Ugetam
Kriter > Ekonomi |

Trump’ın Korumacılığı ve Ticaret Savaşları


Başkanlık seçiminde Donald Trump’ın vadettiği ekonomi politikaları hem ABD hem de uluslararası arenadaki olası yansımaları açısından dikkat çekmişti.

Trump ın Korumacılığı ve Ticaret Savaşları

Başkanlık seçiminde Donald Trump’ın vadettiği ekonomi politikaları hem ABD hem de uluslararası arenadaki olası yansımaları açısından dikkat çekmişti. Trump adil olmadığını iddia ettiği ticari anlaşma ve iş birliklerini yeniden gözden geçireceğini defaatle açıklamıştı. Bu yüzden Trump’ın genel ekonomi politikalarında kullandığı iddialı, popülist ve korumacı ifadelerini hayata geçirmesi sürpriz görünmemektedir. Bununla birlikte bu durum hegemonik bir güç iddiası taşıyan ABD ve onun çıkarları için önemli riskler barındırmaktadır.

Son aylarda Donald Trump’ın kendi imalatçılarına zarar verdiği gerekçesiyle güneş paneli ve çamaşır makineleri ithalatına yüzde 30’lara varan gümrük vergisi getirmesi gündemde kendine fazla yer bulmadı. Ancak son günlerde ithal çeliğe yüzde 25 ve alüminyuma yüzde 10 ek vergi uygulayacağını açıklaması küresel ekonomide büyük bir endişe ve tepkiyle karşılandı. Trump’ın politikalarına yönelik eleştiriler karşısında sarf ettiği “Ticaret savaşları iyidir ve kazanması kolaydır” söylemi uluslararası ticarete yönelik neo-merkantilist yaklaşımını göstermektedir. Buna tepki veren Avrupa ülkelerine yönelik Trump’ın otomobil alımlarını sınırlandırabilecek yeni vergilendirme uygulamalarına gidebileceği sinyali vermesi ayrıca endişe oluşturdu.

Ancak ABD’nin uygulayacağı potansiyel korumacı politikaların daha fazla istihdam ve yatırım oluşturacağı düşüncesi gerçekçi değil. ABD’nin korumacı politikalarının hem kendisi hem de dünyanın geri kalanı için fayda sağlamayacağı ve uzun dönemde izolasyonist politikaların negatif etki oluşturacağı bir tablo söz konusu olacaktır. Böylesi bir süreçte Trump’ın seçim kampanyasındaki popülist söylemlerinden yansıyan korumacı politikalarının sürdürülerek devam etmesi küresel ekonomide endişeyle karşılanacağı gibi bunların aynen uygulanması halinde küresel çapta ticaret savaşları tetiklenebilir. Bu bakımdan Trump’ın korumacı ticaret politikalarının uygulamaya konulması başta Çin ve AB olmak üzere ABD’nin büyük rakiplerini ve ticaret ortaklarını karşılık vermeye (misillemeye) zorlayacaktır. Ülkelerin karşılıklı uygulamaya giderek korumacı politikalar uygulamaları ve tarifeleri yükseltmeleri üretici açısından maliyet ve tüketici nezdinde ise enflasyon artışına neden olabilir. Bu aynı zamanda küresel ekonominin gelişmelerden olumsuz etkilenmesi anlamına gelecektir. Ülkelerin birbirleriyle rekabet ettiği bir ortamda yaşanan ticaret savaşının kazananı olmadığı gibi bu risk küresel ekonomide daralmaya ve refahın azalmasına yol açabilir.

Tarihsel gerçeklik bize sanayileşmiş ülkelerin kalkınma sürecinde stratejik sektörleri sıklıkla destekleme yoluna gittiğini göstermektedir. Dünya ekonomisinin genişleme dönemlerinde daha liberal ticari entegrasyon söylemlerinin, küçülme ve kriz anlarında ise regülasyon ve korumacılık taleplerinin konjonktürel olarak öne çıktığını görüyoruz. Özellikle son yıllarda Batı’nın rekabet etme gücünü bazı alanlarda yitirmeye başladığı Doğu ile arasındaki ekonomik gelişmişlik farkının azaldığı ve zenginliğin tekrardan Doğu’ya kayma endişesinin taşındığı bir süreç yaşanmaktadır. Bu süreç Batılı gelişmiş ülkeleri pozisyonlarını güçlendirme ve sanayi sektörünü yeniden canlandırma arayışlarına iterek stratejik sektörlerini korumaya sevk ediyor.

Korumacılık Eğilimi Liberal Ticaret Düzeni için Büyük Risk

Nihayetinde ekonomik olarak güçlenen bugünün gelişmiş ülkeleri ulusal çıkarları söz konusu olduğunda serbest piyasa savunuculuğunu bırakarak korumacılığın en ateşli taraftarları olabilmektedir. İngiltere’nin Brexit kararı ile AB dışında bir gelecek vizyonuna yönelmesi, Donald Trump’ın ABD’de başkan seçilerek çok daha sert bir dış politika ve ekonomik rekabet söylemi benimsemesi, Avrupa’da aşırı sağ̆ hareketlerin giderek siyasetin merkezine oturması gerek siyasi gerekse ekonomik anlamda liberal değerlerin uluslararası rekabet öncelikleri bağlamında görece geri çekildiğini işaret etmektedir. Ancak sanayileşme sürecini tamamlamış ve uluslararası platformlarda liberal değerlerin en büyük savunucusu olan Batılı ülkelerin son yıllarda yeniden korumacılık eğilimi içerisine girmeleri liberal ticaret düzeni için büyük bir risk ve tehdit oluşturmaktadır.

Çelik üretiminde dünyada sekizinci ve Avrupa’da ikinci sırada olan Türkiye 2017’de gerçekleştirdiği 1,8 milyon ton çelik ihracatıyla ABD’nin ithalatında yüzde 7 oranında bir paya sahiptir. Şüphesiz ABD’nin uygulayacağı çelik ithalatındaki vergi ilk on ülke içerisinde yer alan Türkiye’nin de ihracatını olumsuz etkileyecektir. Lakin Çin, Brezilya, Güney Kore, Rusya ve Japonya ile birlikte AB ülkeleri bu durumdan en fazla etkilenecek ülkeler olarak gösterilmektedir. Meksika ve Kanada ise ek gümrük vergisi kararından şimdilik muaf tutuldu. Ancak Trump’ın yasak getirmediği NAFTA üyesi bu ülkeler ile daha kapsamlı bir mücadeleye girişerek bunu baskı unsuru olarak kullanacağını “NAFTA’yı ya sonlandıracağız ya da yeniden yazacağız” sözlerinden anlıyoruz. AB Komisyonu Trump’ın fitilini ateşlediği ticaret savaşına tepki olarak içinde Harley Davidson, Levi’s ve Bourbon viski gibi ikonik Amerikan mallarının da yer aldığı bir misilleme listesi çıkardı.

Böylesi bir ortamda Türkiye’nin de ABD’den ithal ettiği farklı ürünlerde karşılık vermesi söz konusu olacaktır. Türkiye’nin ihracat piyasasını çeşitlendirme arayışını da hızlandıracak bu gelişme uzak ve yakın pazarlara (Afrika, Asya, Latin Amerika gibi) daha yoğun ilgiyi gerekli kılacaktır. Dolayısıyla Türkiye ve gelişmekte olan ülkelerin hızlı ve sürdürülebilir sosyoekonomik kalkınmayı gerçekleştirmeleri ve kendilerine karşı uygulanacak haksız rekabet politikalarından korunmaları için kullanabilecekleri en etkili silah seçici ve stratejik yeni korumacılık politikalarıdır. Yükselen bir ekonomi ve gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye’nin de Dünya Ticaret Örgütü’nün temsil ettiği uluslararası ticaret rejimi tarafından onaylanmayan geleneksel korumacılık politikalarından ziyade modern ve daha sofistike yeni korumacılık yöntemleriyle stratejik gördüğü sektörleri desteklemesi önemlidir.


Etiketler »