Kriter > Dış Politika |

Avrupa'nın Popülist Partileri 1: İsviçre Halk Partisi


İsviçre Halk Partisi doksanlara kadar sıradan bir muhafazakar partiyken yeni yüzyılda popülizmin yükselişini yakalamış ve büyümüştür. Politik başarısının emareleri, doksanların sonunda ortaya çıksa da 2003 seçimleri, ilk başarılı seçimidir. İkiz kulelerin yıkılışından sonra yabancı düşmanlığının arttığı bir ortamda rüzgarı arkasına almıştır. Koyunlardan oluşan bir reklam panosunun içine yerleştirdiği “kara koyun”, polemiklere sebep oldukça parti siyaseten büyümüştür.

Avrupa'nın Popülist Partileri 1 İsviçre Halk Partisi

Neoliberal siyasetin geliştiği seksenli yılların sonunda üniversitede okuduğumuz siyaset bilimi kitabı da alternatif kitaplar da günün siyasetini anlamaya pek matuf değildi. Bugün de siyaset, yapısal değişimler geçirmektedir. Bu nedenle eski şablonlar, yeni siyaseti anlamayı mümkün kılmamaktadır. Değişimin dinamiğini kavramak isteyenler; devlet, toplum ve piyasa arasındaki ilişkiye bakmalıdır. Geleneksel bir devlet olan Osmanlı’da, siyaset sarayın sınırları ile anlaşılabilirdi. Fakat 19. yüzyıl boyunca hem yöneten-yönetilen sınıflar değişti hem de siyaset toplumsallaştı. Çok partili hayatın getirdiği liberalleşme sonrasında ise piyasa, siyasetin temel aktörlerinden biri oldu.

Mutlak devletler sonrasında oluşan küresel kapitalizme baktığımızda 1929 ekonomik buhranına kadar piyasa odaklı bir siyaset biçimi görmekteydik. Ekonomik aktörlerin çıkmaza girdiği ve görünmez bir elin hiçbir şeyi düzeltemediği anlaşıldığında devlet yeni roller üstlendi. Tam istihdamı mümkün kılmaya çalışıp, piyasanın çarklarını harcama yaparak döndürmeye çalıştı. Bu hikayenin sonu yetmişlerdeki finansal krizle geldi. Devletler, üstlendikleri bazı yükleri piyasaya özelleştirme adı altında bazılarını da topluma sivil toplumculuk adı altında aktardı. Neoliberal siyaset, devleti yeniden yapılandırırken inceltti ama zayıflatmadı. Yeni yüzyılın başlarında toplumlar borçlarıyla başlarını belaya soktuğunda piyasa değil yine devletler onları kurtardı. Ancak bu kurtuluşun bedeli de otoriter yapıların demokratik yapılara göre güçlenmesi oldu.

 

Siyasetin Değişim Dalgaları

Dünya üzerindeki pandemi, ekonomik krizler ve savaşlar dahil olmak üzere yeni olağanüstü haller sıklaşmaya başladığında devlet ve otoritenin güçlendiği politik sistemler de hakim hale geldi. Siyasetin dinamiği de değişti. Popülist partiler çoğaldı. Birbiriyle uyumsuz dahası piyasayı da devleti de altüst eden vaatler arttı. Modern zamanların toplum devlet ilişkisini inşa eden politik partiler de yeni siyasete göre konum aldılar. Gelenekselci ve değişimci olmak ya da sağ ve sol diye tanımlanmak politik parti literatüründe yetersiz kalmaya başladı. Artık partiler ekonomik açıdan sol, kültürel olarak sağ olabiliyorlar. Muhafazakar liberallik bilinen bir karışımdı, ama artık küresel üst sınıf karşıtı zenginler de karşımıza çıkıyor.

Yeni siyasetin değişim dalgalarında siyasal partileri de yeniden konumlandırmak gerekiyor. Diğer taraftan da siyasette toplum devlet ilişkisini kurmak için aslında çok siyasal partiye ihtiyacımız kalmadı. Politik liderler kendi taraftarlarıyla aracısız iletişim kurabilme yeteneğine ulaştılar. En güçlü politik liderler de toplumla benzerken aynı zamanda ondan da üstün olduğu kanısını yaratanlar arasından çıktı. Musa ve Firavun tiplemesi tek kişide birleştiğinde politik başarılar geldi. İletişim imkanlarının artırdığı aracısız siyaset, politik partilerde de anlam kaybına neden oldu. Politik partilerin alacakaranlığında onlar üzerine yazmak da hem daha gerekli hem de daha mümkün oldu. Bir yazı dizisi olarak tasarlanan bu seride Kriter dergi yayınladığı kadarıyla politik partilerin konsept değişimleri üzerinde durulacaktır.

Bu yazıların içeriği, artık yapay zekâya sorduğumuz soruların cevaplarından biraz farklı olacaktır. Partilerin her yerde bulunacak tarihlerinden ziyade politik konseptlerindeki değişim takip edilecektir. Ayrıca bugün topluma hangi mesajları verdikleri de değerlendirilecektir. Hangi toplumsal kesimlerden destek aldıkları saha araştırması inceliğinde olmasa da kalın çizgileriyle ortaya konulacaktır.

İsviçre bayrak

Piyasa Siyasetinin Ülkesi

Bu kadar uzun girişten sonra ancak küçük ülkenin büyük partisine yer kaldığından ilk ele alacağımız parti İsviçre Halk Partisi’dir. İsviçre’de siyasal sistem bir kazan/kaybet oyunu olmadığından siyasal partiler de hiçbir zaman siyasetin bütününe hakim olamamaktadır. Yedi bakandan oluşan hükümete seçimlerdeki sıralamaya göre ilk parti, ikinci parti ve üçüncü parti ikişer dördüncü parti de bir üye vermektedir. Bu büyülü formülün politik yaptırımı olmadığından nadiren kaza yaşansa da her bölüşülen bakanlık için ilgili partiler ikişer adayı parlamentoya sunar ve zorunlu olmasa da meclis de onlardan birini bakan olarak seçer. Seçilen bakanlardan biri de birer yıl olmak kaydıyla Cumhurbaşkanı olur.

Bu kadar sakin ve sıkıcı bir siyaset için politik partiler belki gereksiz de görülebilir. Ancak ülkenin uzlaşmaz gündemleri, kendi içinde çok da homojen olmayan ama ana konularda anlaşan politik partiler doğurmuştur. Dahası İsviçre siyaseti, muhtemelen politik partilerin en uzun yaşayacağı siyaset olacaktır. Zira İsviçre’de öne çıkan liderler güç düşkünlüğüyle hemen yaftalanmaktadır. Parlamento tarafından seçilmeyen bakan adaylarının en önemli özelliği, güç kullanmaya yatkın oluşlarıdır. İsviçre parlamentosu elindeki karar gücünü devretmeye yatkın olmadığı gibi az olan bürokratlar da güçlü siyasetçi istememektedir. Aslında İsviçre’de devletten daha büyük olan piyasa, karar mekanizmalarındaki yavaşlığı da küresel sisteme entegre olduğu için umursamamaktadır. Zira devletin de küresel sistemin dışına çıkarak karar alması, İsviçre siyaseti açısından pek mümkün gözükmemektedir.

Devlet toplum ilişkisinden ziyade piyasanın hakim olduğu bir siyasal ortamda, politik oyunun dinamikleri ise küresel realitelerden oldukça kopuktur. Örneğin hiçbir ülkede olmadığı kadar çiftçiler parlamentoyu yönlendirme gücüne sahiptir. Muhafazakar çiftçi geleneğinden gelen en güçlü parti de İsviçre Halk Partisi’dir. Ancak doksanlardan sonra parti giderek daha popülist bir siyasete evrilmiştir. İsviçre siyasetindeki ana temalar; tarafsızlık, AB ve NATO üyeliği, güvenlik, yabancılar, emekli ve gençler gibi toplumsal kesimlerin geçim dertleri ve son olarak da gümrük duvarlarıdır. Kantonal konfederasyonun güçlü olduğu İsviçre’de, belediyeleri birlikte çalışmaya ve koordine etmeye çabalamak çoğunlukla sonuç vermemektedir. Yönetişimin güçlü olduğu ama koordinasyonun zayıf olduğu İsviçre’de verimsiz harcamalar da siyasetin konusu olabilmektedir.

 

Provokasyonların Başarısı

İsviçre Halk Partisi (SVP/Schweizerische Volkspartei) doksanlara kadar sıradan bir muhafazakar partiyken yeni yüzyılda popülizmin yükselişini yakalamış ve büyümüştür. Politik başarısının emareleri doksanların sonunda ortaya çıksa da 2003 seçimleri, ilk başarılı seçimidir. İkiz kulelerin yıkılışından sonra yabancı düşmanlığının arttığı bir ortamda rüzgarı arkasına almıştır. Koyunlardan oluşan bir reklam panosunun içine yerleştirdiği “kara koyun”, polemiklere sebep oldukça parti siyaseten büyümüştür. Popülist partilerin konusu hukuken suç teşkil etmeyecek provokasyonları, gündemleri zayıf olan siyasetleri daha derinden etkilemektedir. SVP de özellikle 2000’lerin başında provokasyonlarıyla kendini tartıştırarak gündemi belirlemektedir. Yabancı düşmanlığı imaları içeren “On milyonluk İsviçre’ye hayır” sloganı, SVP’nin seçimlerde karşılığını aldığı bir başka provokasyondur.

Tarafsızlık ve AB/NATO eleştirisi, parti açısından birlikte düşünülmesi gerekmektedir. AB’nin kendi kurallar dünyasını dayatmasını egemenlik ihlali olarak gören SVP, ülkenin genetiğine işlemiş tarafsızlık iddiasını öne çıkarmaktadır. Ancak silahlandırılmış ve güvenlik açısından güçlendirilmiş bir tarafsızlıktan bahsettiklerini de sıkça dile getirmekteler. İsviçre’nin elinden kayıp giden uzlaştırıcı rolle çok da ilgilenmemektedirler. SVP için asıl olan dış etkilere kapalı ve güvenli bir tarafsızlıktır. Bu nedenle AB ya da NATO’ya girme hususunda liberal ve sosyal demokrat partiler kadar istekli değillerdir. Özellikle nerdeyse yüzde 25’i bulan nüfus içindeki yabancı oranının çoğunun AB vatandaşı olmasından da çok memnun değillerdir. Serbest dolaşımla ülkeye yerleşen AB vatandaşlarının çok az bir kısmının nitelikli olmasından rahatsızlar. AB ve NATO ilişkilerinin kârdan ziyade zarar getirdiğini düşünmektedirler.

Ekonomik açıdan dünyanın sermayesinin önemli oranına hükmeden bir ülke olarak oldukça liberal konsepte sahiplerdir. Vergilerin azaltılması, altyapı yatırımlarının ve güvenlik harcamalarının artırılması, devletin küçültülmesi, memurların azaltılması ve sosyal harcamaların dayanıklı olması için kısılması gibi tipik liberal reçeteden vazgeçilmemektedir.

Fakat kültürel açıdan LGBT veya boykot kültürü karşıtlığı gibi muhafazakar temalar da öne çıkmaktadır. Partililer medyaya hakim olduğu düşünülen sol düşüncenin tezlerini polemikleştirirken kendi tezlerini özgürce ifade edemediklerinden şikayet etmektedirler. Bu nedenle popülist partilerin benzer temalarıyla uygun olarak kendilerinin özgürlük alanlarının kısıtlandığını düşünmektedirler. Özellikle sol kültüre atfedilen konuşturmama, boykot etme ya da linç etme kültürlerinden kurtularak örneğin Putin ya da Orban gibi Avrupa kamuoyu tarafından hoş görülmeyenlere de alan açmaya çalışmaktadırlar. Özgürlük konusunda iddialı olan parti, diğer taraftan paralel bir kültür oluşturduğu için Müslümanların yaşam biçimlerini de hor görebilmektedir. Herkes konuşmalı diyenler, bazılarının görünürlüğüne pek de dayanamamaktadır.

SVP’nin AB karşıtlığı ve yabancı düşmanlığı ayaklarına oturan doksanlı yıllarda geçirdiği büyük değişimin mimarı İsviçre’nin en zenginlerinden Christoph Blocher olmasına rağmen egemen sınıflar/establishment karşıtı olması da tipik bir popülist parti özelliğidir. Milyarder Trump’ın egemen sınıflar karşıtı olması gibidir. Özgürlükçü ama yabancı ve İslam karşıtı, zengin ama sermaye karşıtı, tarafsız ama silahlanma heveslisi ya da ekonomik olarak liberalken kültürel olarak muhafazakar olmak SVP için tezatlar dünyası oluşturmamaktadır.

Partinin bir başka özelliği de tipik bir Alman partisi olmasıdır. Ülkenin Fransızca ve İtalyanca konuşan bölgelerinde ciddi bir karşılığı yoktur. Fransızca konuşulan kantonlar için SVP, ciddi bir siyasi alternatif değildir. Filistin konusunda da toplumsal duyarlılığın üst düzeyde olduğu ve üniversiteleri İsrail üniversiteleriyle iş birliğini kestiği Fransız bölgesinde milliyetçi popülist partiler karşılık bulamamaktadır. İsviçre siyasetinin muktedir olunamayan ama muhalif de kalınamayan siyasetinde SVP, toplumsal hatlara çok da zarar verememektedir. Yine de İsviçre siyasetinde en büyük parti olma özelliğini son yirmi yıldır istikrarlı olarak korumaktadır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası