Kriter > Siyaset |

1 Mayıs: İşçinin ve Emekçinin Bayramı


19. yüzyılın sonlarında başlayan uzun ve zorlu işçi mücadeleleri neticesinde, birçok ülkede çalışma süresi günde 8 saate indirildi. Bu kazanım, yalnızca işçi hareketlerinin değil, aynı zamanda kapitalist sistemin istikrarını sağlama çabalarının da sonucuydu. Çünkü devlet ve kapitalist sistem, işçilerin daha büyük gösteriler düzenlemesini engellemek için çalışma saatlerinde ve koşullarında düzenlemeye gitmek zorunda kaldı.

1 Mayıs İşçinin ve Emekçinin Bayramı

Kapitalizmin temel amacı, maksimum kâr elde etmektir. Bu konuda, farklı ideolojik görüşlere sahip pek çok insan arasında ortak bir kanaat vardır. Kârı maksimize etmenin en yaygın yollarından biri, üretim maliyetlerini azaltmaktır. Maliyetleri düşürmenin ise iki ana yöntemi bulunmaktadır: Birincisi, işçilere ödenen ücretlerin azaltılması, ikincisi ise üretimde kullanılan ham madde veya malzemenin daha ucuz olanıyla değiştirilmesidir. Bu iki yöntem, kapitalizmin tarihsel işleyişinde sıklıkla başvurulan yollardır.

Kapitalist düzenin işleyişinde, işçilerin uzun saatler boyunca, düşük ücretlerle çalıştırılması çoğu zaman olağan kabul edilmiştir. Emek sömürüsü, bu sistemin temel dinamiklerinden biri haline gelmiştir. İşçilerin insanlık dışı koşullarda çalışması yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir sorundur. Leo Huberman, Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla adlı eserinde, 19. yüzyılda işçilerin günde 12 ila 16 saat arasında çalıştırıldığını aktarır. Bu dönemde, küçük yaştaki çocukların bile 14 saate varan sürelerle çalıştığı belgelenmiştir. Manchester yakınlarındaki bir fabrikada dokumacılar, 26,7°C - 28,9°C sıcaklıkta, su içme izni olmaksızın günde 14 saat çalışmak zorundaydılar. Bu örnekler, kapitalizmin erken döneminde işçilerin nasıl ağır koşullara maruz bırakıldığını gözler önüne serer.

Bu olumsuz çalışma şartları, zamanla işçilerin hem fiziksel hem de ruhsal açıdan tükenmesine yol açmıştır. Ancak aynı zamanda bu durum, işçilerin birlikte hareket etme, hak talep etme ve örgütlenme bilincini geliştirmesine de neden olmuştur. İşçiler, yaşadıkları haksızlıklara karşı koymak için bir araya gelmiş, kolektif mücadele biçimlerini geliştirmiştir. Bu kolektif direnişin temelinde ise kimi zaman Marksist düşünce yer almıştır.

 

Ön Yargı Duvarının Yıkılış Serüveni

Karl Marx’ın Kapital adlı eseri, kapitalizmin yapısını, işleyişini ve sınıflar arasındaki çatışmayı derinlemesine incelemiş; bu sistemin hem adını koymuş hem de onun teorik çerçevesini şekillendirmiştir. Marx’a göre, üretim araçlarına sahip olan burjuva sınıfı, işçilerin emeğini sömürmekte ve bu sömürüden elde ettiği artı değere el koymaktadır. Proletarya ise üretim araçlarından yoksun olduğu için, geçimini sağlamak adına düşük ücretlerle uzun saatler çalışmak zorunda kalmaktadır. Kapitalizmin, daha fazla kâr elde etmek uğruna her yolu meşru görmesi, zamanla sistemin çelişkilerini açığa çıkarmış ve toplumsal tepkinin büyümesine yol açmıştır. Bu tepki, işçi sınıfının örgütlenmesine ve mücadele bilincinin gelişmesine zemin hazırlamıştır.

1 Mayıs’ın tarihsel kökeni de bu sınıf mücadelesine dayanmaktadır. İlk kitlesel 1 Mayıs yürüyüşü, 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde yapılmıştır. İnşaat ve taş işçileri, sekiz saatlik iş günü talebiyle Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Binası’na kadar yürümüşlerdir. Bu yürüyüş, sonraki yıllarda dünya genelinde birçok işçi hareketine ilham vermiştir. Daha büyük ölçekli bir eylem ise 1 Mayıs 1886’da ABD’de gerçekleşmiştir. Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun çağrısıyla, işçiler 12 saatlik iş gününe karşı çıkarak 8 saatlik iş günü talebiyle greve gitmiştir. Chicago başta olmak üzere pek çok şehirde bu taleplerle sokağa çıkan işçilerin sayısı yarım milyonu aşmıştır. Kentucky eyaletinin Louisville kentinde 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, ırk ayrımına karşı çıkarak birlikte yürümüştür. O dönemde siyahların parklara girmesi yasaktı, fakat işçiler bu yasağa karşı çıkarak hep birlikte Ulusal Park’a girmiştir. Bu birliktelik, dönemin gazetelerinde "ön yargı duvarı yıkıldı" şeklinde yankı bulmuştur.

Ancak bu gösteriler, devletin sert müdahalesiyle bastırılmış, 4 Mayıs'ta Haymarket Olayı olarak bilinen trajik bir patlama yaşanmıştır. Bu olay sonrası birçok işçi tutuklanmış, bazıları idam edilmiştir. Yine de 1 Mayıs’ın sembolik anlamı güçlenmiş, dünya genelinde işçilerin birlik ve dayanışma günü olarak kabul edilmiştir.

19. yüzyılın sonlarında başlayan uzun ve zorlu işçi mücadeleleri neticesinde, birçok ülkede çalışma süresi günde 8 saate indirildi. Bu kazanım, yalnızca işçi hareketlerinin değil, aynı zamanda kapitalist sistemin istikrarını sağlama çabalarının da sonucuydu. Çünkü devlet ve kapitalist sistem, işçilerin daha büyük gösteriler düzenlemesini engellemek için çalışma saatlerinde ve koşullarında düzenlemeye gitmek zorunda kaldı. Marksist düşünür Nicos Poulantzas, bu çıkarımdan hareketle geliştirdiği yapısalcı devlet teorisine göre, kapitalist devlet yalnızca burjuvazinin kısa vadeli çıkarlarını değil, sistemin uzun vadeli devamlılığını da gözetir. Bu nedenle devlet, zaman zaman burjuvazinin taleplerine karşı çıkar gibi görünse de esasen kapitalizmin sürdürülebilirliğini korumaya çalışır.

14-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de, Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs’ın “Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kutlanmasına karar verilmiştir. Böylece 1890’da ikinci büyük 1 Mayıs gösterisi düzenlenebilmiştir.

Zamanla işçilerin talepleri kazanımlara dönüşmüş, birçok ülkede 8 saatlik iş günü yasal hale gelmiştir. Bugün 1 Mayıs, birçok ülkede resmi tatil olarak kutlanmaktadır.

1 Mayıs 1977'de Taksim
1 Mayıs 1977'de DİSK’in Taksim’de düzenlediği miting alanına yapılan silahlı saldırı sırasında polisin kurşunlardan korunmak için kalkanlarıyla önlem aldığı anın görüntüsü. (Kadir Can / AA, 12 Eylül 2023)

 

Türkiye’de 1 Mayıs İşçi Bayramı Versus Taksim

Türkiye’de ise 1 Mayıs ilk kez 1923’te resmi olarak kutlanmıştır. 2008’de "Emek ve Dayanışma Günü" adıyla yeniden tanımlanmış, 2009’da ise 1 Mayıs resmi tatil ilan edilmiştir. 1 Mayıs’ın resmi tatil ilan edilmesiyle birlikte işçilerin taleplerinin daha gür bir şekilde dile getirilmelerine imkan sağlamıştır. Ancak Türkiye’de, 1 Mayıs’ta işçilerin taleplerinden ziyade Taksim’de bir eylemin yapılıp yapılmayacağı çok daha fazla gündeme gelmektedir.

1 Mayıs 1976, Türkiye’de Taksim Meydanı’nda düzenlenen ilk büyük ve kitlesel 1 Mayıs kutlaması olarak tarihe geçmiştir. On binlerce işçi ve emekçi, o gün meydanda bir araya gelerek hem dayanışma hem de işçilerin daha iyi ücret, insanca yaşam koşulları ve ekonomik iyileştirmeler gibi taleplerini dile getirmiştir.

Ancak bir yıl sonra, 1 Mayıs 1977 tarihinde yine Taksim Meydanı’nda düzenlenen kutlamalar sırasında, provokasyonlar sonucu büyük bir trajedi yaşanmıştır. Dönemin DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in konuşmasının sonu yaklaşırken, Maocu gruplarla DİSK’in güvenlik görevlileri arasında bir çatışma yaşanmıştır. Bu esnada, kimliği belirsiz kişiler tarafından Intercontinental Oteli'nin (günümüzde The Marmara Oteli) üst katlarından kalabalığa doğru ateş açıldığı iddia edilmiştir. Çıkan panik, silah sesleri ve oluşan izdiham sonucu en az 34 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştır. Olayın failleri tespit edilememiş, ancak olay uzun yıllar boyunca hem toplumsal bellekte hem de siyasal tartışmalarda önemli bir yer tutmuştur.

Bu elim olayın ardından Taksim Meydanı’nın, bazı sol sendikalar ve gruplar için adeta bir toteme dönüşmesinden dolayı, işçilerin yaşadığı somut sorunlardan çok, 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanıp kutlanamayacağı meselesi ön plana çıkmıştır. Halbuki 1 Mayıs’ın özünde; işçilerin hak arayışı, daha iyi ücret talepleri, insanca çalışma koşulları ve sosyal refah istekleri yer alır. Fakat yıllar içerisinde sendikaların semboller üzerinden sürdürdüğü bu tartışmalar, çoğu zaman gerçek emek sorunlarının geri planda kalmasına neden olmuştur.

Sonuç olarak, Taksim Meydanı'nın tarihsel ve sembolik önemi elbette göz ardı edilemez. Ancak 1 Mayıs’ın anlamı yalnızca bir meydanın etrafında şekillenmemeli; emekçilerin hakları, yaşam kaliteleri ve ekonomik güvenceleri gibi hayati konular merkeze alınmalıdır. Aksi halde 1 Mayıs, mücadele ve dayanışma günü olmaktan çıkarak semboller üzerinden yürütülen kısır tartışmalara indirgenmiş olur. Bu da gerçek sorunların geri planda kalmasına neden olmakta ve 1 Mayıs, temsil ettiği anlamdan uzaklaşmaktadır. Böylece 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanıp kutlanmayacağı tartışmaları, işçilerin talepleri önüne geçmekte ve adeta 1 Mayıs Taksim Meydanına tahsis edilen bir bayram haline dönüşmektedir. “İşçi ve emekçinin bayramı” olan 1 Mayıs, “Taksim’i ele geçirme bayramı” olarak lanse edilerek işçilerin talepleri gündem dışında kalmaktadır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası