Ugetam
Kriter > Siyaset |

CHP ve Adayı Hangi Yarışta Koşuyor?


Muharrem İnce acemi bir kampanya yürütüyor. Lider değil figüran gibi duruyor. Sanki kavgaya arkadan itilip ortada bırakılmış gibi bir görüntüsü var.

CHP ve Adayı Hangi Yarışta Koşuyor

Siyaseti hangi parametrelere bakarak yorumlarız? Ülkenin ve dünyanın içinden geçtiği koşullar, sosyolojideki değişimler, sınıflar arası geçişkenliğin yönü, ekonominin durumu, ülkenin karşı karşıya kaldığı tehdit ve risklere yönelik üretilen cevaplar, siyasi partilerin tüm bunlar karşısındaki tavrı ve çözüm önerileri başlıca kriterlerdir. Seçim zamanlarında partilerin bu konulardaki eleştiri ve vaatleri oy davranışımızı etkiler.

Ancak son yıllarda CHP’yi bu türden rasyonel bir siyasi analize tabi tutmak giderek zorlaşıyor. Ana muhalefet partisi CHP mütemadiyen siyasetin temel kurallarıyla çelişen, irrasyonel davranışlar sergiliyor. 24 Haziran seçimlerine giderken de durum yine aynı. Üstelik CHP açık ve şeffaf bir çalışma yürütmediği, aday belirleme ve ittifak dahil bütün işlerini kapalı kapılar ardında sürdürdüğü için izleyeceği yol hakkında tahminde bulunmak da zorlaşıyor.

Kılıçdaroğlu’nun Hesapları

Abdullah Gül’ün muhalefetin çatı veya ortak adayı olmayacağını açıkladığı dakikaya kadar CHP’de cumhurbaşkanlığı seçimi için bir umut vardı. Fakat kanaatimce o dakikadan itibaren CHP yönetimi cumhurbaşkanlığından umudu kesip meclis seçimlerine odaklanmaya karar verdi. Kurdukları dörtlü ittifak ve HDP’nin çıkaracağı vekillerin toplamıyla mecliste salt çoğunluğu ele geçirme hesabı, Erdoğan karşısında başkanlık seçimini kazanma ihtimaline göre daha gerçekçiydi. Üstelik olur da başkanlık seçimi ikinci tura kalırsa, meclis çoğunluğunu zaten almış olan ittifaka teveccühün artacağını da hesaplamış olmalılar.

Ancak bir de cumhurbaşkanı adayı çıkarmak gerekiyordu. Muharrem İnce bu ortamda aday olacağını “Abdullah Gül aday olursa Erdoğan’a oy veririm” diyerek açıklamıştı. CHP içinde zaten Gül’ün adaylığına sıcak bakmayan bir kesim itirazlarını dillendiriyordu. Bu isimlerin milletvekili listelerine alınmadığını gördük. Hatta CHP’li Haluk Pekşen listeye alınmayınca, “Abdullah Gül’ün adaylığına karşı çıkanlar tasfiye edildi” açıklaması yaptı. Bu kesim aynı zamanda sağ ile ittifaka da karşı çıkıyordu. Zaten başkanlıkta iddiası kalmayan CHP’nin, neredeyse “doğuştan CHP’li” İnce’nin adaylığını kabul etmesi, öncelikle parti içindeki bu itirazları dindirmiş oldu.

Kılıçdaroğlu kendisi aday olmayıp İnce’yi öne iterek sıkı bir muhalifini böylece ekarte etti. Milletvekili de olamayan İnce diskalifiye oldu. Hatta milletvekili aday listeleri açıklandığında gördük ki sadece İnce değil, ona yakın duran çok sayıda isim de aday yapılmamıştı. Listelere “Muharremci” diye anılan sadece birkaç isim girebildi. Onların da seçilip seçilemeyeceğini göreceğiz.

İnce’nin kendi hesabı ise cumhurbaşkanlığı üzerine değil CHP genel başkanlığı üzerine gibi görünüyor. Kurultaylarda Kılıçdaroğlu’nun dizayn ettiği delege yapısını aşamadığı için başarı elde edemeyen İnce, başkanlık seçiminde partisinden fazla oy alırsa, CHP’yi olağanüstü kongreye çağırıp genel başkanlığı alabileceğini düşünmüş olmalı.

Kılıçdaroğlu (ya da ona yıllardır istikamet belirleyen akıl) ise bunu da hesaplamıştır. Daha adaylık açıklaması sırasında “Gel bakalım buraya Muharrem İnce!” diye seslenerek iplerin kimin elinde olduğunu hem İnce’ye hem de partiye hatırlatan Kılıçdaroğlu, İnce’nin adaylığı için günler boyunca bir tweet bile yazmadı. Kampanyalar ayrıldı; parti ayrı, adayı ayrı çalışma yürütüyor. CHP’nin aldığı seçim ödeneğinden İnce’ye zırnık koklatılmıyor. Belki de boşa masraf diye de düşünülüyor. İnce de meydanlarda seçmenden “Ateşleyin bakalım 5 lira, 10 lira” diye para toplamaya çalışıyor.

CHP ve Adayı Hangi Yarışta Koşuyor?

Kampanyası da bir tuhaf. Sahnede bisiklete biniyor, “Traktörü römorkuyla geri geri yanaştırırım” gibi komik sözler sarf ediyor. FETÖ liderinin iadesi konusunda “Amerikalılar beni aradı” diye bir TV’nin canlı yayınına bağlanıyor. Fakat kimin aradığını söyleyemiyor. “18 yaşına kadar herkese bedava sağlık hizmeti” gibi zaten var olan vaatlerde bulunuyor. Fakat her geçen gün daha gergin olduğu da anlaşılıyor. Eğer kendisine “Sen bütün dikkatleri üzerine topla, biz arkada meclis dizaynını rahatça yapalım” diye bir görev verilmediyse, oldukça acemi bir kampanya yürütüyor. Lider değil figüran gibi duruyor. Sanki kavgaya arkadan itilip ortada bırakılmış gibi bir görüntüsü var.

İnce’nin giderek gerilen sinirlerine karşın, Kılıçdaroğlu’nun yüzündeki rahatlık ve huzur asıl kazananın o olduğunu anlatıyor. Milletvekilliğini garantiledi. CHP genel başkanlığını da elinde tutacak. Siyasette ana muhalefet lideri olarak yine önemli bir aktör olmayı sürdürecek. Üstelik sadece İnce’yi değil diğer rakiplerini de tasfiye ediyor. Kararlarına itiraz etmiş veya edebilecek kim varsa listelerden dışladı. CHP’yi dikensiz gül bahçesine çevirdi.

Muhalefetin Örtülü HDP İttifakı

Şimdi CHP, Millet İttifakı’nı kurduğu ortaklarıyla açıktan, HDP’yle (çok önceden aralarında kazılmaya başlanan tünelden) örtülü olarak, mecliste Cumhur İttifakı’nı azınlıkta bırakmak için ayrıntılar üzerinde çalışıyor. Temel hedef en az 301 vekilliğin muhalefet partilerinde olduğu bir meclis.

Şöyle düşünelim: “Sıfır baraj” formülüyle dört partiyi aynı yerde toplamamış ve HDP de baraj altı kalmış olsa, meclise sadece üç parti girecek. Ezici bir çoğunluğa sahip AK Parti, onunla ittifak halindeki MHP, bir de yüz küsur vekiliyle CHP olacak. Muhalefet olmasının hiç anlamı kalmayacak. Şimdiyse İP, SP ve DP’den vekillerle üç parti daha mecliste yan koltuklarda olacak. Bu partilerin Cumhur İttifakı bileşenlerinden oy koparmasını umuyorlar.

HDP’yle ilişki ise “konjonktür gereği” daha örtülü. Çünkü onca canlı bombadan, çukur teröründen, sınır ötesinden yüzlerce roketli saldırıdan, verilen şehitlerden sonra, kameralar önüne geçip “Birlikte iyi salladık” demek, şükür pilavı dağıtmak artık eskisi kadar kolay değil. Öte yandan HDP’de de 7 Haziran’da tavan yapan, “Korkma, seni asmayacağız, yargılayacağız” ukalalığına sürükleyen öz güvenden de eser yok. Yöneticileri partinin baraj altında göründüğünü açıkça söylüyor. “Baraj altı kalırsak AKP 60-70 vekil fazladan kazanır” diye korkutmayı da ihmal etmiyorlar tabii.

Bu durumda HDP’ye biraz oy kaydırmak gerekiyor. Milletvekili listelerine bakacak olursak CHP sağdan isimleri tutarken, soldan isimleri tasfiye ediyor. HDP ise tam tersine, CHP’nin genç, Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’ni devrim sanan, romantik solcu tabanına cazip gelecek isimleri aday gösteriyor. Sol çevrelerde popüler olan bazı aktivist, oyuncu, gazeteci vs. isimler listelere giriyor. Öte yandan da Kürt kimliğiyle faaliyet yürüten siyasi partilerin ittifak önerisini reddediyor. Kimlik olarak Kürtlüğü değil solculuğu, sekülerliği öne çıkarıyor.

CHP görünürde HDP’yle sıkı fıkı değil ama Selahattin Demirtaş’la görüntü vermekten çekinmiyor. Çünkü çok emek ve para harcanarak yaratılmış, hem Kürt oylarını toplayıp hem de solcu, seküler olabilen, biraz beyazlatılmış Kürt imajının hala bir oy karşılığı var. Yani CHP kendi seçmeninin bir kısmını HDP’ye yönlendirmek için pası atıyor, HDP de o topu sol ayağıyla tutuyor. Barajı aşması için bunun yetip yetmeyeceğini ise 24 Haziran akşamı göreceğiz.

Kimlik bunalımı yaşatılan CHP seçmenini olan bitene ikna etmek için üretilen bu formülün, belli çevrelerde kabul görüp işlenmeye başladığını da anlıyoruz. Örneğin, Sözcü gazetesinin “Dört önderli devrim geliyor” spotuyla duyurduğu, Necati Doğru imzalı, “Bugün 19 Mayıs. Umuttan Esiyor Rüzgar!” başlıklı yazı buna tipik bir örnek.

Yazara göre Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da başlattığı devrime karşı, AK Parti halkın yarısının desteğini alıp karşı devrim yaptı. Şimdi ise İnce, Akşener, Karamollaoğlu ve Demirtaş, halkın diğer yarısının desteğiyle bu “karşı devrime karşı devrim” yapacaklar. Bu “dört önderli devrim” tek adamlı sistemi tarihe gömecek.

Daha genel bir çerçeveden bakacak olursak, esasen yerleşik siyasetin büyük sarsıntılar geçirdiğini görüyoruz. 16 Nisan’da kabul edilen yeni yönetim sisteminin yürürlüğe girecek olması, alışılmış bütün siyaset kalıplarını yerle bir ediyor. Hiçbir partinin eskisi gibi yoluna devam edemeyeceği, dönüşmek zorunda olduğu anlaşılıyor. Örneğin, daha dün kurulmuş, ne olacağı belirsiz Akşener’in partisi, ittifak ve ortak adaylık için peşinden koşulan aktör olabilirken üç sene önce yüzde 13 oy almış, halihazırda 8-9 puan oyu bulunan HDP’ye “yancı” muamelesi yapılabiliyor.

Seçim sonuçları hakkındaki kanaatimle bitireyim: Erdoğan’ın ilk turda büyük bir teveccühle cumhurbaşkanı seçileceğini, onun lokomotifi olduğu Cumhur İttifakı’nın da mecliste çoğunluğu rahatlıkla elde edeceğini hatta anayasa değiştirme çoğunluğu olan 400 vekil sayısını zorlayacağını düşünenlerdenim. Siyasette asıl büyük dönüşüm o zaman başlayacak. Sol muhalefet, pek sevdiği “Tarihin tekerleği geriye döndürülemez” sözünün anlamını gerçekten kavradığı zaman.


Etiketler »