Kriter > Dosya > Dosya / 10. Yılında 15 Temmuz |

En Uzun Gece


Tarih, darbeleri ve direnişleri birlikte kaydeder. Milletler bu kayıtlar üzerinden kendilerini yeniden inşa eder. Türkiye, 15 Temmuz gecesiyle birlikte hem büyük bir acıyı hem de büyük bir onuru aynı anda yaşadı. Şehitler o onurun en ağır bedelini ödedi. Gaziler, o bedeli bedenlerinde taşıyor. Millet ise o geceyi hafızasından silmemek için her yıl meydanlara çıkıyor. 15 Temmuz’un “en uzun gece” olarak tarihe geçmesi tesadüf değildir. O gece, saat bazında diğer gecelerden uzun olmadı. Ancak içinde barındırdığı karar anları, çatışmalar, şehitlikler, dualar ve direniş, onu tarihin en ağır gecelerinden biri hâline getirdi.

En Uzun Gece
FETÖ'nün darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. (Gökhan Balcı / AA, 13 Temmuz 2023)

Zaman, süre bakımından bir değişikliğe uğramazken yaşanan olaylar onu diğer dönemlerden ayırır. Bu yüzden bazen günler ve geceler hızlı geçerken bazıları uzun uzun yaşanır. İlber Ortaylı, 19. yüzyılı anlattığı kitabına İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı ismini bu sebeple vermiştir. O yüzyılın süre bakımından diğer yüzyıllardan bir farkı yoktur. Ancak 19. yüzyılda yaşanan gelişmeler, değişimler, savaşlar, tartışmalar ve diğer nedenler, bu yüzyılın böyle adlandırılmasına neden olmuştur. Eric Hobsbawm ise 20. yüzyılı en kısa yüzyıl olarak kabul eder. Hobsbawm, bu yüzyılı 1914’te başlayan Birinci Dünya Savaşı’yla başlatır, SSCB’nin 1991’deki çöküşüyle bitirir. Yüzyılın kısalığını süre bakımından değil, yaşanan olayların yoğunluğu ve ağırlığı bakımından ele alır. Bu yüzden söz konusu olan, süreden ziyade dönemin içinde barındırdığı olaylar ve gelişmelerle anlam kazanan bir zaman dilimidir.

15 Temmuz da tam olarak böyle bir zamanı ifade eder. 15 Temmuz gecesi, diğer gecelerden ayrılır. Millet o geceyi sokaklarda, meydanlarda ve köprülerde iradesini ortaya koyarak, her anını bizzat yaşayarak geçirdi. Millet iradesi, onu görmezden gelip ülkede istediği gibi at koşturacağını düşünen kesimin ve piyonların üzerine ağır bir darbe vurdu. 250 şehidimiz ve 2 bin 193 gazimiz başta olmak üzere topyekûn bir millet olarak hayatımızın en uzun gecesini yaşadık.

15 Temmuz’da, Türkiye’de yaklaşık her on yılda bir gerçekleşen darbe ve darbe girişimlerinin yeni bir halkası yaşandı. Milletin iradesi bu girişimin yalnızca deneme aşamasında kalmasını sağladı. Önceki darbelerden farklı olarak millet bu kez kendi iradesini meydanlarda ortaya koydu ve birilerinin o iradeye ipotek koymasına izin vermedi. Millet artık kendi bam teline dokunulmaması gerektiğini, kendi iradesinin yok sayılamayacağını tüm dünyaya mücadele ederek gösterdi.

 

Tekerrür Eden Bir Tarih

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden bu yana Türkiye pek çok darbe ve darbe girişimiyle karşılaştı. Bu darbeler arasında en trajik olanı, dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in, Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun idamıyla noktalanan 1960 darbesidir. Ardından ülkedeki sağ-sol çatışmalarını gerekçe göstererek gerçekleştirilen 12 Eylül 1980 darbesi geldi. Bu darbenin etkileri uzun yıllar boyunca hukuki düzlemde kendini hissettirdi. Laiklik ilkesini bahane göstererek hayata geçirilen 28 Şubat postmodern darbesi de toplumsal, psikolojik, zihinsel ve siyasi açıdan son derece derin izler bıraktı. Bu izlerin bir kısmı halen varlığını devam ettirmektedir. 27 Nisan 2007’de verilen e-muhtıra ise tarihsel süreçte etkisi en kısa süre devam eden girişim olma özelliğini taşır. Söz konusu muhtıra, bir yanıyla 28 Şubat sürecinin devamı niteliğindeydi.

Bütün bu darbelerin en belirgin ortak özelliği, dış güçlerin işin planlama ve yönlendirme aşamasında etkin biçimde rol oynamasıdır. 28 Şubat sürecinde kurulan ve yaklaşık 6 milyon insanı fişlediği tahmin edilen Batı Çalışma Grubu’nun fikir babası Çevik Bir’in ABD ile olan temasları, bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye’nin kendi öz iradesiyle yönetilmesine tahammül edemeyen dış aktörler, her dönemde farklı araçlar ve gerekçeler üzerinden iç dengelere müdahale etmeye çalıştı. Bu tablo, 15 Temmuz darbe girişimi söz konusu olduğunda da özünde değişmedi.

İstanbul'da, 15 Temmuz gecesi darbecilere karşı verilen mücadele akıllara kazındı, AA İNFO
Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 2016'da düzenlediği darbe girişimi sırasında İstanbul'da vatandaşların darbeci askerlere karşı o karanlık gecede verdiği mücadele, hafızalarda yer aldı. (Yasin Demirci / AA, 15 Temmuz 2025)

 

Piyonlar ve Planlayıcılar

15 Temmuz darbe girişiminin faili ve müsebbibi olan FETÖ, ABD’nin şekillendirip yön verdiği bir yapılanmaydı. FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in yıllardır çeşitli gerekçeler öne sürerek ABD’de ikamet etmesinin ardındaki temel neden, Amerikan siyasi, istihbari ve askeri zihniyetiyle kurulan o derin bağdır. Bu bağ, örgütün hem varlığını korumasına hem de hareket alanını genişletmesine zemin hazırladı. Gülen’in ABD’den hiçbir zaman iade edilmemiş olması, bu ilişkinin boyutlarını gözler önüne sermesi bakımından son derece düşündürücüdür.

Bu çerçevede 15 Temmuz, dış güçlerin tasarladığı ve FETÖ’nün piyon olarak kullanıldığı kapsamlı bir darbe girişimidir. Söz konusu gece, milletin tarih sahnesindeki yerini bir kez daha ilan ettiği, devlet kurumlarının en kritik imtihanlarından birini verdiği bir dönüm noktasıdır. O gece yaşananlar, Türkiye’nin kendi içinde hesaplaşması gereken köklü sorunların ne denli derin olduğunu da gözler önüne serdi.

Tarih, darbeleri ve direnişleri birlikte kaydeder. Milletler bu kayıtlar üzerinden kendilerini yeniden inşa eder. Türkiye, 15 Temmuz gecesiyle birlikte hem büyük bir acıyı hem de büyük bir onuru aynı anda yaşadı. Şehitler o onurun en ağır bedelini ödedi. Gaziler, o bedeli bedenlerinde taşıyor. Millet ise o geceyi hafızasından silmemek için her yıl meydanlara çıkıyor. 15 Temmuz’un “en uzun gece” olarak tarihe geçmesi tesadüf değildir. O gece, saat bazında diğer gecelerden uzun olmadı. Eskilerin tabiriyle müneccimle muvakkitin bilebileceği bir şeb-i yelda değildi. Ancak içinde barındırdığı karar anları, çatışmalar, şehitlikler, dualar ve direniş, onu tarihin en ağır gecelerinden biri hâline getirdi. Hobsbawm’ın kısa yüzyılı ile Ortaylı’nın en uzun yüzyılı gibi, bu gece de süreyle ölçülmez. Yaşananlarla ölçülür.

Türkiye bu geceyi geride bırakmadı, bırakamaz da. Zira geride bırakmak, o geceyi mümkün kılan koşulların ortadan kalktığı anlamına gelirdi. Oysa dış müdahale iştahı dinmedi. Bu anlamda 15 Temmuz, bugünü ve geleceği şekillendiren canlı bir referans noktasıdır. Millet o geceyi kendi elleriyle yazdı. Silahsız, örgütsüz, hazırlıksız ama kararlıydı. Bu kararlılık, tarihin akışını değiştiren türden bir güçtü. Devlet tarihlerinde nadiren rastlanan bir sahne yaşandı o gece. Halk, tankların önüne geçti. Bu sahne, Türkiye’nin kolektif hafızasına kazındı ve orada kalmaya devam edecektir. On yıl geride kaldı. Ama o gecenin ağırlığı, soruları ve dersleri güncelliğini koruyor. Milletin iradesi o gece sınandı ve ayakta kaldı. Bu, küçümsenecek bir miras değildir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası