Kriter > Dosya > Dosya / Savaşın Bölgesel Etkileri |

İsrail/ABD–İran Savaşı Irak’ı Nereye Sürüklüyor?


ABD/İsrail–İran savaşının Irak’a yansımasının, klasik bir “çevre ülke etkilenmesi” örneğinin ötesine geçtiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ortaya çıkan tablo, Irak’ı savaşın sonuçlarını taşıyan bir alan olmakla birlikte doğrudan savaşın işlediği bir zemin haline geldiğini göstermektedir. Bu anlamıyla bugün Irak’ta yaşanan dinamiği üç katmanlı bir gerçeklik üzerinden okumak yerinde olacaktır.

İsrail ABD İran Savaşı Irak ı Nereye Sürüklüyor

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve İran’ın doğrudan misillemeleriyle hızla tırmanan süreç, artık yalnızca iki taraf arasındaki bir çatışma değil, bölgesel ölçekte yayılmış bir savaş dinamiğine dönüşmüş durumdadır. Savaşın daha ilk günlerinden itibaren hem ABD/İsrail ekseninin hem de İran’ın doğrudan ve dolaylı saldırılarının kesiştiği tek ülke Irak olmuş; ülke fiilen bu savaşın ikinci cephesine dönüşmüştür. Bununla birlikte doğrudan savaşın bir parçası haline gelen Irak, aynı zamanda askeri, siyasi ve stratejik boyutların birbirini beslediği çok katmanlı bir kriz sarmalının merkezinde yer almaktadır.

ABD/İsrail–İran savaşının Irak’a yansımasının, klasik bir “çevre ülke etkilenmesi” örneğinin ötesine geçtiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ortaya çıkan tablo, Irak’ın, savaşın sonuçlarını taşıyan bir alan olmakla birlikte doğrudan savaşın işlediği bir zemin haline geldiğini göstermektedir. Bu anlamıyla bugün Irak’ta yaşanan dinamiği üç katmanlı bir gerçeklik üzerinden okumak yerinde olacaktır. Buradan hareketle söz konusu süreçte Irak, askeri olarak bir “ikincil cepheye” dönüşmüş, stratejik olarak İran ile ABD/İsrail birbirini toprakları üzerinden yıpratmaya başlamış, siyasi olarak ise Irak devleti kendi topraklarında egemenlik problemleri yaşadığını yeniden ortaya koymuştur. Nitekim savaşın ilk günlerinden itibaren ABD üsleri, diplomatik misyonlar ve enerji altyapısının hedef alınması ve İran destekli milis ağlarının kısa sürede yoğun saldırı kapasitesine ulaşması, Irak’ı artık pasif bir seyir alanın ötesinde çatışmanın aktif bir sahasına dönüştürmüştür.

Nitekim 23 Mart gecesi Anbar’daki Haşdi Şaabi merkezine düzenlenen 15’ten fazla Haşdi Şaabi üyesinin hayatını kaybettiği saldırının ardından 24 Mart’ta Irak Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından yapılan toplantıda alınan kararlar dikkat çekicidir. Irak Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısından sonra yapılan açıklamada, devletin savaş ve barış kararının tek sahibi olduğu vurgulanırken, aynı zamanda özellikle Haşdi Şaabi dâhil olmak üzere Irak güvenlik güçlerine yönelik saldırılara karşı “meşru müdafaa ve karşılık verme hakkı” çerçevesinde cevap verilmesi yönünde karar alındığı ilan edilmiştir. Bu karar, teknik olarak herhangi bir devlete karşı açık bir savaş ilanı anlamına gelmemekle birlikte, Irak’ın artık çatışmanın dışında kalma pozisyonunu fiilen terk ettiğini göstermektedir. Çünkü devlet, ilk kez bu ölçekte ve bu açıklıkta, kendi güvenlik yapısına yönelik saldırılara karşı kolektif ve kurumsal bir karşılık verme yetkisini tanımlamıştır. Daha da önemlisi, bu kararı yalnızca savunma refleksi olarak okumak yerine, aynı zamanda Irak’ın savaş içindeki konumunu yeniden tanımlayan bir adım olarak da değerlendirmek mümkündür. Söz konusu kararla bir yandan devlet dışı aktörlerin savaş ve barış kararını tekelleştirmesine karşı çıkılırken, diğer yandan bizzat devletin kendisi bu çatışmanın taraflarından biri haline gelmektedir. Irak Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından alınan kararlarda, ABD ve İran temsilcilerinin aynı anda protesto edilmesi ve Birleşmiş Milletlere başvuru hazırlığının ifade edilmesi, Irak’ın denge siyaseti yürütmeye çalıştığını gösterse de sahadaki gerçeklik bu dengeyi giderek aşındırmaktadır. Bu bağlamda söz konusu karar, Irak’ın savaşa “ilan edilmiş bir taraf” olarak değil, ancak fiilen ve kurumsal olarak dahil olmuş bir aktör olarak konumlandığını ortaya koymaktadır.

Buradan hareketle Irak artık yalnızca üzerinde çatışma yürütülen bir coğrafya olmanın ötesine geçerek kendi güvenlik kurumları, siyasi karar mekanizmaları ve askeri refleksleriyle bu savaşın dinamiklerine doğrudan dahil olan bir ülke haline gelmiştir. Bu da Irak açısından yeni bir eşiğe işaret etmektedir; ülkenin tarafsız kalma kapasitesinin yerini, kontrollü katılım ve zorunlu angajman almıştır.

 

Irak’taki Saldırılar Nasıl Şekilleniyor?

Bugün İsrail/ABD ve İran savaşının Irak’ta askeri düzlemde yansıması, aslında iki farklı savaş modelinin çakıştığı bir hibrit alan oluşturmaktadır. Saldırıların büyük kısmının dron ve roketlerle gerçekleştirilmesi, buna sınırlı sayıda balistik füze ve hassas hava saldırılarının eklenmesi, tarafların klasik cephe savaşından ziyade düşük maliyetli, sürekli baskı üreten ve karşı tarafın savunma sistemlerini yıpratan bir strateji izlediğini göstermektedir. Bir yanda yüksek yoğunluklu konvansiyonel savaş kapasitesine sahip aktörler diğer yanda düşük maliyetli, esnek ve inkâr edilebilir saldırılar gerçekleştiren vekil ağlar üzerinden Irak’taki savaş yürütülmektedir.

Bu çerçevede İran ekseni, nicelik üzerinden, yani yoğun ve dağınık saldırılarla alan baskısı kurarken, ABD/İsrail ekseni daha seçici ve öldürücü hedeflerle nitelik üstünlüğü sağlamaya çalışmaktadır. İran’a bağlı ya da hizalanmış yapıların kullandığı yöntem, hava savunma sistemlerini doyurmaya, reaksiyon sürelerini zorlamaya ve sürekli alarm hali oluşturarak karşı tarafın operasyonel temposunu düşürmeye yönelik seyretmektedir. Buna karşılık ABD/İsrail ekseninin yaklaşımı, istihbarat-temelli hedefleme ile komuta-kontrol düğümlerini, lojistik merkezleri ve kritik altyapıyı vurarak ağın bütünlüğünü bozmayı hedeflemektedir. Ancak bu asimetrik denge, sahada kesin bir sonuç üretmekten ziyade, Irak topraklarında süreklileşen bir güvensizlik ortamı oluşturmaktadır. Çünkü bir tarafın dağınık ve yeniden üretilebilir saldırı kapasitesi, diğer tarafın yüksek hassasiyetli ancak sınırlı sayıda müdahalesiyle tamamen ortadan kaldırılamamaktadır.

Bu noktada belirleyici unsur, giderek artan şekilde “gölge milisler” ve vekil yapılar olmaktadır. Bu yapılar hem operasyonel esneklik hem de siyasi inkâr edilebilirlik sağladığı için çatışmanın maliyetini kontrol altında tutarken sürekliliğini beraberinde getirmektedir. Bu noktada Irak sahasında ortaya çıkan askeri tablo, bir “karar savaşı”ndan ziyade bir yıpratma savaşı olarak okunabilir. Taraflar alan kazanmak yerine karşı tarafın kapasitesini aşındırmaya, caydırıcılığını test etmeye ve uzun vadeli baskı üretmeye odaklanmaktadır. Bu da çatışmayı öngörülemez, dağınık ve kronik hale getirmektedir. Nitekim önümüzdeki süreçte, İsrail/ABD ile İran arasındaki savaşın tansiyonu düşse ve hatta savaş sona erse bile, Irak’taki çatışma dinamiğinin sürmesini beklemek yanlış olmayacaktır. Daha da ötesinde bu çatışma dinamiği sadece askeri alanla sınırlı kalmayacak, 2003 sonrası ülkedeki siyasal sistemde görüldüğü gibi Irak’ı çok katmanlı bir rekabet sistematiğine sürükleyebilecektir.

Bağdat'ta cenaze töreni
Irak'ın Suriye sınırındaki Enbar vilayetinde Haşdi Şabi karargahına yönelik ABD-İsrail hava saldırısında hayatını kaybedenler için başkent Bağdat'ta cenaze töreni düzenlendi. Törene katılanlar, ABD ve İsrail'in hava saldırılarında öldürülen İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'nin posterleri ve Haşdi Şabi bayrakları taşıdı. (Murtadha Al-Sudani / AA, 24 Mart 2026) 

 

Irak’ın Stratejik Derinliği

Nitekim Irak stratejik düzlemde, İran için bir “vekalet derinliği”, ABD/İsrail için ise bir “baskılama koridoru” işlevi görmektedir. İran, Irak’taki milis ağları sayesinde ABD’ye doğrudan ve yüksek maliyetli bir cephe açmadan baskı kurabilmekte, bu sayede çatışmayı kendi topraklarından uzak tutarken bölgesel nüfuzunu aktif biçimde kullanabilmektedir. Bu model, İran’a hem operasyonel esneklik hem de tırmanma kontrolü sağlamaktadır.

Bu durum, Irak’ı klasik anlamda bir tampon bölge olmaktan çıkarıp, iki tarafın birbirine maliyet yüklediği esnek ve geçirgen bir çatışma alanına dönüştürmektedir. Başka bir ifadeyle, hiçbir aktör Irak’ı tam olarak kontrol edememekte, fakat tüm aktörler, Irak’ı kendi stratejik hesapları için kullanmaktadır. Bu “kontrolsüz kullanım” durumu, Irak’ın jeopolitik değerini artırırken aynı anda kırılganlığını da derinleştirmektedir.

Bu askeri ve stratejik baskının en ağır sonucu ise siyasi alanda ortaya çıkmaktadır. Irak devleti aynı anda hem ABD ile güvenlik ilişkisini sürdürmek hem de kendi güvenlik mimarisinin parçası olan milis yapılarının hedef alınmasına tepki vermek zorunda kalmaktadır. Bu durum, Bağdat’ı hem Washington’a bağımlı hem de Washington’la gerilim içinde olan çelişkili bir pozisyona itmektedir. Bu çelişki Irak için diplomatik bir ikilem olmanın ötesinde doğrudan devlet kapasitesi ve egemenlik meselesine dönüşmektedir. Çünkü Irak, kendi güvenlik yapısının bir parçası olarak tanımladığı Haşdi Şaabi unsurlarının hedef alınmasına sessiz kalırsa iç meşruiyetini zayıflatmakta, karşılık verirse de ABD ile doğrudan gerilim riskini artırmaktadır. Bu nedenle Bağdat’ın hareket alanı giderek daralan bir “zorunlu denge siyaseti”ne sıkışmaktadır.

Bu sıkışmışlık, son dönemde Irak Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından alınan kararlarla daha görünür hale gelmiştir. Daha da önemlisi, bu kararların uygulanma biçimi, Irak’ın iç siyasi dengelerini doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir. Meşru müdafaa yetkisinin hangi aktörler tarafından, ne ölçüde ve hangi koordinasyonla kullanılacağı sorusu, merkezi devlet ile milis yapılar arasındaki güç dengesini yeniden tanımlayabilir. Eğer bu süreç merkezi komuta altında yönetilemezse, devlet dışı aktörlerin hareket alanı genişleyebilir ve bu durum Irak’ta zaten tartışmalı olan “çok başlı güvenlik yapısını” daha da derinleştirebilir. Buna karşılık, merkezi otoritenin bu süreci kontrol altına alması halinde ise Haşdi Şaabi’nin devlet içindeki konumu daha da kurumsallaşabilir. Her iki senaryo da Irak siyasetinde yeni fay hatları üretme potansiyeli taşımaktadır. Bu nedenle mevcut durum, klasik bir dış politika krizi olmaktan ziyade, Irak’ın devlet yapısını, güvenlik mimarisini ve siyasi dengelerini eş zamanlı olarak dönüştüren yapısal bir kırılma momenti olarak değerlendirilmelidir.

 

IKBY ve İç Dengeler

Nitekim bu kırılma momenti, Bağdat ile Erbil arasındaki ayrışmayı da derinleştirmektedir. Bir yandan Erbil, ABD varlığı ve enerji altyapısı nedeniyle doğrudan hedef haline gelmekte, diğer yandan İranlı muhalif silahlı grupların IKBY sınırları içindeki varlığını bahane eden İran’a müdahale alanı sunmaktadır. Diğer taraftan IKBY, Irak’ın diğer bölgelerindeki milis gruplar tarafından da hedef alınmaktadır. Bu durum IKBY’yi aynı zamanda stratejik bir sıkışmışlıkla karşı karşıya bırakmaktadır. Çünkü Erbil, bir taraftan ABD ile kurduğu güvenlik ve ekonomik temelli ilişkileri sürdürmek isterken, diğer taraftan İran’ın doğrudan askeri baskısını dengelemek zorundadır. Bu da IKBY’nin manevra alanını ciddi biçimde daraltmakta ve bölgeyi dış aktörlerin rekabetine daha açık hale getirmektedir. Bu nedenle savaş, IKBY açısından bir güvenlik tehdidi olmakla birlikte aynı zamanda siyasi bütünlüğü ve stratejik yönelimi doğrudan etkileyen yapısal bir stres testine dönüşmüş durumdadır.

Nihayetinde savaş Irak için çatışmayı anlık veya dönemsel bir gerilim olmaktan çıkarıp daha derin, daha kalıcı bir dengeye dönüştürmektedir. Bu denge istikrarlı olmaktan çok sürekli dalgalanan, ama hiçbir zaman tamamen çözülmeyen bir gerilim hali üretmektedir. Irak’ın farklı bölgelerinde ortaya çıkan güvenlik boşlukları, bu boşlukları dolduran yerel ve dış bağlantılı aktörler ve merkezi otoritenin sınırlı müdahale kapasitesi, çatışmayı sadece sürdürülebilir kılmakla kalmazken aynı zamanda yeniden üretilebilir hale getirmektedir.

Bu noktada dış aktörler sahadan kısmen çekilse bile, içeride oluşan güç dağılımı, kurumsallaşmamış silahlı yapılar ve rekabet halindeki siyasi blokların bu boşluğu hızla dolduracak kapasiteye sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Buradan hareketle doğrudan savaşın kendisi bitse dahi Irak’ı uzun süreli, düşük yoğunluklu ama kalıcı bir çatışma düzenine kilitleyebilme potansiyeli oldukça yüksektir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası