İran’da 2025’in son günlerinde 28 Aralık günü Tahran’da elektronik ve cep telefonu piyasasının kalbi olarak bilinen Alaadin Pasajında doların ani yükselişi ile başlayan protestolar, Tahran ve diğer büyük şehirlerde bazari olarak adlandırılan esnafın da destek vermesi ile kısa sürede ülkenin birçok şehrine yayıldı. Ekonomik gerekçelerle başlayan protesto gösterilerine ilk günler genç halk kitleleri destek verdi. Ancak protesto eylemlerinin ve eylemcilerin özellikle bazı bölgelerde kısa sürede şiddete yönelmesi, önce esnafın daha sonra da geniş halk kitlelerinin meydandan çekilmesine neden oldu.
Protestoların Gerekçeleri
İran’da uzun yıllardan bu yana ekonomik veya farklı gerekçelerle protestolar yaşanmaktadır. Benzin zamları, elektrik kesintileri, Ukrayna uçağının düşürülmesi, Mehsa Emini’nin şüpheli ölümü, inşaatı devam eden bir iş merkezinin çökmesi vb. birçok sebeple halk sokaklara dökülerek itirazlarını ve taleplerini müesses nizama ulaştırmak istemişlerdir. İran devlet elitleri başta Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan olmak üzere protestocuları anladıklarını, haklı olduklarını ve devletin çözüm bulmak için çalıştığını dile getirdiler. Pezeşkiyan, seçildiği günden bu yana halkla daha rahat konuşabilen, onların derdini anlayan bir profil çizmeye ve halkın teveccühünü kazanmaya çalışmaktaydı. Protestolar sonrası yaptığı çağrının halkta bir karşılık bulması gerekiyordu ancak beklediği etkiyi gösteremedi. Pezeşkiyan’ın aksine diğer devlet elitleri, çok sert bir dil kullanarak şiddete karışanların cezalandırılacaklarını dile getirdiler.
İran’da yaşanan son protestolar, İran’ı ekonomik, toplumsal, siyasi ve uluslararası ilişkiler gibi farklı açılardan etkilemiştir. Son yıllarda İran’da protesto aralıklarının kısalması, halkın devlete ve rejime olan güveninin sarsıldığının en önemli göstergelerinden biridir. Her protesto sonrası rejimin bir kırmızı çizgisi aşınmakta, anlamını yitirmekte ve müesses nizam için değersizleşmektedir. Örneğin Mehsa Emini gösterileri, kadınların ve gençlerin meydanlarda daha çok olduğu bir gösteriydi. Bu gösteriler sonrasında İran’da zorunlu örtünme konusunda ve gençlerin sosyal yaşamında gözle görülür bir serbestlik yaşanmıştır. Mecliste onaylanması beklenen iffet yasası, tepki çekmemek amacıyla uygulamaya sokulmamış ve tabiri caizse sümen altı edilmiştir. Müesses nizam, hem kanunu uygulamaktan vazgeçmiştir hem de ahlak polisi olarak bilinen uygulamayı devre dışı bırakmıştır.
Son yaşanan protestolar, ekonomik gerekçelerle başlamıştı ancak protestolar zaten kırılgan olan İran ekonomisini olumsuz yönde etkiledi. Doların ani yükselişi sonucu başlayan protestolardan bugüne gelindiğinde doların yükselişinin devam ettiği görülmektedir. Protestolar başladığında 145 bin tümen olan dolar, bugün serbest piyasada 160 bin tümene yükselmiştir. Öte yandan 8 Ocak günü başlayan ve halen kısmen devam eden internet kesintisi de ekonomiye menfi tesir etmiştir. İran İletişim Bakanı Seyyid Settar Haşimi, Mehr Haber Ajansına yaptığı açıklamada, internet kesintisinin dijital ekonominin çekirdek kısmına verdiği günlük zararının yaklaşık 3,5 milyon dolar olduğunu söyledi. Zararın daha çok operatörler ve ağ altyapısıyla ilgili sektörleri kapsadığını belirten bakan, protestoların makroekonomi üzerinde günlük yaklaşık 34,5 milyon dolarlık bir kayba yol açtığını öngördüklerini de vurguladı. Dijital ekonomi sahasında yaklaşık 10 milyon kişinin istihdam edildiği tahmin edilen İran’da, internet kesintilerinden doğrudan etkilenen ve zarar gören büyük bir kesimin olduğu da bilinmelidir. İnternetin hâlâ tam olarak açılmadığı düşünüldüğünde ekonomik zararın giderek büyüyeceğini söylemeye bile gerek yoktur.
Protestoların toplumsal etkisi de en az ekonomik etkisi kadar önem arz etmektedir. İran’da son yıllarda yaşanan gösterilerde, doğrudan müesses nizamı ve dini lider Ayetullah Hameney’i hedef alan sloganların yaygınlaştığı görülmektedir. Daha önceki protestolarda oldukça marjinal gelebilecek tarzdaki sloganların şimdilerde yaygın bir şekilde kullanılması, artık bazı şeylerin tabu olmaktan çıktığı anlamına gelmektedir. Geçmiş yıllarda protestolar üniversite öğrencileri tarafından başlatılır ve çoğunlukla düşünce özgürlüğü bağlamında ele alınabilecek konular hakkında olurdu. Bugün kadın, erkek, genç, işsiz, esnaf, iş adamı gibi toplumun her kesiminden her an bir protesto gösterisi başlayabilecek bir atmosfer oluşmuştur. Meydanlarda rejim ve dini lider Ayetullah Ali Hameney’i hedef alan sloganlar, oldukça sıradan bir iş haline gelmiştir. Özellikle Amerika’nın yaptığı açıklamalar, rejim değişikliği hakkında, insanların daha rahat konuşmalarına sebep oldu. Bu protestolar, her ne kadar bir rejim değişikliğine yol açmadıysa da İran siyasetini derin ve kalıcı biçimde etkileyecektir. Özellikle İran halkı, rejiminin meşruiyetini daha derinden sorgulamaya başlamıştır. Toplumun devlete olan güveni neredeyse yok olma seviyesine gelmiş, bir toplumsal çözülme ile karşı karşıya kalınmıştır.
ABD ve Protestolar
Son protestolarda dikkat çeken bir diğer konu ise son İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi’nin isminin daha çok gündeme gelmesiydi. Rıza Pehlevi, protestoların başlamasından sonra, özellikle de Trump’ın ve İsrailli yetkililerin İran’daki protestoculara yardım edeceklerine dair yaptığı açıklamalarının ardından halkı sokaklara inmeye, devlet kurumlarını işgale ve protestoları sürdürmelerine davet etmiştir. İran toplumunda herhangi bir karşılığı olmadığı düşünülen Rıza Pehlevi’nin adının İran sokaklarında bu kadar yüksek sesle duyulması, muhaliflerin çaresizliklerinin bir göstergesi olarak okunmalıdır. İran muhalefeti, içinden bütün toplum kesimlerini kapsayacak bir yapı veya kitleleri peşinde sürükleyecek bir muhalefet lideri çıkaramadığı için Rıza Pehlevi etrafında bir araya gelme potansiyeli ortaya çıkmıştır. Devrim öncesi dönemde hapse atılmış ve işkenceye maruz kalmış bazı isimlerin Rıza Pehlevi hakkında olumlu yorumlar yapması, bazı aydınların bu konuda ikna olduklarını göstermektedir. Bu durum, son protestolar ile birlikte ortay çıkan bir durumdur.
Son yaşanan olaylar ile birlikte ABD Başkanı Trump’ın İran karşıtı açıklamalarıyla da İran’ın dış politikasına ve protestoların dış politikaya etkisine de yakından bakılması gerekmektedir. İran halkının sokağa çıkarak protestolara başlamasının ardından Trump yaptığı açıklamalar ile hem göstericilere destek verdi hem de İran rejimini tehdit etti. İran siyasi elitleri, bir taraftan Trump’a sert bir üslupla cevap verirken bir taraftan da dışişleri bakanı aracılığı ile diplomatik görüşmeler yapmaktadır. Gösterilerin en şiddetli günlerinde, Trump, “800 göstericinin idamından vazgeçildi, ben de saldırıdan vazgeçtim” diyerek geri adım attığını söylemişti. Ancak yapılan değerlendirmeler, başta Türkiye olmak üzere Körfez ülkelerinin İran’a yapılacak bir saldırının ve akabinde İran’da yaşanacak bir kaosun bölgeyi olumsuz yönde etkileyeceğine dair Trump’ı ikna ettiği yönündeydi. Öte yandan Avustralya, Kanada ve Avrupa Birliği dışişleri bakanları da İran’da güvenlik güçlerinin aşırı ve ölümcül güç kullanımına son vermesi çağrısında bulundular. Avrupa ve ABD’den kınama, tehdit ve eleştiri gelirken bölge ülkeleri yabancı müdahalesinin asla kabul edilemeyeceği yönündeki vurgularla ABD saldırısı gerçekleşmesi halinde hava sahalarını kapatacaklarını ilan ettiler.
Protestocular Kim?
İran’da son yıllarda meydana gelen protestolara genel olarak baktığımızda meydanlarda görünen insanların çoğunlukla geleceğe dair umudunu kaybetmiş, adalete karşı güven duygusunu yitirmiş, devlete olan güveni zedelenmiş ve büyük kısmı gençlerden oluşan bir kitle ile karşılaşırız. İranlı aydınlar bunun neticesinin bir sosyal krize yol açabileceğini düşünmektedirler. İran İlim Havzası Tebliğ Birimi tarafından yapılan ve gözaltına alınan kişilerle yapılan mülakatlara dayanarak hazırlanan raporda, protestolara katılanların büyük çoğunluğunun daha önce sabıkası olmayan, orta sınıfa mensup işsiz gençlerden oluştuğu belirlenmiştir. Bu araştırmaya göre, yaşanan sorunların ana sebebi, ekonomik olmanın ötesinde kuşaklar arası çatışma, siyasi katılım araçlarının yetersizliği ve işlevsizliğidir.
Sonuç itibariyle İran’da son on yıldır belli aralıklarla devam eden gösterilerin başlangıcı ne olursa olsun, asıl neden halkın devlete olan güveninin aşınmış olmasıdır. Müesses nizam, halkın karşı karşıya kaldığı sorunları çözme konusunda gerekli iradeyi ortaya koyamamakta; benzin zamları, Ukrayna uçağı ve Mehsa Emini olayları ve Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin helikopterinin düşmesi gibi olaylarda halkı ikna edebilecek açıklamalar yapamamaktadır. İran devleti, olaylara sert müdahale ederek şimdilik bastırmış gibi görünse de toplumun ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılayarak kaybetmiş olduğu güveni yeniden inşa edemezse çok yakında şiddet dozu daha da yükselmiş farklı olaylarla karşılaşması kaçınılmaz olacaktır.
