Kriter > Dış Politika |

Avrupa Popülist Partileri 3: Ulusal Birlik Hareketi / Rassemblement National (RN)


Politikasını daha ziyade ekonomik değil kültürel savaş üzerine kursa da RN, sermaye sahiplerini de rahatsız etmeyen popülist ekonomik söylemlerini korumaktadır. Yakıtlardaki verginin azaltılması, temel tüketim ürünlerindeki KDV’nin kaldırılması, emeklilik yaşının 60 olarak sabitlenmesi ve okul ile hastanelere daha fazla kaynak aktarılması gibi hususlar ekonomik olarak geri kalmış toplumsal kesimleri çekmektedir. Bu anlamda geleneksel olarak alt sınıflardan destek bulan solun düşmanlaştırılması da boşuna değildir.

Avrupa Popülist Partileri 3 Ulusal Birlik Hareketi Rassemblement National RN

Modern kapitalizm çağında parti sistemlerini oluşturan saikin çıkarlar olduğu konusunda genel bir kabul vardır. Bu nedenle çıkarları uzlaşmayacak toplumsal grupların bir aradalığını anlamlandırmak her daim sorun olmuştur. Oysa küresel kapitalizmin değişim içinde olduğu günümüzde politik kavga da çıkarlar üzerinden değil kültürel olarak yürütülmektedir. Fransız popülistlerinin de çıkış noktası bu bağlamda, Hristiyan değerler sistemine yabancı göçmenlerin ülkenin değerler sistemini değiştirmeye çalışmasıdır. Soğuk Savaş sırasında işçi göçlerinin başladığı 1972’de Ulusal Cephe (Front National/FN) adıyla kurulan parti, yetmişli yıllar boyunca yüzde birlerde, üyesiz, parasız liderden oluşan bir politik kimliğe sahipti. 80’lerde Mitterrand’ın ülkenin kuzey doğusunda Almanya sınırı boyunca geliştirdiği sanayi bölgeleri yabancı işçiye muhtaç oldukça aynı bölgelerdeki yabancı düşmanlığı da FN’yi yüzde onlara taşıdı.

 

Değişim Süreci

Jean-Marie Le Pen’in 2011’e kadar liderliğini yürüttüğü FN, 90’larda yüzde on beşleri bulsa da liderliği kızı Marine Le Pen’e bıraktığında yüzde beşlerde küçük ve marjinal bir hareketti. Bu nedenle 2018’de yeni adı Ulusal Birlik Hareketi’ne/Rassemblement Natıonal (RN) dönüştüğünde parti artık farklı bir konsepte sahipti. İsim değişikliği bir taraftan partiye karşı olumsuz psikolojik duvarları da ortadan kaldırma amaçlıydı.

En bariz farklılık ise yeni liderin babasından antisemitizmi devralmamasıydı. Babasının “tarihte bir detay” dediği Holokost’u, kızı “barbarlığın zirvesi” diyerek tanımlamıştı. RN, halefi FN gibi antisemitik söylemleri bırakmış ve onların yerini, göçmen karşıtlığıyla da daha uyumlu İslam karşıtı söylemler almıştı. Böylece kültürel savaşın ötekisi de değişmiş oldu. Ayrıca Vichy dönemi övgüsü ve Cezayir’in tekrar Fransız sömürgesi yapılması gibi provokasyonlardan da uzaklaşılmıştı.

Kültürel savaşın bir başka ayağı da LGBTQ bağlamındaki özgürlük alanlarıyla ilgilidir. Her ne kadar Hollanda aşırı sağındaki Fortuyn ve Wilders’in Müslümanlara karşı homoseksüelliği savunma stratejisi gibi olmasa da M. Le Pen, babasından farklı olarak homofobik açıklamalardan uzak durmuştur. Böylece Müslümanlar, Fransa’daki kültürel savaşın tek rakibi olarak kalmıştır. Artan Müslüman nüfusla birlikte küçük kalan camilere sığılmadığından sokağa taşan Cuma cemaatini, İkinci Dünya Savaşı işgaline benzetmek Fransızların işgal hafızasında kültürel karşılığını bulmaktadır.

M. Le Pen, babasının provokasyonlarla yürüttüğü politik tarzı bir kenara bırakarak partisini, ülkeyi yönetme kabiliyeti olduğunu kanıtlamaya çalışan popülist bir partiye dönüştürdü. Partinin şeytanlaştırılmasını engellemek için zaman zaman provokatif söylemleri pasif söylemlere de dönüştürdü. Örneğin Fransızların kültürel üstünlüğünü vurgulamak yerine Fransız kültürünü korumak istediğinden bahsetti. Dünyayı saran Trumpizmle birlikte, partisi bugün “Fransızların önceliği” konumuna evrilse de kültürel anlamda kullanılan pasif dil hem babası gibi yargılanmasını hem de partisinin marjinalleşmesini engellemiştir. Günümüzde neredeyse Fransızların yüzde kırktan fazlası kendisine oy vermekte ve yüzde altmıştan fazlası da partisinin ülkeyi yönetme liyakatine sahip olduğunu düşünmektedir. M. Le Pen’in politik kariyerindeki en önemli başarısı neredeyse on yılda partisinin politik çehresini değiştirmiş olmasıdır.

FN döneminde ilk yapılan işlerden biri, yönetim kademesinin İkinci Dünya Savaşını ve Cezayir Savaşını görmeyen genç bir nesille değiştirilmesi olmuştur. RN döneminde partinin başına getirilen 30 yaşındaki Bardella ile birlikte genç yöneticiler eğilimi, zirvesine ulaşmıştır. Üniversite eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmış ve siyasi kariyeri dışında herhangi bir şekilde çalışmamış olan Bardella, özellikle eğitimsiz gençleri partiye çekmekte zorlanmamıştır.

Bardella ile birlikte AB karşıtlığı da rafa kaldırılmış ancak Brüksel’in bürokratik gücüne karşı Fransız egemenliğinin koruyucu olma iddiası da güçlendirilmiştir. AB’yi ulusüstü bir kurum olarak değil “ulusların birliği” olarak yeniden konumlandırmaya çalışmıştır.

Ayrımcı yabancı düşmanlığı söylemleri seyreltilse de kültürel değerlere karşıtlık ve toplumsal güvenlik açısından İslam karşıtlığı özellikle devam etmektedir. 2015/16’daki terör saldırıları sonrasında Müslümanlar, sadece kültürel açıdan değil özellikle güvenlik açısından da sorunlu görülmeye başlanmıştır.

Fransız toplumunun neredeyse yüzde sekseni kentlerde yaşamaktadır. Köy ve kent arasında son yıllarda oluşan kentsel taşralardaki geleceğe dair umutsuzluklar RN’yi güçlendirmektedir. Ayrıca yolsuz yöneticilerin polemize edilmesi, okul ve kamusal hizmetlerin özelleştirilmesi gibi alt orta sınıfları etkileyen hususlar da popülist partileri beslemektedir.

Marine Le Pen
Fransa’da Başbakan François Bayrou, 8 Eylül’de yapılacak güven oylaması öncesinde parlamentodaki destek arayışlarını sürdürüyor. Bayrou, Fransa'nın aşırı sağcı Rassemblement National (Ulusal Birlik RN) partisinin başkanı Jordan Bardella ve RN parlamento grubunun başkanı Marine Le Pen ile başkent Paris'teki Hotel de Matignon'da görüştü. (Mustafa Yalçın / AA, 2 Eylül 2025)

 

Politik Mezarlık

Fransa’da halkın üçte ikisi, politikacıları çok konuşan az icraat üreten olarak gördüğünden RN lideri Bardella, politik pazarlama stratejisini tartışma çıkaran söylemler üzerine değil “gülümseme” üzerine oturtmuştur. Birçok tartışmada içerik açısından zayıf olduğu net olarak ortaya çıkmasına rağmen gençliği, fiziksel duruşu ve gülümsemesi politik karizmasını beslemeye yetmektedir. Provokasyonlarla gündemde kalan FN’den sonra gülümseyen lider, özellikle az eğitimli ve çoğunlukla erkek olan seçmenine güven vermektedir. RN’nin genç ve sadık lideri Bardella’nın partinin cumhurbaşkanlığı adaylığı için halen açıklanmamış olması, M. Le Pen’in beş yıllık siyaset yasağının temyizde iki yıla düşürülme ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Fakat partinin başından beri tek bir lidere bağlı olan politik stratejisi bizatihi zayıf yanını da oluşturmaktadır.

Diğer taraftan M. Le Pen, kendisini politik hayattan uzaklaştırabilecek hukuki cezalarla karşı karşıya olsa da FN’yi dönüştürmesi ve RN ile yeni bir başlangıç hazırlamasıyla öne çıkmaktadır. Daha AB karşıtı ve egemenlik ağırlıklı milliyetçi politikalardan bile RN’nin kurulması sonrası çark edebilmiş ve düşen oyuna rağmen politik geri dönüşü başarabilmiştir. “Başkan Marine” sloganları hâlâ oldukça güçlüdür. Fakat Fransız seçim sisteminin iki dereceli olması ve diğer partilerin Le Pen karşısında halen birleşebilmeleri, RN’yi iktidardan uzak tutmaktadır. Nihayetinde RN karşıtları taraftarlarından halen fazladır.

Ancak RN’ye karşı oluşturulan “güvenlik kordonu/ cordon sanitaire” ve şeytanlaştırılma politikası, partinin ulaştığı büyüklük karşısında çok da işe yaramamaktadır. Ülkenin yüzde kırkına faşist diyemeyeceklerinin farkında olanlar, RN’yi dışlama politikasının yerine partinin sıkıntılı durumlarını ifşa politikasına yönelmiştir. Le Pen’nin AB kaynaklarını kullanırken yaptığı usulsüzlükler ve AB politikalarının düşmanlaştırdığı Putin ile ilişkiler ifşa edilerek RN’nin politik gücü kırılmaya çalışılmaktadır. Avusturya’da lider değişimine sebep olan, dahası Almanya’da Wagenknecht’e yöneltilen Putin taraftarlığı suçlamaları, Fransız politikası açısından da açıktan Rusya yanlısı Orban’dan daha olumsuz ve etkili bir anlam ifade etmektedir. AB’nin kurucu gücü Fransa açısından Putin taraftarı olmak politik olarak kolay taşınabilir değildir.

M. Le Pen’nin mahkeme kararıyla siyaseten yasaklanması, aynı zamanda kurban rolünü oynamasını da mümkün kılmaktadır. Sarkozy’nin davasının da mahkumiyetle sonuçlanması, siyasetin hukukla dizayn edildiği iddialarını beslese de mahkumiyetin sol tandanslı yargıçların kumpası olduğu söylemlerine karşı Fransa’da yargıya güven halen güçlüdür. Diğer taraftan RN, yönetme iddiasını kaybetmeme adına elitlerle sıkı bir kavgaya da girmemektedir. Bu nedenle partinin söylemlerinde servet vergisi gibi hususlar dile getirilse de öne çıkamamaktadır. RN servetten ziyade yolsuzlukları polemikleştirerek yerel seçimlerdeki kazanımlarını korumaya çalışılmaktadır.

Fransız politikasının bölünmüşlüğü sistem gereği başkanlığa yansımasa da yaklaşık 11 farklı partiye bölünmüş parlamentoya yansımaktadır. Bu nedenle hükümet kurulması giderek güçleşmekte ve kurulan hükümetler uzun süreli olamamaktadır. Ülkeyi yönetim kaosundan kurtarma iddiası, parlamentonun en büyük partisi RN ve M. Le Pen’i sadece tepkisel olmaktan çıkarmakta ve yönetim sorumluluğunu üstelenecek kapasiteye atıf yaparak giderek güçlendirmektedir. Nitekim Fransız politikasında başbakanlık makamı “Hotel Matignon”, artık yeni kurbanını bekleyen politik bir mezarlığa dönüşmüş durumdadır. Tepkiden ziyade sorumluluk üstlenme iddiası politik hareketleri güvenilir kılmaktadır. Diğer taraftan Fransa’yı politik felçten kurtarma iddiası, kendiliğinden tepkisel olanları zaten çekmektedir. Ayrıca politik belirsizlikler, uzun süredir muhalefette olan ve giderek büyüyen RN’yi alternatif hale getirmektedir. Bu nedenle sorumluluk vurgusu yapan RN, tersinden bakıldığında kaosu politik bir çıkış fırsatı olarak benimsemektedir.

V. Bollore gibi ailesi kağıt sanayi ile ticarete başlamış bir sermaye sahibinin son yıllarda medya sektörüne girmesi ve aşırı sağı desteklemesi de RN’nin meşrulaşması ve büyümesinde önemli rol oynamıştır. Medyanın daha ziyade sol entelektüeller tarafından domine edilmesi kamu medyası için de önemli bir sorun olarak algılanmaktadır. Bu nedenle kamusal medyanın özelleştirilmesi RN’nin söylemlerine yansımaktadır. Ayrıca P.E. Sterin gibi yeni zenginler de sol, göçmen ve Müslümanlara karşı vatansever, güçlü, Hristiyan, liberal ve egemenlikçi bir politik koalisyon adına RN ile diğer Cumhuriyetçi partilerin bir araya gelmesini desteklemektedir. Politik motivasyonu yüksek sermaye destekleri RN gibi küçük ve ideolojik partileri uzun süre ayakta tutmuştur. Bugün ise parlamentonun en büyük partisi olarak yararlanacağı devlet yardımları düşünüldüğünde politik dayanıklılığı daha güçlü olacaktır.

 

Liberal-Otoriter Aks

Diğer taraftan Fransız politikasında sol ve sağ kavramları oldukça yıpranmıştır. Macron’un liberal partisini iktidara taşıyan da bu kavramların yıpranması olmuştur. Bu nedenle Macron gibi liberal politikacılar yeni politik denklemin sol ve sağ arasında değil liberal ve otoriter arasında kurulacağını düşünmektedir. RN ise başta medya olmak üzere akademi ve bürokrasideki sol ağırlığını Fransa için tehlikeli bulmaktadır. Hatta aşırı sol Goşistlerin göçe dair liberal fikirlerinin Müslümanlara yakın kültürel saflıkta bir politika ürettiğini düşünmektedir.

Politikasını daha ziyade ekonomik değil kültürel savaş üzerine kursa da RN, sermaye sahiplerini de rahatsız etmeyen popülist ekonomik söylemlerini korumaktadır. Yakıtlardaki verginin azaltılması, temel tüketim ürünlerindeki KDV’nin kaldırılması, emeklilik yaşının 60 olarak sabitlenmesi ve okul ile hastanelere daha fazla kaynak aktarılması gibi hususlar ekonomik olarak geri kalmış toplumsal kesimleri çekmektedir. Bu anlamda geleneksel olarak alt sınıflardan destek bulan solun düşmanlaştırılması da boşuna değildir. Enerji konusunda yeşillerin alternatif enerji ısrarına karşı nükleerin desteklenmesi de popülist desteği artırmaktadır. Ekonomik anlamda solun kültürel anlamda da göçmenlerin ve özelde Müslümanların karşısında yer alan politikaları ile RN, Fransa ekonomik olarak kötüleştikçe, politik olarak çıkmaza sürüklendikçe ve kültürel olarak göçmenler görünürleştikçe güçlenmektedir. Bu anlamda Fransa’nın felaketleri “Marine”ni Cumhurbaşkanlığına, RN’yi de hükümete taşımaktadır.

Sol ve sağ aksından çıkarılıp liberal-otoriter aksına oturtulmaya çalışılan yeni Fransız siyaseti tutmamış ve bu bağlamda dış siyasette etkili ama iç siyasette kaosa mahkum olan Macron’un Cumhurbaşkanlığı da bir ara dönem olarak kalacak gibi durmaktadır. Ancak bir lider partisi olarak RN’nin en büyük çıkmazı da politik yatırımının neredeyse tamamını M. Le Pen’e yapmasıdır. Bu nedenle sadık ve naif gülümsemesiyle halen bir emanetçi olarak duran Bardella’nın politik liderliğinde partinin iktidara taşınması da zor görünmektedir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası