Kriter > Dosya > Dosya / Filistin |

7 Ekim’in Olası Yansımaları: İsrail’de Yeni Siyaset ve Liderlik


İsrail, 7 Ekim sonrası birçok analiste göre eskisi gibi olmayacak. Bu doğru bir tespit çünkü travmanın boyutları geniş. İsraillilerin İsrail içerisinde güvensiz olmaları, güvenlik birimlerinin geç müdahalesi ve tek başına çaresizlik hali, İsraillileri; güçlü, kararlı ve belki de tavizsiz lider tiplerine yöneltecek. İsrail’de iki devletli çözüm için toplumsal desteğin iyice yok olacağını söylemek sürpriz olmaz.

7 Ekim in Olası Yansımaları İsrail de Yeni Siyaset ve
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tuguylarının 7 Ekim’de İsrail’e sızarak saldırılar düzenlediği, ülkenin güneyindeki Be'eri ve Kfar Aza yerleşimlerini ziyaret etti. (GPO/AA, 15 Ekim 2023)

İsrailliler 7 Ekim sabahı, ülkelerinin güney sınırından el-Kassam Tugayları, İslami Cihad, Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi ve Aslan İni gibi bir dizi Filistinli silahlı grubun saldırısıyla uyandı. Bu saldırının stratejik mi taktiksel mi olduğuna dair elimizde yeteri kadar veri yok. Kamuoyuna yansıyanlar ise yetkili makamların verdikleriyle ve sınırlı bir şekilde açığa çıkan İsrailli görgü tanıklarının ifadelerine dayanıyor.

 

İsrail Travması

İsrail’in güney bölgesinde yaşayan İsraillileri doğrudan etkileyen bu hadise, genel toplum açısından kolektif hafızalarından silinmeyecek derecede devasa etki oluşturacak bir travmayı da tetiklemiş oldu. İsrail’in Gazze sınırından birçok noktadan eş anlı sızmalar ve sayısı 5 bini aşan roket atışı rapor edildi. Bunun sonucunda bini aşkın İsrailli hayatını kaybetti. Bu sayılar devam eden savaş ve çatışma hali nedeniyle her an yükseliyor.

Bu operasyona Filistinli askeri yapılar, “Aksa Tufanı” adını verdiler. 1973’teki Yom Kippur Savaşı’nın 50. yılını karşılayan Ortadoğu için beklenmedik bir olay daha tarihin sayfalarında yerini alacağa benziyor. Yom Kippur Savaşı, İsrailli karar alıcıların istihbarat zafiyeti sonunda ansızın bir askeri baskınla karşılaşmalarıyla hatırlanıyor. İsraillilerin, 7 Ekim sonrası Yom Kippur Savaşı’na yoğun bir şekilde atıf yaptıkları görülüyor. Filistinliler için ise 7 Ekim, Gazze’de sıkışmışlığın aşılmasını temsil ediyor.

Reim beldesindeki festival alanı
Abluka altındaki Gazze Şeridinden Filistinli grupların düzenlediği saldırıya uğrayan Reim beldesindeki festival alanı havadan havadan görüntülendi. (GPO-Handout/AA, 9 Ekim 2023)

 

7 Ekim’den itibaren sosyal medyada dolaşan görüntülerin, küresel kamuoyunda Filistinli örgütlere yaklaşımı etkilediği söylenebilir. Fakat “Filistin mahallesi” özelinde bakıldığında siyasi otoritenin askeri grupların kontrolüne geçiyor olması, belirgin bir olgu olarak karşımızda duruyor.

Filistin siyasi dinamikleri, Türkiye’den bakınca anlaşılması kolay bir yapılanma görüntüsü vermiyor. Ortadoğu ve dünyanın birçok yerine yayılmış Filistin diasporası, mülteci kamplarında nesillerdir hayat sürenler ve Batı Şeria, Gazze ve İsrail sınırları içerisinde yaşayan Filistinliler var. Bu kompleks toplumsal yapı içerisinde, Filistin ulusal siyasetini oluşturmak oldukça güç. O yüzden fraksiyonların çeşitli olduğu, karizmatik kişiler etrafında öbekleşen bir hayli klikleşme mevcut. Bunlara bir de bölge ülkelerinin kendilerine yakın oluşturdukları ekipleri ekleyince, sayısını tahmin etmenin güçleşeceği elit şebekeler ortaya çıkıyor. Silahlı gruplar, bu parçalı Filistin siyasetinde ve daha da önemlisi toplumsal kaynakları her geçen gün zayıflayan Mahmud Abbas idaresine karşı öne çıktılar. Mahmud Abbas’ın politik nüfuzu Ramallah’ın sınırlarını aşan bir etkiye sahip değil. İsrail ve Filistin yönetimi arasında devam eden statüko ise Gazze’dekilere yaşamlarını kolaylaştırmıyor. Bu tıkanıklık halinde silahlı grupların operasyonları önem kazanıyor.

 

Sol Değerlerden Dini Siyonizme

Yükselen Filistin milliyetçiliğine yanıt olarak İsrail’de dini Siyonizme yönelik ilginin toplumsal düzeylerde yoğunlaşması, 7 Ekim olaylarından önce de görülen yaygın bir politik eğilimdi. 1967’de Altı Gün Savaşı’yla birlikte İsrail’de siyasi harita, farklı Arap ülkelerinden toprakların işgaliyle toplumsal boyutta farklı bir düzeye evrilmişti. 1967 Savaşı öncesi İsrail’de sol ve milliyetçi değerler, siyasette temel referanslar olarak alınırken, savaş sonrası din ve milliyetçilik temel eksenler olarak görülür hale gelmiş, dindar Siyonizmin savaş ve toprak genişlemesini dinsel motiflerle yeniden yorumlaması, ön plana çıkmaya başlamıştı.

7 Ekim olayları, dindar Siyonistlerin kendilerini haklı gördükleri bir momente işaret ediyor. 2005’te İsrail’in Gazze’den çekilmesini de sert bir şekilde eleştiren dindar Siyonistler, bu adımın büyük bir hata olduğunun altını çiziyorlar. Dindar Siyonistler, İsrail’in kontrol ettiği mevcut toprakların, eksik ve tamamlanmamış olduğunu savunuyor. İsrail’in sınırları konusunda hem dini Siyonist çevreler hem de sağ revizyonist Siyonistler arasında bir mutabakat yok. Fakat burada önemli olan nokta, dinsel motivasyonla sürekli güdülenen bir fetih duygusunun bu çevrelerde dolaşımda olması. Bu da komşu coğrafyalara yönelik irredentist ve revizyonist açılımları besliyor.

Altı Gün Savaşı’ndan itibaren özellikle 1973 Yom Kippur Savaşı ile istikrarlı bir şekilde zayıflayan İsrail solu ise barış kampı olarak anılıyor. İsrail solunun, Oslo Anlaşmaları sonrasında İsrail’de kötüleşen ulusal güvenliğe yönelik politikalar geliştirmemesi, seçmenin önemli bir kısmını güvenlikçi politikalara öncelik veren İsrail sağına yöneltti.

7 Ekim olayları ise iktidarda olan Likud Partisi ve Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümeti bir açmaza soktu. İktidarda tüm bileşenleriyle en sağ bir hükümet varken, nasıl oldu da sınırdan yaklaşık 30 kilometre içerdeki yerleşim birimlerine kolay ve koordineli bir sızma mümkün oldu? İsrailli sağ popülistler, bunun sorumlusunun İsrail silahlı kuvvetleri ve diğer ulusal güvenlik kurumlarındaki sorunlar olduğunu söylüyorlar. Bir de Netanyahu’nun uzun süredir yasalaştırmayı hedeflediği yargı reformu paketinin, ülkede meydana getirdiği kutuplaşmanın bir semptomu olarak görülüyor. Yargı reformu tartışmaları, İsrail’de iç siyaseti keskin ve derin bir şekilde bölmüştü. Netanyahu, yargının yürütme üzerindeki sınırlandırıcı tasarruflarını (yargısal aktivizm) kaldırmak istiyordu. Buna karşı İsrail sol ve liberal ve merkez siyasetin aktörleri, eylemlerle, hükümeti bu kanun tasarısını yasalaştırmaktan uzaklaştırmak istediler.

İsrail koalisyonuna karşı gösteri
İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu öncülüğündeki koalisyon hükümetinin yargı düzenlemesine karşı gösterilerden bir görüntü (Mostafa Alkharouf/AA, 30 Eylül 2023)

 

İsrail’de Kutuplaşma

İsrail’de siyaset; sağ, sol, merkez ve Arap partileri arasında bölünmüş durumda. Netanyahu’nun yargı reformuna dönük iç politikayı kutuplaştıran söylemleri, sağ bloku konsolide etmişti. Ulusal güvenliğe dair Netanyahu’nun tüm dikkatleri İran’a çevirmesi ise İsrail’in güney sınırları ve Batı Şeria bölgesinin görece güvenilir olduğuna dair algıyı pekiştirmişti. Fakat 7 Ekim olayları ile birlikte İsrail’in beklemediği yerden bir saldırıya maruz kalması, ülkede güvenlikçi politikalara dönüşün tekrar başlangıcı olabilir. İlginçtir, güvenliğe dönük sarsıntılar, geçmişte ulusal siyasette sol partilerin iktidarda olduğu dönemde yaşanmıştı. Şimdi ise güçlü bir lider ve ideolojik olarak yoğun politik bileşenlerin olduğu siyasi ortamda, seçmen tercihlerinin nereye yöneleceği merak konusu.

İsrail’de son günlerde yapılan bir ankete göre, hükümeti oluşturan blok, bugün seçim olsa 42 milletvekili alabilirken, muhalefet bloku ise 78 milletvekili ile ezici bir çoğunluğa sahip oluyor. Yasama meclisi Knesset’in toplamda 120 milletvekili olduğunu ve hükümet kurmak için 61 milletvekilinin oluruna ihtiyaç olduğunu ekleyelim. Esasında siyasi tercihlerin nasıl olacağına dair şimdiden kestirim yapmak zor. Fakat Likud seçmeninde Netanyahu’nun retorik kıvraklığının arkasında kurumsal zafiyetlerin olduğuna dair kanaatin pekişmesi, tercihleri farklı adaylara yönlendirebilir. İsrail seçmeni; ekonomik istikrar, enflasyon ve işsizlik gibi konulara odaklanmışken, güvenlik riskinin bu derece genişlemesi, kendisini aday tercihinde farklı seçenekleri değerlendirmeye itebilir. İsrail eski genelkurmay başkanı Benny Gantz’ın (Mavi ve Beyaz Partisi) popülaritesi artıyor. Yargı reformu tartışmalarında orta yolcu tavrı da bunda etkili oldu.

Bugünlerde ise güvenlik risklerinin baş gösterdiği bir ülkede ulusal liderliği, ordunun içinden gelmiş ve onu en üst düzeyde temsil etmiş bir siyasi figüre vermek şaşırtıcı olmayacaktır. Gantz’ın, Netanyahu’nun savaş kabinesine katılım göstermesi biraz da bu yüzden. İdeolojik farklılıkları ve dar siyasi çıkarları bir kenara bırakan ve gerektiğinde ulusu için fedakarlık yapan bir siyasetçi imajı çiziyor. İsrail toplumunda ise bu durum genel olarak beğenilen ve takdir edilen bir davranış tipi. 1977’ye kadar sosyalist fikirlerin, siyasetin hakim ideolojisi olduğu İsrail’de, bireyselcilik ve kendi çıkarını düşünme, dışlanan bir toplumsal değer olarak görülebilir.

İsrail, 7 Ekim sonrası birçok analiste göre eskisi gibi olmayacak. Bu doğru bir tespit çünkü travmanın boyutları geniş. İsraillilerin İsrail içerisinde güvensiz olmaları, güvenlik birimlerinin geç müdahalesi ve tek başına çaresizlik hali, İsraillileri; güçlü, kararlı ve belki de tavizsiz lider tiplerine yöneltecek. İsrail’de iki devletli çözüm için toplumsal desteğin iyice yok olacağını söylemek sürpriz olmaz.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası