Kriter > Dosya > Dosya / NATO Ankara Zirvesi |

Çatlak İttifak: Washington-Tahran Krizinde NATO


Krizin operasyonel düzlemdeki en belirgin yansıması, hegemonik gücün beklentileri ile müttefiklerin direnç kapasitesi arasındaki derin asimetridir. Washington'ın talepleri, klasik bir yük paylaşımı tartışmasının ötesine geçerek müttefikler için bir sadakat sınamasına dönüşmüştür. Bu talepkâr tutum karşılığında Avrupa cephesinden yükselen temel itiraz, sürecin müttefiklerle istişare edilmeksizin tırmandırıldığı ve "bahse konu savaşın Avrupa'nın savaşı olmadığı" yönündeki siyasi reddiyedir.

Çatlak İttifak Washington-Tahran Krizinde NATO

ABD ve İsrail'in 28 Şubat 2026'da İran'a yönelik başlattığı ve hâlihazırda kırılgan bir ateşkese evrilen askeri harekât, NATO'nun kurumsal ve coğrafi sınırlarını yeniden tartışmaya açmıştır. Trump yönetiminin, Avrupalı müttefiklerinden hava sahalarını ve askeri üslerini kullanıma açmalarını, ayrıca Hürmüz Boğazı'na aktif deniz unsurları sevk etmelerini dayatan tutumu, İttifak içinde yapısal bir gerilimi tetiklemiştir. Antlaşma'nın 5. Maddesi, kolektif savunma yükümlülüğünü yalnızca üye devletlerin Avrupa veya Kuzey Amerika'daki topraklarına yönelik saldırılarla sınırlarken, 6. madde bu coğrafi kapsamı daha da daraltarak "Kuzey Atlantik bölgesi" tanımını netleştirir. Washington-Tahran krizinin, NATO'nun formel sorumluluk sahasının bütünüyle dışında cereyan etmesi, İttifak'ın bir aktör olarak inisiyatif almaktan imtina etmesine hukuki bir zemin oluştursa da stratejik tercih, burada belirleyici olmuştur. İttifak, "küresel güvenlik aktörü" iddiasını taşısa bile üyeleri, “bölge-dışı” angajmanlarını kurumsal bir yükümlülüğe dönüştürmekten kaçınarak, örgütü hâlâ bölgesel bir savunma paktı olarak tanımlamayı tercih etmektedir.

 

Trump’ın Talepleri ve Avrupa'nın İttifak İkilemi

Krizin operasyonel düzlemdeki en belirgin yansıması, hegemonik gücün beklentileri ile müttefiklerin direnç kapasitesi arasındaki derin asimetridir. Washington'ın talepleri, klasik bir yük paylaşımı tartışmasının ötesine geçerek müttefikler için bir sadakat sınamasına dönüşmüştür. Bu talepkâr tutum karşısında Avrupa cephesinden yükselen temel itiraz, sürecin müttefiklerle istişare edilmeksizin tırmandırıldığı ve "bahse konu savaşın Avrupa'nın savaşı olmadığı" yönündeki siyasi reddiyedir. Bu süreçte İspanya, askeri üslerini ve hava sahasını ABD'nin kullanımına kapatarak en sert tavrı ortaya koyarken; İtalya sıkı bir ön koordinasyon talep etmiş, Fransa ve İngiltere ise üs tahsisi konusunda çeşitli çekinceler öne sürmüştür. Ancak alınan bu kısıtlayıcı kararlara rağmen, başta Almanya olmak üzere Avrupa kıtası, fiiliyatta Amerikan askeri operasyonları için hayati bir lojistik üs işlevi görmüştür. Krizin derinleşip İran'ın Körfez ülkelerine yönelik misillemelere başlamasıyla birlikte Fransa, İtalya ve İngiltere, bölgedeki füze ve insansız hava aracı saldırılarını savuşturmak amacıyla askeri unsurlarını sahaya sürerek ikincil cephelerde aktif olarak konumlanmıştır. Öte yandan, Hürmüz Boğazı'nın trafiğe kapanması, Avrupa'nın ekonomik çıkarlarına ağır darbeler indirse de kendi ordularının kapasite yetersizliği ve ABD'nin dayattığı bir gerilime sürüklenmeme isteği, Avrupalı devletlerin Trump'ın boğazı askeri güçle açma yönündeki talebini geri çevirmesiyle sonuçlanmıştır. Avrupa'nın bu ortak reddi, Trump'ın müttefiklerini sadakatsizlikle ithamına etmesine ve ABD'yi NATO'dan çekme tehdidine zemin hazırlamıştır.

Bu durum, Avrupalı karar alıcıları klasik bir "ittifak ikilemi" (alliance dilemma) ile karşı karşıya bırakmıştır. Müttefikler, bir yanda ABD'nin bölgesel çıkarları uğruna Ortadoğu'da bir çatışmaya sürüklenme (entrapment) korkusu, diğer yanda Rusya tehdidi karşısında Amerikan güvenlik şemsiyesinden mahrum kalarak terk edilme (abandonment) endişesi arasına sıkışmıştır. Bu yapısal açmaz, Avrupa'yı siyaseten ABD'yi yatıştıran ancak askeri olarak çatışmadan imtina eden bir "aktif eylemsizlik" (active inertia) stratejisine itmiştir.

Hürmüz Boğazı'ndan ticari gemi geçişleri yeniden en düşük seviyelere indi, AA İNFO
Caption

 

Madde 5 Dışı Operasyonlarda Hukuki Zemin

NATO'nun Madde 5 dışı krizlerde yine de harekete geçebildiği iki tarihsel emsal, yapısal sınırın nasıl aşılabileceğine dair önemli bir karşılaştırma sunar. İttifak'ın Soğuk Savaş sonrası dönemde tecrübe ettiği Bosna (1992-1995) krizindeki askeri angajmanı, doğrudan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) kademeli yetkilendirme mekanizmaları üzerinden meşruiyet devşirme sürecine dayanmıştır. Benzer şekilde, Libya'da İttifak'ın meşruiyet zemini, kendi kurucu maddelerinden değil, BM Güvenlik Konseyi'nin sivilleri koruma yetkilendirmesinden (1973 sayılı karar) türetilmişti; NATO, komuta-kontrol kapasitesi nedeniyle bu yetkilendirmeyi uygulayan kurumsal araca dönüşmüş, ancak katılım değişken geometrili kalmış, Almanya gibi üyeler dışarıda durmuştu. İran krizinde bu güzergâhın tekrarlanma olasılığı yapısal olarak kapalıdır: Rusya ve Çin'in Güvenlik Konseyi'ndeki veto güçleri, Bosna ve Libya tipi bir yetkilendirmenin önünü baştan tıkamaktadır. Bu da NATO'nun İran meselesinde ne kendi Madde 5-6 çerçevesinden ne de BM yoluyla kurumsal bir harekete geçme imkânına sahip olmadığı, dolayısıyla geriye yalnızca ABD-İsrail ekseninde bireysel/koalisyon bazlı hareketin gerçekçi seçenek olarak kaldığı sonucunu güçlendirmiştir.

Ayrıca, İttifak’ın yapısal çatlakları sahada farklı şekillerde tezahür etmektedir. İttifak'ın geçmişte Aden Körfezi'nde deniz haydutluğuna karşı icra ettiği veya Akdeniz'de terör ve kaçakçılıkla mücadeleye yönelik görevleri, NATO'nun küresel ticaret yollarını koruma iddiasını destekleyen mütevazı fakat işlevsel bir eylem kapasitesi sunmaktadır. Ancak bahse konu tarihsel örnekler, Hürmüz Boğazı'ndaki tehdidin askeri ve siyasi niteliğiyle köklü biçimde çelişmektedir: Aden veya Akdeniz'deki operasyonlar, zayıf ve devlet-dışı aktörlere karşı yürütülen asayiş nitelikli görevler iken, Hürmüz'de NATO bayrağı altında devriye gezmek, gelişmiş balistik kapasiteye sahip egemen bir devletle doğrudan bir güç gösterisi rekabetine girişmek anlamına gelmektedir. Nitekim bu yapısal uyumsuzluk, henüz 2019’da ABD-İran nükleer krizinin derinleştiği ve petrol tankerlerine yönelik saldırıların küresel ticareti tehdit ettiği konjonktürde de gün yüzüne çıkmıştır. O dönemde NATO üyeleri müşterek bir şemsiye altında birleşmek yerine, birbirinden bağımsız ve zıt stratejik mantıklara sahip iki ayrı deniz gücü tesis etmiştir: ABD öncülüğündeki ve salt askeri caydırıcılığa odaklanan IMSC (2019) ile Fransa'nın öncülük ettiği ve ABD-İran çatışmasına sürüklenmeksizin yalnızca diplomatik de-eskalasyonu amaçlayan EMASOH (2020). Bu iki parçalı ve zıt hedeflere sahip yapının NATO dışında tesis edilmiş olması, İttifak'ın "sorumluluk-dışı" kriz bölgelerinde ortak bir tehdit algısından ve müşterek karar alma kapasitesinden yoksun olduğunu açık biçimde kanıtlamıştır.

 

Bir NATO Üyesi Olarak Türkiye

Avrupalı müttefiklerin kaçınma manevraları, İttifak'ın güneydoğu kanadını oluşturan Türkiye ekseninde çok daha karmaşık bir coğrafi ve stratejik denkleme dönüşmektedir. Türkiye'nin İran ile paylaştığı köklü sınır hattı ve bölgesel güç dengesini koruma refleksleri, İsrail'in askeri doktrinine duyulan normatif karşıtlıkla birleşerek Ankara'yı kinetik çatışmadan uzak tutmakta ve yatıştırıcı bir diplomasiye zorlamaktadır. Türkiye'nin bu yalıtım stratejisi Washington tarafından kabul görse de, kendi topraklarında barındırdığı Kürecik radarı ve İncirlik üssü gibi NATO'ya entegre stratejik altyapılar, yapısal bir baskı ve "mekânsal sürüklenme" (spatial entrapment) riski doğurmaktadır. Ankara, bu tesislerin ABD tarafından tek taraflı operasyonel istihbarat veya önleyici saldırı amacıyla araçsallaştırılmasını engellemek için, kullanım kurallarını İttifak'ın formel savunma şemsiyesiyle katı bir biçimde sınırlandırarak Amerikan manevralarını bloke etmiştir. Bu tutum, coğrafi gerçekliklerin ittifak metinlerinden çok daha belirleyici bir güvenlik kurgusu hazırladığını ispatlamaktadır.

Son tahlilde, Avrupa devletlerinin "ittifak ikilemi" kıskacında geliştirdiği "aktif eylemsizlik" stratejisi ile Türkiye'nin "mekânsal sürüklenme" riskine karşı kendi egemenliğindeki NATO altyapısının kullanımını kısıtlama çabası, müttefiklerin hegemonik bir gücün tek taraflı bölgesel çatışmasına kayıtsız şartsız eklemlenmeyeceğini açıkça göstermiştir. Her ne kadar Donald Trump, müttefiklerin retorik mesafe koymasını ve kısıtlı desteğini gerekçe göstererek İttifak'ı kamuoyu nezdinde zayıf ve "işe yaramaz" bir kurum olarak çerçevelemeye çalışsa da, sahadaki lojistik ve operasyonel gerçeklikler durumun tam aksine işaret etmektedir. ABD'nin asimetrik kapasiteye sahip İran’a karşı kriz boyunca karşılaştığı güçlükler, askeri üstünlüğe rağmen tek taraflı kuvvet projeksiyonunun sınırlarını net bir şekilde ortaya koymuştur. Nihayetinde bu kriz; hegemonik bir gücün bölgesel tahkimat ve güç projeksiyonu sağlayabilmesi için, müttefiklerin sunduğu stratejik derinliğe ve yapısal ittifak mimarisine ne derece muhtaç olduğu gerçeğini paradoksal bir biçimde kanıtlamıştır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası