İstanbul Şehir Hatları Boğaz Turu
Kriter > Dosya |

FETÖ’nün Yapılanma Modeli Ve Yargı


FETÖ mensupları Anayasa ve kanunlar çerçevesinde kendi amirlerinin emirleriyle değil kendileri için görevlendirilen “abilerinin” emir ve talimatları doğrultusunda görev yapıyorlardı.

FETÖ nün Yapılanma Modeli Ve Yargı

FETÖ’nün sivil alandaki yapılanması ve devlet içindeki örgütlenme şeklini, başta FETÖ Çatı İddianamesi olmak üzere 15 Temmuz öncesinde yürütülen bazı soruşturmalarla kısmen görmeye başlamıştık. Ancak 15 Temmuz sonrasında Türkiye’nin hemen her ilinde açılan soruşturmalar ve davalarda ortaya çıkan verilerle bu yapılanmayı çok daha iyi analiz etme imkanına kavuştuk. Yargı hem darbe girişimi öncesi hem de sonrasında FETÖ’ye karşı verilen mücadelenin en başarılı kurumlarından oldu. İnsanüstü bir çaba ile fiili darbe ve FETÖ/PDY davalarında örgütün yapılanması, çalışma şekli, gizlenme ve devlete sızma yöntemleri ile diğer birçok yönü hakkında çok sayıda bilgi ve belge ortaya çıktı. İtiraflar ve tanık beyanları başta olmak üzere birçok delil yargı kararlarına girdi. Yargı bu malzemeleri görevi gereğince kişilerin sorumluluğu çerçevesinde iddianamelerde ve gerekçeli kararlarında değerlendirdi. Ancak yargı dışında bütün bu bilgilerin farklı disiplinlerdeki akademisyenler ve araştırmacılar tarafından tüm yönleriyle değerlendirilmesi ve sistematik olarak analiz edilmesi gerekir.

Geçtiğimiz iki yıla yakın süre boyunca FETÖ’nün ne diğer dini cemaatler ve tarikatlar ile ne de sağ veya sol fark etmeksizin terör örgütleri ile karşılaştırılabilecek bir örgütlenme modeline sahip olmadığını gördük. FETÖ’nün topluma açık herkesin bildiğini düşündüğü legal bir yüzü vardı. Anaokulundan üniversiteye kadar uzanan eğitim kurumları, yurtları, dershaneleri, vakıfları, yardım kuruluşları, medya organları, meslek örgütleri, şirketleri ve daha birçok unsuru bu görünen yüzünü oluşturuyordu. Bu yüzüyle FETÖ daima hoşgörü, diyalog, hizmet, demokrasi, insan hakları gibi kabul görecek kavramları ve değerleri kullanmış. Yurt içinde ve dışında dönemin egemenleri ile iyi geçinmeye çalışmıştır. Ancak zamanla örgütün bu görünen yüzünü perde yaparak, devlet içerisinde ayrı bir paralel yapılanma oluşturduğu ve asıl amacının bu yapıyı geliştirmek ve korumak olduğu anlaşıldı. Dışarıya açık yapılanması asıl gövdesi için her zaman vazgeçilebilecek vitrin vazifesi görmüştü.

Şüphesiz bütün bunlar 15 Temmuz sonrası ortaya çıkmadı. Bu yapının uzun yıllar boyunca kendi mensuplarını devlet içerisine yerleştirdiği biliniyordu. Ancak bu kişilerin devlet hiyerarşisinin dışında bir hiyerarşiye bağlı oldukları, bu doğrultuda tamamen örgütün gündem ve çıkarları doğrultusunda sorgusuz bir şekilde kamu gücünü kullandıkları bilinmiyordu.

FETÖ’nün Legal Yüzü ile İllegal Yapılanması İç içe Geçmiş

FETÖ silahlı kuvvetler, emniyet, istihbarat ve yargı gibi kritik devlet kurumları başta olmak üzere devletin tüm birimlerine uzun zamandır yerleşmişti. Bu kurumlarda devletin Anayasal düzeni dışında kendi hiyerarşisini kurmuştu. Kamudaki konumu ne olursa olsun -general, emniyet müdürü, yüksek mahkeme üyesi veya üst düzey bürokrat- FETÖ mensupları Anayasa ve kanunlar çerçevesinde kendi amirlerinin emirleriyle hareket etmiyorlardı. Onlar kendileri için görevlendirilen “abilerinin” emir ve talimatları doğrultusunda görev yapıyorlardı. Bu sistem devlet içerisindeki FETÖ mensupları dışında onlardan sorumlu bir “abiler” ya da “sivil imamlar” olarak isimlendireceğimiz yapılanmayı gerektirmişti. Böylece FETÖ’nün dışarıya açık görünen yönü dışında, devlet içerisindeki kamu görevlilerinden oluşan paralel yapılanması ile onları örgüt adına yöneten ve devlet kurumlarının dışındaki kişilerden oluşan yapılanması oluşmuştu.

FETÖ’nün bu yapılanma modelini birbirinden ayırarak açıklamaya çalışıyoruz. Ancak yargının ortaya çıkardığı gerçeklere baktığımızda örgütün görünen yüzü ile paralel yapılanması ve onları yöneten sivil imamların iç içe geçtiğini görüyoruz. Bir il imamı hem legal yapıları hem de paralel yapılanmayı yönetebiliyordu. Örgütün şirketlerinden Kaynak Holdinge bağlı Kaynak Kağıtta yıllarca genel müdür olarak çalışan Kemal Batmaz 15 Temmuz’da Akıncı Üssünde yakalandı ve Batmaz’ın hava kuvvetleri imamı olduğuna dair çok güçlü deliller mevcut. Benzer şekilde 1980’li yıllarda gerçekleşen soruşturmalarla askeri okullardan atılan FETÖ mensubu kişiler daha sonraki yıllarda örgütün sivil yapısında yer alan kurumlarda çalışmışlardır. Darbe Çatı iddianamesine göre Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yöneticisi Gürkan Vural, araştırmacı/yazar Nihat Derindere, örgütün eğitim kurumlarında konferanslar veren Aydoğan Arı bu kişilerdendir. Bu husus hem TSK’daki FETÖ’cü yapılanmayı kanıtlamakta hem de örgütün sivil ve askeri kanadı arasındaki yakın ilişkiyi gözler önüne sermektedir.

Dışarıdan öğretmen, öğretim üyesi, memur ya da sivil toplum gönüllüsü gibi görünen kişilerin aynı zamanda örgütün mahrem yapılanması içerisinde olması FETÖ ile mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Bazen mağduriyet iddialarına sebep olmaktadır. Örgütlenme şekli dışında gerektiğinde alt tabakadaki mensuplarını öne sürerek harcamaktan çekinmeyen tavırları, yargı süreçleri konusunda toplumda tereddütlere yol açıyor. İnsanlar dava dosyalarında yer alan bilgilere sahip olmadıklarından hakkında işlem yapılan kişileri sadece örgütün vitrinindeki rolleri ile tanımış olabiliyorlar. Bu sebeple yargıya güvenmek ve vakit tanımak zorundayız. Ancak bu durum yargının her önüne gelen hakkında aynı işlemi yapması gerektiği anlamına da gelmiyor. Şüphesiz yargının hukukun gerekleri doğrultusunda titiz davranması, mağduriyete sebep vermemesi, suçlu ile suçsuzu ayırması ve suçlulara gereken cezaları takdir etmesi gerekiyor.

Yargı Süreçleri Hangi Aşamada?

Yargının, 15 Temmuz öncesinde başlayan ve sonrasında hızlanan FETÖ ile mücadelesinde önemli bir aşama kaydettiğini görüyoruz. Devam eden soruşturmalar ve davalar iki ayrı koldan FETÖ/PDY davaları ve fiili darbe davaları şeklinde yürütülüyor. FETÖ üyeliği ve yöneticiliği gibi suçlamalarla yürütülen soruşturma ve davalar 15 Temmuz öncesinde zaten başlamıştı. Hatta FETÖ çatı iddianamesi 15 Temmuz’dan bir hafta önce Mahkemeye sunulmuştu. Halihazırda neredeyse bütün illerde ve ilçelerde devam eden bu davaların hızla sonuçlandığını, içtihatlar oluştuğunu, bazılarının Yargıtay aşamasını tamamlayarak kesinleştiğini görüyoruz.

FETÖ/PDY üyeliği ve yöneticiliği gibi suçlar için açılmış bu davaların yanında doğrudan 15 Temmuz darbe girişimine fiilen katılan askerler hakkında yürütülen çok sayıda soruşturma ve kovuşturma söz konusu. Adalet Bakanlığının son verilerine göre, “fiili darbe”, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” ve “adam öldürme” gibi suçlamalarla görülen bu davlardan 123 tanesi sonuçlandı. Önemli davalardan Cumhurbaşkanına suikast girişimi davası, Ömer Halisdemir’in şehit edilmesi davası ve Sabiha Gökçen’in İşgali davasında çok sayıda darbeci askere müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları verildi. Ankara ve İstanbul başta olmak üzere çok sayıda ilde devam eden diğer darbe davalarının büyük bir kısmının da bu yıl içerisinde sonuçlanması bekleniyor.

Ağır ceza mahkemelerinde görülen ve her birinde onlarca ve yüzlerce sanığın bulunduğu yargılamalar hem adil yargılanma ve savunma hakkı korunarak hem de etkili ve hızlı bir şekilde yürütülüyor. Kısa sürede hukuk çerçevesinde 15 Temmuz darbe girişimi ve FETÖ/PDY ile hesaplaşılmış ve suçlular hak ettikleri cezalara çarptırılmış olacaklar. Bundan sonraki süreçte topluma ve siyasete düşen yoğun bir emekle bu hesaplaşmayı yürüten yargıya destek olmaktır.


Etiketler »