Kriter > Dosya > Dosya / Ortadoğu |

Mesele Tanımak Değil, Tanımanın Hakkını Vermenin Gününün Gelmesi


Avrupa ülkeleri eğer Filistin devletini tanıma kararlarında samimilerse, Trump tarafından tamamen İsrail perspektifinden dayatılan bu plana karşı harekete geçmeleri ve bir alternatif ortaya koymaları için en uygun zamandayız. Trump, bir bakıma Gazze için öne sürdüğü planla, uzun süredir istiskal ettiği Avrupalı liderlere yattıkları gaflet uykusundan silkinmeleri için bir fırsat sunuyor. Bu plan, yalnızca Filistinlilerin değil, 21. yüzyılın geri kalanında Ortadoğu ve Avrupa’nın da kaderine kast etmenin eşiğini temsil ediyor.

Mesele Tanımak Değil Tanımanın Hakkını Vermenin Gününün Gelmesi
BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi ülkelerin temsilcileri

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun geride bıraktığımız Eylül’deki 80’inci açılış oturumu, coğrafi anlamda olmasa da tamamı Batı dünyasının üyesi olarak kabul edilen 9 ülkenin daha Filistin devletini tanımasına vesile oldu. Fransa, Monako, Belçika, Lüksemburg, Malta, Kanada, Avustralya, İngiltere ve Portekiz’den oluşan bu grubun Filistin devletini tanıma kararlarının, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü soykırım ve katliam süreci üzerinde dramatik bir değişiklik yapacağına dair iyimser beklentilerin karşılığı olmadığının görülmesi de uzun sürmedi. Fiili olarak bütünlüğü kalmamış, Batı Şeria’daki yönetim yapısı etkisizleştirilmiş bir Filistin devletinin Avrupa’da kabul görmesinin bir karşılık bulması için artık vakit çok geç, kaçan trenleri de saymak mümkün değil. Hele ki Netanyahu’ya karşı caydırıcı hiçbir yaptırım söz konusu olmadan alınan bu tanıma kararları, hem Washington’da hem Tel Aviv’de ciddiye alınmadı. Unutmamak gerekir ki, son tanıma kararlarına imza atan ülkelerden ikisi, Fransa ve İngiltere G-7 üyesi ülkelerdir ve 7 Ekim 2023’teki el-Aksa Tufanı Operasyonu’nu takiben İsrail’e bölgesel çapta başlattığı saldırı için yeşil ışık yakmışlardı.

Avrupa Birliği’nin artık çaptan düşmüş lideri Almanya ve onun tahtına oynamakta olan İtalya ise hâlâ Filistin devletinin tanınması için doğru zamanın gelmediği konusunda ısrarlılar. Bu iki ülkenin Amerika Birleşik Devletleri’nin ardından İsrail’in silahlandırılmasında iki ve üçüncü sırada yer aldıklarını akılda tutmakta fayda var. Filistin meselesinin çözümünde Avrupa’nın bu denli etkisiz kalması, küresel konjonktürün gidişatı ile de yakından ilgili. Eylül’de New York ve Washington’da hükümet ve devlet başkanları arasında yapılan görüşmeler, Avrupa’nın, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın ardından Filistin meselesinin çözümünde de ağırlığının kalmadığını tasdik etti. Filistin’e ilişkin gelişmeleri belirleyecek iki parametre netleşmiş durumda. Bunlardan ilki Trump ile Netanyahu arasındaki bilek güreşi, diğeri ise Türkiye’nin Akdeniz Havzası’ndan Kazakistan’a, Donbas’tan Somali kıyılarına kadar ulaşan etki gücü.

 

Avrupa Hükümetlerinin Filistin Yanlısı Politikaları Sürdürülebilir mi?

Avrupa’nın Filistin meselesinde etkisiz kalmasındaki sebepleri değerlendirirken, hâlâ kendisine ait bir savunma kimliği oluşturamamasını, Covid-19 krizi ve Ukrayna-Rusya Savaşı ile içerisine düştüğü enerji krizini çözememesini de dikkate almak şart. Avrupa Birliği bugünkü haliyle artık yasal bir yapı statüsüne itilmektedir, dahası Avrupa Birliği’ni oluşturan ülkelerin çoğunluğu kendi siyasi iç dinamiklerinde de dengesizlikler sergilemektedir. Filistin devletini tanıyan Avrupa ülkelerinin bu kararlarının arkasında durup duramayacakları ya da hangi noktaya kadar durabilecekleri de bir başka belirsizlik kaynağıdır.

Mesela 2024’te Filistin devletini tanıyan ve içerisinde bulunduğumuz günlerde İsrail’e karşı etkili yaptırımları gündeme getiren İspanya’da 2027’de yapılacak genel seçimlerin ardından bu çizgi sürdürülebilecek mi? Pedro Sanchez’in başbakanlığı yitirmesi halinde İspanya’nın İsrail’e karşı yürüttüğü politikalarda değişiklik yaşanabilir mi? Keza Fransa da yapılacak ilk Cumhurbaşkanı seçimi ve genel seçimler de benzer değişiklikleri gündeme getirmeye gebe. Aşırı sağın her geçen gün kuvvetlendiği bu ülkede, Filistin devletinin tanındığının ilan edilmesinin ardından yapılan kamuoyu yoklamalarında belediye binalarına Filistin bayrağı çekilmesine karşı çıkanların oranının yüzde 71 olduğu görülmekteydi. İngiltere için de aynı yönde tespitleri yapmak mümkün. İşçi Partisi iktidarının aldığı tanıma kararının, şu anda anketlerde ilk sırada yer alan popülist Reform Partisi’nin olası iktidarında nasıl bir yöne evrileceğini kestirmek de zor. Uzun lafın kısası, eğer Filistin devletinin bir geleceği olacaksa bunda Avrupa başkentleri değil, Washington-Ankara hattındaki gelişmeler belirleyici olacak. Keza Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump da Gazze için hazırladığı planı Avrupa ülkeleri ile değil, Türkiye’nin de katılımıyla Körfez ülkeleri ile düzenlediği özel bir toplantıda gündeme getirdi. Trump, Birleşmiş Milletler Genel Kurul’unda oturumların devam ettiği hafta boyunca düzenli şekilde, İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etmesine izin vermeyeceğini her fırsatta tekrarlamayı da ihmal etmedi.

BM Genel Kurulunda Filistin ile ilgili yaşanan gelişmeler, AA İNFO
Birçok batılı ülke, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu öncesinde Filistin devletini tanıma kararı aldı. Filistin devletini tanıyan ülke sayısı 157’ye ulaştı. (Omar Zaghloul / AA, 24 Eylül 2025)

 

Trump’ın Karnesi ve Planı Uyumlu mu?

Ancak, ilk başkanlık döneminde İsrail’in başkentini Tel Aviv’den Kudüs’e taşımasını destekleyen, Golan Tepeleri’nin İsrail tarafından ilhakını tanıyan da Donald Trump’dı. İkinci başkanlık döneminin ilk 9 ayında ise İsrail’in bölgesel saldırganlığını sınırlamaya yönelik hiçbir kararlılık gösteremedi. Lübnan parlamentosunun Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına yönelik ABD planını kabul etmesine rağmen, İsrail’in bu ülkeye yönelik saldırıları son bulmuş değil, işgal ettiği Lübnan topraklarından da tek bir santim geri çekilmedi. Suriye istikametindeki İsrail saldırganlığı ve işgalinin son bulacağına dair de bir işaret yok. Gerek PYD/YPG terör örgütüyle iş birliğine dair ABD’nin gelgitli söylemleri, gerek CENTCOM’un İsrail hükümetiyle iş birliğinin ivme yitirmeyen icraatları, Trump’ın Netanyahu üzerinde otoritesinin olduğuna dair inandırıcı kanıt sunamıyor.

İran meselesine bakacak olursak, önce İsrail’in bu ülkeye yönelik tek başına saldırısına izin vermeyeceğini söyleyen Trump, akabinde Netanyahu’yu ve ülkesindeki Yahudi lobisini memnun etmek için ABD’nin imkanlarıyla İran’ın nükleer tesislerine saldırı emri verdi.

Ve son olarak Katar’ın başkenti Doha’nın bombalanmasına göz yumulması. Saldırının ardından “bu bir İsrail operasyonuydu, Trump’ın haberi yoktu” propagandası da kimseyi inandırmış değil. Dahası, Trump’ın “Batı Şeria”nın ilhakına izin vermeyeceğini sürekli tekrarladığı günlerde, seçim kampanyasını Yahudi lobilerinden temin ettiği yüzbinlerce dolarla finanse eden ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, İsrail medyasına şu açıklamada bulunuyordu: “İsrail tarihi üzerine yaptığım araştırmalara göre Batı Şeria İsrail’e ait topraklar. Ancak bölgede çok farklı jeopolitik dinamikler var. Bakalım olaylar nasıl gelişecek?” Bunu ABD Kongresi’ndeki İsrail yanlısı bir başka ismin açıklaması takip etti. Lindsey Graham, “HAMAS tamamen yok edilmediği sürece askeri operasyonların durmasını desteklemiyorum. İsrail’in işini bitirmesine izin verilmeli” sözleriyle anladıkları barışın ne olduğunu ifade ediyordu. Acaba bu söylemdeki “HAMAS” ifadesini “her düzeyde Filistin direnişi” ile mi değiştirmeliyiz?

 

İsrail Vizyonundan Bir Gazze Planı

İkinci Dünya Savaşı sonrasında tesis edilmiş uluslararası düzenin kurallarını bizzat yıkan Trump’ın “şifahi olarak sunduğu vaatlerin” bugünün Ortadoğu coğrafyasında karşılık bulması mümkün değil. Dahası, ABD Kongresi’nin her iki kanadının üyelerinin yüzde 90’ınının Yahudi lobilerinin sponsorluğuyla belirlendiği ABD iç siyasetinde, Trump’ın hareket kabiliyetinin kısıtlı olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyor.

Nitekim 29 Eylül’de Trump ile Netanyahu’nun Beyaz Saray’daki buluşmalarından önceki 24 saatte İsrail Gazze’ye 140 saldırı daha düzenledi. Beyaz Saray’daki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında ise, ABD Başkanı her ne kadar kendi hazırladığı planı İslam ülkeleri ile paylaştığını vurgulasa da, ortaya koyduğu şartların iki devletli Filistin devleti hedefini tamamen ortadan kaldırmaya yönelik, HAMAS’ın tamamen teslim olmasını hatta her türlü Filistin direniş hareketinin tamamen yürürlükten kalkmasını hedefleyen, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırı planının amaçları ve vizyonu ile örtüşen unsurlarla örülü olduğu görüldü. Gazze Şeridi’ni yalnızca ekonomik bir meta olarak gören Trump, Filistinlileri bölgenin yönetiminden soyutlarken, ortaya koyduğu öneri de Irak’ın işgalinin ardından uygulanana benzer bir “sömürge yönetiminin” çok uluslu versiyonunun Gazze’de işbaşına getirilmesini amaçlıyor. Nitekim HAMAS’ın üst düzey yetkililerinden Mahmud Merdavi de ilk değerlendirmesinde planının hedefini “Filistin devletinin tanınmasına yönelik ortaya çıkan ivmeyi bastırmaya yönelik bir girişim” olarak niteledi.

 

HAMAS Beyaz Bayrak Sallarsa İsrail Duracak mı?

Keza HAMAS’ın bu planı kabul ederek silahlarını teslim etmesi halinde dahi, İsrail’in bölgeye yönelik maksimalist politikalarının son bulacağına dair bir garanti de planda yer almıyor. Dahası, ABD Başkanı Trump’ın da dile getirdiği şekilde, Gazze Şeridi’nin tamamen kontrol altına alınmasının ardından konulan bir sonraki hedef İran dahil bölge ülkelerine 2020’den itibaren gündeme gelen İbrahim Antlaşmaları’nın kabul ettirilmesi olacak. Bu “kabul ettirmenin” yalnızca diplomatik kanallar yoluyla olmayacağını tahmin etmek zor değil. Nitekim, açık kaynaklar İran’ın bileğinin tamamen bükülmesi için ABD ile İsrail’in ikinci bir saldırıya hazırlandığı yönünde bilgiler aktarmaktalar. Bu amaçla 8 ABD tanker uçağının Atlantik Okyanusu’nu aşarak Avrupa’ya ulaştığına dair bilgiler de Trump-Netanyahu görüşmesi öncesinde basında yer aldı.

Avrupa ülkeleri eğer Filistin devletini tanıma kararlarında samimilerse, tamamen İsrail perspektifinden dayatılan bu plana karşı harekete geçmeleri ve bir alternatif ortaya koymaları için en uygun zamandayız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da 29 Eylül günü kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada işaret ettiği üzere, "Filistin’i tanıyan ülke sayısının 158’e ulaşmasından, bu mücadelenin öncülüğünü üstlenen bir ülke olarak büyük memnuniyet duyuyoruz. Tanıma ilk adımdır, asıl mesele tanımanın hakkını vermektir."

Trump, bir bakıma Gazze için öne sürdüğü planla, uzun süredir istiskal ettiği Avrupalı liderlere yattıkları gaflet uykusundan silkinmeleri için bir fırsat sunuyor. Bu plan, yalnızca Filistinlilerin değil, 21. yüzyılın geri kalanında Ortadoğu ve Avrupa’nın da kaderine kast etmenin eşiğini temsil ediyor.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası