İsrail’in 7 Ekim 2023’te başlattığı Gazze’ye yönelik saldırılarının üzerinden 15 ay geçtikten, 60 bin Filistinli katledilip 100 binden fazlası da yaralandıktan ve Gazze’nin yüzde 90’ı yıkıldıktan sonra 15 Ocak 2025’te uzun süredir beklenen ateşkes kararı açıklanmış ve ateşkes 19 Ocak’ta yürürlüğe girmişti.
Aslında 31 Mayıs 2024’te Biden tarafından “İsrail’in planı” olarak açıklanan bu ateşkes anlaşması, o tarihlerde İsrail’in Gazze’den çekilmeyi içeren herhangi bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini bildirmesi nedeniyle bir türlü hayata geçirilememişti. Nihayet Trump’ın başkan seçilmesi ve Ortadoğu özel temsilcisi olarak atadığı Steve Witkoff’un da bölgeye gelip taraflarla görüştükten sonra Netanyahu’nun kerhen de olsa razı edilmesiyle ateşkes mümkün olabilmişti.
Ateşkes anlaşmasının yürürlükte kaldığı süre boyunca HAMAS’ın anlaşmayı ayakta tutmak için gösterdiği çaba ve verdiği tavizlere rağmen İsrail, tamamen mesnetsiz gerekçelerle değişik zamanlarda anlaşmayı ihlal etmiş ve Gazze’den çekilmeyi içeren ikinci aşamaya geçmemek için direnmiştir. Netanyahu’nun ateşkese devam edip etmemek konusunda Trump’tan aldığı destek ve Trump’ın ortaya attığı Gazze’nin yeniden inşa edilmesini öngören deli saçması plandan sonra İsrail’in uygulanmakta olan plandan uzaklaşıp, sadece rehine takasını içeren ama asker çekmeyi gerektirmeyen yeni plan arayışında olduğu görülmüştür.
Bu yeni durum, İsrail’in ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçilmesi konusundaki isteksizliğini artırmış ve üzerindeki baskının kalkmasıyla rahatlayan Netanyahu, birinci aşamanın dolmasına rağmen ikinci aşamanın müzakerelerini başlatmadığı gibi, önce Gazze’ye giren insani yardımları durdurmuş ve ardından da 18 Mart’ta, hem de tam sahur vaktinde yapılan hava saldırısıyla Gazze’deki ateşkesi sona erdirmiştir.
Ateşkesin uygulanması esnasında İsrail’de yaşanan bazı iç politika gelişmeleriyle, Gazze’nin geleceğine yönelik ortaya atılan planlar ve yeni ABD yönetiminin meseleyi ele alışındaki değişimin, İsrail’in ateşkesi sonlandırmasında etkili olduğu değerlendirilmektedir. Dolayısıyla İsrail’in ateşkesi neden sona erdirdiğini daha iyi anlamak için; bu gelişmelerin ne olduğu paylaşıldıktan sonra, ileri sürülen gerekçelerle asıl niyetlerin ortaya konulması faydalı olacaktır.
Ateşkes Sonrası İsrail’de Yaşanan Gelişmeler
Netanyahu’nun aşırı sağcı ortağı ve aynı zamanda ulusal güvenlik bakanı olan Ben Gvir, ateşkesin kabul edilmesi halinde hükümetten istifa edeceğini ve mecliste hükümete verdiği desteği çekeceğini açıklamıştı. Hatta hükümetin diğer aşırıcı sağcı ortağı ve maliye bakanı olan Bezalel Smotrich’e de çağrı yapıp, hükümetten ayrılmasını talep etmişti. Zaten ateşkesin yürürlüğe girmesiyle birlikte hem kendisi hem de Yahudi Gücü Partisi’nden olan diğer bakanlar hükümetten ayrılmıştı.
Her ne kadar Smotrich ile Ben Gvir, benzer şekilde Yahudi yerleşimciler arasından geliyor olsalar da Smotrich, daha çok Batı Şeria ile ilgileniyor olması nedeniyle Gazze’de bir ateşkes yapılmasını sorunsallaştırmamış ve hükümette kalmayı yeğlemiştir.
Zaten Gideon Sa’ar’ın Yeni Umut Partisinin de koalisyona katılmış olması sebebiyle, Ben Gvir’in desteğini çekmiş olmasına rağmen hükümetin meclisteki desteği 68 sandalyede kalmış ve Netanyahu hükümeti çoğunluğu kaybetmemiştir. Fakat Netanyahu, hükümetin irrasyonel politikaları için suçu üzerine atabileceği ve bu sayede eleştirilerden kurtulacağı Ben Gvir gibi bir aktörün hükümette yer almasını arzu ediyordu. Ayrıca yaklaşan bütçe görüşmeleri nedeniyle koalisyondan çıkabilecek çatlak sesleri dengelemek için Ben Gvir’in desteğine de ihtiyacı vardı. Bu nedenle de Ben Gvir’in geri dönüşünü mümkün kılmak için Gazze’ye yönelik saldırıların yeniden başlatılması ihtimalini hep canlı tutmaya gayret etmiştir.
Diğer taraftan rehine takaslarının yapılmasıyla HAMAS ve diğer grupların elinde tuttuğu 25’i sağ olmak üzere 33 rehinenin serbest bırakılması, başta rehine yakınları olmak üzere bütün İsrail kamuoyunu memnun etmiştir. Ancak HAMAS’ın rehine takaslarında podyumlar kurup, törenler yaparak, yıkılmadık ayaktayız mesajları verip gövde gösterisi yapması sonrası hem hükümet hem de muhalefet süreci eleştirip bunun kabul edilemez olduğunu açıklamıştır. Bunun üzerine İsrail, törenler iptal edilene kadar Filistinli esirlerin serbest bırakılmasını geciktirmiş ve ateşkes sürecini ihlal etmiştir. Ama ikinci aşamada serbest bırakılması beklenen rehine ailelerinin yoğun baskısı nedeniyle bir şekilde mutabakat sağlanmış ve süreç devam ettirilmiştir.
Bu sayede ateşkesin birinci aşaması devam etmiş ve rehineler de karşılıklı olarak serbest bırakılmıştır. Ancak ikinci aşamanın müzakereleri bir türlü başlamamış ve Netanyahu ateşkesin bittiğini söylemese de Gazze’deki askerlerin geri çekilmesini öngören anlaşmayı uygulamaktan da imtina etmiştir. Anlaşmaya garantör olan Mısır ve Katar, sürecin devamı için büyük çaba harcarken, diğer garantör ABD’nin çok da ısrarcı olmadığı görülmekteydi. Zaten İsrail’in anlaşmaya uymaması halinde herhangi bir yaptırım uygulanması veya anlaşmanın devamına zorlanması gibi bir durum da söz konusu değildi.
İşte böyle bir atmosferde, Netanyahu ile iç istihbarat teşkilatı Şin Bet’in şefi olan Ronen Bar arasında görevden alma tartışması patlak vermiştir. Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin 7 Ekim saldırılarını önlemekteki başarısızlığını gerekçe göstererek istifa edeceğini açıklaması üzerine, Netanyahu, Şin Bet şefinin de istifa etmesini istemiş ancak Bar, hem savaş sürecinde olunması hem de Netanyahu ve ofisinin 7 Ekim saldırılarındaki sorumluluklarına dair bir soruşturma yürüttüğünü gerekçe göstererek istifa etmeyeceğini açıklamıştır. Fakat Netanyahu, Bar ile arasında güven bunalımı ortaya çıktığını ileri sürerek, onu görevden alacağını söylemiş ve bu konuyu güvenlik kabinesine getirmiştir.
Hükümetin Netanyahu’nun arkasında durmasına rağmen başsavcılık, Netanyahu ile Bar arasında bir çıkar çatışması olduğunu ve bu durumda başbakanın, başsavcı ve kurulacak bir hukuki danışma kurulunun onayını almasının gerektiğini söylemiştir. Dolayısıyla Netanyahu’nun bu tartışmalarının üzerini örtmek ve gündemi değiştirmek için bir şeye ihtiyacı vardı ve maalesef bu da Gazze’ye yönelik saldırıların yeniden başlatılması ve yeniden savaş durumuna dönülmesi olmuştur.
Ülkenin yeniden savaş durumuna dönmesi, sadece Netanyahu ile Şin Bet şefi arasındaki gerilimin üzerini örtmekle kalmamış, Netanyahu’nun devam eden yolsuzluk davasının duruşmalarının ötelenmesini de sağlamıştır. Bunun yanı sıra yeniden saldırıların başlamasıyla Ben Gvir, hükümete dönme sinyali vermiş ve Netanyahu’nun bütçe maratonu öncesinde elini iyice rahatlatmıştır. Yani ateşkesin sona erdirilmesi hem Netanyahu’nun hem de hükümetinin ayakta kalmasını sağlamış ve İsrail siyasetinin kandan ve soykırımdan beslendiğini bir kez daha göstermiştir.
ABD ile İlişkiler Konusunda Yaşanan Gelişmeler
İsrail, Trump’ın yeniden başkan olmasından sonra her ne kadar Gazze’de ateşkese zorlandıysa da, Biden döneminde getirilen bazı kısıtlamalar ile yaptırımların kaldırılması sayesinde rahatlamıştır. Netanyahu, 4 Şubat’ta Beyaz Saray’da Trump ile görüşmesinde aldığı açık destek sayesinde ateşkese devam zorunluluğundan da kurtulmuştur. Hatta Trump’ın açıkladığı, Gazze’nin ABD tarafından devralınıp, boşaltıldıktan sonra Ortadoğu’nun Rivierası olarak yeniden inşa edilmesini öngören müthiş (!) planı ve sonrasında HAMAS’a yönelik ağır tehditler içeren bir mesaj yayınlaması, Netanyahu’nun eline büyük bir koz vermiştir.
Ancak diğer taraftan Witkoff ile Trump’ın rehine işlerinden sorumlu özel temsilcisi Adam Boehler’in 30 yıllık bir aradan sonra HAMAS ile doğrudan temas kurmaları ve HAMAS’ın elindeki Amerikan vatandaşı rehinlerin salıverilmesi karşılığında ateşkesin uzatılmasına dair pazarlık yaptıklarının ortaya çıkması, İsrail’de büyük bir infial oluşturmuştur. Üstelik Witkoff’un, “HAMAS’ın dendiği kadar ideolojik taassup içerisinde olmadığını” söylemesi ve Boehler’in de İsrailli yetkililerin HAMAS ile temasına yönelik eleştirilerine, “kendilerinin İsrail’in ajanı olmadığı, bilakis ABD’nin çıkarları için HAMAS ile irtibat kurdukları” şeklinde cevap vermesi üzerine İsrail yönetiminde alarm zilleri çalmaya başlamıştır.
Zira ABD’nin HAMAS ile görüşmelerde İsrail’i süreç dışında tutması, İsrail’in foyasını ortaya çıkarabileceği gibi ABD’den aldığı desteği de zora sokma potansiyelini haizdir. Ayrıca ABD’nin terör örgütü olarak yaftalanan HAMAS ile iletişime geçmesi, İsrail’in stratejisini temelden çökertecek ve diğer aktörlerin de HAMAS ile temasının yolunu açabilecek ziyadesiyle tehlikeli bir süreci başlatabilecektir. Dolayısıyla bu temasın mutlaka kesilmesi ve ABD’nin HAMAS’ı asla ve kat’a muhatap almaması sağlanmalıydı. Bunun da yegâne yolu tahmin edileceği üzere ateşkesin sonlandırılması ve yeniden savaş ortamına dönülmesiydi. Bu sayede HAMAS da ABD ile görüşmek istemeyecek ve ABD de savaşan İsrail’i desteklemek zorunda kalacaktı.
Gazze’nin Geleceğine Yönelik Planlar ve İsrail’in Tutumu
Trump’ın bir devlet adamından ziyade emlakçı gibi hareket ederek ortaya attığı Gazze planı, İsrail dışında planın muhatabı olan hiçbir aktör tarafından kabul edilmemiştir. Planı sadece reddetmekle yetinmeyen Mısır, Trump’ın planının aksine Gazze’nin Gazzeliler yerlerinden edilmeden yeniden inşasını öngören bir plan hazırlamış ve bu plan Arap Birliği tarafından da 4 Mart 2025’te yapılan olağanüstü zirvede oy birliğiyle kabul edilmiştir.
Mısır’ın planı, son dönemde ortaya atılan en rasyonel ve en geniş tabanlı kabul gören plan olmakla birlikte, HAMAS da planın hayata geçmesi halinde Gazze’yi yönetmekten feragat edeceğini açıklayarak İsrail’in bu konudaki kaygılarını gidermeye çalışmıştır.
Ancak İsrail, Mısır’ın planını külliyen reddettiği gibi, Arap ülkelerini de Filistinlileri İsrail’i şeytanlaştırmak için piyon olarak kullanmakla suçlamıştır. Ortada böyle somut bir plan varken uygulanması asla mümkün olmayacak Trump’ın planında ısrar eden İsrail, böylelikle uzlaşma niyetinde olmadığını, bilakis niyetinin Gazze’yi ve tüm Filistin topraklarını Filistinsizleştirip ele geçirmek olduğunu bir kere daha göstermiştir.
Ortaya atılan planlardan biri de Witkoff tarafından kotarılan ve İsrail’in geri çekilmesini içermeden sadece rehine takasına odaklanan adı konulmamış plan olmuştur. Tahmin edileceği üzere bu plan da HAMAS tarafından kabul edilmemiştir. Zira HAMAS mevcut ateşkes planının uygulanmasında ısrarcı olmuş, İsrail’in askerlerini Gazze’den tamamen çekmeden veya rehinelerin hepsi serbest bırakıldıktan sonra İsrail’in yeniden saldırmayacağına dair ABD yönetiminden yazılı garanti almadan başka planı müzakere etmeyeceğini bildirmiştir.
Görüldüğü üzere İsrail; ne Mısır, Katar ve ABD’nin arabuluculuğu ve garantörlüğüyle kabul edip uygulamaya koyduğu mevcut ateşkes anlaşmasına bağlı kalmakta ne de Trump’ın ortaya attığı Gazze’nin boşaltılmasını öngören plan dışında başka bir plana şans tanımamaktadır. Bunun yerine sadece kurtarabildiği kadar rehineyi kurtarmak istemekte ama bunun karşılığında herhangi bir taviz vermeye yanaşmamaktadır. Buna rağmen 18 Mart’ta ateşkesi sonlandıran saldırıdan sonra dışişleri bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail’in ikinci aşamaya geçmemek için müzakereye katılmadıkları ve sürekli yeni şartlar öne sürdükleri gerçeğini görmezden gelerek, “HAMAS’ın rehineleri serbest bırakmayarak ateşkesi ihlal ettiği” yalanına sığınmışlardır.
Sonuç Olarak
İsrail’in başından beri Gazze’den çekilmesini öngören herhangi bir ateşkesi istemediği bizzat Netanyahu tarafından açıklanmıştır. Ancak Trump’ın başlangıçtaki baskısıyla anlaşmayı kabul etmek durumunda kalmış, buna mukabil Trump-Netanyahu görüşmesinden sonra baskının ortadan kalkmasıyla İsrail ateşkesi sürdürmekten imtina etmeye başlamıştır.
İsrail’in amacının Gazze’yi tamamen yıkarak iskân edilemez hale getirip, Gazzelilerin burayı terk etmesini sağlamak olduğu bilinmektedir. Trump’ın ortaya attığı Gazze planının da İsrail’in planıyla örtüşmesi neticesinde sadece bu planın uygulanabileceğini söyleyen İsrail, Gazze için daha makul bir alternatif sunan Mısır’ın planını da reddedip edip, itibarsızlaştırmaya çalışmıştır.
Ateşkesin ikinci aşamasına geçilmesinde yaşanan gecikme sonrası Trump’ın görevlendirdiği Witkoff ve Boehler’in rehine takaslarının devamını sağlamak maksadıyla HAMAS ile doğrudan temas kurması, hükümetteki ateşkes karşıtlarını harekete geçirmiş ve ABD’nin HAMAS’la temasını kesmek için ateşkes sürecinin sonlandırılması gerektiği yönündeki kanaati kuvvetlendirmiştir.
Bölgede Gazze’nin merkezde olduğu bu gibi gelişmeler yaşanırken, Netanyahu ile iç istihbarat teşkilatı Şin Bet’in şefi Ronen Bar arasında patlak veren görevden alma krizi, iç politikada yeni bir kutuplaşmaya yol açmıştır. Yüksek mahkeme, başsavcılık ve diğer siyasi partilerin de sürece müdahil olmasıyla kamuoyu, tıpkı yargı reformuna yönelik protestoların yapıldığı dönemdeki gibi hükümet karşıtı bir pozisyon almıştır. Hatırlanacağı üzere o dönemde de Netanyahu gündemi değiştirmek için Gazze’ye saldırı kozunu kullanarak üzerindeki baskıları savuşturmuştu. Bugüne gelindiğinde de Netanyahu’nun aynı kozu kullandığı ve ateşkesi bozup Gazze’ye yeniden saldırı emrini vererek gündemi değiştirdiği ve tartışmaların üzerini örtmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.
Tüm bu gelişmeler, ateşkese devam edilmesinin Netanyahu ve hükümetine, ateşkesin sona erdirilmesinden daha fazla zarar verdiğini göstermiştir. Bununla birlikte ateşkesin devam etmesi halinde kurtarılması mümkün olacak rehinelerin, kendisi için herhangi bir getirisi olmadığını gören Netanyahu, bu kesimlerden gelebilecek tepkileri de göze alarak ateşkesi sonlandırmıştır. Yani Netanyahu’nun önceliği daha önce de olmadığı gibi bugün de rehinler olmamıştır. Bilakis Netanyahu sadece kendi bekasını düşünerek adım atmış ve Gazze’yi yeniden bombalama emri vererek geriye kalan rehinelerin hayatını da riske atmıştır.
Önceki gerekçelerle ilişkili olarak, İsrail’in tam da sahur vaktinde saldırıp derme çatma çadırlarda hayatlarını idame etmeye çalışan 404 Filistinliyi katledip, 561’ini de yaralaması, sadece ateşkesi sonlandırma ve savaşa dönme hamlesi olarak algılanamaz. Bilakis bu şekilde davranarak, Trump’ın HAMAS’a yönelik kıyamet tehditlerini gerçeğe dönüştürmek ve bu sayede Gazzelileri korkutup, topraklarını terk etmeye zorlamak istedikleri anlaşılmaktadır.
İsrail’in ve ona bu süreçte destek veren Trump’ın anlamadığı şey ise Gazze’nin de diğer Filistin toprakları gibi Filistinlilerin vatanı olduğu gerçeğidir. Ve vatan toprakları her türlü mülahazanın üzerinde olup; Filistinlilerin maruz kalacağı hiçbir abluka, soykırım ve etnik temizlik onların vatanlarını terk etmelerini sağlayamayacaktır. Bilakis Filistinliler vatanlarını terk etmektense, son neferleri de ölene kadar vatanlarını savunmaya devam edecektir.
