Kriter > Dosya > Dosya / Toplum |

Türkiye’de Yastıkaltı Altın Sorunu ve Ekonomiye Kazandırılması


Türkiye’de yastıkaltında tahminen 3 bin ton altın var bunun da iktisadi değeri 415 milyar dolar! Bu rakam ne demek derseniz; 30 civarı KAAN ölçeğinde savunma sanayii projesi demek. 8 bin 300 fabrika ve 4 milyon insanın istihdamı ile Türkiye’de işsizliğin yapısal olarak son bulması demek. 500 civarı dünya çapında üniversite demek. Bin 400 tane bin yataklı şehir hastanesi demek. 400 Avrasya Tüneli, 185 Çanakkale Köprüsü, 350 Osmangazi Köprüsü demek.

Türkiye de Yastıkaltı Altın Sorunu ve Ekonomiye Kazandırılması

Yastıkaltı altın birikimleri, makroekonomik açıdan atıl duran bir servettir. Araştırmalar, Türkiye’de hane-halkında kabaca toplam 4 bin – 4 bin 200 ton civarında altın bulunduğuna dair tahminlere yol açmaktadır. Değeri, güncel fiyatlarla yaklaşık 550 milyar dolar demektir. 1000-1200 tonluk kısmı, sistem içerisinde (Merkez Bankası’nda ve bankalardaki altın hesaplarında vb.), 3 bin tonluk bir kısmı ise finansal sistemin dışındadır: Yani yastıkaltında tahminen 3 bin ton altın var bunun da iktisadi değeri 415 milyar dolar! Bana göre yarım trilyon dolardan dahi fazla!

 

Mevcut Durumun Karşılığı

Peki bu rakam ne demek derseniz kısaca anlatayım: 30 civarı KAAN ölçeğinde savunma sanayii projesi demek. 8 bin 300 fabrika ve 4 milyon insanın istihdamı ile Türkiye’de işsizliğin yapısal olarak son bulması demek. 500 civarı dünya çapında üniversite demek. Bin 400 tane bin yataklı şehir hastanesi demek. 380 bin MW Rüzgar Enerji Santrali ile ek başına Avrupa’nın en büyük enerji gücü olmak demek. 700 bin MW Güneş Enerji Santrali demek. Bu da Türkiye’nin mevcut elektrik kurulu gücünün 6 katına tekabül eder ki; enerji ithalatının sıfırlanması cari açığın yapısal olarak kapanması demek. Daha sayayım mı? 400 Avrasya Tüneli, 185 Çanakkale Köprüsü, 350 Osmangazi Köprüsü demek. Dolayısıyla cevap aradığımız soru çok kıymetli... Meseleyi bu çerçeveden görmek ve ele almak gerekir.

Nitekim İNG Türkiye’nin 2025’te yaptığı bir araştırmaya göre ülkemizde tasarruf araçları tercihlerinde yastıkaltı fiziki altın zirvede yer alıyor. (yüzde 35); ikinci sırayı tahmin etmek hiç de zor değil; yastıkaltı nakit döviz (yüzde 28). Üçüncü sırada ise TL Mevduat Hesapları (yüzde 21) var ve liste bu şekilde uzayıp gidiyor.

Yastıkaltı altınlar, finansal sisteme nasıl kazandırılır sorusuna yanıt vermek istiyorsak; önce neden finansal sistem dışında olduğunu anlamamız ve tasarruf sahibinin karakteristik yapısını özümsememiz gerekir.

Ekonominin olmazsa olmaz iki temel direği var: Güven ve istikrar. Yukarıdaki oranlar dahi bize Türkiye’de altına olan kadim eğilimlerin, finansal sisteme duyulan güven eksikliği nedeniyle ortaya çıktığını net biçimde sergilemektedir. Geçmişteki yüksek enflasyonist dönemler, hortumlanan bankalar, finansal krizler; bu memleketin insanında güvene dair kronik hasarlar bırakmıştır. Bu hasarlar dini hassasiyetler ile birleşince de “Ne olur ne olmaz elimin altında dursun” perspektifiyle fiziki altın biriktirmek yıllara sâri yaygınlaşmış durumdadır.

 

Bugüne Kadar Neler Yapıldı?

Türkiye’de yastıkaltı altınları finansal sisteme kazandırmak amacıyla son on beş yılda çeşitli araçlar devreye alınmıştır: 2011’de TCMB’nin Zorunlu Karşılıklar Mekanizması’na (ROM) altın opsiyonunu eklemesiyle altın bankacılığı gelişmiş, bankalar fiziki altını gram altın hesapları üzerinden sisteme çekmiş ancak hedeflenen hacme ulaşmak için ithal altına da başvurulması, yastık altındaki mevcut stokun çözülmesine katkıyı sınırlamıştır. İzleyen yıllarda bankaların düzenlediği hurda altın kampanyaları ve kuyumcu iş birlikleriyle yaklaşık 60 ton altın sisteme kazandırılmış olsa da, altının toplum nezdinde finansal bir enstrüman olarak benimsenmesi sınırlı kalmıştır. 2017’de Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ihraç ettiği altın tahvili ve altına dayalı kira sertifikaları, fiziki altının vade sonunda aynen geri alınabilmesi ve altın cinsinden ek getiri sunmasıyla güven hedeflese de, yüksek enflasyon ortamında cazibesini yitirmiş ve toplanan miktar birkaç tonla sınırlı kalmıştır. 2022’de Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılan ve Borsa İstanbul’da işlem gören Darphane Altın Sertifikası ise küçük tutarlarla güvenli ve dijital altın yatırımı imkânı sunarak yeni yatırımları piyasaya yönlendirmiş, ancak mevcut yastıkaltı altın stokunu anlamlı ölçüde azaltacak bir etki oluşturamamıştır. Sonuç olarak bugüne kadar uygulanan tüm bu araçlar, teknik çeşitlilik sağlamış olsa da, altının satılmadan ve mülkiyet duygusu zedelenmeden sisteme girmesini sağlayacak güçlü bir güven ve davranış dönüşümü hazırlayamadığı için yastıkaltı altın sorununu köklü biçimde çözmekte yetersiz kalmıştır.

altın yüzükler

Neden Yeterince Başarılı Olunamadı?

Bu durum, teknik araç eksikliğinden ziyade güven, davranış ve algı temelli yapısal faktörler ile açıklanabilir. Araştırmalar, vatandaşların önemli bir bölümünün altını “emanet edilemeyecek kadar kıymetli” gördüğünü, bankalara ve devlete teslim etme konusunda derin bir güvensizlik taşıdığını göstermektedir. Güven konusunda bir paradoksun da altını çizmek gerekir. Sisteme girmesi adına yapılan çağrılara negatif cevabın gerekçesi güven iken aynı zamanda bazı vatandaşlarımızın kilo kilo altını mahallesindeki kuyumcuya kâr elde etme beklentisi ile teslim ettiğini de vurgulamak gerekir.

Bir diğer neden, sunulan finansal getirilerin bireyler açısından ikna edici olmamasıdır. Altın mevduat hesapları ve altın tahvillerinde önerilen yıllık yüzde 0–2,4 aralığındaki getiriler, yüksek enflasyon ortamında ve altın fiyatlarının zaten güçlü biçimde arttığı bir dönemde cazip bulunmamış; bazı ürünlerde getirinin TL cinsinden olması, altın fiyatı yükseldiğinde göreli kayıp hissini pekiştirmiştir. Likidite ve erişim konusundaki endişeler de bu tabloyu tamamlamıştır: Fiziki altının evde tutulduğunda anında bozdurulabilmesine karşın, bankacılık sisteminde vade, prosedür ve fiziki teslimat koşulları, bireylerin zihninde esneklik kaybı olarak algılanmıştır.

Bunun yanında, takı formundaki altınların sisteme sokulması halinde işçilik ve duygusal değer kaybına uğraması, özellikle aile yadigârı niteliğindeki altınların finansal enstrümana dönüştürülmesini zorlaştırmıştır. Kayıt altına girmenin ileride vergilendirme, sorgulama ya da olası düzenlemeler yoluyla risk doğurabileceğine dair algı da, altının kayıt dışı tutulmasını “daha güvenli” gören bir kesimin varlığını sürdürmesine neden olmuştur. Bu koşullar altında, devletin rezervleri ve finansmanı güçlendirme hedefleri ile bireylerin belirsizlikten korunma motivasyonu yeterince örtüşmemiştir.

 

Uluslararası Karşılaştırmalar: Diğer Ülkelerde Durum ve Modeller

Uluslararası karşılaştırmalar, yastıkaltı altının evrensel bir sorun olmadığını; bunun ülkelerin kültürel yapısı, finansal sistem derinliği ve devlet–birey ilişkisi ile yakından bağlantılı olduğunu göstermektedir. Altına kültürel yakınlığı olan ülkelerde bu sorun daha belirgin hale gelirken, finansal altyapısı güçlü ve güven düzeyi yüksek ekonomilerde altın birikimi politika konusu dahi yapılmamaktadır.

 

TABLO 1. ÜLKELERDEKİ YASTIKALTI ALTIN DURUM KARŞILAŞTIRMASI

Uluslararası karşılaştırmalar, yastık altı altınların sisteme kazandırılması konusunda en somut adımların Türkiye ve Hindistan tarafından atıldığını, ancak sonuçların ülkeler arasında belirgin biçimde farklılaştığını göstermektedir.

 

Kiralama Modeli

Altın kiralama modeli, yastık altında atıl duran altınların satılmadan ve mülkiyeti el değiştirmeden reel sektöre finansman sağlaması ve aynı anda altın sahibine altın cinsinden getiri üretmesi esasına dayanır. Bu yaklaşım, altını yalnızca değer saklama aracı olmaktan çıkararak, üretken bir varlık haline getirmeyi amaçlamaktadır. Modelin temel vaadi, “altın altınla kazanır” ilkesidir; yani yatırımcı, parasal faize değil, doğrudan altın miktarındaki artışa odaklanır.

 

Altın Kiralama Modelinin Çalışma Prensibi

Bu yapı üçlü bir ilişki üzerine kuruludur: Altın sahibi yatırımcı, altını kullanan işletme ve aracı platform. Yatırımcı, fiziki altınını güvenli kasalarda saklanmak üzere platforma emanet eder; altın, doğrudan değil platform aracılığıyla kiralanır. Getirilerin altın olarak ödenmesi, enflasyon ve kur riskini ortadan kaldıran kritik bir unsurdur.

Altını kiralayan işletmeler ise genellikle kuyumculuk, rafineri, madencilik ve altını üretim girdisi olarak kullanan sanayi firmalarıdır. Bu işletmeler, altını satın almak yerine kiralayarak sermaye bağlamadan üretim yapabilir, fiyat dalgalanmalarına karşı doğal bir korunma (hedge) sağlar ve bilanço dışı bir finansman elde eder. Kiralama süresi çoğunlukla kısa vadeli olmakla birlikte, tarafların memnuniyeti halinde yenilenebilir. Platformun rolü ise eşleştirme, risk analizi, sözleşme yönetimi ve güvenli saklamadır.

 

Türkiye’ye Özgü Bir Öneri

Temel hedef; altın sahiplerinin güvenle sisteme katılabildiği, altın cinsi gerçek getiri elde edebildiği, reel sektöre düşük maliyetli finansman sağlayan ve kamu otoritesine kalıcı makroekonomik katkı sunan entegre bir “Altın Finansmanı Ekosistemi” oluşturmaktır. Süreç, uluslararası iyi uygulamalardan ilham almakla birlikte, tamamen Türkiye’nin kurumsal yapısı, tasarruf davranışları ve piyasa gerçeklerine uyarlanmıştır.

Önerilen yapı, merkezinde uzmanlaşmış bir altın finansman kurumu (Altınbank) ve lisanslı bir platform bulunan ekosistem şeklinde kurgulanmaktadır.

 

Finansal İşleyiş ve Getiri Mekanizması

Sürecin finansal işleyişi, altın cinsinden tasarruf–altın cinsinden getiri ilkesine dayanmaktadır. Altın sahipleri, fiziki altınlarını veya mevcut altın hesaplarını sisteme dahil ederek gram altın bakiyesi üzerinden işlem görür. Katılımcılara; belirli vadelerle altın kiralama, devlet veya platform kaynaklı altın dayanaklı menkul kıymetler ve sınırlı ölçüde altına endeksli TL ürünler gibi farklı seçenekler sunulur. Toplanan altınlar, reel sektörde altına ihtiyaç duyan başta ilgili sektördeki yetkilendirilmiş rafineriler olmak üzere işletmelere kiralanarak üretim ve ticarette kullanılır; elde edilen gelirler yatırımcılara doğrudan altın olarak dağıtılır. Böylece yatırımcı, hem anaparasını korur hem de enflasyon ve kur riskinden bağımsız bir getiri elde eder.

 

Riskler ve Yönetim Çerçevesi

Süreç; karşı taraf riski, likidite riski, operasyonel ve itibar riskleri gibi unsurlar barındırmakla birlikte, bunlar teminatlandırma, portföy çeşitlendirmesi, sigorta, şeffaf raporlama ve bağımsız denetim yoluyla yönetilebilir niteliktedir. Altın kiralama yapısının doğası gereği fiyat riski büyük ölçüde sınırlanmakta; makroekonomik belirsizlikler karşısında ise kamu otoritelerinin uzun vadeli ve öngörülebilir politika duruşu belirleyici olmaktadır.

Altın sahibi isterse altınını yalnızca güvenli biçimde saklayabilir, isterse belirli bir süre dokunmamak şartıyla altınını “çalıştırmayı” tercih eder. Bu durumda altın, üretim ve ticarette altına ihtiyaç duyan firmalara emanet usulüyle kullandırılır. Firmalar altını satın almaz, mülkiyet altın sahibinde kalır; sadece belirlenen süre boyunca kullanır ve bunun karşılığında altın cinsinden kira öder. Böylece elde edilen getiri faiz ya da TL bazlı kazanç değil, doğrudan altın olarak hesaplara yansır. Kira bedeli piyasa koşullarında arz ve talebe göre şekillenir. Resmi platform üzerinden online olarak hesabını görebilir, ister fiziki olarak başvurarak ister çevrimiçi olarak çeşitli işlemleri gerçekleştirebilir.

Süre sonunda yatırımcı altınını sistemde tutmaya devam edebilir ya da kazandığı ek altınla birlikte fiziki altınını geri alabilir. Her iki durumda da altının kontrolü yatırımcıdadır; altın bozdurulmamış, değerinden koparılmamış ve “emanet” algısı zedelenmemiştir. Arka planda ise bu altınlar ithalat yerine iç kaynakla karşılanmış, şirketler daha uygun maliyetle üretim yapabilmiş ve ekonomi atıl duran birikimleri üretken hale getirmiş olur. Vatandaş açısından sistemin özü son derece basittir: Altın elinden çıkmaz, değerini kaybetmez, altın olarak çoğalır ve istendiği anda yine altın olarak geri gelir.

ABD merkezli altın kiralama modelleri teknik olarak başarılı olmakla birlikte, Türkiye’deki yastıkaltı altın sorununun ölçeği ve niteliği açısından sınırlı bir karşılığa sahiptir. Bu modeller, finansal sisteme zaten güvenen, altını bir portföy enstrümanı olarak gören dar ve sofistike bir yatırımcı kitlesine hitap eden, faiz hassasiyeti olmayan mikro düzeyde finansal ürünler sunmaktadır. Oysa Türkiye’de ihtiyaç duyulan yapı, bireysel getiri üretmenin ötesine geçen; yastıkaltı altını kültürel, davranışsal ve kurumsal boyutlarıyla ele alan makro-finansal bir çözümdür.

Bu nedenle bizim perspektifimiz; altını yalnızca kiralanabilir bir yatırım varlığı olarak değil, toplumsal güven ilişkileri içinde konumlanmış bir tasarruf biçimi olarak kabul etmektedir. Önerimizin özgünlüğü, altın cinsi gerçek getiri üretirken mülkiyeti yatırımcıda tutması, reel sektörü doğrudan ve stratejik biçimde fonlaması ve kamu otoritelerini tasarımın ayrılmaz bir parçası haline getirmesinde yatmaktadır.

Dolayısıyla Türkiye için daha fazla karşılık bulacak olan, mevcut ABD modelinin birebir uygulanması değil; bu çalışmada önerilen, ülkenin sosyoekonomik gerçekleriyle uyumlu, ölçeklenebilir ve politika düzeyinde etkili yerli bir altın finansman ekosistemidir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası