Kriter > Dış Politika |

Pakistan Perspektifinden Son Keşmir Krizi


Fransa’dan Rafale uçakları, İsrail’den Spyder radarları ve Rusya’da S-400 füzeleri alan Hindistan, asimetrik görünen kapasitesinde yine 2016 ve 2019’daki gibi uyum ve entegrasyon sorunları yaşadı. Hava gücünü Türkiye ve Çin destekli modernize eden Pakistan’ın ise kendi yerli üretimi destekli entegre bir sistem geliştirerek yine operasyonun kazananı olduğu kabul edildi. Türkiye’nin de artık sadece teknoloji ihraç eden bir ülke değil, askeri doktrin ihraç eden bir ülke haline geldiği dile getirilmeye başlandı.

Pakistan Perspektifinden Son Keşmir Krizi

22 Nisan 2025’te, Keşmir’in Pahalgam bölgesinde seyir halindeki bir turist konvoyuna düzenlenen silahlı saldırıda, çoğunluğu Hindistanlı turistlerden oluşan 26 kişinin hayatını kaybetmesi, bölgedeki gerilimi yeniden alevlendirdi. Saldırıyı, Pakistan merkezli olduğu iddia edilen Direniş Cephesi üstlendi, ancak Hindistan, eylemin arkasında Ceyş-i Muhammed gibi Pakistan destekli militan grupların olduğunu öne sürdü. Bu olay, 2019 Pulwama saldırısını hatırlatan bir şiddet dalgasını başlatarak, iki nükleer gücü yeni bir çatışmanın eşiğine daha getirdi.

Hindistan, saldırının hemen ardından “Sindoor Operasyonu” adını verdiği askeri bir harekat başlatarak, Pakistan kontrolündeki Keşmir’e hava ve topçu saldırıları düzenledi. Bu operasyon, Hindistan’ın “sınır ötesi terörle mücadele” stratejisinin bir uzantısı olarak sunulsa da Pakistan tarafından “uluslararası hukukun ihlali” olarak nitelendirildi ve “Bunyanun Marsus” harekatıyla cevap verildi. Gelinen noktada taraflar, resmi açıklamalarla eski mevzilerine çekilerek gerilime şimdilik bir son verdiler, ancak yaşanan deneyim, Keşmir’in yalnızca bir toprak sorunu değil, aynı zamanda ABD-Çin rekabetinden Batı Asya’daki ittifaklara uzanan jeopolitik bir düğüm olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu yazıda, kriz, Pakistan perspektifinden değerlendirilmeye çalışılacaktır.

 

İç Politik Dinamikler: Ordu-Hükümet-Kamuoyu

Kriz öncesi gerilimi tetikleyen Cafer Ekspress Tren Saldırısı sonrası en fazla tartışılmaya başlayan konu, askeri elitlerin bu hadiseye nasıl cevap vereceğiydi. Ordunun iç ve dış politikada büyük bir ağırlığı olduğu ülkede zaten büyük bir ekonomik kriz vardı ve içeride sadece İmran Han taraftarlarının huzursuzluğu değil, aynı zamanda Belucistan Kurtuluş Ordusu ve Pakistan Talibanı gibi ayrılıkçı örgütlere karşı yoğun bir terörle mücadele, ana gündemi oluşturuyordu. Bu açıdan yeni bir cephe açılmasını rasyonel bulmayanlar kadar, milliyetçi duyguların yükselişiyle toplumun büyük çoğunluğunun desteğini arkasında toplayabilmek adına yeni bir Hindistan krizini kestiren dış öngörüler de mevcuttu.

Pahalgam saldırısı sonrasında Pakistan'ın askeri kanadı, Hindistan’a yönelik sert bir dil benimsedi. Genelkurmay Başkanı Asım Munir’in “Hindistan’ın saldırganlığına cevap vermeye hazırız” açıklaması, ordunun kriz anındaki belirleyici rolünü bir kez daha ortaya koydu. Askeri liderlik, nükleer caydırıcılık vurgusu yaparken, kontrol hattındaki birliklerin alarma geçirilmesiyle de mesajını somutlaştırdı. Ancak bu hamleler, Pakistan’ın ekonomik krizle boğuşan sivil hükümetini zor durumda bırakmıştı.

Şahbaz Şerif hükümeti, Hindistan’ın Sindoor Operasyonu’nu başlatması sonrasında IMF ile devam eden görüşmeler ve dış rezervlerin kritik seviyelerde olması nedeniyle gerilimi tırmandırmaktan kaçınırken, kamuoyunun misilleme baskısıyla karşı karşıya kaldı. Sosyal medyada “#KashmirBleeds” etiketiyle yayılan protestolar ve muhalif partilerin “Hindistan’a boyun eğiyoruz” eleştirileri, sivil hükümetin hem ulusal güvenlik hem de ekonomik istikrar arasında denge kurma çabasını zorlaştırdı. Bu ikilem, Pakistan’ın Keşmir politikasında ordunun ön plana çıkmasını, bir kez daha göstermiş oldu.

J-10C Savaş Uçağı, AA İNFO
Pakistan yönetimi, Hindistan'ın topraklarına yönelik hava saldırıları sırasında Hint savaş uçaklarının, Çin yapımı J-10C savaş uçaklarıyla vurularak düşürüldüğünü açıkladı. (Muhammed Ali Yiğit / AA, 9 Mayıs 2025)

 

Pakistan’ın Diplomatik ve Askeri Stratejileri

Gerilimin askeri bir krize evirildiği andan itibaren Pakistan; BM, İslam İşbirliği Örgütü (İİT) ve Çin’e yönelik lobi faaliyetlerine hız verdi. Hindistan’ın geleneksel olarak arabuluculuğu reddetmesi nedeniyle BM’nin işlevsizliği yine eleştiri konusu olurken, İslam İşbirliği Teşkilatı, çoğunluğu itibariyle Pakistan’ın tutumuna güçlü desteklerini dile getirdi. Özellikle Türkiye’nin öncü rolüyle İİT, acil bir oturum düzenledi ve sivil kayıpları kınayan ve Hindistan'ı uluslararası hukuka saygı göstermeye çağıran bir bildiri yayınladı. Diğer yandan Hindistan ile yakın ekonomik ve stratejik bağları sürdüren Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez Arap ülkeleri, daha tarafsız bir duruş benimseyerek İslam dünyası içerisindeki davranış farklılığını ortaya koymuş oldu. ABD’den Rusya’ya ve AB’ye kadar tüm aktörler, mümkün olduğunca tarafsız bir pozisyon belirlemişken, Çin ölçülü bir duruşun yanında Hindistan'ın askeri operasyonları konusunda üzüntüsünü ve bölgesel istikrara ilişkin endişelerini dile getiren bir bildiri yayınladı.

Hindistan’ın başlattığı operasyon, her şeyden önce iki nükleer gücün geriliminde, şüphesiz her zamanki gibi nükleer savaş senaryolarını gündeme getirdi. Hindistan bugüne kadar tıpkı Çin gibi nükleer silahı ilk kullanan olmayacağı (No First Use) normuna uymayı vaat etmişken, Pakistan bunu reddetmiş ve “tam spektrumlu caydırıcılık” gibi doktrinlerle işgal edilmesi veya saldırıya uğraması durumunda kendisini savunmak için “cephaneliğindeki her türlü silahı” kullanacağı konusunda uyarmıştı. Dolayısıyla bu krizde de nükleer caydırıcılık, tartışmaların merkezinde yer alırken, yine “nükleer istikrar paradoksu”nun ortaya çıktığı bir süreç yaşandı. Başka bir deyişle nükleer kapasite aracılığıyla nihai bir yenilgi ihtimaline sahip olmayan aktörler, nükleer dışı operasyonel bir sınırlı savaşa kısa sürede yönelebildiler.

Askeri strateji açısından en fazla tartışılan konu ise karşılıklı düzenlenen hava saldırıları bağlamında gelişti. Hindistan’ın hava saldırılarını başlatmasıyla beraber akıllara hemen 2016 ve 2019’da yaşanan deneyimler geldi. Hindistan o dönemki kriz sonrasında, operasyonlarının başarısızlığı nedeniyle bir hayli eleştirilmişti. Niceliksel olarak güçlü bir hava gücü kapasitesi vardı ama sistemler arası uyum ve entegrasyon sorunu yaşamıştı. Bu krizde de hava-hava saldırısı organize eden Hindistan’a karşılık Pakistan’ın birçok rakip uçağı düşürdüğüne dair gelen haberler, aynı tartışmayı yeniden alevlendirdi. Fransa’dan Rafale uçakları, İsrail’den Spyder radarları ve Rusya’da S-400 füzeleri alan Hindistan, asimetrik görünen kapasitesinde yine uyum ve entegrasyon sorunları yaşadı. Hava gücünü Türkiye ve Çin destekli modernize eden Pakistan’ın ise kendi yerli üretimi destekli entegre bir sistem geliştirerek yine operasyonun kazananı olduğu kabul edildi. Türkiye’nin de artık sadece teknoloji ihraç eden bir ülke değil, askeri doktrin ihraç eden bir ülke haline geldiği dile getirilmeye başlandı.

 

Jeopolitik Rekabet ve Pakistan

Pakistan’ın son dönemlerdeki temel stratejisi, sahip olduğu asimetrik askeri, ekonomik ve demografik kapasiteyle bölgesel hegemonya arayışında olan Hindistan’ı dengeleme üzerine kurulu olmuştur. Kuşkusuz bunda Çin’in Kuşak-Yol girişiminin can damarı olan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun büyük payı vardır. Çin ve Pakistan’ın geliştirdiği ilişkiler, hem iki cepheli savaş senaryoları üzerinden Hindistan’ı hem de Çin’in yükselişi bağlamında ABD gibi aktörleri her zaman rahatsız etmiştir. ABD’nin Çin’i dengeleme politikaları bağlamında gelişen ABD-Hindistan ilişkileri, Ukrayna Savaşı bağlamında Rusya’yla tarihsel derin ilişkilere sahip Yeni Delhi’nin yaptırımlara beklendiği ölçüde uymaması sebebiyle sarsılmış ve Bangladeş Devrimi gibi gelişmelerle Hindistan’ın jeopolitik hedefleri hasar görmüştür. Nitekim son krizde Bangladeş’ten gelen anlaşmazlık içerisinde bulunan topraklara çıkarma sinyalleri, Hindistan’a karşı yeni bir caydırıcılık unsuru doğurmuştur. Dolayısıyla son krizin tetikleyicisi olan ve birkaç yıldır alt kıtada kazanım elde eden Hindistan karşıtı statüko korunmuştur.

Ateşkesin sağlanması sonrası, şu an bölgede en fazla tartışılan konulardan biri, kriz sırasında ABD ve Rusya gibi aktörlerden beklediği desteği göremeyen Hindistan’ın hayal kırıklığıdır. Rusya-Hindistan-İran üçlüsü son yıllarda Kuzey-Güney Koridoru gibi projelerle dünyanın üçüncü yeni kutbu olduklarını ilan etmişlerdi, ancak Rusya’nın önümüzdeki süreçte Pakistan’la geliştirmeyi hedeflediği PAKAFUZ Demiryolu gibi girişimleri, Moskova’yı dengeli bir tutum sergilemeye sevk etmiştir. Ayrıca Kremlin’de Putin politikalarını etkileyen Kuşak-Yol girişimi yanlısı yeni bir etki grubunun doğduğu ve bu grubun temel stratejisinin, Çin’in bölgedeki büyümesinin önünü açarak ABD’nin Çin karşıtı agrasifleşmesini sağlamak olduğu, yeni bir dinamik olarak tartışılmaktadır. ABD’nin ise çok kutupluluk hayali kuran Rusya ve Hindistan gibi aktörlere karşı, önce Keşmir krizi sırasında Çin’le görüşmelere başlayacağını ve ardından Afganistan’ın Bagram Hava Üssü’ne geri dönmeyi isteyebileceğini açıklaması, hem Çin’in çıkarlarını maksimize edeceği iki kutuplu bir sistem açısından olumlu bir sinyal hem de Rusya ve Hindistan’ın çok kutuplu sistem arayışlarına bir darbe olarak değerlendirilmiştir. Tüm bu bölgesel ve küresel jeopolitik rekabetin ise şu an Pakistan’ın lehine olduğu görüşü doğal olarak hakimdir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası