaktır. Tüketim ve yatırım harcamalarındaki dalgalanmaların azalmasıyla ekonomi daha istikrarlı bir patikada yoluna devam edecektir. Bu sistemle birlikte cumhurbaşkanı seçimler sırasında uygulamayı vaat ettiği ekonomi politikalarından birinci derecede sorumlu olacaktır. Vaat edilenlerin karşılanamaması durumunda koalisyon ortakları veya ekonomi kurmaylarının değil bizzat kendisinin bundan sorumlu olacak olması yürütmenin başını seçimler sırasında vaat ettiği ekonomi politikalarını hayata geçirmeye zorlayacaktır.

Ekonomik Kalkınma Yolunda Cumhurbaşkanlığı Sistemi

Ekonomi Politikasında Yeni Dönem Nasıl Şekillenmeli?

Farklı ekonomi birimleri arasındaki koordinasyonun sağlanması politikaları daha sağlıklı bir şekilde kurgulamak ve etkin bir şekilde hayata geçirmek için önemlidir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte bunu sağlamanın çeşitli yolları bulunmaktadır. Başarılı Doğu Asya örneklerinde olduğu gibi sanayi, teknoloji, dış ticaret ve kalkınma gibi kritik alanları ilgilendiren politikaları eş güdümlü bir şekilde hayata geçirebilecek “Sanayi, Ticaret ve Kalkınma Bakanlığı” veya benzer isimli bir süper bakanlık kurulabilir. Bakanlıklarla ilgili bir diğer birleştirme Maliye Bakanlığı ile Hazine Müsteşarlığı arasında gerçekleştirilebilir. Birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi Maliye ve Hazine Bakanlığı adıyla anılabilecek böyle bir bakanlık ile birlikte merkezi yönetimin varlık, gelir-gider ve borçlanma yönetimi tek bir çatı altında toplanmış olur. Bakanlıkların sayısında azalmaya gidilmemesi durumunda ise Ekonomi Koordinasyon Kurulunun işlevselliğini artırmaya yönelik bazı adımlar atılabilir.

AK Parti hükümetleri son on altı yılda özel sektöre çeşitli teşvikler sunmuştur. Teşvikler meblağ ve çeşitlilik açısından ciddi bir oranda artsa da çok fazla sektör ve şirket ayrımı gözetmeksizin genele verilmiştir. Teşviklerde etki-maliyet analizleri ve performans kriterleri çok fazla dikkate alınmamıştır.

Türkiye son dönemde teşvik sisteminin etkinliğini iyileştirmek adına olumlu adımlar atmıştır. Geçtiğimiz Nisan ayında açıklanan “Proje Bazlı Teşvik Sistemi” ile kritik alanlarda yerli üretim artırılacak, Türkiye’nin cari açığını yaklaşık 19 milyar dolar azaltması beklenen 23 proje için 19 şirkete teşvik sağlanacaktır. Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde sanayi atılımı yoluyla milli gelirini arttırması için bunun gibi nokta atışı teşviklere daha fazla ihtiyacı vardır. Yeni dönemde verilecek teşviklerde şirketlere ve sektörlere performans hedefleri konmalıdır. Şirketlerin alacağı teşvik miktarı performans kriterlerine göre dağıtılmalıdır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin sağlayacağı politik istikrar ve uzun vadeli bakış açısı bu gibi teşviklerin hayata geçmesini kolaylaştırabilir.

Siyasetçiler, vatandaşlar ve şirketler sıkça bürokratik hantallığı eleştirmektedirler. Vatandaşların ve şirketlerin günlük hayatlarını kolaylaştırmak adına gereksiz bürokratik kırtasiye işlemlerinin mümkün olduğunca ortadan kaldırılması gerekmektedir. Mevcut bürokratik sistemde iş yapanla yapmayan arasındaki farkı ortaya koyacak, bürokratların iş motivasyonunu ve tatminini artırıcı mekanizmalar fazla bulunmamaktadır. Bunu sağlamak için dengeli bir ödül-ceza mekanizması ortaya konabilir. Ekonomi için kritik öneme sahip üst düzey pozisyonlara güçlü özel sektör tecrübesine sahip kişilerin atanabilmesini cazip kılacak adımlar atılmalıdır.

Türkiye’deki vergi sistemi KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilere dayalı bir hale gelmiştir. Bu durum dar ve orta gelirli vatandaşların üzerindeki vergi yükünün artmasına neden olarak gelir dağılımını bozmaktadır. Seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte vergi sisteminin gelir ve kurumlar vergisi gibi doğrudan vergilere dayalı bir hale getirilerek dar ve orta gelirli vatandaşların omuzlarındaki vergi yükünün azaltılması gerekmektedir.

Cari açığı ve enflasyonu düşürücü, ulusal tasarrufları finans sistemine daha fazla çekecek ve yatırım ortamını iyileştirecek yapısal reformları hayata geçirerek Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı direncinin artırılması bir başka öncelik verilmesi gereken konudur. Türkiye ekonomisinin mevcut reel durumu ile yabancı yatırımcıların Türkiye ekonomisi algısı arasında ciddi bir fark bulunmaktadır. Yatırımcıların gözündeki bu negatif algıyı ortadan kaldırmak için ekonomi politikalarının ve kurumsal alanda gerçekleşmesi planlanan değişikliklerin şeffaf ve hızlı bir şekilde ulusal ve uluslararası kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi çok partili demokrasiye geçişle birlikte Türkiye’nin bir türlü yakalayamadığı kurumsallaşmayı sağlayabilecek potansiyele sahiptir. Bu kurumsallaşmanın sağlanması ekonomik, sosyal ve siyasi hayatta elde edilen kazanımların geliştirilerek Türkiye’yi küresel boyutta yukarıya taşımanın önemli bir gereksinimidir. 24 Haziran seçimleri sonrasında yeni sistemin potansiyelini realize etmeye dönük olarak bu kurumsallaşmanın sadece ekonomide değil bütün alanlarda daha etkin ve kapsayıcı bir şekilde nasıl sağlanabileceği üzerine kafa yormamız gerekiyor.


Etiketler »