Kriter > Dosya > Dosya / Bölgesel Siyaset |

Hindistan ve Pakistan'ın Ortadoğu Rekabetinde Kartlar Dağıtılıyor


Hindistan-BAE ilişkisi, Modi'nin görev süresinde önemli bir dönüşüm geçirdi. Üst düzey etkileşimin yoğunluğu, ikili ilişkilerdeki ivmenin temel itici gücü: Son on yılda Modi, BAE'yi yedi kez ve Muhammed bin Zayed ise Hindistan'ı beş kez ziyaret etti. Ancak Muhammed bin Zayed'in ani ve kısa Delhi ziyaretinde açığa çıkan Hindistan'ın BAE ile savunma ve teknoloji ortaklığını derinleştirme kararı, yalnızca ikili iş birliği ile ilgili değil. Gerçekte Delhi tarafından Pakistan'ın Ortadoğu ve daha geniş bölgedeki artan askeri nüfuzuna ve gelişen ittifaklarına karşı dengeli bir stratejik yanıt olarak planlanıyor.

Hindistan ve Pakistan'ın Ortadoğu Rekabetinde Kartlar Dağıtılıyor

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed, 19 Ocak'ta Hindistan'a kısa ve hızlı bir ziyaret gerçekleştirdi. Delhi'ye yaptığı iki saatlik ziyaret, Başbakan Narendra Modi ile yalnızca bir görüşme ile sonuçlandı ve birçok önemli sonuç doğurdu, birçok yorumu da beraberinde getirdi. BAE, Hindistan'ın üçüncü büyük ticaret ortağı, ikinci büyük ihracat destinasyonu, yedinci büyük yabancı yatırımcısı, kritik bir enerji ortağı ve 2022'de Hindistan ile ilk ikili ticaret anlaşmasını imzalayan, ayrıca Hindistan'ın stratejik petrol depolama programına ilk katılan ülke. 19 Ocak'ta imzalanan anlaşmalar ekonomik ortaklığa odaklandı: İkili ticareti 200 milyar dolara çıkarma taahhüdü, 3 milyar dolarlık bir LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) anlaşması ve Gujarat'ta BAE yatırımı. Ancak en önemli duyuru, türünün ilk örneği olan Hindistan-BAE "stratejik savunma ortaklığı" için bir çerçeve anlaşması imzalama niyetiydi. Ayrıntılar henüz açıklanmadı. Ancak öncelikli neden açık: BAE ve Suudi Arabistan'ın görüş ayrılıkları.

Pakistan-Suudi Arabistan savunma anlaşması geçen yıl imzalandı ve İslamabad bu yıl Türkiye ile üçlü bir anlaşma yapmayı hedefliyor. Buradan Hindistan ve Pakistan'ın Ortadoğu rekabeti şekilleniyor. Hindistan Dışişleri Sekreteri Vikram Misri, iki tarafın stratejik bir savunma ortaklığı kurmak için niyet mektubu imzaladığını söylerken anlaşmanın Hindistan'ın bölgedeki varsayımsal bir gelecek senaryosuna katılımı ile ilgili olmadığını belirterek -bölgedeki diğer ittifaklara karşı olası bir askeri cephe yorumlarına karşı- kaygıları azaltmaya çalıştı.

Hindistan için bu gelişme sıra dışı. Delhi genellikle savunma anlaşmaları imzalamaz, imzaladığı savunma anlaşmalarının sonuncusu 1971 Bangladeş Kurtuluş Savaşı'ndan önceydi. Lojistik ve birlikte çalışabilirlik anlaşmaları elbette söz konusu ancak ortalama bir insanın anlayacağı anlamda saf savunma anlaşmalarına Hindistan pek yanaşmaz(dı). Dolayısıyla Hindistan'ın tutumu şöyle olacaktır: BAE önemli bir ortaktır, ancak imzaladığımız şey bir savunma anlaşması veya sözleşmesi değil, savunma iş birliğini artırmak için bir niyet mektubu çerçevesidir. Ancak diğer dillerde durum pek farklı sayılmaz ve bunun ne anlama geldiği tahmin edilebilir. Sizlere Hint diplomatik dili ile ilgili bir sır vereceğim: Olabildiğince az sözcük kullanır ve olabildiğince yumuşak sözcükler seçer.

 

Hindistan-BAE Savunma Yolunu Açan Değişen Jeopolitik Ortam

Muhammed bin Zayed'in ani Hindistan ziyareti, BAE ile Suudi Arabistan arasındaki gerginliğin arttığı bir dönemde gerçekleşti. İki ülke bir zamanlar 2014'teki Husi ayaklanmasına karşı aynı askeri koalisyonun parçasıydı. Sudan'daki güçler üzerindeki iktidar mücadelesi yoğunlaştı ve Muhammed bin Zayed ile Suudi lider Muhammed bin Selman arasındaki iletişim eksikliği, Körfez bölgesinin yeni soğuk savaşı olarak nitelenmeye başladı. Ek olarak İran'daki protestolar, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) müdahale tehditleri, kırılgan Gazze ateşkesi ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Barış Kurulu planları iç ve dış istikrarsızlık kaygılarına yol açtı. ABD ve İran'ın çatışma riskinin artması, Hindistan-BAE ortaklığının stratejik değerini ayrıca yükseltiyor. Bu ortaklık, Hindistan'ın enerji ithalatını çeşitlendirmesine ve bölgesel diyalog kanallarını korumasına yardımcı olarak istikrarsız Körfez bölgesine olan bağımlılığını azalmasında yardımcı olur. Bu arada İsrail'in Eylül 2025'te Katar'ı bombalaması, Suudi hükümetini Pakistan ile "karşılıklı savunma anlaşması" imzalamaya yöneltti ve Türkiye'nin de anlaşmaya dâhil edilmesi yönündeki görüşmeler Hindistan'ı harekete geçirmiş gözüküyor.

Geçen yıl Mayıs’ta yaşanan Hindistan-Pakistan çatışması, Hindistan'a istediğini vermedi. Aksine İslamabad, bu çatışmayı Pakistan halkına bir zafer olarak satmayı başardı. Benim görüşüme göre çatışma berabere bitti. Ancak Hindistan için yaptığından daha fazlasını yapabileceğine dair güçlü bir beklenti vardı ve bunu dikkate alarak günün sonunda Pakistan daha büyük bir kazanan olarak ortaya çıkmış gözüktü. Pakistan ordusu iç cephede güçlendi, çok daha büyük ve çok daha iyi kaynaklara sahip Hint ordusu karşısında kendi başına ayakta kalabildiğini hissetti, çatışma alanı dışındaki anlatı savaşını kazandı, uluslararası toplumdan hızlı müdahaleler geldi ki bu Hindistan'ın hiçbir zaman hoşuna gitmeyen bir şey. Ve görünürde Rus enerji bağları ile ilişkilendirilse de çatışmada Pakistan'a kesin üstünlük sağlayamaması ve Pakistan Nobel ödülüne dahi aday gösterirken Hindistan'ın çatışma sonlanmasında Trump faktörüne en ufak bir kredi dahi vermemesi, Trump yönetimini Hindistan'a esneklik vermezken nadir toprak elementleri ve mineral rezervlerini çıkarmak adı altında Pakistan'a yaklaştırdı.

Şimdilik şu çok açık: Değişen jeopolitik ortam Pakistan'ın lehine. Hindistan ile çatışmada zafer anlatısını hâkim kılabildi, Trump yönetimi ile daha iyi ilişkilere geçiş yapabildi ve Suudi Arabistan ile resmi bir ittifak kurabildi ki sonuncusu belki de İslamabad'a Ortadoğu güvenliğinde daha büyük bir rolün kapılarını açacak. Pakistan'ın günün sonunda kendini Ortadoğu'ya karşı önemli bir stratejik aktör olarak çok etkili bir şekilde tanıtabildiğini görüyoruz. Geçen yıl Suudi Arabistan ile imzaladığı karşılıklı savunma anlaşmasının ardından Ocak başlarında Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında üçlü bir savunma anlaşması taslağının hazırlandığını duyurdu. Suudi Arabistan'ın Pakistan ile savunma iş birliğini resmileştirmesi ve Türkiye'nin de olası katılımı ile ortaya çıkan potansiyel Pakistan-Suudi Arabistan-Türkiye ekseni, Hindistan'ı I2U2 (Hindistan, İsrail, BAE ve ABD güvenlik forumu), IMEC (Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru) ve daha geniş stratejik iş birliği yoluyla BAE ve İsrail ile çok taraflı ortaklıklarını derinleştirmeye yöneltti. Modi'nin yakında (muhtemelen Şubat’ta) Ortadoğu, İsrail seyahatlerine tanıklık edeceksiniz.

Hindistan ayrıca 30-31 Ocak'ta 22 üyeli Arap Birliği Dışişleri Bakanlarına ev sahipliği yapacak ve Trump'ın ABD liderliğindeki Gazze Barış Önerisi konusunda istişarelerde bulunacak. Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan, BAE, Katar, Mısır, Ürdün, Endonezya ve İsrail dâhil bir dizi ülke, kurula katılma konusunda ortak kararlarını açıkladı. Delhi muhtemelen Gazze Barış Kurulu için önerilen ve daimi üyelik için bir milyar dolarlık ücreti de içeren kurumsal yönetim modelini kaygı verici bulacaktır. Ayrıca muhtemelen Pakistan'ın kurula davet edilmesinin yanı sıra uluslararası bir istikrar gücü kurulmasını ve Trump'ın barış modelinin Birleşmiş Milletler'e alternatif olabileceği önerisini de kaygı verici buluyor. Dolayısıyla muhtemelen bölgesel hassasiyetleri, uzun süredir devam eden pozisyonlarını ve ucu açık veya emsal teşkil edecek düzenlemelerden kaçınma ihtiyacını göz önünde bulundurarak dikkatli bir değerlendirme yapacaktır ki Dışişleri Bakanlığı Modi'nin Barış Kurulu'na katılıp katılmayacağı konusunda yorum yapmaktan kaçındı ve kurulun meşruiyeti ve yetki alanının yanı sıra Delhi'nin İsrail ve Filistin için iki devletli çözüme verdiği desteği ve Filistin halkına yardım etme taahhüdünü dikkate alması gerekiyor. Ve muhtemelen BAE ve İsrail gibi yakın ortaklık kurduğu ülkelerin katılımlarının çatışma sonrası Gazze'nin yeniden inşası ve yönetimi konusunda koordineli bir etki oluşturmaya olanak tanıyor olması da dikkate alınacaktır.

Narendra Modi ve Muhammed bin Zayid Al Nahyan
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ı Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de bulunan Palam Hava Üssü’nde karşıladı. (Hindistan Basın Bilgi Bürosu (PIB) / AA, 19 Ocak 2026)

 

Pakistan'ın Ortadoğu'daki Artan Nüfuzuna Stratejik Yanıt

Hindistan-BAE ilişkisi, Modi'nin görev süresinde önemli bir dönüşüm geçirdi. Üst düzey etkileşimin yoğunluğu, ikili ilişkilerdeki ivmenin temel itici gücü: Son on yılda Modi, BAE'yi yedi kez ve Muhammed bin Zayed ise Hindistan'ı beş kez ziyaret etti. Ancak Muhammed bin Zayed'in ani ve kısa Delhi ziyaretinde açığa çıkan Hindistan'ın BAE ile savunma ve teknoloji ortaklığını derinleştirme kararı, yalnızca ikili iş birliği ile ilgili değil. Gerçekte Delhi tarafından Pakistan'ın Ortadoğu ve daha geniş bölgedeki artan askeri nüfuzuna ve gelişen ittifaklarına karşı dengeli bir stratejik yanıt olarak planlanıyor. Ziyarette ikili ticaret hacmini artırma hedefinin yanı sıra savunma, uzay, enerji güvenliği, ileri bilişim ve yatırım alanlarını kapsayan geniş bir anlaşmalar paketi açıklandı.

Burada gözden kaçmaya müsait ama kritik bir detay: Nükleer iş birliği. Hindistan aslında 21 Aralık 2025 tarihinde kendi iç cephesinde çok önemli ama aynı zamanda çok tartışmalı bir karara imza attı, geleneksel olarak hükümet tarafından sıkı sıkıya kontrol edilen nükleer enerji sektörüne özel şirketlerin girmesine izin veren SHANTI Yasası'nı yürürlüğe soktu. Şimdi bunu takiben BAE ile Küçük Modüler Reaktörler dahil gelişmiş nükleer teknolojilerde ortaklık olasılığını araştırma konusunda anlaşmaya vardı.

Ancak tüm bu sonuçların merkezinde; savunma sanayii üretimi, teknoloji transferi ve yetenek geliştirme alanlarında daha yakın iş birliğine işaret eden Stratejik Savunma Ortaklığı Niyet Mektubu'nun imzalanması yer alıyor. Savunma ortaklığının zamanlaması, değişen bölgesel güvenlik dinamikleri ile Pakistan'ın savunma diplomasisi, silahlanma faaliyetleri ve Ortadoğu ile Güneydoğu Asya'daki askeri koordinasyon yoluyla stratejik etkisini Güney Asya'nın ötesine genişletme çabaları çerçevesinde gerçekleşmesi açısından önemli.

Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte söz konusu olan potansiyel üçlü çerçevenin resmiyet kazanması halinde böyle bir blok, bölgesel güvenlik iş birliğinde önemli bir değişime işaret edecek, Ortadoğu'nun bazı bölgelerinde ve ötesinde askeri dengeleri değiştirebilir. Buna paralel olarak Pakistan, Çin ile ortaklaşa geliştirilen hafif savaş uçağı JF-17 Thunder'ı tanıtıyor ki bu uçak, son haftalarda bölgesel savunma görüşmelerinde önemli bir yer tuttu. Pakistan potansiyel JF-17 satışı konusunda Bangladeş ile resmi görüşmeler yürütürken Suudi Arabistan'ın daha geniş bir askeri ortaklığın parçası olarak 2 milyar dolarlık krediyi JF -17 anlaşmasına dönüştürmeyi düşündüğü söyleniyor. Ayrıca Endonezya'nın Pakistan ile 40'tan fazla JF-17 savaş uçağını içerebilecek bir savunma paketi konusunda görüşmelerde bulunduğu ve Irak'ın da bu uçaklara ve ilgili destek sistemlerine ilgi gösterdiği söyleniyor. Bu gelişmeler Pakistan'ın Asya ve Ortadoğu genelinde silah tedarikçisi ve güvenlik ortağı pozisyonunda ortaya çıkma çabası olarak görülüyor. İslamabad'ın genişleyen savunma faaliyet alanına Delhi'nin karşı hamlesi, stratejik derinlik kurmak: Hindistan-BAE savunma ortaklığı ticari silah anlaşmaları yerine üretim, teknoloji ve ortak yetenek geliştirme alanlarında uzun vadeli iş birliğini yerleştirmek üzere tasarlanıyor.

İslamabad, küresel etkisini -özellikle Ortadoğu'da- güçlendirmek istiyor ve Trump ile bağlarını sağlamlaştırmak konusunda istekli. Pakistan önemli bir aktör. Coğrafi olarak Ortadoğu'ya bitişik konumda, İran ile sınır komşusu, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ile güçlü bağları ve İran ile dostane ilişkileri var. Suudi Arabistan ile imzaladığı karşılıklı savunma anlaşması, Pakistan'ın Ortadoğu'daki önemine daha fazla dikkat çekti. Ancak İslamabad'ın daha belirgin hale gelmesini sağlayan jeopolitik koşulların yeniden değişmeyeceğinin garantisini kimse veremez ki bu da Pakistan'ın Ortadoğu'ya karşı stratejik öneminin azalması anlamına gelir.

Öte yandan Hindistan yalnızca BAE ile değil, yaklaşık 10 milyon Hint'in yaşadığı diğer önemli Körfez ülkeleri ile de bağlarını dikkate almalı. Körfez İşbirliği Konseyi bölgesi, Hindistan'ın önemli bir enerji kaynağı ki özellikle ABD ve Avrupa Birliği yaptırımları diğer tüm önemli enerji kaynaklarını kısıtladı. Hindistan'ın İran'ın Çabahar Limanı, INSC (Uluslararası Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru) ve IMEC üzerinden bölgesel bağlantı planları, tüm bu gerilimler nedeni ile tehlikeye girmiş durumda zira gelecekleri, bölgedeki tüm aktörler ile iş birliğine bağlı. Bölgedeki önemli ilişkiler ve bu ilişkiler içindeki birçok fay hattı göz önüne alındığında Hindistan'ın kılı kırk yarması gerek. Çünkü daha fazla neden var: Delhi şimdilerde tüm sınır bölgelerindeki ilişkilerinde ciddi bir gerilim ile karşı karşıya. İdeolojik söylemler ve güvenlik odaklı diplomasi, Hindistan'ın komşuları ile daha önceki ekonomik ilişkiler yoluyla kurduğu güveni zedeledi. Komşuluk ilişkilerinde yaşadığı bozulma, ikili ve izole bir durumun çok ötesinde. Burada bölgesel yelpazede görülebilen yapısal bir değişimden söz ediyorum. Nepal, Sri Lanka ve Maldivler'deki stratejik değişimler, Bangladeş ile artan gerilimler, Pakistan ile batı sınırındaki sürtüşmeler... Üstüne bir de ABD ile kötüleşen ilişkiler, İran (ve Rusya) ilişkisinde ABD engeli, dolayısıyla Çabahar projesinin başarılı ilerleyemeyen seyri... Boşuna demiyorum 2026, Hindistan için zor kararlar yılı.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası