Kiptaş
Kriter > Dış Politika |

2019’da Türkiye-AB İlişkilerinin Rotası


2014’te Türkiye ile AB arasında yürürlüğe giren Geri Kabul Anlaşması ve 2016 Mart’ında imzalanan Mülteci Anlaşması sonrasında bu konuda oldukça rahatlayan AB için Türkiye bu sorunun çözümünde kilit aktörlerden biridir.

2019 da Türkiye-AB İlişkilerinin Rotası
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, New York'ta BM 73. Genel Kurulu Görüşmeleri'ne katılarak konuşma yaptı, 25 Eylül 2018

2019 geldiğinde Türkiye’nin Avrupa Topluluğu’na ortak üyelik başvurusunun üzerinden altmış yıl geçmiş olacak. Bu altmış yılda ilişkilerde çok önemli gelişmeler kaydedilmekle birlikte nihai hedef olan üyeliğe henüz ulaşılabilmiş değil. Bu uzun dönemde gerek Avrupa Birliği (AB) gerekse Türkiye kendi içerisinde çok önemli değişim ve dönüşümler yaşadı. Ancak bu dönüşümlere paralel olarak birbirlerine duydukları ihtiyaç hep devam etti. Bu karşılıklı bağımlılık ilişkilerin en zayıf olduğu yıllarda bile özellikle bazı alanlarda (ekonomi, güvenlik gibi) sürdürülebilir oldu. 2004’te Anayasa’nın reddedilmesiyle başlayan, 2008 ekonomik kriziyle AB bütünleşmesinin en güçlü alanı olan ekonomide de ciddi sıkıntılara neden olan, mülteci kriziyle sosyal boyutlarıyla zirve yapan ve son olarak Brexit süreciyle bütünleşmenin geleceğinin sorgulanmasına sebep olan olaylar AB’nin son on beş yılını bu krizlerle mücadele etmekle geçirmesine neden oldu. AB cephesinde hal böyleyken Birlik’in Türkiye siyasetiyle de son on yılının çok verimli geçtiğini söylemek zor. Sırasıyla 2005 ve 2007’de Almanya ve Fransa’da yaşanan iktidar değişiklikleri, Kıbrıs konusunda AB’nin uyguladığı tutarsız politikalar ve son olarak AB ülkelerinde artan İslamofobi iki taraf arasında bütünleşmeden çok ayrışmaları beraberinde getirdi.

2019’da Ankara-Brüksel İlişkileri

2019’da da Türkiye ile AB arasındaki gerilim ve belirsizliklerin devam edeceğine dair sinyaller güçlüdür. ABD’de Donald Trump’ın başkan seçilmesiyle şiddetini artıran küresel ekonomik istikrarsızlıklar ve siyasal/jeopolitik güç ilişkilerinde yaşanan dönüşümler bu gerilimlerin dozunu artıran gelişmelerin ilk sırasında yer almaktadır. Bölgesel olarak da 2015’ten bu yana Türkiye’nin ve Avrupa’nın pek çok açıdan etkilendiği Suriye iç savaşından kaynaklı terörizm tehdidi her iki taraf için de belirsizlik kaynağı yaratmıştır. Bu durum Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini tartışırken göz önünde bulundurulması gereken koşulların başında gelmektedir.

2019 hem Türkiye hem de AB için önemli seçimlerin yapılacağı bir yıl olacaktır. Türkiye’de Mart’ta yapılacak yerel seçimler ülkenin Cumhurbaşkanlığı sistemine geçtikten sonraki ilk seçimidir. Bu bakımdan iktidar tarafından çok önemsenmektedir. AB’yi de Mayıs’ta Avrupa Parlamentosu seçimleri beklemektedir. Parlamento seçimleri –halkın katılım konusundaki tüm isteksizliğine rağmen– AB tarafından her zaman önemsenmiştir. Önümüzdeki seçimlerin önemi ise Avrupa siyasetinde son dönemde aşırı sağ partilerin oylarını artırmaları ve hatta bazı ülkelerde iktidar bazı ülkelerde de iktidar ortağı olabilecek potansiyele erişmiş olmalarıdır. 2014 seçimlerinde bir önceki döneme göre aşırı sağ partilerin oylarını artırdığı görülürken son beş yılda yaşanan gelişmeler Mayıs 2019’daki seçimlerde bu artışın daha da yükseleceğini düşündürmektedir.

2019’da Türkiye-AB İlişkilerinin Rotası-Filiz Cicioğlu
AB üyelik sürecinde siyasi reformların hayata geçirilmesinde öncü rol üstlenen 5. Reform Eylem Grubu Toplantısı’nda AB ile atılabilecek adımlar ele alındı, 11 Aralık 2018

AB’nin İç Sorunları ve Brexit

Aşırı sağın yükselişinde ekonomik faktörlerin yanı sıra en temel faktör olarak Suriye’deki iç savaştan kaçarak Avrupa ülkelerine sığınan mültecilerden kaynaklı kriz etkili olmaktadır. Ülkelerindeki göçmelerin sosyoekonomik sorunlara sebep olduğunu düşünen seçmenlerin oylarıyla popülaritesini artıran aşırı sağ partilerin söylemleri AB’nin geleceği açısından bir tehdit oluşturmaktadır. Bu durum AB ülkelerindeki merkez partilerin mülteci sorunuyla mücadelesinin önemini ortaya koymaktadır. 2014’te Türkiye ile AB arasında yürürlüğe giren Geri Kabul Anlaşması ve 2016 Mart’ında imzalanan Mülteci Anlaşması sonrasında bu konuda oldukça rahatlayan AB için Türkiye bu sorunun çözümünde kilit aktörlerden biridir.

Türkiye ile yaptığı bu anlaşma sayesinde AB, Avrupa topraklarına deniz yoluyla gerçekleşen kontrolsüz geçişlerin önüne geçmeyi başarmıştır. Ancak Türkiye’nin bu sorundaki desteğine rağmen karşılığında verdiği vize muafiyeti –sözünü tutmayan– AB ile ilişkilerde 2019’da yine en önemli sorunlardan biri olacak gibi gözükmektedir. Vize muafiyeti için AB’nin koyduğu 72 şartı büyük oranda gerçekleştiren Türkiye, Terörle Mücadele Kanunu’nun esnetilmesiyle ilgili talebi ise içinden geçtiği olağanüstü şartlar gereğince kabul etmemektedir. Aynı anda üç terör örgütüyle (PKK, DEAŞ ve FETÖ) kendi sınırlarında ve sınır ötesinde mücadele veren Türkiye için 2019’da da bu kanunun revizyonu mümkün görünmemektedir. AB bu ısrarından vazgeçmediği sürece 2019’da da vize muafiyetinin tamamlanması muhtemel gözükmemektedir.

AB’nin iki motor gücünden biri olan Fransa’da 2018’in son aylarında ortaya çıkan toplumsal eylemler ve protestoların Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un iktidarını tehdit edecek boyutlara ulaşması, öte yandan on üç yıllık iktidarının ardından parti başkanlığını ve sonrasında da siyaseti bırakacak olan Angela Merkel’den sonra Alman siyasetinin geleceğine yönelik soru işaretleri 2019’da Avrupa siyasetindeki başlıca sorunlardır. Ancak kuşkusuz bu iki büyük ülkenin dışında İngiltere’nin Mart 2019 itibarıyla AB’den ayrılacak olması Birlik içindeki AB şüphecilerinin ellerini güçlendirmektedir. Öte yandan 1973’te üye olduğundan beri pek çok ortak politikaya katılmayarak AB içerisinde ayrılıkçı konumunu koruyan İngiltere’nin ayrılması “daha yakın birlik” fikrini de gündeme getirmiştir.

AB’nin üç temel sacayağından Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’nın (ODGP) alt ayaklarından Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) çerçevesinde atılmış adımlardan biri olan Daimi Yapılandırılmış İşbirliği (PESCO, Permanent Structured Cooperation) son dönemde bu alandaki en ileri bütünleşme modeli olarak 2019 gündeminde önemli bir yer tutacaktır. AB’nin en zayıf ortak politikalarından biri olan ODGP’nin önündeki engellerden biri de Birlik içerisindeki AvrupacıAtlantikçi kanat arasındaki fikir ayrılıklarıdır. Atlantikçi kanadın lider ülkesi İngiltere’nin ayrılıyor oluşu ve de ABD Başkanı Trump ile NATO politikaları konusunda yaşanan görüş ayrılıkları bu kanadın önümüzdeki dönemde zayıflayacağını ve Avrupa güvenliğine yeni bir şekil verme ihtiyacı duyulacağını göstermektedir. Bu durum Türkiye için bir fırsat doğurabilir. Hatırlanacağı üzere AB’yi Türkiye’nin adaylığı konusunda 1997 Lüksemburg Zirvesi’ndeki olumsuz karardan 1999 Helsinki Zirvesi’ndeki olumlu karara döndüren etkenlerin başında Türkiye’nin Avrupa güvenliği konusundaki öneminin anlaşılması gelmiştir. Bu durum PESCO çerçevesinde kurulması tasarlanan Avrupa ordusu için NATO’nun ikinci büyük askeri gücüne sahip olan Türkiye’nin önemini artıracaktır.

Türkiye-AB ilişkilerindeki en az sorunlu alan ekonomidir. Siyasi alanda yaşanan tüm krizlere rağmen iki taraf arasındaki ticaret bu olumsuzluklardan çok ciddi etkilenmemektedir. Ancak son birkaç yıldır ekonomi alanında tarafların anlaşamadığı konuların başında Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gelmektedir. Taraflar 1996’dan beri Gümrük Birliği ilişkisi içerisindedir. Ancak karşılıklı ticaretin artırılması amacıyla Gümrük Birliği kapsamının genişletilmesi anlamına gelen güncelleme özellikle Türkiye tarafından talep edilen bir durumdur. Türkiye’nin bu süreçte en çok şikayet ettiği konu AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşması sürecinin dışında kalmasıdır. Bu durum her ne kadar önemli bir kısıt olsa da asıl kritik sorun Türkiye’nin AB’ye karşı ticaretinde sürekli açık veriyor olmasıdır.

Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konusu Türkiye’nin dış açıklarının finansmanının ne şekilde sağlanacağına ilişkin gündeme getirdiği problemlerin çözümü açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak bu konu 2015’ten beri olumsuz siyasi ortamın gölgesinde kalmaktadır. 2019’da oluşabilecek olumlu atmosferin bu konuya da yansıtılacağı düşünülmektedir.

2019’da her iki taraf da eğer ilişkileri geliştirme konusunda kararlılık gösterecekse atmaları gereken bazı adımlar vardır: Öncelikle AB, Türkiye’nin yaşadığı 15 Temmuz darbe girişiminden sonra takındığı insan hakları, demokrasi eksikliği gibi eleştirel tutumunu yansıttığı raporlar yazmaktan vazgeçmeli, kurumları arasında Ankara ile üyelik müzakerelerinin devamı konusunda tutarlılık göstermeli ve Türkiye’nin mücadele ettiği terör örgütlerinin üyelerine kendi ülkelerinde verdiği desteği sonlandırmalıdır. Türkiye ise darbe girişimi sonrası dönemden normalleşmeye geçiş sürecini hızlandırmalı, Birlik ile üst düzey diyalog mekanizmasını canlandırmalı ve reform sürecini kararlılıkla sürdürmelidir. Zira gerek AB ülkelerinde ve Türkiye iç siyasetinde yaşanan sorunlar gerekse ikili ilişkilerden kaynaklanan 2018’den devredilecek problemlere rağmen Brexit süreci sonrasında sarsıntı geçirecek olan AB’ye Türkiye’nin katılımının ekonomik ve siyasi açıdan Birlik’i güçlendireceği ve Türkiye’nin de reform ve kalkınma sürecini tetikleyeceği düşünülmektedir.


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası