7 Ekim 2023’te HAMAS’ın İsrail’e saldırılarından itibaren her geçen gün şiddeti artan biçimde İsrail’in gerçekleştirdiği soykırım, tüm dünya tarafından çaresizce izlendi. Bu çaresizliği ortadan kaldırma ve soykırıma dur deme amacıyla organize edilen Küresel Sumud Filosu, İsrail ablukasını kırdı. Tüm dünyada yankı uyandıran bu eylem neticesinde alıkonulan aktivistlere yapılan insan dışı muamele ise siyonistlerin içinde bulundukları sosyal-psikolojik hali bir kez daha ortaya çıkardı. Bu sürecin ardında, İsrail tarafından yerinden edilmek istenen ve bu duruma canları pahasına direnen Filistinlilerin içinde bulundukları uzun yıllar boyunca süren çatışma, gerilim ve hayatta kalma savaşı dikkate alındığında Filistinlilerin ne türden bir zalim grupla karşı karşıya oldukları daha iyi anlaşılabilmektedir. Nitekim şu an yaşananların arka planında, İsrail’in bölgede bir devlet olarak kurulmasından itibaren en başta Filistinliler olmak üzere diğer Arap ülkeleri ile çatışma, savaş ve benzeri gerilimler yer almaktadır. Dolayısıyla günümüzde yaşananlar, geçmişte olanlar bilinmeden tam olarak anlaşılamayacaktır. Konunun siyasi, hukuki, insan hakları ve benzeri yönleri sıkça gündemde yer alırken İsrail’in, tarih boyunca hedeflediği topraklara sahip olma amaçları ve nüfus yoğunluğunun yayılımı çerçevesinde sürdürdüğü çok kapsamlı nüfus politikaları üzerinde durulması oldukça önemlidir. Bölgede nüfusunu diri, sağlıklı ve uzun ömürlü tutmaya çalışan İsrail, sadece askeri ve siyasi eylemlerle değil; nüfus, göç ve genetik konularında ileri teknoloji içeren bağlantılar tesis ederek sürdürülebilir nüfus yapılarına erişme çabasını taşımaktadır.
İsrail’in Nüfus Politikaları
Gayri safi hasılası 54 bin 176,7 dolar (2024) olarak ifade edilen gelişmiş ülkeler arasında nüfus artış hızı en yüksek ülkelerden biri[1] İsrail olmaktadır.[2] 1960’ta 2 milyonu aşkın bir nüfustan 2024 itibariyle 10 milyona yakın bir nüfusa ulaşan İsrail’in nüfus projeksiyonlarına göre 2059’da yüksek senaryoda 20 milyonun üzerine çıkacağı tahmin edilmektedir. Kilometrekareye düşen kişi sayısını ifade eden nüfus yoğunluğu 2021’de 433,1 olan İsrail, Dünya Bankası verilerine göre Hollanda ve Kore’nin ardından üçüncü sıradadır.[3] Bu durum İsrail açısından barınma, yani kara parçası ihtiyacını şiddetle ön plana çıkarmaktadır.
Sıkça vurgulandığı üzere, Ortadoğu coğrafyasında emellerine erişmek için belirli bir alana hükmetmeye çalışan İsrail’in; doğumların artırılması, ölümlerin azaltılması ve göçlerin teşvik edilmesi ile düzenli bir biçimde çoğaltmaya ve diri tutmaya çalıştığı nüfusun en temel ihtiyaçları için Filistin’in elde edilmesi çok önemlidir. İsrail’in bu hedefine ulaşabilmesi için de Yahudi olmayanların öldürülerek ve/veya bölgeden uzaklaştırılarak nüfus hızının mütemadiyen artması, diğer bir ifade ile en kötü ihtimalle nüfusunun azalmaması gerekmektedir.
Ülke dışındaki diğer Yahudilerin ülkeye gelmeleri için çok sayıda teşvik ve destek sunan İsrail’in göçlerden başka doğurganlığın artırılması yönünde yoğun bir nüfus politikası yürüttüğü görülmektedir. Birçok hususta olduğu üzere nüfus politikasında da din, kültür ve milliyetçilik bileşenlerini merkeze alan İsrail, birçok ülkede olduğu üzere temel düzeyde her çocuk için aile yardımları, ücretli ve ücretsiz doğum izinleri sağlamakla birlikte biyolojik, genetik, ailevi, kabilevi ve milliyetçi bakış açısını çok daha ön plana çıkarmaktadır. Bundaki en temel dayanak ise tamamıyla yok olma korkusuna karşı çoğalma ilkesi ile çocuk sahibi olup soyun sürdürülmesidir.
Tüp Bebek Tedavileri ve Taşıyıcı Annelik Süreçleri
Doğurganlığın artırılmasına yönelik olarak en öne çıkan uygulama tüp bebek tedavileridir. 1981’den itibaren 18-45 yaş aralığındaki İsrailli kadınlar, iki canlı çocuk doğurana kadar sınırsız tüp bebek için devlet tarafından finanse edilebilmektedir. Tüp bebek harcamaları İsrail’in sağlık bütçesinin en az yüzde 2’sini meydana getirmektedir. 2002 itibariyle ABD’de milyon kişi başına 126 tüp bebek tedavisi karşılık gelirken İsrail’de bin 657 tüp bebek tedavisi uygulanmaktaydı. 2019 itibariyle İsrail’deki tüm canlı doğumların yüzde 5’i tüp bebek yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Öyle ki bazı kadınların 25. kez tedaviyi denedikleri hatta 37 kez deneme yapan iki kadının olduğu bilinmektedir. “Ne kadar gerekiyorsa o kadar çocuk olmalı” zihniyetinde olan İsrailli kadınlara[4] en çarpıcı örnek 60 yaşında bir kadının tüp bebek tedavisi sayesinde başarılı bir şekilde doğum yapmasıdır.[5]
Tüp bebek tedavisi dışında İsrailli kadınlar gamet bağışı, sperm ve yumurtalık dondurma ve saklama, taşıyıcı annelik ve implantasyon öncesi genetik tanı gibi en yeni üreme teknolojilerinden istifa edebilmektedirler. Ölen askerlerin sperm ve yumurtalarının alınıp (-196 °C) ilk 5 yıl ücretsiz olarak saklanarak istenildiğinde kullanılması mümkündür.[6] 7 Ekim’den itibaren bu yönteme olan talep bir hayli artmıştır. Evli veya bekar, cinsel yönelim ayrımı gözetilmeksizin[7] İsraillilere kapsamlı tüp bebek tedavisi finansmanı sağlanmaktadır. Bu türden politikalara karşın İsrail’de evlat edinmeye yönelik politikalar bu denli kolaylaştırıcı içerikte değildir. Bunda da en temel faktörün Yahudiliğin bir kabilecilik, milliyetçilik ve biyolojik bağlantı mantığıyla çoğalmasının istenmesi olduğu öne sürülebilir.
1948'den 1963'e kadar İsrail'in ilk başbakanı olan David Ben-Gurion’un İsrailli kadınlara yaptığı doğurganlık çağrısı, İsrail’in nüfus politikalarının içeriğini anlamak için dikkate değerdir:
“Yahudi doğum oranı artırılmazsa, Yahudi devletinin ayakta kalması şüphelidir. … Kendisine bağlı olduğu ölçüde dünyaya en az dört sağlıklı çocuk getirmeyen herhangi bir Yahudi kadın, askerlikten kaçan bir asker gibi, milletine karşı olan görevini yerine getirmekten kaçınıyor demektir.”[8]
Exodus 1947’den Küresel Sumud Filosuna
Tarih boyunca Yahudilerin bulundukları kavimlerde düzen bozucu olarak addedilmeleri, sürekli olarak kovulmaları ve diasporik topluluklar meydana getirmelerinin yanında bilhassa Avrupa Yahudileri için büyük bir felaket olarak nitelendirilen Holokost ve sonrasında yaşananlar, 1948’de Yahudi devletinin kurulmasında önemli bir etki meydana getirmişti. Esasen İsrail’in kuruluşunun arka planında, düzenlenen Siyonist kongreler önemli bir yer tutmaktadır. Bunlardan ilki 29-31 Ağustos 1897 tarihlerinde İsviçre’nin Basel şehrinde düzenlenen Birinci Siyonist Kongresi idi. Hatta Theodor Herzl, kongre ile alakalı olarak 3 Eylül 1897’de günlüğüne şunları yazmıştı:
“Basel Kongresi’ni tek bir kelime ile özetlemem gerekseydi şu olurdu: Basel’de Yahudi devletini kurdum. Bunu bugün yüksek sesle söylesem, herkesin alay konusu olurdum. Ama belki beş yıl sonra ama kesinlikle elli yıl sonra herkes bunu görecek.”[9]
Afrika kıtası da dahil olmak üzere başka yerlerde devlet kurma ihtimalleri dile getirilse de Filistin topraklarında Yahudiler için bir “yuva” (Heimstätte) meydana getirilmesinin ilk adımını siyonist kongreler meydana getirmişti.
Herzl’in 1904’teki ölümü hedeflerinin gerçekleşmesine imkan vermemişti. Ancak siyonistler belirli kişiler üzerinden hareket etmeyerek emellerini gerçekleştirmeye odaklanmıştı. İkinci Dünya Savaşı (1939-1945) sırasında Nazilerin Avrupa’daki Yahudileri katletmesi neticesinde ortaya on milyonlarca insanın yerinden edilmesine sebep olan mülteci krizi çıktı. İngilizlerin mandasında bulunan Filistin topraklarına dönmek istemelerine rağmen kendilerine izin verilmeyen Yahudilerden bazıları yer altından “kaçış” (Brichah) aracılığıyla Filistin’e göç etmeye çalıştılar.[10] İngiliz mandasındaki Filistin’e yasa dışı göç süreci olan Aliyah Bet’e katılan 4 bin 515 Yahudi, 1947’de Aliyah Bet için sefer yapan 64 gemiden en büyüğü olan Exodus 1947[11] (değiştirilmeden önceki ismi President Warfield) adlı gemi ile Filistin’e ulaşmak isterken İngilizler tarafından Hayfa limanına yanaştırıldılar ve gemi İngilizlerin kontrolündeki Hamburg’a gönderildi.
Tarihi kaynaklar çerçevesinde ifade edildiği üzere ezilen, hor görülen, öldürülen, ötekileştirilen Yahudiler, geçmişten günümüze doğru bakıldığında kendilerine yurt arayışı çerçevesinde ellerinden geleni artlarına koymamışlar, amaçları için her yolu denemişlerdir. Kendilerine yapıldığını öne sürdüklerinden daha fazlasını günümüzde Filistin topraklarında yaşayanlara yaşatan siyonistlerin, soykırımı dünyaya duyurmaya çalışan Küresel Sumud Filosunun mensuplarına yaptıkları muamele bütün yaşananlar düşünüldüğünde iki ihtimali akla getirmektedir.
Birinci ihtimal, Yahudiler hakkında yapılanların hemen hemen hepsi birer uydurmadır. Örneğin Holokost hiç gerçekleşmemiştir yahut Yahudilerin bir şekilde Avrupa’dan uzaklaştırılmaları gerekmektedir. Dolayısıyla siyonistlerin tarihi emellerini gerçekleştirebilmeleri ve bir bahane üretmeleri için bu türden travmatik bir olay gereklidir.
İkinci ihtimal ise yaşananların hepsinin gerçekliği göz önünde tutulursa daha vahim bir durum gün yüzüne çıkmaktadır. Tarih boyunca “soyu tüketilmeye” çalışılan bir topluluğunun bütün bunları yaşamış olması başka bir topluluğa benzer ve hatta daha fazlasını yapmasının sosyal-psikolojik yönleri anlaşılmaya muhtaç gözükmektedir.
Vaktiyle deniz yolculuğu ile “vatan ve yurt” arayışına çıkan bir topluluğun hikayesi, vatanlarından ve yurtlarından edilen, vahşice öldürülen, eziyet gören, aç bırakılan bir başka topluluğa yardım götürmeye ve bu durumu dünyaya göstermeye çalışan topluluğun deniz yolculuğu ile kesişmiştir.
Kötülüğe maruz kalma ne yazık ki çoğu durumda daha şiddetli bir kötülüğü başkalarına yöneltmeye sebebiyet vermektedir. Bu psikolojiyi aşabilen topluluklar, erdemliliklerini nesillere aktarabilmektedir.
[1] https://data.worldbank.org/indicator/SP.POP.GROW?locations=IL&most_recent_value_desc=true
[2] https://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.PCAP.CD?locations=IL&most_recent_value_desc=true
[3] OECD’ye üye ülkelerin ortalaması ise 39’dur. https://data.worldbank.org/indicator/EN.POP.DNST?locations=OE&most_recent_value_desc=false
[4] Birenbaum-Carmeli D, Dirnfeld M. “In vitro fertilisation policy in Israel and women's perspectives: the more the better?” Reprod Health Matters. 2008 May;16(31):182-91. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/18513619/
[5] https://forward.com/israel/348144/in-israel-policy-produces-babies-even-for-a-60-year-old-mother/
[6] https://www.gov.il/en/service/sperm-preserving-after-death
[7] Öncesinde ülke içinde eşcinsel evlilikler yasal olarak mümkün değil iken, 2015’te açılan Pinkas Arad davası ile eşcinsellerin bu hususta dışlanmasının aykırı olduğuna kanaat getiren yüksek mahkeme yasama organından (Knesset) bu hususta değişiklik yapılmasını talep etti. Ancak bu talep gerçekleşmeyince mahkeme kararı onadı. Böylelikle 2022’den itibaren eşcinsel çiftlerin, bekâr erkeklerin ve transların taşıyıcı annelik süreçlerine katılımı resmen onaylandı. https://www.gov.il/en/service/embryo-carrying
[8] Rosenberg-Friedman, L. (2015). “David Ben-Gurion and the ‘Demographic Threat’: His Dualistic Approach to Natalism, 1936–63”. Middle Eastern Studies, 51(5), 742–766. https://doi.org/10.1080/00263206.2014.979803,
https://www.aporiamagazine.com/p/techno-natalism-in-israel
[9] https://www.uu.nl/en/background/the-israeli-palestinian-conflict-explained-this-preceded-the-gaza-war
[10] https://www.uu.nl/en/background/the-israeli-palestinian-conflict-explained-this-preceded-the-gaza-war
[11] 9 Kasım 1946’da Potomac Gemi Enkazı Şirketi, President Warfield’ı 8 bin 28 dolara satın aldı. Bu şirket Haganah Yahudi paramiliter örgütü için hareket ediyordu ve ardından gemiyi 40 bin dolara Haganah’ın başka bir paravan örgütü olan New York’taki Weston Trading Company’ye sattı. Geminin satın alınmasında Baltimore’daki Siyonist destekçiler etkili oldu. Neticesinde gemi ismi değiştirilerek Aliyah Bet’in hizmetine sunuldu. Ancak sefere çıkılmadan önce 120 bin dolardan fazla bakım ve tamirat için harcama yapıldı.
