İsrail’in yıllardır Filistin topraklarında uyguladığı şiddet ve soykırım politikaları, bütün dünyanın gözü önünde artarak devam ediyor. İsrail; 2008, 2014 ve 2021 saldırılarıyla hayata geçirmek istediği Gazze’yi Filistinlisizleştirme amacını 2023 saldırısıyla yeni bir aşamaya taşımıştır. İsrail, aşamalı işgal stratejisiyle Gazze’yi parçalara bölmek, çocuk, yaşlı, kadın demeden halkını katletmek, göçe zorlamak, yaşam alanlarını yok etmek, açlık ve susuzluğa mahkum etmek, dünya ile iletişimini kesmek gibi insanlık dışı uygulamalarla insanlığın inşa ettiği bütün değerlere saldıran bir savaş makinesine dönüşmüştür.
İnsanlık Suçundan Fazlası
7 Ekim 2023’te başlayan son işgal ve soykırım girişiminden bu yana Gazze’de katledilen Filistinli sayısı 20 binden fazlası çocuk olmak üzere 66 bin, yaralı sayısı ise 168 bin kişi olarak bildirilmekle birlikte sayının bundan çok daha fazla olduğunu ifade etmek gerekir. Çünkü saldırılar halen devam ettiği için yıkıntıların altında kalanların sayısı tam olarak bilinememekte ve kayıt altına alınamamaktadır. Daha birkaç gün önce, BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, Gazze’de gerçek ölü sayısı için “680 bin sayısını düşünmeye başlamalıyız” diyerek dikkat çekmişti. Uluslararası toplum bu rakamların dehşetini yaşarken, yaşam alanlarını yok etmeye yönelik saldırılar da devam ediyor.
Uluslararası kuruluşların yaptığı çalışmalara göre; 200 bine yakın bina, 40 civarında hastane ve sağlık tesisi yıkılmış veya hasar görmüş, Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ı yerinden edilmiş, yol ağının yüzde 77’si, ekili alanların yüzde 50’den fazlası ve atık sistemleri ciddi zarar görmüş, altyapı enkazları, hava ve su kirliliğinden kaynaklanan halk sağlığı sorunları ortaya çıkmıştır. Yine UNESCO, uydu üzerinden yaptığı değerlendirmelerde 13 ibadet yeri, 77 tarihi/sanatsal yapı, 3 taşınır kültür varlığı deposu, 9 anıt, 1 müze ve 7 arkeolojik alan olmak üzere en az 110 kültür varlığının zarar gördüğünü tespit etmiştir. Bütün bu yıkımda yeniden inşa maliyeti ise Dünya Bankası verilerine göre en az 53 milyar dolardır.
Bu tablo, açıkça İsrail’in Gazze’de insanlık suçuna ek olarak bir kent kırım (urbicide) suçu işlediğini de ortaya koymaktadır. Kentbilim literatürüne Bosna Savaşı sonrasında giren bu kavramla anlatılmak istenen, kentsel mekanların bilinçli biçimde hedef alınarak yok edilmesidir. Gazze’de yaşanan öldürme, soykırım, yerinden edilme, insani erişimin engellenmesi, fiziksel, kentsel yıkım ve çevresel yıkım sıradan bir savaş hasarı değil Filistinlilerin şehirleşmiş yaşam biçimini, toplumsal mekanları ve kolektif hafızasını imha etmeye yöneliktir. Çünkü bu saldırılar sadece askeri hedeflere değil; konutlara, okullara, hastanelere, su, elektrik, kanalizasyon gibi altyapı tesislerine, pazar yerlerine, camilere, kiliselere, kültürel mekanlara yöneliyor. Belki de en dramatik olanı İsrail’in mülteci kamplarına dahi saldırıyor olmasıdır. Eyal Weizman, Stephen Graham, Ahmad Z. A. Khalilia, Nordine Latreche gibi akademisyenler, aktivistler ve çeşitli yayın kuruluşları, Gazze’de yaşanan insanlık dramının aynı zamanda bir kent kırım (urbicide) suçu olduğunu ifade etmektedirler. Filistin şehirlerinin sistematik olarak parçalanması, kamusal mekanların yok edilmesi, kentsel yaşamı ve kentsel hafızayı yok etmeyi hedefleyen sistematik saldırılar, bu yıkımın bir soykırım olduğu gerçeğini desteklemektedir. Bu anlamda İsrail’in Gazze saldırısı, geleneksel savaş suçunun ötesine geçmektedir.
Her ne kadar kent kırım (urbicide) uluslararası hukukta tanımlı bir suç değilse de savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar ile ilişkilendirilmektedir. Çünkü Gazze topyekun olarak yok edilmekte, yaşam koşulları ortadan kaldırılmaktadır. Uluslararası aktörler, kent kırım (urbicide) örnekleri üzerinden soykırım iddialarını destekleyici bir takım önemli deliller üretiyorlar. Forensic Architecture (2024) tarafından hazırlanan “A Spatial Analysis of the Israeli Military’s Conduct in Gaza since October 2023 - Ekim 2023'ten Bu Yana İsrail Ordusunun Gazze'deki Davranışlarının Mekansal Analizi” isimli raporda yer alan şu ifadeler dikkat çekicidir: Bu olaylar arasında evlere, barınaklara, hastanelere ve diğer tıbbi tesislere; üniversiteler, okullar ve hükümet binaları gibi kamu kurumlarına; mezarlıklar, arkeolojik alanlar ve camiler gibi kültürel öneme sahip yerlere; tarlalar, meyve bahçeleri, seralar ve su kuyuları gibi tarımsal altyapıya; ve yardımların taşınması, depolanması ve dağıtımı için altyapıya yönelik saldırılar yer almaktadır. Ayrıca, İsrail Gazze'deki Filistinli nüfusun tekrar tekrar büyük ölçekli yerinden edilmesine yol açan "güvenli bölgeler" oluşturmakta ve tahliye emirleri ilan etmektedir. Saldırıların ölçeği ve niteliği, hasarın boyutu ve mağdur sayısı, ayrıca şiddet eylemlerinin organize yapısı ve rastgele meydana gelme olasılığının düşüklüğü sorgulanmaktadır.
Kavram Tartışmaya Alınmalı
Bu ve buna benzer birçok çalışmada, İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçu ve kent kırım (urbicide) suçları teker teker ortaya konmaktadır. Kent kırım (urbicide) kavramı, Gazze’deki saldırıları, kentsel yaşamın kasıtlı imhası olarak anlamaya ve uluslararası hukukta tartışmaya açmaya imkan veriyor. Deliller, hukuki argümanlar ve politikalar bu kavramın uluslararası dava süreçlerinde güçlü bir kavramsal araç olabileceğini göstermektedir.
Birleşmiş Milletler’in 80. Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze ile ilgili yaptığı konuşmada dile getirdiği “Bu, 7 Ekim olayı öne sürülerek yürütülen bir işgal, tehcir, sürgün, soykırım daha doğrusu bir toplu kıyım politikasıdır." sözleri ise dava süreçlerinde kullanılabilecek güçlü argümanlar olarak uluslararası toplum tarafından dikkatle değerlendirilmelidir. Nitekim devamında, "Bütün dünya liderlerine sesleniyorum, gün bugündür. Gün, insanlık adına Filistinli mazlumların yanında dimdik durma günüdür. Halklarınız Gazze'deki barbarlığa tepki gösterirken, gelin sizler de adım adım cesaretinizi gösterin. Çocukların çocukları büyüttüğü Gazze'ye karşı insanlık görevinizi yerine getirin.” diyerek bu süreçte izlenmesi gereken yol haritasını da sunmaktadır.
Hal böyleyken insanlığını beklentisi, işlediği bütün suçlar için vicdan terazisinde mahkum olan İsrail’in adalet terazisinde de mahkum olması; uluslararası kuruluşların soykırımdan kent kırım suçuna kadar İsrail’i işlediği bütün suçların hesabını tek tek sormasıdır.
Kaynaklar
Araz, Serra Deniz (2024), “Urbicide”: Erasing Palestinian memory beyond Gaza’s ruins, https://www.trtworld.com/author/675af81237e89bcc56d25a99.
Forensic Architecture (2024), “A Spatial Analysis of the Israeli Military’s Conduct in Gaza since October 2023”, https://forensic-architecture.org/investigation/a-cartography-of-genocide.
Haski, Pierre (2025), “Urbicide” In Gaza-Israel As Killer of Cities https://worldcrunch.com/journalist/pierrehaski/
Khalilia, Ahmad Z.A. (2024), “Urbicide the City of Gaza”, 7th International Conference of Contemporary Affairs in Architecture and Urbanism (ICCAUA-2024)
Latreche, Nordine (2025), “The Conflict in Gaza: As A War Against the City the Concept of Urbicide Through the Lens of International Law”, https://independent.academia.edu/NLatreche?swp=tc-au-143530656
Serim, Sena (2024), How Israel’s urbicide in Gaza provides evidence of genocidal intent https://www.trtworld.com/author/675af7ae04ad3325b7f11a61
United Nations Human Rights Council, (2024), “Gaza: Hamas and Israel War Crimes- Report of the Independent International Commission of Inquiry on the Occupied Palestinian Territory, including East Jerusalem, and Israel”, Peace & Security – Paix et Sécurité Internationales, No 12.
