Kriter > Dosya > Dosya / İran-İsrail Savaşı |

İran-İsrail Savaşı: Tahran Nasıl Bir Strateji İzledi?


Tüm süreç genel olarak değerlendirildiğinde, İran’ın stratejisinin mutlak bir zaferden çok; zaman kazanma, direnç gösterme ve algısal üstünlük kurma hedefine odaklandığını söyleyebiliriz. ABD’nin daha fazla müdahalesine yol açmadan İsrail saldırılarına her gün misilleme saldırılar ile karşılık verebilmesi, Tahran için bir zafer olarak görülmüştür. Ölçülü tepkiler, zamanla sürdürülen direnç ve askeri kapasitenin dikkatli kullanımı, İran’ın hem içeride hem dışarıda gerilimin tırmanışına karşı korunma çabası olarak öne çıkmıştır.

İran-İsrail Savaşı Tahran Nasıl Bir Strateji İzledi

İran-İsrail gerilimi, yıllardır süregelen dolaylı çatışma dinamiklerinden doğrudan askeri karşılaşmaya evrilerek Ortadoğu’nun bölgesel güvenlik ortamı açısından önemli bir kırılma noktası oldu. ABD Başkanı Donald Trump’ın ilan ettiği ateşkesle şimdilik sona eren bu çatışma, taraflar arasında gerçekleşen ilk açık ve doğrudan savaş olması hasebiyle tarihsel bir öneme sahiptir. 13 Haziran’da İsrail’in İran’ın nükleer tesisleri ve askeri altyapısına yönelik başlattığı sistematik saldırılar, mevcut gerilimin sınırlarını tehlikeli boyutlara taşıdı. İsrail yalnızca nükleer tesisleri değil, aynı zamanda Devrim Muhafızları Ordusu komutanları da dahil olmak üzere üst düzey askeri liderleri ve nükleer program açısından kilit öneme sahip bilim insanlarını da hedef aldı. Ayrıca bu operasyon, hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirmeyi de amaçlıyordu.

Tahran, İsrail saldırılarına ilk etapta Tel Aviv ve Hayfa gibi büyük şehirleri hedef alan balistik füze saldırılarıyla karşılık verdi. İran’ın bu misillemelerdeki ilk hedefi, İsrail’in hava savunma sistemini test ederek kendi füze kapasitesinin caydırıcılığını göstermekti. İran’ın savaş sürecindeki genel tutumuna bakıldığında, kendisini savunmacı bir aktör olarak konumlandırma çabasının ön planda olduğu görülüyor. Nitekim İranlılar, İran-Irak Savaşı için sıkça kullandıkları “dayatılmış savaş” (jang-e tahmili) tanımını, bu savaş için de kullandılar. 1980-1988 arasında 1 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği ve “kazananı olmayan savaş” olarak tarihe geçen bu savaş, daha sonra İranlılar tarafından “mukaddes savunma” olarak anılmıştır. İranlılar benzer şekilde İsrail’in ABD onaylı saldırısının da aynı şeyi ifade ettiğini savundular. Meseleye bu şekilde yaklaşan Tahran’ın misillemeleri ile birlikte füze atışlarının ve yoğun hava operasyonlarıyla sürdürülen bu 12 günlük kısa ama şiddetli çatışma süreci, her iki tarafın askeri kapasiteleri ve savunma stratejilerindeki zayıf noktaları gözler önüne serdi.

 

Misillemeler ve Caydırıcılığın Sınırları

Savaşın ilk üç gününde İran, Siccil ve Hürremşehr gibi uzun menzilli füzelerin de aralarında olduğu toplamda 370’ten fazla balistik füze ve 100’ün üzerinde insansız hava aracı ile 11 ayrı misilleme saldırısı gerçekleştirdi. Bu saldırılarla İran, İsrail’in çok katmanlı hava savunma sistemlerini aşmayı ve İsrail içinde bir şok etkisi meydana getirerek algısal üstünlük kurmayı hedefledi. İsrail’in Demir Kubbe (Iron Dome), Davud Sapanı (David’s Sling) ve Arrow dahil hava savunma sistemleri saldırıların büyük kısmını önleyebildi. Ancak savunmayı delen füzelerin Hayfa’daki Bazan rafinerisi ve Rehovot yakınlarındaki araştırma merkezlerinde hasara yol açmasıyla, İran’ın doğrudan saldırı kapasitesinin sınırlı da olsa etkili olduğunu gösterdi. Buna karşın, İran açısından askeri kayıplar ağır oldu. En üst düzey askeri liderlerinin çoğu hayatını kaybetti ve nükleer silah, füze ve insansız hava aracı stokları önemli ölçüde hasar gördü. En önemlisi ise İran’ın hava savunma sistemlerinin, İsrail’in yoğun hava saldırılarından ülkeyi koruyamamasıdır.

Bunun farkında olan Tahran yönetimi, sivil ve askeri kayıplar karşısında direnç gösterirken ABD faktöründen dolayı kazanılması imkansız bir gerilime yol açacak stratejik hatalardan kaçınmıştır. Bu yüzden ABD’nin doğrudan müdahalesini tetiklememeye büyük özen gösterdi. ABD’nin Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü’ne önceden haber vererek gerçekleştirdiği sembolik saldırı dışında, ABD üslerine yönelik herhangi bir saldırıda bulunmadı. Bunun yerine Husiler’in İsrail hedeflerine yönelik sınırlı eylemlerine izin verdi. Dahası, Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi’nin, Washington’dan gelecek basit bir telefon görüşmesinin İsrail’in saldırganlığını durdurabileceğini söylemesi, Tahran’ın gerginliklere rağmen ABD ile diplomasiye açık olma potansiyelini de gösteriyordu.

Diğer taraftan bu tutum, Tahran’ın kontrolsüz tırmanmadan kaçınarak caydırıcılığını yeniden inşa etme arayışının bir parçasıydı. İran’ın bölgede daha önce var olan caydırıcılık anlayışı, yalnızca füze kapasitesine değil aynı zamanda vekil güçler aracılığıyla İsrail’den gelen tehditleri önlemeye yönelik yürüttüğü algıya da dayanıyordu. Ancak savaştan önce bu stratejinin dinamikleri, zaten ciddi bir sınavdan geçmişti. Bundan dolayı Hizbullah gibi vekil güçlerin sınırlı kalması, İran’ın çok cepheli caydırıcılık stratejisindeki en önemli zaaf olarak değerlendirilebilir. Bu durum, İran’ı doğrudan kendi saldırı kapasitesine daha fazla ağırlık vermeye itmiştir. İsrail’in hava savunma sistemlerindeki zayıflıkları hedef alarak sistemin zayıflıklarını gün yüzüne çıkarması, bu çabanın bir sonucudur. Her ne kadar operasyonel başarı sınırlı gözükse de İsrail toplumunda oluşan şok etkisi ve stratejik tesislerde oluşan hasarlar, İsrail karşısında İran açısından sembolik bir kazanım olarak değerlendirilmiştir.

İran'ın fırlattığı balistik füzeler Tel Aviv'de
İran’ın İsrail’e fırlattığı balistik füzelerden bazıları, Tel Aviv kentindeki binalara isabet etti. Saldırılar sonucu bazı binalar yıkıldı veya ağır hasar gördü. (Mostafa Alkharouf / AA, 16 Haziran 2025)

 

İran’ın Savaş Sırasındaki Stratejisi Neyi Anlatıyor?

İran’ın 12 günlük savaş sürecindeki stratejisinin temelde üç hedef üzerine inşa edildiğini söyleyebiliriz; misilleme kapasitesine dayalı caydırıcılığın tesisi, ABD’nin doğrudan müdahalesine karşı kontrollü tırmanış ve nükleer belirsizlik kozu ile elini güçlendirmek. Tahran, İsrail’e doğrudan saldırarak sadece vekil güçlerle değil, kendi askeri kapasitesiyle de bedel ödetebileceğini göstermeyi amaçladı. Bu, özellikle iç kamuoyunda caydırıcılığın hâlâ sürdüğü algısını koruma çabasının bir parçasıydı. ABD’nin savaşı sonlandırmaya yönelik kritik öneme sahip nükleer tesisleri vurması dışında doğrudan çatışmaya daha fazla dahil olmaması ise İran’ın savaşın gerginliğinde “kontrollü tırmanma” stratejisinin etkili olduğunu gösterdi. Tahran, aslında çatışmanın şiddetini dikkatlice ayarlayarak, Washington’ın kırmızı çizgilerini aşmamaya özen göstermiştir.

Diğer taraftan hem savaş sürecinde hem de sonrasındaki resmi açıklamalarla nükleer program üzerindeki belirsizlik stratejisini sürdürmüştür. Savaş sırasında İsrail’in, savaş sonunda ise ABD’nin saldırılarında Natanz, Fordo, İsfahan ve Arak nükleer tesislerinde ağır hasar meydana geldi. Bu saldırılar, İran’ın nükleer pazarlık gücünü önemli ölçüde zayıflatsa da üst düzey İranlı yetkililerin, Fordo Nükleer Tesisindeki zenginleştirilmiş uranyumun, ABD saldırısından önce gizli bir yere taşındığını iddia etmeleri, İsrail ve ABD karşısında nükleer belirsizliğin stratejik bir tercih olarak önemini koruduğunu göstermiştir. Tüm bu süreç genel olarak değerlendirildiğinde, İran’ın stratejisinin mutlak bir zaferden çok; zaman kazanma, direnç gösterme ve algısal üstünlük kurma hedefine odaklandığını söyleyebiliriz. ABD’nin daha fazla müdahalesine yol açmadan İsrail saldırılarına her gün misilleme saldırılar ile karşılık verebilmesi, Tahran için bir zafer olarak görülmüştür. Ölçülü tepkiler, zamanla sürdürülen direnç ve askeri kapasitenin dikkatli kullanımı, İran’ın hem içeride hem dışarıda gerilimin tırmanışına karşı korunma çabası olarak öne çıkmıştır. Tahran’ın bu çabası daha çok, dış baskılara karşı doğaçlama tepki verme eğilimiyle tasvir edilebilecek savunmacı bir konumda bulunan bir aktörün, zorunlu tercihleri olarak yorumlanabilir.

İki taraf arasında yaşanan 12 günlük savaş, nihayetinde İran’ın gelişmekte olan insansız hava aracı ve füze yeteneklerinin hem güçlü hem de zayıf yönlerini ortaya koydu. Tahran, yalnızca vekil güçlere bağlı kalmadan İsrail’e karşı büyük çaplı, sınır ötesi saldırı operasyonları yürütebildi. Ancak bu senaryonun, bölgede önemli devlet dışı müttefikleriyle olan bağlantısının kesildiği ve küresel ittifaklardan yoksun bir ortamda gerçekleştiğinin altını çizmek gerekir. Her iki durum da İranlılar tarafından çok cepheli savaş stratejisinin önemli zayıflığı olarak halihazırda tartışılmaya başlanmış durumda. Bundan dolayı İran’ın stratejisi, Washington’ı kışkırtmaktan kaçınmak için temkinli bir yaklaşım benimsemekle birlikte; füze üretimini artırmaya, sahada fırlatma kapasitesini güçlendirmeye ve nükleer belirsizliğe odaklanmaya devam edecek gibi görünüyor. Bunu yaparken Rusya ve Çin gibi şimdiye kadar stratejik iş birliği içerisinde olduğu küresel aktörlerle, müttefiklik yönünde daha ciddi adımlar atmaya odaklanacaktır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası