Kriter > Dosya > Dosya / Terörsüz Türkiye |

Terörle Mücadelede Erdoğan Modeli


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu yeni model, yumuşak ve sert güç unsurlarının hem içte hem de dışta eş zamanlı şekilde kullanılmasına dayanıyor. Şu noktanın altını çizmek gerekir: Türkiye’nin yüz yüze olduğu terör sorunu, en bilinen örgütler durumundaki IRA ve ETA başta olmak üzere diğer pek çok örneğe göre çok daha ağır. Dolayısıyla bu sorunun ortadan kaldırılması için çok boyutlu ve kapsamlı bir mücadele yapılması zorunlu. Bu sürecin başarıya ulaşmasını sağlayacak en önemli konu ise kararlılık.

Terörle Mücadelede Erdoğan Modeli

Türkiye, neredeyse elli yıldır PKK’nın neden olduğu terör sorunuyla karşı karşıya. 1980’lerden itibaren her siyasi iktidar, terörü bitirme iddiasıyla yola çıktı ve bu amaçla çeşitli stratejiler izledi. Ancak 80’ler ve 90’lar boyunca PKK, etki alanını kırsaldan şehirlere genişlettiği gibi militan sayısını da artırdı. 1999’da örgütün elebaşı Öcalan’ın yakalanarak mahkum edilmesi de soruna çözüm olmadı. Örgüt, eylem kapasitesi farklı dönemlerde azalsa da varlığını korudu. Terör eylemleri nedeniyle 50 binden fazla insan hayatını kaybederken ülkenin ekonomik kaynaklarının önemli bir kısmı ve enerjisi bu meseleye aktarıldı. Bir bakıma, Türkiye hem ekonomik hem de siyasi açıdan güçlü bir pozisyona ulaşamaması için terörle meşgul edildi. Terör örgütlerinin, vekalet savaşının aparatı olarak farklı devletlerin çıkarlarına hizmet etmeleri gayet alışıldık bir durumdur. Ancak muhtemelen hiçbir terör örgütü, bu konuda PKK kadar ileriye gidememiştir. PKK, geçmişten itibaren çok sayıda devlet tarafından desteklendi ve silahla teçhiz edildi. Bu durum, yalnızca PKK’yı güçlendirmekle kalmadı, uluslararası arenada Türkiye’nin terörle mücadele konusunda yalnız kalmasına da neden oldu.

 

Erdoğan’ın Terörü Bitirme Kararlılığı

AK Parti, iktidara geldiği ilk günden itibaren bilhassa hak temelli taleplere cevap vermek yoluyla teröre kaynaklık yapan sorunları bitirmeyi hedefledi. Bu yaklaşım, özellikle 1990’larda farklı mağduriyetlere uğrayan insanların devletle yeniden barışmasını sağlama amacına matuftu. Gerçekten de 28 Şubat süreci ve aslında bu sürecin öncesini de kapsayan vesayetçi ruh, farklı toplumsal kesimlerin dışlanmasına ve ötekileştirilmesine yol açmıştı. O dönem başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan, devletle toplum arasında açılan mesafeyi kapatmak için büyük çaba harcadı. Daha 2002’nin sonlarından itibaren demokratikleşme ve hukuk devletini güçlendirmek için ardı ardına reform programları uygulamaya alındı. Bu durum, 2007 ve 2011 genel seçimlerinde Erdoğan’ın toplumun yarısının oyunu almasını sağladı ki bu, siyasi tarihimizde örneği olmayan bir tabloya işaret ediyordu. 2011 seçimlerinin ardından Erdoğan, terör sorununu ortadan kaldırmak için geniş kapsamlı bir hamleye girişti. “Çözüm Süreci” şeklinde nitelenen bu dönem, PKK’nın silahları bırakmamasıyla akamete uğradı. Ancak bu vesileyle toplum, Erdoğan’ın sorunu çözmek için samimiyetini ve iyi niyetini gayet net şekilde gördü. PKK, Suriye’de ortaya çıkan otorite boşluğunu, kendine bu ülkede özerk bir alan inşa etmek için kullanmaya çalıştı. Bazı Batılı devletler ve içerideki aparatları aracılığıyla Çözüm Süreci sabote edildi. Nitekim Suriye’deki iç savaşın süresinin uzamasıyla birlikte örgütün umutları da iyiden iyiye arttı.

Çözüm Sürecinin buzdolabına kaldırılmasının ardından terörle mücadele, güvenlik operasyonları ve sınır ötesi askeri harekatlarla devam etti. Türkiye, aslında uzun süredir terörle mücadele etmesinin avantajıyla askeri, istihbari ve hukuki açıdan önemli bir tecrübeye sahip. Kolluk birimleri ve askeri unsurlar, yalnızca PKK ile sınırlı olmayan ve irili ufaklı çok sayıda örneği görülen terör örgütlerini tanıma ve bunların eylemlerini önleme açısından gayet yetkin bir vaziyette. PKK’nın Çözüm Sürecini suistimal ederek ülke içinde eylem gücünü artırmaya çalışması, güvenlik birimlerinden hemen cevabını aldı. 2015 yaz aylarında başlayan hendek ve barikat operasyonlarıyla örgütün şehirlerde kurtarılmış bölgeler oluşturmasına izin verilmedi.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra kolluk güçleri ve Silahlı Kuvvetlerden FETÖ unsurlarının temizlenmesiyle operasyonların kapsamı ve etkisi arttı. Aynı süreçte Türkiye, yerli ve milli savunma sanayiini güçlendirdi ve ülke içinde örgütü hareket edemez hale getirdi. Bunun üzerine örgüt, Suriye’deki unsurlarına ağırlık vermeye başladı. Sınır ötesi harekatlarla, PKK’nın Suriye yapılanması PYD/YPG’nin bir terör koridoru açması engellendi. Dolayısıyla güvenlik açısından herhangi bir zaaf ortaya çıkmadan örgütle geçmişe göre çok daha etkili şekilde mücadele edildi. Burada bir noktanın altını çizmek gerekiyor: Bu süreçte Türkiye, terörle mücadele politikalarındaki katı tutumu, sivil halka yansıtmadı. Tam tersine Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm toplumsal kesimleri kucaklayıcı bir dil kullanarak vatandaşların terörle aralarına bir mesafe koymalarını istedi. Toplumun meşru hak taleplerinin hiçbir zaman gündemlerinden çıkmayacağını ısrarla vurgulayan Erdoğan, buna karşılık örgütle hiçbir zaman müzakere yapılmayacağının altını çizdi.

Terör örgütüyle mücadele edilirken Türkiye, diplomatik temas ve girişimleri de ihmal etmedi. Öteden beri örgüte destek veren ülkelere bu yaklaşımlarının kendilerine artık faydadan çok zarar getireceği anlatıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin pek çok açıdan geçmişe göre çok daha güçlü bir pozisyonda durduğu, buradan hareketle Türkiye’yi karşılarına almanın rasyonel bir zemininin olmadığı açıkça ortaya kondu. Nitekim Suriye’deki rejim değişikliği sırasında, Esed’in en önemli destekçisi, ayrıca PYD/YPG’nin de hamilerinden olan Rusya hiç topa girmedi. ABD de Trump’ın başkan seçilmesinden sonra Suriye’deki birliklerini çekeceğini açıkladı ve yeni rejimle resmi olarak ilişki kurdu. Böylece PKK’nın Suriye’de de altındaki zemin çok kaygan hale geldi. Bir bakıma, daha yakın zamana kadar kanton oluşturma peşinde koşan örgüt, bir anda bu süreçten nasıl en az hasarla çıkabileceği kaygısına kapıldı.

Erdoğan, TBMM Grup Toplantısında
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'na katılarak konuşma yaptı. Erdoğan konuşmasında, Terörsüz Türkiye ile ilgili; " İnşallah bu tarihi fırsat, küçük hesaplar veya uluslararası ayak oyunlarıyla heba edilmeden, samimi bir iklimde tekemmül eder" sözlerine yer verdi. (Doğukan Keskinkılıç / AA, 14 Mayıs 2025)

 

Bu Noktaya Nasıl Gelindi?

Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Öcalan’a seslenerek örgütüne silah bırakma yönünde çağrı yapmasını istedi. Bu çağrının tesadüfi olmadığı ve somut bir temele dayandığı kısa sürede anlaşıldı. Ülke içindeki iflah olmaz Erdoğan karşıtlarının aksi yöndeki umut ve beklentilerine rağmen örgüt de bu çağrıya uydu. Bu yolla Türkiye, terörün sonlanması açısından oldukça kritik bir eşiğe geldi. Elbette sürecin gidişatını bundan sonra atılacak adımlar belirleyecek. Ayrıca süreci sabote etmek isteyecek çok sayıda iç ve dış unsurun da devreye girmek için hazır olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Ancak her ne olursa olsun terörle mücadelede literatüre yeni bir modelin girdiğini söylemek mümkün. Cumhurbaşkanı Erdoğan öncülüğünde daha önce bu kapsamda denenmemiş bir model ortaya konuldu. Terörle mücadele süreçleri dünya genelinde iki farklı esas üzerine kuruludur. İlk modelde örgütle genelde gizli şekilde mücadele edilirken güvenlik operasyonlarının dozu azaltılır. İkinci modelde ise teröre müzahir olabileceği düşünülen kitle başta olmak üzere toplumun belirli kesimlerinin karşıya alınmasından kaçınılmadan çok sert tedbirler uygulanır. Türkiye, son dönemde bunların ikisinden de farklı bir yol izledi. Öncelikle güvenlik operasyonlarından hiçbir şekilde taviz verilmedi. Örgütün sınır içindeki militan unsurları, insansız hava araçları ve istihbari bilgilerin etkili kullanımıyla neredeyse tek haneli rakamlara kadar geriletildi. Aynı zamanda örgütün şehir yapılanmasının yeni militan devşirmesi ve bunları kırsala kanalize etmesi de engellendi. Bunun yanında, teröre destek veren belediyelere kayyım atanması uygulamasından da vazgeçilmedi.

Diğer taraftan, aynı süreçte Türkiye, demokrasisinden de taviz vermedi. Demokratikleşme ve hukuk devletinin güçlenmesine ilişkin reformlara devam edildi. Kürt kökenli vatandaşlarımızı ötekileştiren bir dil ve yaklaşım hiçbir zaman kullanılmadı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine kamu yatırımları da aralıksız şekilde sürdürüldü. Böylece örgütün mağduriyet edebiyatı yapmasının önü kesildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, örgütle sivil vatandaşların meşru taleplerinin birbirinden ayrılmasını ustalıkla sağladı.

Türkiye, aynı süre zarfında diplomatik mekanizmaları da yoğun şekilde kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en baştan itibaren aktif bir dış politika stratejisi izlediği biliniyor. Daha açık bir ifadeyle, Türkiye’nin sert güç unsurları arttıkça diplomatik etki alanı da genişliyor. Özellikle savunma sanayiinde yapılan hamleler, yalnızca ekonomik değil siyasi kazanımlar olarak da geri dönüyor. Aynı süreçte yumuşak güç unsurları da geçmişle karşılaştırılmayacak derecede etkili şekilde kullanılıyor. Söz konusu hamleler, özellikle Türkiye’nin geçmişte tarihi bağlarla bağlı olduğu toplumların yanında tüm mazlum milletleri kendine daha fazla çekiyor. Böylece ülkenin hamle gücü ve kapasitesi her geçen gün daha da artıyor. Bu durum, örgütün aldığı dış destekleri, yabancı ülkelerin doğrudan veya dolaylı yardımlarını kaçınılmaz şekilde sınırlıyor. Devletler geçmişe göre daha az şekilde Türkiye’yi karşılarına alacak hamleler yapıyorlar. Farklı alanlarda Türkiye ile iş birliğine gitmek pek çok devlet için daha makul bir seçenek olarak görülüyor.

 

Sağduyu ve Kararlılık İhtiyacı

İlerleyen dönemde sürecin bazı sabotaj girişimleriyle karşılaşacağı tahmin edilebilir. Sürecin sona ermesinden rahatsızlık duyan yabancı devletler, örgüt içindeki bazı radikal grupları harekete geçirerek bunların yeni bir yapılanmaya gitmesini teşvik edebileceklerdir. Bunun yanında PKK’nın uzunca süredir ülke içindeki diğer marjinal sol grup ve örgütlerle birlikte hareket ettiği de biliniyor. Söz konusu örgütlerin PKK’nın boşalttığı alanı doldurmak için çaba harcayacakları söylenebilir. İlk aşamada toplumu provoke etmek amacıyla belirli terör eylemlerine girişme gibi bir ihtimal bulunuyor. Bu tür bir eylemle, hem örgüt içinde silah bırakmadan hoşnut olmayan gruplara mesaj verilmesi hem de konuya tereddütlü yaklaşan diğer kesimlerin kışkırtılmasının hedeflenmesi söz konusu olabilecek. Ancak sağduyulu insanların karşılaşılabilecek bu sorunların farkında olması muhtemel olumsuzlukların etkisini azaltma imkanı doğuruyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu bu yeni model, yumuşak ve sert güç unsurlarının hem içte hem de dışta eş zamanlı şekilde kullanılmasına dayanıyor. Şu noktanın altını çizmek gerekir: Türkiye’nin yüz yüze olduğu terör sorunu, en bilinen örgütler durumundaki IRA ve ETA başta olmak üzere diğer pek çok örneğe göre çok daha ağır. Dolayısıyla bu sorunun ortadan kaldırılması için çok boyutlu ve kapsamlı bir mücadele yapılması zorunlu. Bu sürecin başarıya ulaşmasını sağlayacak en önemli konu kararlılık. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmişten itibaren terör sorununu çözme açısından oldukça kararlı. Erdoğan’ın bir başka yönü ise toplumu ikna edebilecek belki de yegâne lider olması. Elbette bu süreçte MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin süreçteki rolünü de gözden kaçırmamak gerekiyor. Sürecin Cumhur İttifakı çatısı altında mutabakatla yürütülmesi, muhtemel muhalefetin etki gücünü en baştan sınırlıyor. Bu durum, DEM Parti dışındaki muhalefeti de bir açmaza itiyor. Seçimlerde açık şekilde birlikte hareket eden muhalefetin şimdi bu tür bir çözüm iradesini dışlaması, bir inandırıcılık sorunu ortaya çıkaracak. Bu nedenle, muhalefetin de hızlı şekilde gelişen bu sürece göstereceği tepki konusunda kafasının karışık olduğu anlaşılıyor.

Türkiye, terörün sonlandırılması için en son ama belki de en keskin viraja girdi. Ülkedeki hemen herkes, terör sorununu geride bırakan bir Türkiye’nin, hedeflerine çok daha hızlı ve kolay şekilde ulaşabileceğini biliyor. Yaşanan sürecin, oldukça hızlı şekilde geliştiğine dair genel bir kanaat var. Ancak yukarıda özetlemeye çalıştığımız gibi aslında örgütü silah bırakma kararı almaya zorlayan, farklı kulvarlarda ancak eş zamanlı şekilde gelişen çok sayıda farklı olgu var. Terörün sonlanmasında uygun konjonktürün gelişmesi son derece önemli bir hadise. İçinde bulunulan şartlar, söz konusu konjonktürün nihayet belirdiğine işaret ediyor. Şartların ortaya çıkmasını sağlayan en önemli etken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlılığı ve doğru zamanlarda yaptığı hamleler. Dolayısıyla bu süreç, aslında oldukça sağlam ve gerçekçi bir zemin üzerine oturuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlü liderliğiyle bu sürecin başarıyla sonuçlanmaması, Türkiye’nin kendisini uzun süre meşgul eden terör sorunundan kurtulmaması için hiçbir neden yok. Önemli olan, bu süreçte karşılaşılabilecek provokasyonlara karşı dikkatli olunması ve toplumsal desteği zayıflatabilecek ciddi yol kazalarına izin verilmemesi. Türkiye’nin bu konuda sahip olduğu tecrübe, bu aşamanın geçilmesini sağlayacaktır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası