Kriter > Dış Politika |

Hindistan-Amerika İlişkilerinde Türbülans


Washington ile ilişkiler bağlamında, Amerika'nın Delhi'ye tam olarak kendi istediği gibi bir ilişki içinde olmasını dayatması, Delhi'nin Moskova ile olan bağlantısına limit koyma baskısı ve hem ikili ilişkilerde Çin faktörünün nasıl ele alınacağı hem de her birinin Pekin ile ikili ilişkileri noktasında nasıl bir pozisyon belirleyeceği konularındaki mevcut muğlaklık, üç önemli sorun. Ancak bu üç soruna karşın Hindistan'ın Rus bağlantısına sınırlama getirmesi çok beklenmemeli, Çin'den kopuş ve Çin uyumu da çok beklenmemeli.

Hindistan-Amerika İlişkilerinde Türbülans
Resmi ziyaret kapsamında ABD'de bulunan Hindistan Başbakanı Narendra Modi, ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray'da bir araya geldi. (Hindistan Basın Bilgi Bürosu / AA, 14 Şubat 2025)

Küresel bağlamda artık son yıllarda neredeyse tüm odaklar; Amerika Birleşik Devletleri (yazıda Amerika olarak bahsediliyor), Çin, Rusya ve Hindistan'ın birbirleri ile ilişkileri ve bu ülkelerin uluslararası ilişkilerde neler yaptıkları üzerine oluyor. Küresel sistemde; Çin'in yükselişi, Vladimir Putin ile birlikte görünür şekilde Rusya'nın yeniden belini doğrultmaya başlaması ve Moskova ile Pekin'in yakın ilişkiler araması, Amerika'nın göreli düşüşünü tetikledi ve bu da Washington'ı, müttefiklerini ve bölgesel ve küresel politikalarını güncellemeye yöneltti. İşte, Hindistan bu noktada devreye giriyor. Ki Hindistan, Asya'da Çin'in potansiyel hegemonyasını dengeleyebilecek kalibredeki tek demokratik güç olarak ortaya çıkmıştı. Bu gerçeklikten hareketle Washington'ın hayal ettiği ilişki biçimi, yüzeysel olarak Yeni Delhi'nin de Amerikan müttefikleri kervanına katılması olsa da hemen herkese mavi boncuk dağıtan Hindistan'ın bir orada bir burada olması, bu ikili arasında işlerin pek de öyle yürümediğini gösteriyor. Yazıda; bu ilişkilerin dünü, bugünü ve yarınına dair büyük çerçeveye oturtulmuş özet bir değerlendirme yer alıyor.

 

Nereden Nereye?

Pek tabii bilimsel bir temel değil ancak yazıya şu sözle başlamak istiyorum: Büyük dostluklar nefretle başlar. Bir zamanlar İngiliz sömürge deneyimini tatma talihsizliğine uğramış olan bir Hindistan vardı ve bu deneyim, ona emperyalist güçlerden ve dolayısıyla Amerika başta olmak üzere Batı'dan uzak durmasını dikte ediyordu. Bağımsızlığından 90'lara değin gerek ekonomi politikasında gerekse bölgesel yaklaşımında son derece korumacı ve tekelci bir tutum sergiliyor, mahallesi ve arka bahçesi Güney Asya ile Hint Okyanusu bölgesinde "tekel bir yalnızlık" güdüyordu. Bu arada, uzun sınır komşusu Pekin ile her zaman pamuk ipliğine bağlı hassasiyette, problemli ve riskli bir inişli çıkışlı ilişki yürüten Delhi'nin, o dönemler iç ve dış politika pencereleri veya sosyalist prizmaları birbirleri ile uyumlu gözüken Moskova ile bağları, dostluk temeli üzerine kurulmuş ve bu inşa üzerinde geliştirilmişti.

90'larda küresel ekonomide ve dünya politikasında yaşanan değişimler, Hindistan'ı ekonomik açılıma iterken özellikle yanı başındaki Çin'in bölgesel bir potansiyel hegemon olarak Hindistan'ın son derece duyarlı olduğu Hint Okyanusu bölgesine adım atması, Delhi'nin bölgesel ve küresel yaklaşımına da revize getirdi. Duygusallıktan ya da daha açık bir dille ürkeklikten ve göreli stratejik veya tekelci yalnızlıktan arınma gereksinimi, Delhi'yi çok bağlantılı bir dünya görüşü arayışına yöneltti. Bu yönelim, kendini en çok Amerika ve Batı'ya olan tutumunda göstermiştir. Fakat özünden de tamamen kopmamak anlayışı ile kadim ve test edilmiş Rusya dostluğu ve dış politikasındaki "müttefik olmamak" ile "tam anlamıyla uyumlu olmamak" anlamlarına da gelen "stratejik özerklik" kuralı, bu yönelimde düşülen iki önemli şerh olarak tezahür ediyor. Üçüncü önemli şerh ise bugün her ne kadar liberal bir ekonomi olarak anılsa da ekonomik korumacılığın büyük oranda devam ediyor oluşu.

Hindistan'ı Amerika ile bir araya getiren temel etken basitti: Çin faktörü. Ancak Delhi'nin olumsuz Amerika algısının değişmesindeki ana katalizör, 2000'lerin başında Washington'ın Hindistan ile sivil nükleer anlaşma "lütfunu" göstermiş olması. O zamandan bu yana iki ülke ilişkileri görülür ölçekte derinleşti. Sanki Delhi, geçmiş tüm algılarından sıyrılmış gibiydi. Amerika-Hindistan ilişkileri 21. yüzyılın en özel ilişkisi olacak, diyordu Obama. Eski Amerikan başkanının bu söylemi, Trump'ın ilk döneminde daha net bir vücuda büründü. Ancak Delhi, geçmiş algılarından ne kadar arınmış gibi gözükse de şunu çok net ifade etmeliyim ki, Washington’a güvensizlik hep var olmuştur ve olacaktır. Bu arada ilişkiye dair bu güvensizlik, Amerika'da da vardır. Yani her ikisi de ikili ilişkilerinde birbirlerine karşı bir "stratejik terk edilme korkusu" taşıyor. Ancak Delhi için bu güvensizlikte ek bir nüans da var: Kendini tamamen Washington'ın peşinde sürükleniyor halde bulmak. Yine de Trump'ın ilk döneminin ve iki ülke ilişkilerinin genel seyrinin etkisi ile Yeni Delhi'de, Trump'ın ikinci dönemine karşı büyük bir duygusallık söz konusuydu. Sanıyordu ki, Trump'ın gazabı kendisine hiç uğramayacak...

Rusya'nın Çin ve Hindistan'a ham petrol ihracatı, AA İNFO
Hindistan'a "Rus petrolü aldığı" gerekçesiyle yüzde 25'in üzerine ilave yüzde 25 daha tarife uygulama kararı alan Trump, Rusya'dan petrol alan diğer ülkelerin de "mercek altına" alındığını söyledi. (Mehmet Yaren Bozğun / AA, 8 Ağustos 2025) 

 

Türbülans Dönemi

Trump, ikinci dönemine daha sert başladı. Nisan’da önce duyurduğu sonra bir süreliğine geri çektiği karşılıklı tarifeler konusu, zaten ikinci dönem Trump başkanlığına duygusal bir coşkuyla bakan Delhi için bir umut ışığı gibi gözüktü. Bu sayede ticaretin Çin'den saptırılması sağlanabilir ve bu, Delhi için "yaşam boyu kaçırılmayacak bir fırsat" olabilirdi; Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, böyle diyordu. Bunun daha da ötesinde, Delhi'deki yönetim çevresine göre, tarifeler, Hindistan'ın ihtiyaç duyduğu ekonomik reformlar için bir tetikleyici olabilirdi. Ki ülkenin ilk kuşak reformlarını tetikleyen de dış şoklar olmuştu.

Ağustos’a Delhi bir dış şok ile başladı ancak bu öyle bir şey değil. Modi'nin bir zamanlar (Biden döneminde) "okyanusun derinliklerinden gökyüzünün yüksekliklerine" diye karakterize ettiği iki ülke ilişkileri, şimdilerde sarsıcı bir türbülansa girmiş gözüküyor ve bu bizzat kamuoyunda çok yakın bir dostluk sergilediği Trump tarafından yapılıyor. Trump'ın hoşlanmadığı bir şey olduğunda veya istediği şey olmadığında bunu kamuoyuna nasıl yansıttığını artık biliyoruz; son derece gelişigüzel, pervasızca ve hatta kabaca. Ancak aynı retoriğin Hindistan'a olabileceği Delhi tarafından beklenmiyordu ki şok etkisi doğurdu. "Ölü bir ekonomi" dedi Hint ekonomisi için; üstelik Delhi, son yıllarda "canlı ve parlak" ekonomisi ile çokça övünmekle meşgulken. Yetmedi, "tüm ülkeler arasında en ağır ve en çirkin, parasal olmayan ticaret engellerine" sahip bir ülke olarak nitelendirdi. Bu da yetmedi, Rusya'dan petrol alımlarına devam ederse yaptırım üstüne yaptırım tehditleri savurdu.

Tüm bunlar üzerine Delhi şokta olabilir ancak durumu son derece temkinli karşıladı ve açıkçası ihtiyatlı iyimserliğini korumaya çalışıyor. Hindistan ve Amerika ilişkilerinde iyimserlik her zaman söz konusudur. Bunun dayanağı, Washington'da iki ülke ilişkilerinin derinleştirilmesi konusunda iki partili yüksek düzeyde bir fikir birliğinin olmasıdır. Ve her şeye karşın ne Amerika'nın müttefiki ne de düşmanı olan Delhi, bu benzersiz pozisyonunu sürdürüyor, öngörülebilir süreçte de sürdürecektir. Yani şu an içinde bulundukları türbülans dönemi, ilişkilerin genel seyrini değiştirmeyecek. Ki ikili ilişkiler, stratejik ve jeopolitik bir temel üzerine kurulmuştur. Peki ne oldu da Trump'ın öfkesi Delhi'ye de sıçradı?

Rusya-Ukrayna Savaşında arabuluculuk gözeten ama Moskova'yı bir türlü dize getiremeyen Trump için lanse edilen neden, Hindistan'ın Rus petrolünü alıyor olması olabilir; ancak size gerçek nedeni net bir şekilde söyleyeyim, iki ülkenin yürüttüğü ticaret müzakerelerinin ortasında, Trump'ın veya Washington'ın Delhi'ye baskı kurma taktiğidir bu. Washington, korumacı Hindistan'dan kendini Amerika'ya daha çok açmasını istiyor ki, ticaret ve iş bağlamında Hint piyasasında daha rahat gezinebilsin. Yani, Rus petrolü bir anlamda bahane ya da tuzu biberi. Bunun farkında olan Delhi hükümetinden (her ne kadar muhalefetin çokça eleştirisine maruz kalmış olsa da) son derece sakin ve ihtiyatlı yanıtlar geldi; ancak Amerikan heyeti ile halihazırda ticaret müzakereleri sürecinde olan Delhi'nin günün sonunda çok fazla stratejik kırılganlık göstereceğini beklemiyorum, Rus petrol alımlarını durdurması ise hiç beklenmemeli. Trump böyle sert sopa göstermeye devam ederse veya sert oynamayı sürdürürse o zaman biraz kırılganlık göstermek durumunda kalacaktır ama yine de tam olarak Amerika'ya istediğini vermeyecektir.

Aslında Trump'ın veya Amerika'nın Hindistan'dan isteği, onu kendi peşine takmak yani uzun vadede bir tür bandwagoning ilişkisi geliştirmek ancak bu, günümüz koşullarında salt klasik askeri ittifak mantığı ile değil, aynı zamanda Washington'ın ticaret gibi güvenlik dışında her kulvardaki çıkarlarını korumaya dönük "işlemsel" bir doğaya sahip paket olarak sunuluyor. Burada bir hedging yani riskten korunma alternatifi olarak Rusya-Hindistan-Çin üçlüsünü ifade eden RIC forumu veya Brezilya ve Güney Afrika'yı da içine alan BRICS ve aynı zamanda Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) konuşuluyor olsa da bu konular üzerine belirsizlikler çok fazla. Ancak net olan dört şeyden biri, Delhi'nin, Çin ve Rusya'nın her geçen gün kendini daha açık bir biçimde Amerika ve Batı karşıtı bir pozisyonda konumlandırıyor gibi görünmesinden duyduğu rahatsızlık. Ki bugün Batılı ülkeler, Delhi için en yakın ve stratejik ortaklıkları ifade ediyor. Amerika ise hâlâ karşıt olmayı istediği kesinlikle değil, "temkinli kucaklaşmaya" devam etmek istediği bir aktör. Ancak bir diğeri, Delhi'nin aynı zamanda dayanıklı Moskova bağları. Ki bu bağlar, Hindistan ordusu için bugün hâlâ yüzde 50'den çok daha fazla Rus menşeli askeri bağlam üzerine kurulu. Ve üçüncüsü, Hindistan'ın Pekin ile ilişkilerinin tam olarak dostluk üzerine inşa edilemeyecek naturası. Ki bu gerçeklik, gerek sınır, su, Keşmir ve Pakistan faktörleri gerekse tehdit algısı ve güvenlik ikilemi gibi parametrelerce besleniyor. Dördüncüsü, Delhi'nin, Pekin-Moskova stratejik yakınlığından duyduğu tedirginlik.

Tüm bu dinamikler bir potada eritildiğinde ortaya şöyle bir gerçeklik çıkıyor: Hindistan tam olarak Amerika'nın gösterdiği yoldan yürümüyor, ancak tam olarak Washington dışındaki bir diğer yol da çok umut vaat etmiyor ve Delhi'nin çok bağlantılılığı, çok bağlantılı bir dünyada çok fazla bir işe yaramıyor. Ve Yeni Delhi için ortaya şöyle bir kurallar paketi çıkıyor: Muhalefetin de getirdiği bir eleştiri ve öneri olarak; imaj oluşturmaya odaklan, ulusal çıkarlara odaklan, duygusallıktan arın, daha popüler değil daha gerçekçi olmaya çalış, iç ekonomini ve iç cepheni güçlendir, kimseye güvenme ve daha net bir duruş geliştir ancak bu, taraf seçme bağlamında algılanmasın...

Washington ile münasebetler bağlamında, Amerika'nın Delhi'ye tam olarak kendi istediği gibi bir ilişkiyi dayatması, Delhi'nin Moskova ile olan bağlantısına limit koyma baskısı ve hem ikili ilişkilerde Çin faktörünün nasıl ele alınacağı (ki açık şekilde hiç ele alınmıyor) hem de her birinin Pekin ile ikili ilişkileri noktasında nasıl bir pozisyon belirleyeceği konularındaki mevcut muğlaklık, üç önemli sorun. Ancak bu üç soruna karşın Hindistan'ın Rus bağlantısına sınırlama getirmesi çok beklenmemeli, Çin'den kopuş ve Çin uyumu da çok beklenmemeli. Aynı zamanda Amerika'nın Pekin ile bir şekilde uyum sağlama olasılığı üzerine de kaygı duyan Delhi'nin Washington ile ikili ilişkilerinde de ne bir kopuş ne de tam anlamıyla bir uyum çok beklenmeli. Ki mevcut durum, geçici bir türbülans dönemi veya Amerika'nın zaman zaman "ikram ettiği havuçların" karşılığını tam alamadığını hissetmesi üzerine Trump'ın "kısa süreli sopa sallama evresi" olarak okunabilir. Ve bu evre aslında Ağustos’ta değil, Hindistan ve Pakistan arasında kısa ama sert olan bir Keşmir çatışmasının yaşandığı Mayıs’tan itibaren baş gösterdi ki Trump'ın, Delhi'nin "ilmek ilmek dokuduğu Keşmir'i uluslararası gündemden tamamen kaldırma" duyarlılığına darbe vuran tutumu ve aynı zamanda İslamabad'a yakın gözüken tavrı, Yeni Delhi'de zaten çoktan Amerikan bağlarına ilişkin işaret fişeklerini yakmıştı. Neticede ne Trump ne de Amerika, Hindistan'ın ne kırmızı çizgilerini dikkate alıyor ne güvenlik hassasiyetlerini gözetiyor ne de itibarına saygı gösteriyor. Hindistan için türbülans gerçekte üç ay öncesinden başlamıştı. Evet, Delhi'nin Washington ile ilişkileri sandığı gibi "özel" değil. Şımarma dönemi bitti, artık daha gerçekçi oynama zamanı...

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası