Ugetam
Kriter > Kitaplık |

Yayıncılıkta Yeni Dönem mi?


Türkiye’de kültürel hegemonyanın belki de en net hissedildiği alan yayıncılık. Ülkede diktatörlük rejimi kurulduğunu iddia eden, terör destekçilerine ödüller veren ve yurt dışındaki bağlantılarını Türkiye aleyhine kullanan yayınevleri hala dengelenemedi. AK Parti iktidarındaki on altı yıl maalesef bu alanda bir çoğulculaşmayı getirmedi. Muhafazakar ya da İslami yayıncılığın kökenleri oldukça eskiye gitmesine ve teksir makinesinden e-kitap teknolojisine birçok yeniliğin geç kalınmadan benimsenmesine rağmen durum pek parlak değil.

Yayıncılıkta Yeni Dönem mi

Türkiye’de kültürel hegemonyanın belki de en net hissedildiği alan yayıncılık. Ülkede diktatörlük rejimi kurulduğunu iddia eden, terör destekçilerine ödüller veren ve yurt dışındaki bağlantılarını Türkiye aleyhine kullanan yayınevleri hala dengelenemedi. AK Parti iktidarındaki on altı yıl maalesef bu alanda bir çoğulculaşmayı getirmedi. Muhafazakar ya da İslami yayıncılığın kökenleri oldukça eskiye gitmesine ve teksir makinesinden e-kitap teknolojisine birçok yeniliğin geç kalınmadan benimsenmesine rağmen durum pek parlak değil. Bunun farkına varmak için büyük araştırmalara gerek yok. Kitap fuarlarında dikkatlice bakın hangi stantların önü daha kalabalık, açılmayan bir video için web sayfasını yenilemeye üşenen gençler hangi yazarlardan imza almak için sabırla bekliyorlar ve hangi yayınevinin poşetleri ellerinde?

Aslında bu durumu görmek için evden çıkmanıza bile gerek yok. Yayınevlerinin sosyal medyadaki takipçi sayılarına göz ucuyla bir bakın, kahve fincanıyla çekilen fotoğraflardaki kitapların kapaklarındaki logolara dikkat edin.

Öte yandan bir diğer önemli husus da burada ortaya çıkıyor. Çok daha geniş kitlelere ve toplumun tamamına hitap etme meselesini dert edinen yayınevi sayımız yetersiz.

Yayıncılık sektörüne girenlerden anlaşıldığı kadarıyla birçokları alandaki bu ihtiyacın farkında. Ancak yayıncılık alanında varlık göstermek bir süreç meselesi. Yeterli bir ekibiniz varsa birkaç ay içerisinde dergi çıkarmanız mümkün. Ama kitap yayımlamak başka bir mesele.

Yazarlardan yayınevlerine ulaşan dört dörtlük bir dosyanın -ki böyle olduğu çok nadirdir- mizanpajı, son okuması, matbaada basılması, dağıtım süreci ve tanıtımı ciddi meblağların yanında zaman ve insan kaynağı gerektiriyor.

Bu basamakları daha detaylı ele alacak olursak eğer insan kaynağı meselesi yayıncılık sektöründe ciddi bir handikap. Editörlük usta-çırak ilişkisi içerisinde öğrenilen bir iş. Burada usta, yetişmiş bir editörünüz ve öğrenmeye meraklı iş arkadaşlarınız olmalı. Sayısı çok da fazla olmayan yetişmiş editörlerin büyük bölümü ya çalıştıkları yayıneviyle özdeşleşmiş ya da yayıncılık piyasasındaki yetersizlikler yüzünden başka sektörlere geçiş yapmış durumda. Çoğu yayınevinin aile ya da vakıf kurumu şeklinde faaliyet göstermesi, profesyonel bir yaklaşımın bulunmaması ve gelecek kaygısı bu noktada belirgin etkenler olmakla birlikte belki bu husus başlı başına bir araştırma konusu. Transfer yoluyla editör ihtiyacını karşılamanız çok kolay değil. Tasarım ve mizanpaj konusunda özellikle reklamcılık alanı daha kolay iş değiştirilen bir ortam olduğu için aday bulmak daha kolay. Burada da yayınevinin her kitabında bir kimliğin oturması zaman istiyor.

Tanıtım meselesi de çok fazla kanalın olduğu bu dönemde kolaylaşmak yerine zorlaştı. Artan şeffaflaşma tavsiyeleri can kulağıyla dinlenen kanaat önderlerini ayağa düşürdü. Büyük medya ağlarına hakim olsanız bile bu ağ içerisinde planlı bir tanıtım stratejisi zor. Daha açık ifadeyle yeni kitabı çıkan yazarınız için gazetenizin hafta sonu ekinde röportaj, kanalınızda bir program konukluğu ayarlamanız bile bir sürü kurum içi dirençle karşılaşıyor. Bir de bu tanıtım faaliyetinin mümkün olduğu kadar doğal bir şekilde yapılması gerekiyor. Yoksa hazır sorulara verilmiş hazır cevapların etkisi çok sınırlı.

Matbaa ayağı belki bu zincirde görece kolay çözülebilen bir basamak. Parasını verdiğinizde en kaliteli işleri almanız mümkün. Yeter ki işlerinizin zor bulunan bir kağıda basılmasını istemeyin.

Dağıtım hususu belki de yayıncıların en çok şikayet ettiği alan. Senede on binlerce yeni kitabın yayımlandığı Türkiye’de kitapçı raflarında yer bulmak gerçekten zor. Özellikle zincir mağazalarda raflarda görünür olmak için ciddi bedeller ödemeniz gerekiyor.

Hulasa yayıncılık bugünden yarına yapılacak bir iş değil. Yayın ekibinizin tecrübe kazanması ve iş öğrenmesi için zamana ihtiyaç duyuluyor. Bu ekibin daha sonra piyasada karşılığı olacak ya da ciddi bir boşluğu dolduracak dosya konuları bulması ve bunu doğru yazarlardan istemesi gerekiyor. Bu dosyaların büyük kısmı istenildiği gibi gelmeyecek. Bir kısmını revizyon için yazara gönderecek, bir kısmı için teşekkür edip üzerine bir bardak soğuk su içeceksiniz. Tabii ki yayınevinin çevresini oluşturan birkaç isim başlangıçta kendi kitaplarıyla belirli bir rüzgar yakalayabilirler. Ancak bu kısa bir dönem için yeterli olur. Senede belli sayıda kitap yayımlamanız lazım. Fuarlarda ve kitap eklerinde görünür olmanız gerekiyor. Hatta fuarlarda sizi arayan okuyucu her sene sizi aynı yerde bulabilmeli. Elbette bu işe hevesle girenleri korkutmak değil amaç ama kitap işinin uzun bir maraton olduğu unutulmamalı. Sözün kısası yayıncılığın büyümeye ve farklı bakışlara ihtiyacı var.


Etiketler »