Kriter > Siyaset |

Cumhuriyet Tehlikenin Farkına Varamadı


Türk mahkemelerinin dağıttığı adalet ile Cumhuriyet gazetesi bir ucu FETÖ’ye diğer ucu PKK’ya bulaşmış garip ve bir o kadar kirli bir gasp konsorsiyumunun elinden kurtulup gerçek sahiplerine iade edildi.

Cumhuriyet Tehlikenin Farkına Varamadı
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Şişli'deki Cumhuriyet gazetesini ziyaretinin ardından basın mensuplarına açıklama yaptı, İstanbul, 10 Kasım 2016

Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink 19 Ocak 2007’de gazetenin Şişli’de bulunan bürosunun önünde öldürüldü. Hrant Dink’in öldürülmesinden iki gün sonra adı Cumhuriyet gazetesi ile özdeşleşmiş olan İlhan Selçuk köşesinde şu satırları yazdı:

“En sağcısından solcusuna, askerinden siviline, Hristiyanından Müslümanına, tüm kesimlerin ve kanatların cinayete karşı aldıkları tepkili tavır bir uyarının göstergesi olabilir mi? Yoksa kimileri timsah gözyaşları mı döküyorlar? Gerçekler hızla ve uzun olmayan bir sürede ortaya çıkacaktır. Şimdilik ortaya çıkan en çarpıcı gerçek, elle tutulurcasına somuttur: Hrant Dink’e sıkılan kurşunlar Türkiye’ye sıkılmıştır. Ve soru tüm ağırlığıyla gündemdeki yerini koruyor: Tehlikenin farkında mısınız?”

Evet, benzeri tüm olaylarda olduğu gibi Hrant Dink’e sıkılan kurşun Türkiye’ye sıkılmıştı. Büyük bir yanılgıyla beraber İlhan Selçuk bu tespitinde haklıydı. Selçuk’un yanılgısı ise “Tehlike’nin farkında mısınız?” sorusuyla cinayeti AK Parti hükümetine ve çok değil üç ay sonra yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerine bağlamaya çalışmasıydı.

Kasım 2007’de genel seçimlerden önce Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresi doluyordu. Cumhuriyet gazetesi tehlikeyi erken fark edenlerden oldu. Ahmet Necdet Sezer’in yerine AK Partili daha doğrusu muhafazakar dindar kimliğe sahip birinin cumhurbaşkanı seçilmesi ve sonrasında yıl sonunda yapılacak seçimlerde AK Parti’nin tekrar tek başına iktidarı kazanması Cumhuriyet gazetesi ve temsil ettiği seçkinci Kemalizm açısından ölüm kalım noktasıydı. Tam da bu nedenle cumhurbaşkanlığı seçimlerine giden süreçte hem gazetede hem de diğer televizyon kanallarında “Tehlikenin farkında mısınız?” temalı reklamları yayımlamaya başladılar.

Cumhuriyet Tehlikenin Farkına Varamadı-İsmail Çağlar2010 yılında hayatını kaybeden Cumhuriyet gazetesi Yazarı İlhan Selçuk

Tehlikenin Kaynağı

Rahip Santora cinayeti, Cumhuriyet gazetesinin bahçesine el bombası atılması, Danıştay baskını, Hrant Dink cinayeti, Zirve Yayınevi katliamı gibi terör eylemleri, bunların neticesinde yükselen ulusalcı dalga ve nihayetinde gelen “Ne Şeriat Ne Darbe” sloganlı Cumhuriyet mitingleri gibi gelişmelerin hepsi 2007’deki cumhurbaşkanı seçimine giderken yaşandı. Cumhuriyet gazetesinin iddiasına göre bunların hepsi AK Parti iktidarının tetiklediği, neden olduğu hatta suç ortağı olduğu gelişmelerdi. Hrant Dink cinayetini ve dindar muhafazakar kimliğe sahip birisinin cumhurbaşkanı seçilmesini aynı türden tehlikeler veya aynı tehlikeli sürecin farklı aşamaları olarak görüyorlardı. Onun için gazetenin başyazarı İlhan Selçuk, Hrant Dink öldürüldükten sonra yazdığı yazıda dindar muhafazakar bir cumhurbaşkanı seçilme ihtimaline karşı başlattıkları kampanyanın sloganı olan “Tehlikenin farkında mısınız?” ifadesini sık sık kullanıyordu.

Aslında Cumhuriyet gazetesi tüm bu olayları birbiriyle bağlayan kirli odağı çözmüştü. Gazete Hrant Dink cinayetinin hemen ertesinde Şubat’ın ilk günü çıkan nüshasında dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Akyürek’in bir Fetullahçı olduğunu yazıyordu. Ancak 2007 gibi erken bir tarihte Fetullahçı olmak toplumun önemli bir kısmı için bir terör örgütüne değil dini bir cemaate mensup olmak anlamına geliyordu. Bundan dolayı dindar toplum kesimlerinin bir kısmı Fetullahçılığa sempati ile bakarken tam da aynı nedenle Cumhuriyet gazetesi ve temsil ettiği gelenek özcü bir düşmanlık içerisindeydi. Cumhuriyet gazetesinin Fetullahçılığa düşman olması için bir terör örgütü olmasına gerek yoktu; sadece dindar bir görüntü sergilenmesi nefreti üzerine çekmek için yeterliydi! Tam tersi de söylenebilir; Fetullahçılığın bir dini cemaat değil suç örgütü olduğu ortaya çıktıktan sonra Cumhuriyet gazetesi gerçek tehlike olarak gördüğü AK Parti ve dindar toplum kesimlerine karşı diğer suç örgütleriyle olduğu gibi FETÖ’yle de aynı hatta düşmekten hiç çekinmedi.

İlhan Selçuk’un ölümüyle birlikte Cumhuriyet gazetesinin aşama aşama dönüşmesinin, terör örgütleri ile aynı çizgiye gelmesinin, PKK’nın yaptığı terör eylemlerinin haberlerini failleri gizleyerek vermesinin, tıpkı Hrant Dink cinayeti veya Danıştay baskını gibi FETÖ operasyonu olduğu çok iyi bilinen MİT tırları kumpasının görüntülerini yayımlamasının arkasında da aynı nefret yer alıyordu. Cumhuriyet’in 28 Şubat ve benzeri süreçlerde irtica, laiklik, çağdaşlık, Atatürkçülük diyerek bulandırdığı suda ve başlattığı cadı avında devletin tüm birimlerinden atılan dindar personelin yerine FETÖ’cüler yerleşti. Cumhuriyet mitinglerinin kaldırdığı toz duman içerisinde at izi it izine karıştı ve FETÖ kendisini çok daha iyi gizleyerek operasyonlar yapmaya başladı. Öyle ki FETÖ devlete sızmakla kalmadı, “Tehlikenin farkında mısınız?” diyerek toplumu uyardığını zanneden Cumhuriyet gazetesine bile sızdı.

Kurulduğu günden bu yana devletçilik namına statükocu, radikal laikçi, darbeci, antidemokratik bir yayın çizgisi benimseyen gazete tüm Türkiye’nin ve en çok da kendisini aydın, çağdaş, Atatürkçü, vatansever olarak tanımlayan okurlarının gözünün önünde Türkiye karşıtı terör örgütlerinin –en çok da FETÖ ve PKK’nın– ağzıyla konuşmaya başladı. Kürtlerin meşru hak ve özgürlük talepleri ile PKK’nın ayrılıkçı terörü arasında ayrım yapmakta zorlanarak demokratik her adımda “ülke bölünüyor” feryadı atan gazete, PKK’nın hendeklerini “sivil itaatsizlik”, güvenlik güçlerinin operasyonlarını ise “sivil katliamı” olarak isimlendirmeye başladı. Dindar toplum kesimleri ile FETÖ’nün ayrımını yapmayıp hepsine birden düşman olan gazete, FETÖ’nün propaganda söylemlerini boy boy sayfalarına taşır oldu. Cumhuriyet’teki bu dönüşümde en çok katkısı olan kişi ise bir zamanlar İlhan Selçuk’un oturduğu genel yayın yönetmenliği koltuğuna FETÖ şaibeli yönetim kurulu toplantıları ve seçimleri neticesinde oturan Can Dündar oldu.

Cumhuriyet Tehlikenin Farkına Varamadı-İsmail ÇağlarCumhuriyet gazetesinin “Tehlikenin Farkında mısınız?” reklam kampanyasından bir kare

Cumhuriyet "Can"ı Nasıl Çıktı?

2013’te Cumhuriyet gazetesinin yönetimini elinde bulunduran Cumhuriyet Vakfı’nın üyesi Prof. Dr. Aydın Aybay’ın ölmesiyle boşalan üyelik için seçim yapıldı. Kemalist kanada mensup olan Alev Çoşkun ve ekibi seçime itiraz ettiler ve hukuki süreç başladı. 2014’e gelindiğinde ise yapılan yönetim kurulu üyesi seçimlerinde 6 üye ihraç edilerek yerlerine yeni 6 üye alındı. Böylece gazete ve vakıf tam anlamıyla ele geçirilmiş oldu.

Kemalist kanat her ne kadar gazeteyi ve vakfı tamamen kaybetseler de mahkeme süreci devam etti. Uzun bir dava safahatının sonunda Yargıtay 8. Dairesi 18 Şubat 2014 tarihli yönetim kuruluna üye seçiminin yapıldığı toplantıda alınan kararların iptal edilmesini onayladı ve Kemalistler Cumhuriyet gazetesini tekrar ele geçirmiş oldular. Bir başka olayda çıkarlarına aykırı bir karar verdiğinde “AKP rejiminin dinci ve faşist mahkemesi” olarak nitelendirecekleri Türk mahkemelerinin dağıttığı adalet ile Cumhuriyet gazetesi bir ucu FETÖ’ye diğer ucu PKK’ya bulaşmış garip ve bir o kadar kirli bir gasp konsorsiyumunun elinden kurtulup gerçek sahiplerine iade edildi.

Peki Cumhuriyet Bundan Sonra Ne Yapacak?

Herhangi bir konuda daha sağduyulu, mutedil, aklıselim bir yayın politikası benimsemelerini beklemek hayalcilik olur. Kelimenin tam anlamı ile 1930’lardan kalma yayın çizgilerine devam edecekler. Söz gelimi FETÖ tehlikesini birinci elden tecrübe etmiş olmalarına rağmen AK Parti’ye yani Cumhuriyetçilerin lügatına göre “gericiler”e yarar endişesiyle FETÖ ile mücadelenin yanında yer almayacaklar. PKK’nın hain saldırılarından sonra PKK terörünü ismen lanetleyen haberler ve köşe yazıları yazacaklar ama şehitlerimizi “AK Parti’yi belki de buradan vurabiliriz” düşüncesi ile istismar etmekten de çekinmeyecekler. Türkiye’ye zarar veren terör örgütlerini özgürlükçülük namı altında koruyup kollamayı pek seven bazı Avrupa Birliği çevrelerinin iddia ettiği gibi bırakın “yandaş” olmayı, Cumhuriyet’ten daha az ön yargılı bir yayın politikası beklemek bile hayalcilik olur.

Gazetedeki dönüşümü de bu çerçeveden okumak gerekiyor. Teröristlerin etkisinden kurtulması şüphesiz Türkiye açısından olumlu bir gelişme. Ancak konjoktürel de olsa FETÖ ve PKK olabilen Cumhuriyet gazetesi bir an için bile olsa dindar muhafazakarlara duyduğu kin ve düşmanlık hissinden vazgeçmez. Bu dönüşüm hikayesinde asıl önemli olan soru ise daha geniş eksendeki Atatürkçü-seküler muhalefetle alakalı. Bilindiği gibi Cumhuriyet gazetesindeki dönüşümle CHP’deki dönüşüm atbaşı devam etti. Cumhuriyet terör örgütlerine yaklaştıkça, CHP de HDP’leşti. Cumhuriyet’in tekrar Kemalist çizgiye oturmasıyla gazete ile CHP arasında bir ayrışma mı yaşanacak yoksa CHP de kısa süre içerisinde HDP çizgisinden uzaklaşacak mı?


Etiketler »