İstanbul Şehir Hatları
Kriter > Ekonomi |

Proje Bazlı Teşvik Sistemi’nin Stratejisi


“Proje Bazlı Destek Sistemi” Türkiye’nin kritik ürünler ve sektörler bazında devletin özel sektör oyuncularını farklı kanallar üzerinden desteklediği yeni bir yaklaşımın işaret fişeğini ateşledi.

Proje Bazlı Teşvik Sistemi nin Stratejisi

Küresel ekonomik krizden bu yana uluslararası sistemin başat oyuncuları arasındaki siyasi rekabet ile küresel ve yükselen güçler arasındaki ekonomik ve teknolojik rekabetin giderek sertleştiği gözlemleniyor. Bir taraftan ABD, Rusya ve Çin gibi küresel güçler artık vekalet savaşlarını da aşan biçimlerde Ortadoğu, Güney Çin Denizi, Kırım gibi çatışma alanlarında doğrudan karşı karşıya geliyorlar. Diğer taraftan özellikle Donald Trump’ın ABD başkanı olarak göreve başlamasından bu yana dünya ekonomisinde serbest ticaret yaklaşımı ve liberal argümanlar hızla etkinliklerini kaybediyor. Liberal bir dünya ekonomisini korumaya dayalı “hegemonik istikrar” anlayışı tarihe karışıyor.

ABD liberal prensiplere dayalı bir küresel üretim, ticaret ve finans mimarisini ayakta tutmak için gerekli maliyetleri artık ödemek istemediğini açıkça ortaya koydu. Bunun yerine kendi ekonomik çıkarlarını optimum seviyede gözetmesine izin veren korumacı bir yaklaşımı benimsediğini açıktan ilan etti. Bunu yaparken de gerek başlıca rakibi olarak gördüğü Çin’e gerekse Meksika ve Kanada gibi sınır komşularına karşı yeni gümrük tarifeleri ve korumacı önlemler almaktan çekinmedi. Dolayısıyla Dünya Ticaret Örgütü, OECD, IMF, G20 benzeri uluslararası ekonomik kuruluşların temsil ettiği ekonomik liberalizm, serbest ticaret öğretisi ve para politikası odaklı monetarizm arkasındaki siyasi destek giderek zayıflıyor. Ekonomik küreselleşme dinamikleri kademeli olarak ters yönde hareket etmeye başlamış durumda.

Proje Bazlı Destek Sistemi

Buraya kadar tasvir ettiğimiz küresel ekonomi politik konjonktür yükselen güçlerin yeni nesil sanayi ve teknoloji politikaları uygulayarak ekonomilerinde yüksek katma değerli üretimi artırmaya çalıştıkları bir dönemin kapılarını da aralıyor. İşte bu bağlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kamuoyuna tanıtılan “Proje Bazlı Destek Sistemi” Türkiye’nin de artık ekonomik ve teknolojik dönüşüm açısından kritik ürünler ve sektörler bazında devletin özel sektör oyuncularını farklı kanallar üzerinden desteklediği yeni bir yaklaşımın işaret fişeğini ateşledi. Küresel örnekler ışığında hazırlanan yeni destek sistemi ile kalkınma planlarındaki temel hedefler doğrultusunda enerji arz güvenliğine katkı verecek, ham madde ve ara mallarında dışa bağımlılığı azaltacak. Ayrıca teknolojik modernizasyonu sağlayacak, yerel AR-GE ve katma değer üretimini destekleyecek 100 milyon dolar üzerindeki yatırımlar desteklenecek.

Türkiye ekonomisinin teknolojik modernizasyonuna katkı verecek ve dışa bağımlılığı azaltacak ilk etapta 23 kritik projeler, on yıllık süreçte toplam değeri 135 milyar liraya ulaşan kamu destekleri sağlanacak. Desteklenmesine karar verilen projeler yaygın sektörel yayılım etkileri olduğu öngörülen kendileri ile birlikte birçok yeni yatırımı destekleyecek. Şu anda ithal edilmekte olan birçok ürünün yerel imalatını sağlayarak cari açığın düşürülmesine katkı sağlayacak yatırımlardan oluşuyor. Bu projelerin özgün ihtiyaçları doğrultusunda gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, inşaat harcamaları için KDV iadesi, kurumlar vergisi istisnası gibi vergi destekleri sağlanacak. Ayrıca sigorta prim destekleri, gelir vergisi destekleri ve nitelikli personel destekleri gibi istihdam destekleri temin edilecek. Bunun dışında yatırım finansmanında kullanılan krediler için on yıla kadar faiz veya kar payı desteği, sermaye katkısı gibi finansal destekler ve on yıla kadar enerji maliyetlerine verilecek destekler de gündemde. Ayrıca yatırımların yapılacağı yerlerde yer tahsisleri, altyapı destekleri, kamu alım garantileri, ruhsat ve lisanslarda kolaylık sağlanması gibi farklı destek biçimleri de yatırımcıların hizmetine sunulacak.

“Proje Bazlı Teşvik Sistemi” kapsamına alınan yatırımların stratejik nitelikleri ve teknolojik özelliklerine bakıldığında Türkiye ekonomisinin yakın gelecekteki dönüşüm vizyonunu yansıtan projeler olduklarını görmek mümkün. Bunlar arasında entegre güneş paneli üretimi gibi yenilenebilir enerji yatırımları; yassı alüminyum ürünleri ve metalürji yatırımları; ham petrol işleme kapasitesini artıracak rafineri yatırımları; polietilen, polipropilen gibi stratejik ara ürünleri üretecek petrokimya yatırımları; karbon elyaf ve kompozit malzeme üretecek yatırımlar; stent, kalp kapakçığı gibi yüksek katma değerli sağlık teknolojisi yatırımları; yeni nesil metro, hızlı tren ve raylı sistem araç yatırımları; savunma sanayii yatırımları; hibrit elektrikli araç motoru ve batarya üretim yatırımları; entegre teknik hayvancılık yatırımları bulunuyor.

134 Bin Kişiye Dolaylı İstihdam Sağlanacak

Yükselen güçlerin hem siyasi hem de ekonomik olarak küresel gelişmeleri dikkatle izleyip “doğru ve hızlı karar” almalarını gerektiren bir döneme girilirken Türkiye’nin “Proje Bazlı Destek Sistemi” ile sınai ve teknolojik dönüşümü hızlandırma iradesini ortaya koymuş olması çok önemli. Önümüzdeki seçimler ile Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş gerçekleşip ekonomik yönetişim mimarisi yeniden yapılandırıldığında bu tür yeni nesil teşvik uygulamalarına muhtemelen çok daha fazla şahit olacağız. Açıklanan 135 milyar TL tutarındaki 23 proje ile yaklaşık 35 bin kişiye doğrudan istihdam imkanı oluşturulacak. Ayrıca projelerden kaynaklanacak dolaylı istihdamın ise 134 bin kişiye ulaşmasının beklenmesi atılan adımın büyüklüğünü ortaya koyuyor. Desteklenen yatırımlar hayata geçirildiğinde cari açık üzerinde yılda 19 milyar dolar düzeyinde daralma etkisinin oluşacak olması da sürdürülebilir büyüme açısından yeni nesil sanayi-teknoloji politikasının önemini sergiliyor.

AK Parti hükümetleri tarafından son on beş yılda atılan önemli reform adımları sayesinde Türkiye’de ekonomi yönetiminin düzenleyici kapasitesi oldukça yükseldi. Ancak uluslararası rekabette öne çıkan stratejik sektörlerde dönüştürücü kapasiteyi geliştirmek gerekiyor. Teşvik sistemlerinde sektörel ya da ürün bazında öncelik belirlemeyip makroekonomik istikrar oluştuğunda sanayi ve teknolojik dönüşümün kendi kendine gerçekleşeceğini beklemek gerçekçi değil. Cumhurbaşkanlığı sistemi ile siyasi ve bürokratik merkez yeniden yapılanırken konunun ekonomi ve kalkınma boyutunu da atlamamak gerekiyor. Siyasi sistem dönüşürken ekonomik büyüme modelinin de iç tasarruflara ve üretime dayalı, tarım ve sanayide modernleşmeyle inovasyon ve girişimciliği özendiren, teknoloji yoğun üretimi ve ihracatı destekleyen, oluşan refahın eşitlikçi paylaşımını teşvik eden bir biçimde yeniden yapılandırılması çok önemlidir.

“Orta gelir tuzağı”nı aşıp reel-ekonomi, modern tarım, sanayi ve teknoloji odaklı yeni bir kalkınma hikayesi yazmak ve Dördüncü Sanayi Devrimi’nin dışında kalmamak için etkin ve dinamik bir yönetim yapısına ihtiyaç var. Son dönemde savunma sanayiinden başlayarak art arda atılan yüksek teknoloji odaklı teşvik adımları (Proje Bazlı Teşvik Sistemi gibi) artık Türkiye’de siyasi iradenin proaktif sanayi ve teknoloji politikaları uygulamakta kararlı olduğunu ortaya koyuyor. Artık rüzgar ve güneş enerjisinden petrokimyaya, yeni nesil karbon elyaf teknolojisinden kalp kapakçıkları üretimine kadar ileri teknoloji ürünlerinin ortaklıklar ve teknoloji transferi yoluyla içeride üretilmesinin yolları aranıyor. Yani “rekabet devleti” ya da “dönüştürücü devlet” mantığı benimsenmiştir. Ama bunun sürdürülebilir olması için kalıcı bir kurumsal çerçevesinin de oluşması gerekiyor. Tarımdan sanayiye kadar üretici sektörlerin çoğunda devam eden ithal girdilere bağımlılık ancak entegre politikalarla düşürülüp cari açık kalıcı olarak kontrol altına alınabilir.

Gelişmiş ve yükselen ekonomiler sert bir uluslararası rekabetin içindeyken Türkiye’nin proaktif tarım, sanayi ve teknoloji politikası izlemeden rekabet avantajı kazanması zor. O yüzden özellikle bilgi ekonomisi ile ilgili robotik, nanoteknoloji, biyoteknoloji (tohum-gübre), yenilenebilir enerji, genetik, uzay ve savunma teknolojileri, yeni kompozit materyaller, ilaç sanayii, petrokimya gibi alanlarla ilgili bürokratik kuruluşların merkezi koordinasyon çatısı altında birleştirilmesi, yeni sektörel ajanslar oluşturulması ve performans denetimi yapılması Cumhurbaşkanlığı sisteminin ekonomik yapılanması bağlamında düşünülebilir. Sanayi ve teknoloji politikalarında inovasyon kurumsal inovasyon ile mümkündür.


Etiketler »