Kriter > Kitaplık |

Kağıt Sorunu: Türkiye’de Kenevir Üretimi Artırılmalı


Kağıt günümüz dünyasındaki en stratejik maddelerden biridir. Adeta bir silah gibidir. Türkiye insansız hava araçları ve diğer konularda gerçekleştirdiği atılımı kağıt konusunda da göstermelidir.

Kağıt Sorunu Türkiye de Kenevir Üretimi Artırılmalı

Yayıncılarla konuştuğumuzda şunu söylüyorlar: “Kağıt maliyetleri yılbaşından bu yana ortalama yüzde 80 oranında arttı.”

Bunun tek nedeni dövizdeki dalgalanma değil. Aslında en az onun kadar etkili bir başka faktör daha var: Çin’deki bazı kağıt fabrikalarının hava kirliliği nedeniyle revizyona gitmesi yani geçici bir süre için kapanması.

Çin dünyanın en büyük kağıt tüketicilerinden biri olduğu için dünya pazarlarından, özellikle Avrupa’dan ciddi miktarda kağıt çekmeye başlıyor. Talebin artması iki sonuca yol açıyor. Bir: Fiyatların yükselmesi... İki: Türkiye gibi ülkelere yönelik kotaların değişmesi...

İkinci maddeyi biraz daha açıklamak gerekirse, dünyada (Avrupa’da) kağıt üretimi (arzı) sınırlı biçimde yapılıyor. Piyasaya yeni ve büyük alıcılar (talep) girince (bu örnekte Çin) eski alıcılara düşen pay azalıyor. Kağıt üreticileri bölgelere yönelik olarak uyguladıkları kotaları değiştiriyorlar yani daraltıyorlar.

Kağıt fiyatları makroekonomik dengeler nedeniyle zaten sistematik bir biçimde artıyordu ve bu hadise kurdaki büyük dalgalanmadan önce başlamıştı. Dövizdeki dalgalanma ise olayı bambaşka boyutlara taşıdı.

Peki yayıncılar ve okurlar için bu artış ne anlama geliyor? Dinleyelim:

“Herhangi bir kitabın üretim maliyetinin hemen hemen üçte birini kağıt oluşturuyor. Kağıdın yüzde 80 oranında zamlanması, kitapların ortalama yüzde 20 ila 25 arasında pahalılaşmasını gerektiriyor.”

Elbette bu durum kitaba göre farklılık gösteriyor ama ortalama bu düzeylerde.

Piyasadaki Yansımalar

Haddizatında mesele kağıt fiyatından ibaret değil. Dalgalanma matbaacıları da etkiliyor. Makinaları, servis hizmetleri, yedek parçaları, boyalar ve kalıp malzemeleri ithal; hemen her anlamda dışa bağımlılar ve görünen o ki pek çoğu da borçlular. Dalgalanma borçlarını neredeyse iki katına çıkarmış.

Doğal olarak son alıcılar (okurlar) da etkileniyor. Bazı yayınevleri kağıt ve baskı maliyetindeki artışları kitap fiyatlarına çoktan ve mecburen yansıttılar. Yüzde 10 ila 30 arasında zam yapan yayınevleri var. Bu artışın satışlar üzerindeki etkisini tam olarak gözlemleyebilmek için yıl sonunu beklemek gerekiyor.

Fakat yayıncılık sektöründeki sorunlar bununla da bitmiyor. Kriz psikolojisi ve maliyet artışları kitap üretimini de ciddi miktarda azaltmış durumda. Satış garantisi bulunmayan kitaplar konusunda bir çekingenlik yaşanıyor.

Dağıtımcılar ve son nokta satıcılar açısından da ciddi bir durgunluk ve karmaşa mevcut. Geçen yıllarla karşılaştırdığımızda Eylül epey yavaş geçiyor.

En büyük dağıtımcılardan biri olan Final Pazarlama konkordato ilan etti. Bunu pazarlama şirketi ile Final eğitim şirketleri arasındaki bağı kopardıktan hemen sonra yaptı ki bu nokta araştırılmalı. Fakat neticede konkordato ilan edildiği için bu şirketten alacağı olan yayıncılar –ki toplamda on milyonlarca lira demek– bu paraları en azından bir süre tahsil edemeyecekler.

Son satış noktası olan kitapçılar da bir ürkeklik içerisinde. Eskiden olduğu gibi kitapları alıp stok yapmıyorlar. Aksine ellerinde kitap tutmaktan kaçınıyorlar. Ödeme ve iade süreçleri kaotik bir hal almış durumda.

Açık bir şekilde ifade etmek gerekirse yayıncılık piyasasına bir kriz psikolojisi, bir karamsarlık hakim.

Bunun iktisadi anlamda gerçek bir kriz olup olmadığını anlamak için sezonun açılmasını ve en azından kitap döngülerinin gerçekleştiği bir ya da iki periyodu beklemek lazım. Fakat geldiğimiz noktada rüzgarın ne yönden estiğini anlamak için bir meteoroloji uzmanına ihtiyaç yok, gidişat belli.

Dijitalleşmenin Zorlukları

Elbette yaşanan zorluklar gerekli dersler çıkarılabilirse öğretici ve yol gösterici olabilir. Kağıt günümüz dünyasındaki en stratejik maddelerden biridir. Adeta bir silah gibidir. Türkiye insansız hava araçları ve diğer konularda gerçekleştirdiği atılımı kağıt konusunda da göstermelidir.

Kısa vadede bazı acıların çekileceği bariz görünüyor fakat orta ve uzun vadede bu hadiselerin tekrarlanmaması için alınması gereken ciddi tedbirler var.

Öncelikle dijitalleşme konusuna değinelim. Kısa vadede dijitalleşmeye geçiş konusunda bir mutabakat sağlamak mümkün görünmüyor. Bunun nedeni Türkiye’deki altyapının yeterli olmaması. Elektronik kitap alanında kullanılan yazılım ve mecraların bütünüyle yabancıların kontrolünde olması. Söz gelimi şifreleme için kitap başına ödenen ücretler ciddi bir maliyet oluşturuyor ve bu para Adobe gibi yabancı şirketlere gidiyor.

Dijitalleşmeye geçiş konusundaki en büyük engellerden biri de telif kanunlarının yetersizliği. Yürürlükteki mevzuat dijital korsanlıkla mücadele etmek konusunda yetersiz kalıyor. Denetim için şart koşulan prosedürler yorucu ve sonuç almayı neredeyse imkansız hale getiren türden.

Bunun da ötesinde dijitalleşme konusu yayıncıların öncelikleri arasında yer almıyor. Piyasada bunun gerekliliğine dair bir konsensüs ve vizyon oluşmamış durumda. Teorik kabullerin pratiğe yansıması çok zaman alıyor.

Okurlar açısından baktığımızda ise korsanlığa başvurmadıkları takdirde basılı kitaplarla dijital kitaplar arasında ücret açısından ciddi farklar bulunmaması dijitalleşmeyi cazip olmaktan çıkaran, dönüşümü yavaşlatan unsurlar arasında.

Yani sadece yayıncılara değil yasa yapıcılara ve uygulayıcılara da ciddi görevler düşüyor.

Selüloz Üretimi

Kağıt konusunda da krizi kısa vadede aşmak mümkün görünmüyor.

Zannedildiğinin aksine Türkiye’de kağıt fabrikaları ve üreticileri yok değil. Var ama bu şirketler kendilerince haklı gerekçelerle hijyenik kağıt ve ambalaj kağıdı işine yönelmiş durumdalar. Kitap kağıdı üretimi arka plana atılmış.

İşin doğrusu –daha önce de örneklerini gördüğümüz üzere– bu üreticiler kitap kağıdı konusundaki üretimlerini artırsalar bile bunun maliyetlere yansıması yani kağıt fiyatlarının azalması zor. Çünkü bu fabrikalar kağıt üretiminde en kilit role sahip olan selülozu dışarıdan ithal ediyorlar.

Ciddi bir selüloz üreticisi haline gelmeden kağıt sorununu aşamayız. Selüloz üretebilmek için de sanayi ormanlarına ihtiyacımız var.

Şimdi bir adım geriye çekilip bu hususa dair bazı soğukkanlı mülahazalar geliştirmeye çalışalım. Selüloz üretiminde kullanılan bitkiler arasında okaliptüs ön planda geliyor fakat bu bitkinin Türkiye’de yetiştirilmesi için gerekli iklimsel şartlara sahip değiliz.

Selüloz üretiminde kullanılan bir bitki daha var ve Türkiye’de yetiştirilebiliyor. Üstelik hem çok hızlı büyüyor ve yayılıyor hem de neredeyse sıfır atık diyebileceğimiz bir verimlilikte çalışıyor. Kenevir üretimi Türkiye’de çok sınırlı düzeylerde yapılabiliyor. Bunun ulusal ve uluslararası birçok gerekçesi var. Bu gerekçeleri ve dayandığı temelleri anlamak mümkün.

Yine de şahsi kanaatim Türkiye’deki selüloz yani kağıt sorununu çözmek için devletin bu konuda yeni bir anlayış geliştirmesi gerektiği yönünde. Kenevir üretimi kontrollü ve amaca yönelik bir biçimde artırılmalı. Kısıtlamalar azaltılmalı, arazi ve yatırım konusunda ciddi teşvikler yapılmalı. İşin çığırından çıkmamasını sağlayacak denetleme mekanizmaları kurulmalı. Gerekiyorsa devlet bizzat üretici haline gelmeli.

Çünkü kağıt üretmek bir cemiyet için pasta ya da kek yapmak kadar önemlidir.

KDV Alacakları

Son olarak bulutlu havayı dağıtmak için kısa vadede, hemen uygulanabilecek bir tedbiri gündeme getirelim. Hükümet kitap satışlarını desteklemek için katma değer vergisi konusunda bir düzenleme yaparak satıştaki KDV oranını yüzde 8’e indirmişti. Son derece yerinde ve kitap okunma oranlarını artıran bir karardı. Halen uygulanıyor.

Bu indirimin yayıncıları ilgilendiren bir tarafı var. Çünkü onlar üretim sürecinde halen yüzde 18 KDV oranına tabiler. Yani kitabı yüzde 18 KDV ile üretip yüzde 8 KDV ile satıyorlar. Mevzuata göre aradaki farkın devlet tarafından karşılanması öngörülmüştü.

Uygulamada ödemeler konusunda gecikmeler oldu. Halihazırda yayıncıların devletten çok ciddi miktarlarda KDV alacakları birikmiş durumda. Bu alacakların tahsil edilmesi yayıncıları rahatlatır. Aksi takdirde pek çok yayıncı birkaç yıl içerisinde iflas tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.

Elbette tek çözüm yolu bu paraların doğrudan ödenmesi değil. Bir ara formül olarak bu miktarların sözü edilen yayıncıların ödemesi gereken vergilerden mahsup edilmesi de düşünülebilir. Bu tarz tedbirler yayıncılık faaliyetinin en azından kesintiye uğramasını engelleyecektir.


Etiketler »