Kriter > Dış Politika |

ABD’nin Çekilme İhtimalinde DEAŞ Kartını Kimler Kullanmak İster?


DEAŞ’ın sahip olduğu kapasite ve potansiyel tehditten ziyade, hangi aktörlerin ABD sonrası dönemde DEAŞ’ın varlığını saldırgan politikalarına bahane olarak kullanabileceklerini sorgulamak, yeni dönem için daha işlevsel bir arayış olacaktır. Zira DEAŞ’ın Suriye’deki varlığı, terör eylemlerine imza atabilecek olsa da mevcut hükümetin Suriye toprakları üzerindeki hakimiyetini sarsacak boyutta değildir.

ABD nin Çekilme İhtimalinde DEAŞ Kartını Kimler Kullanmak İster
Suriye'nin Humus ilindeki UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Palmira Antik Kenti'nde terör örgütü ünlü Bel Tapınağı'nı, Baal Şamin Tapınağı'nı, Zafer Takı'nı ve bazı kraliyet mezarlarını tamamen yıktı. (Bakr Al Kasem / AA, 8 Nisan 2025)

ABD medyasında askeri kaynaklara dayandırılan iddialar, ABD askeri güçlerinin Suriye’den tamamen çekilmeye yönelik hazırlıklar içerisinde olduğunu gösteriyor. Saha kaynakları da Amerikan askeri hareketliliğinin, bu kez önceki benzer iddiaların yaşandığı dönemlerden farklı olduğunu ve güncel iddiaların ciddi olabileceğini teyit ediyor. ABD Başkanı Trump’ın Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşme sonrası basına yaptığı açıklamalarda, Suriye meselesinde ABD’nin Türkiye’nin etkinliğini kabul ettiği ve sahadaki yeni gerçekliğe göre hareket edeceğine dair güçlü sinyaller verilmişti. Ayrıca SDG’nin Şam hükümeti ile diplomatik temaslarının yoğunlaşmasında, ABD’nin de ciddi baskısı olduğu uluslararası kamuoyunun gündemine gelmişti. Tüm bu gelişmeler, Suriye’de yeni bir dönemin arifesinde olunduğunu gösterirken ABD’nin muhtemel çekilmesinin, Suriye’de DEAŞ’a yeniden alan açacağına dair çekinceler, muhtelif kesimler tarafından dillendiriliyor. DEAŞ’ın sahip olduğu kapasite ve potansiyel tehditten ziyade, hangi aktörlerin ABD sonrası dönemde DEAŞ’ın varlığını saldırgan politikalarına bahane olarak kullanabileceklerini sorgulamak, yeni dönem için daha işlevsel bir arayış olacaktır. Zira DEAŞ’ın Suriye’deki varlığı, terör eylemlerine imza atabilecek olsa da mevcut hükümetin Suriye toprakları üzerindeki hakimiyetini sarsacak boyutta değildir.

 

YPG’nin Çırpınışları

ABD’nin çekilme süreci nihayete ererse en önemli destekçisini kaybedecek olan YPG’nin Türkiye’nin askeri kapasitesi karşısında ezilmemesi için Şam ile nihai ve samimi bir entegrasyon sürecine girmesi gerekecektir. Bunun farkında olan örgüt, ABD’nin çekilmesini engellemek ya da en azından “erteletmek” adına el-Hol ve Roj kamplarında gözetim altında tutulan DEAŞ mensupları ve ailelerini koz olarak sahaya sürebilir. HRW verilerine göre 42 bin 500 kişinin yaşadığı bu kamplarda, 60 farklı ülkenin vatandaşı bulunuyor. Kampların güvenliği, uzun yıllardır olası bir Türkiye müdahalesine karşı Avrupa’nın desteğini almak adına propaganda malzemesi olarak kullanıldı. DEAŞ, oldukça düşük yoğunluktaki eylemselliğini, YPG’nin “göz yumduğu” bir Doğu Suriye denkleminde geçici olarak artırabilir. Bu ihtimal, ABD askeri unsurlarının da tehdit ile yüzleşmesine ve geri çekilme sürecinin tamamen rafa kalkmasa dahi akamete uğramasına yol açabilir. ABD tarafından eğitilen YPG istihbarat birimlerinin DEAŞ ile alakalı böylesi bir mizanseni sahneye koymak isteyecekleri tahmin edilmektedir. Lakin bu ihtimalin idrakinde olan Türk karar alıcıları ve yeni Suriye hükümetinin DEAŞ’a yönelik hızlı bir müdahale ile YPG’nin çabalarını çöpe atacak bir askeri hamle yapmaları mümkündür. Bu da YPG’nin böylesi bir DEAŞ hamlesini uygulamak isterse ciddi bir başarısızlık riskini göze alması anlamına gelmektedir. Lakin son tahlilde, YPG’nin bölgedeki varlığının devamı ancak ABD’nin askeri olarak Suriye’de kalmaya devam etmesine dayanmaktadır ki bunu sağlamak adına örgütün kullanacağı en önemli koz, ciddi bir kapasite düşüşü yaşıyor olsa da DEAŞ’ın mevcudiyetidir.

Suriye Lazkiye'de operasyon düzenlendi
Suriye'nin Lazkiye iline bağlı Ceble ilçesinde devrik rejim güçleri tarafından güvenlik güçlerine yönelik yapılan saldırının ardından bölgede operasyon düzenlendi. Suriye ordusu, tank, zırhlı personel taşıyıcı, çok namlulu roketatar gibi ağır silahların da bulunduğu yüzlerce araçtan oluşan takviye birliklerini Lazkiye'ye sevk etti. (Abdulkerim Muhammed / AA, 8 Mart 2025)

 

Tahran Yeni Suriye Realitesini Tanımıyor

YPG, ABD’nin çekilmemesi adına DEAŞ’ın varlığını bir aparat olarak kullanabilme potansiyeline sahipken İran ise ABD’nin olası çekilişi sonrası Şam hükümeti ve Türkiye’yi uluslararası kamuoyu nezdinde DEAŞ’a karşı mücadelede zaaf gösteren aktörler olarak göstermek için bu kartı kullanabilir. Esad rejiminin düşüşü, Tahran’ın 40 yıllık Levant stratejisini yerle yeksan eden bir gelişme olarak tarihe geçerken İran’ın ilk fırsatta Ankara’yı ve yeni Şam idaresini hedef alarak intikam arayacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Suriye’deki kaybı halen kabullenmeyen, Şam ve Ankara ile alakalı ithamlarına devam eden İran, geçtiğimiz aylarda Lazkiye ve çevresindeki eski rejim unsurlarının giriştiği kalkışmada olduğu gibi, Suriye’nin doğusunda da istikrar bozucu eylemlerin azmettiricisi olabilir. İsrail’in 7 Ekim sonrası süreçte Suriye’de Hizbullah başta olmak üzere İran unsurlarına yönelik yoğun saldırıları öncesi DEAŞ unsurlarının saklandıkları çöl bölgesi de dahil olmak üzere Doğu Suriye’de çok yoğun bir İran milis varlığı bulunmaktaydı.

Rejimin düşüşü öncesindeki süreçte, ABD ve İsrail saldırılarına maruz kalmamak adına bölgedeki milis varlığını azaltan İran’ın yine de bölgede etkin olduğu yıllarda istihbarat unsurları vasıtasıyla tüm bölgeye nüfuz ettiği biliniyor. İran istihbaratının ABD’nin bölgeden olası çekilişi sonrası DEAŞ hücrelerine “alan açan”, onları “teşvik eden” girişimler içerisine girmesi, Suriye hükümetinin Doğu Suriye’nin güvenliğine odaklanmasına yol açabilir. Bu gelişmeler de sahil bölgesinde yeni bir “eski rejim kalkışması” ihtimalinde Şam hükümetinin güvenlik zaafı yaşamasına zemin oluşturabilir. Tahran’dan gelen “Suriye’de direniş yeniden başlayacak” temalı açıklamalar, İran’ın eski rejim unsurlarının merkezde olduğu ve Nusayri-Şii azınlıklara sırtını dayayan silahlı ayaklanma senaryosundan ümitli olduğunu gösterirken böyle bir kalkışmanın hızlıca bastırılmaması ve ülke içerisinde alternatif bir siyasi gerçeklik çıkartabilmesi için Suriye’nin başka bölgelerinde de eş zamanlı ciddi güvenlik sorunlarının varlığı gerekmektedir. Bu bağlamda DEAŞ’ın Doğu Suriye’de eylemselliğini arttırması, İran’a Suriye’nin batısında yeni Şam rejiminin otoritesine darbe vurma şansı doğurabilir.

 

Tel Aviv Ankara’yı Yıpratmak İsteyecek

DEAŞ kartını kullanmak suretiyle Suriye’nin istikrarına tehdit oluşturabilecek diğer aktör ise İsrail. Türkiye ile yeni Şam hükümetinin yakın ilişkilerinden derin endişe duyan İsrail’in bu endişeleri Trump-Netanyahu zirvesinin asli gündeminin Türkiye’nin Suriye’deki varlığı olmasına yol açmıştır. Türkiye’nin Suriye’de askeri üsler kurmasını engellemek adına Suriye’deki hava saldırılarını yoğunlaştıran Tel Aviv yönetimi, Türkiye’nin konuşlanabileceği muhtelif askeri üs ve noktaları vurarak Ankara’ya gözdağı verdiği bir strateji yürütmektedir. Türkiye’nin bölgede sadece kuzey ile bağlı kalmayarak orta ve güney Suriye’de de askeri üsler kuracağına dair iddialar güçlenirken T4 hava üssüne TSK’nın konuşlanacağına dair iddialar da uluslararası medyada yer almıştır. Bu iddia, Türkiye’nin çöl bölgesine ve bir başka ifadeyle DEAŞ hücrelerine de komşu olacağı manasına gelmektedir. Türkiye’nin askeri varlığının daha fazla güneye inmesini istemeyen Tel Aviv, bu taleplerini şimdilik ABD’ye kabul ettirememiş gibi gözükmektedir. ABD üzerinden istediğini alamayan İsrail’in Dürzileri provoke etmek ve YPG ile temas kurmak gibi “azınlık” kartı sınıfına girecek hamleleri gözlemlenirken ABD sonrası yükselişe geçecek bir DEAŞ’ın varlığını da Doğu Suriye’de gerçekleştireceği hava saldırılarına meşruiyet zemini olarak kullanması beklenebilir.

 

Türkiye Ne Yapmalı?

Büyük resme bakıldığında DEAŞ’ın bilhassa rejimin düşüşünün ardından Suriye eylemselliğinde bir düşüş yaşandığı gözlemlenmektedir. Örgüt hem lider kadro hem de insan kaynağı bağlamında en zor dönemlerini yaşamaktadır. Bu kapasite kaybı, örgütün çöl bölgesi ve çevresinde süreklilik arz etmesi, zor terör eylemlerinden fazlasını gerçekleştirmesinin önündeki engeldir. Türkiye ve müttefiki Suriye hükümeti, DEAŞ’a karşı mücadelede yeterli tecrübe ve askeri donanıma sahip aktörlerdir. Bu açıdan bakıldığında orta ve uzun vadede DEAŞ’a karşı mücadelede Ankara-Şam ortaklığının başarıya ulaşması olağan sonuçtur. Lakin halihazırda uluslararası meşruiyet arayışında olan ve olumlu imaj için güvenlik ve istikrara ihtiyaç duyan yeni Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı mücadelede diplomatik desteğe de ihtiyacı bulunmaktadır. DEAŞ’a karşı mücadelede Şam-Ankara ortaklığına Ürdün-Irak-Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerinin de istihbarat ve diplomasi bağlamında destek vermeleri, bu mücadelenin daha az kırılgan olması anlamına gelecektir. Türkiye bu süreçte, ordusu ve istihbaratı ile DEAŞ ve diğer terör örgütlerinin Suriye’deki varlığına karşı sert bir pozisyon alırken diplomatik kapasitesini de bölge aktörlerini bu mücadelenin partnerleri haline getirmeye adamalıdır. Bölge Arap devletlerinin bu süreçte Şam-Ankara hattına verecekleri destek, Tahran ve Tel Aviv’in Suriye’de dengelenmesi adına hayati önem taşımaktadır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası