Kriter > Siyaset |

Kurultay Partisi CHP’de Arayış


1950 sonrasındaki arayış iktidarı getiremediği için CHP giderek kendi dışındaki siyasi oluşumlara karşı değil kendi içinde siyaset yapan bir partiye dönüşmüştür.

Kurultay Partisi CHP de Arayış
CHP Eski Genel Başkanı İsmet İnönü ve Eski Genel Sekreter Kasım Gülek

Siyasetin enerjisini oluşturan dinamizma dost ve düşman arasındaki mücadeledir. Eski ahitteki Behemont ve Leviathan arasındaki mücadele her zaman bir felaket değil aynı zamanda dünyayı ayakta tutan bir gayrettir. Cumhuriyet’i kuran ve kollayan bir parti olarak halk ile vesayetçi bir ilişki kuran klasik CHP, muhalefetini de yuttuğu için zamanla dinamizmasını yitirmişti. Onu var eden Osmanlı modernleşmesi içindeki tartışma alanları Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra yok olmuştur. Cumhuriyetçilerin ataları olan İttihatçıların siyaset sahnesinden sildiği gayrimüslimleri saymasak da İslamcılar, Kürtler, Sosyalistler ve Alevilerin siyasal alandan atılması ve bastırılması onların işiydi. Muhalefetini yitiren Cumhuriyet’in kurulan yeni bürokrasisi heyecanını koruduğu müddetçe işler yolunda gitti. Fakat bürokrasi vesayetçi zihnini hizmet yaratmak için değil ayrıcalıklarını korumak için kullanmaya başladığında devletle bütünleşen partinin sonunu da hazırlamış oldu.

1950’de Demokrat Parti’nin önlenemez başarısı sonrasında CHP kendini yeniden yapılandırmıştır. CHP için uzun süredir mesafesini koruduğu halka dayalı iktidar yollarını yeniden açmak kolay olmamıştır. Parti toplumla yeniden bağları kurmak adına delege sistemini aktive etmiştir. 1950 sonrasında parti yönetimi bir check-balance sistemi gereğince her biri delege tarafından seçilen üçlü bir sacayağına oturtulmuştur; Genel Başkan, Genel Sekreter ve Parti Meclisi.

CHP’de Siyasetin Amacı

Toplumla bağlarını onaran CHP için karar organlarının delegelerin etkisine açılması bir devrimdir. Fakat bu çabalar iktidarı getiremediği için CHP giderek kendi dışındaki siyasi oluşumlara karşı değil kendi içinde siyaset yapan bir partiye dönüşmüştür. Zira yeni konsept CHP’nin bütünü tarafından da tam olarak kabullenilmemiştir. Halkla bağını onarmaya çalışan CHP, İkinci Dünya Savaşı sonrasının Avrupa’da yükselen trendi sosyal demokrat temalara yakınlaşmaya başlamıştır. Devrimci olmayan Dördüncü Enternasyonal çizgisi ikinci kuşak Kemalistler için doğal bir seyir olarak algılanmıştır. Kasım Gülek’in bilinçsizce durduğu yerde Bülent Ecevit bilinçle var olmaya çalışmıştır. İnönü’nün de desteğiyle parti giderek sosyal demokrat bir kimliğe doğru evrilmiştir. Pragmatik İnönü partinin yeni çizgisini yükselen sola karşı konumlandırsa da parti içindeki kor Kemalistler durumdan çok da memnun olmamışlardır.

Darbe sonrası yapılandırılan yeni anayasal sistem her sosyal bütünlüğün siyasal bir dile kavuşmasını sağladığından CHP içindeki kor Kemalistlerin yeni bir parti kurarak ayrılması da zor olmamıştır. CHP’yi Mustafa Kemal’in yolundan sapmakla suçlayanlar Güven Partisi’ni kurmuşlardır. Hayatını Kemalizmle anlamlandıran İnönü için en zor ayrılık budur. CHP’nin ana çizgisi ise her ne kadar yeni oluşuma “demokratik sol” diyerek yerlilik katmaya çalışsa da daha da sosyal demokratlaşmıştır. CHP’nin halkla buluşma süreci aynı zamanda bir iç tartışma süreci olarak yaşanmıştır. Bu nedenle iktidarı kaybettikten sonra yönünü arayan partililerin asıl tartışma alanı kurultaylar olmuştur. Kasım Gülek’in İnönü’ye rağmen genel sekreter oluşu, Bülent Ecevit ve arkadaşlarının partideki yükselişine İnönü’nün yol vermesi ve sonunda İnönü’nün yerine Ecevit’in parti liderliğine seçilişi kurultaylardaki heyecanı ve enerjiyi hiç söndürmemiştir.

Kurultay Partisi CHP'de Arayış-Bünyamin BezciCHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit’in istifası üzerine Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonu üyesi bir grup genç Genel Merkez binasını işgal etti. (1971)

Parti politikalarının oturtulması adına başlatılan tartışmalar 1972’de darbeye karşı duruşuyla öne çıkan Ecevit’i genel başkanlığa taşımıştır. Kaybedenler -İnönü dahil- partiden istifa etmişlerdi. Yani İnönü öldüğünde artık bizzat kuruluşunda yer aldığı CHP’li değildir. Parti kurultaylarının sertliği liderin güçlü olduğu dönemlerde de devam etmiştir. Artık iktidarın ortağı olabilecek kadar güçlenen dahası giderek anlam kazanan yerel yönetimlerde iktidarı ele geçiren CHP için kurultaylar parti politikalarının tartışıldığı alanlar olmaktan çıkarak rantın paylaşıldığı alanlara dönüşmüştür. Bu nedenle CHP güçlü rant gruplarının kozlarını kurultayda paylaştığı bir parti halini almıştır.

Bu durum CHP için hem bir avantaj hem de bir dezavantaj oluşturmuştur. Parti iktidarda olmasa da delege sistemini canlı tutarak iç dinamiğini ve dolayısıyla seçmenleriyle olan bağını kaybetmemiştir. Diğer taraftan enerjisini kurultaylarda harcadığı için seçimlerde düşük performanslar ortaya çıkmıştır. Zira sert kurultaylar her zaman birbiriyle dayanışmayı engelleyen küskünlük ve kırgınlıklar yaratmaktadır. Oysa sosyal demokrasinin temel iddiası dayanışmacı olmasıdır. Birbiriyle dayanışarak değil birbirini iterek öne çıkmaya çalışanların partisi olarak CHP, kurultaylarda takatini yitiren bir partiye dönüşmüştür. Bu nedenle olsa gerek Ecevit, siyasi yasaklar kalktıktan sonra bile tekrar CHP’ye dönme hevesinde hiç olmamıştır. Kendi karizmasına inanan taraftarlarıyla birlikte yerli bir sosyal demokrat parti olarak ayrıştırmaya çalıştığı ve sonunda bir Ecevit partisi olan DSP’de kalmakta ısrar etmiştir.

Kurultay Partisi CHP'de Arayış-Bünyamin BezciCHP’nin 5. Olağanüstü Kongre’sinde genel başkan seçilecek olan Bülent Ecevit oyunu kullanırken.

Yeni CHP ise eski adetleriyle bir hizip partisi olarak Deniz Baykal’ın genel başkanlığında SHP’den ayrışarak kurulmuştur. Kurultaylar sert geçtiğinde ayrışmaların yeni parti kurmaya kadar gittiği, siyasi hava yumuşadığında birleşme romantizminin hiç eksik olmadığı CHP çizgisi neoliberal politikalar sonrasında yeni bir uyum sorunu yaşamaya başlamıştır. Parti politikalarının nereye doğru evrileceğini 90’ların başında halen kestiremeyen CHP, Kürtçü siyaseti meclise taşıyarak meşruiyet kazandıran SHP mirasını Kürt sorunu raporları hazırlatarak devam ettirmiştir. Bu miras yükselen yeni sol ve üçüncü yol politikalarına uygun bir parti politikası yaratmıştır. Deniz Baykal’ın başında olduğu CHP 1995 seçimlerine Tony Blairvari hazırlanmış ve büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır. Zira neoliberal politikaların piyasa ve sivil toplum odaklı politikalarına karşı iç siyasette yükselen devletçi Kemalist zihniyetin geri dönüşüdür. Çağın ruhunu yakalayacağım derken ülkenin gündeminden uzaklaşan CHP’nin yerine milliyetçi sosyal demokrat konseptiyle Ecevit’in DSP’si geçmiştir. CHP ile SHP arasındaki yakınlaşma ve birleşme bile 28 Şubat ruhunu aşamamıştır. Zira CHP’nin yeni sol politikalarının artık 28 Şubatçıların nezdinde bir anlamı kalmamıştır. Piyasayı kabullenen ve sivil toplum ağırlıklı politika geliştiren CHP, 1999 seçimlerinde yerli sol DSP karşısında parlamento dışında kalmıştır. CHP’nin 28 Şubat şartlarına uyumu için 2002 seçimlerindeki “Anadolu solu” akımının güçlenmesini beklemek gerekecektir.

Baykal, 28 Şubat, 27 Nisan

2001 ekonomik krizi sonrasında kendi kulvarında tek kalan CHP’nin trajedisi neoliberal bir çağda 30’ların vesayetçi demokrasi anlayışı ile 70’lerin sosyal demokrasi anlayışını birleştirmek olmuştur. Her iki anlayış da devletçi olduğundan 28 Şubat’ın zihniyle örtüşmekte ancak neoliberalizmin sivilliği ve demokratlığıyla çatışmaktadır. Geçici olmadığı anlaşılan AK Parti iktidarına karşı Cumhuriyet mitinglerinin ardında durmakta beis görmeyen 70’lerin sosyal demokratı ve 90’ların üçüncü yolcusu Baykal’ın siyasi karizması Nisan 2007’deki cumhurbaşkanı seçimi kriziyle birlikte yok olmuştur. 28 Şubat gibi dışarıdan darbecilerin desteğiyle iktidar olabilme amacındaki CHP’nin son umudunu AK Parti’nin yeni seçim ve referandum çıkışı söndürmüştür. Kemal Kılıçdaroğlu halkla irtibatını yeniden kaybeden CHP için yeni bir başlangıçtır. Her ne kadar eski yönetim stratejik yerlerdeki konumlarını kaybetmeden Kılıçdaroğlu aracılığıyla partiyi yöneteceğini zannetse de partinin değişen yapısı gereği bu mümkün olmamıştır. Zira Baykal, partiyi 28 Şubat şartlarına uygun hale getirerek 1950’lerde kurulan üçlü sacayağını dağıtmıştır. Bu gelişim aslında neoliberal dilin liderlik anlayışı ile de uyumludur. Siyaset artık halkla değil imajlarla yapılacaktır. Siyaset yapmak için sahici bir halkçılığa ihtiyaç kalmamıştır. Bu gelişimi fark eden Baykal, kendi karizmatik liderliği için partiyi genel başkan ağırlıklı olarak yeniden dizayn etmiştir. Kaset skandalı ile siyasi karizmasını yitirmesi sonrası parti gruplarının uzlaştığı isim olarak gündeme gelen Kılıçdaroğlu ise Baykal’ın kendi için yarattığı yetkileri kullanarak parti yönetimini değişmesi zor biçimde ele geçirmiştir.

Kılıçdaroğlu zamanında uygulanan yeni tüzüğün gereği olarak genel sekreterlik siyasi ağırlığını yitirmiş, bir nevi sadrazamlık makamı olarak yedek padişahlık olmaktan çıkmıştır. Parti meclisi ise uygulanan seçim yöntemleriyle genel başkanın istediği adaylardan oluşmaya başlamıştır. Kendisine bizatihi güçsüzlüğü ve hiçbir hizbe dahil olmaması nedeniyle hediye edilen genel başkanlığın yetkilerini önceleri idrak edemese de taç başı akıllandırmıştır. Kılıçdaroğlu zamanla parti yönetimini ve delege yapısını ele geçirmiştir. Kendisine görev verildiğinde sosyolojik olarak bir Alevi olmaktan çok politik devletçi kimliği ile öne çıkan Kılıçdaroğlu, zamanla sosyolojik kimliğini de politik olarak anımsamaya başlamıştır. Sosyolojik ve politik kimlikler birbirine karıştıkça CHP’deki parçalanma ve hizipleşmeler de yeni anlamlar kazanmıştır. Bir zamanlar sadece 30’ları özleyenlerle 70’lerde yaşayanların partisi olan CHP, bugün daha parçalı ve karmaşık bir hal almıştır. Bu parçalanmanın bir sebebi de kuşaklar arasındaki farklılıklardır.

28 Şubat’ın destekçilerinin de yer aldığı CHP’de zamanla yeni Ulusalcı bir hizip daha doğmuştur. Ayrıca Baykal’ın iktidar uğruna yok olan merkez sağı sahiplenme politikalarını Kılıçdaroğlu daha radikalize ederek İslamcı siyasete bile açılmaya çalışmıştır. Diğer taraftan da HDP/PKK çizgisinde oluşan boşluğu da doldurmak uğruna siyaset dilini ayrılıkçı hareketleri rahatsız etmeyen bir boyuta taşımıştır.

Kılıçdaroğlu’nun CHP’si bir taraftan İslamcı dili diğer taraftan da Kürtçü dili rahatsız etmeden klasik devletçi ağırlıklı bir sosyal demokrasi siyasetini sivilleştirmeye çalışmaktadır. Bu sivilleşme çabaları aynı zamanda farklı sosyal kimliklerin parti içi kavgalarını da derinleştirmektedir. Bir zamanlar parti politikaları ve daha sonra parti yönetimi için kavga eden hizipler bugün sosyolojik kimlikleri için politik olarak kavga etmektedir. Kimlik savaşları ise ideolojik savaşlardan daha yıpratıcı ve çetin geçmektedir. CHP hem sosyolojik kimliklere açılmaya çalışmakta hem de bu kimlik savaşları partiyi sarsmaktadır. Her ne kadar bir zamanların parti politikalarını ideolojik bağlamda savaşanlar belirlese de artık partinin iç dinamizması kimlik savaşlarından kaynaklanmaktadır.

CHP’de Kimlik Savaşları

CHP’nin kimliklere açılım politikaları iktidara yürüme stratejisinin bir parçasıdır. Zira artık toplumun genelini kavramadan iktidar mümkün değildir. Ancak CHP’yi dinamik kılan bu açılım politikaları aynı zamanda CHP siyasetinin handikabıdır. Zira CHP yönetimi bu kadar farklılığı ancak iki şekilde yönetebilir ya rantı paylaştırır ya da otoriterliğini güçlendirebilir. Yerel yönetimlere ve parlamentoya sıkışan dar rant paylaşımının geniş bir toplumsal ağ yaratması mümkün değildir. Bu nedenle CHP yönetimi otoriterliğini güçlendirme yolunu tercih etmektedir. Otoriter yönetimlerin en önemli özelliği siyasal alana dar bir kadronun sahip olmasıdır. CHP’de görünenin dışında derin karar alma mekanizmalarının oluşumunun tartışılmaya başlanması otoriterliğin güçlenmesi ile alakalıdır. Parti içi savaşlar da kimlik savaşları olduğundan Kılıçdaroğlu da sadakatinden şüphelenmediği sosyal kimliğinden artan derecede destek görmekte ve bu destekle birlikte parti içinde sarsılan konumunu sosyal kimliğine sarılarak politik olarak korumaya çalışmaktadır. Son kurultay toplama çabalarında destek vermeyen veya verdikleri destekleri çekenlere bakıldığında bu manzara daha net ortaya çıkmaktadır.

CHP için asıl tehlike çanları ise kimlikler savaşından dolayı değil tam da bu savaşı engellemekten dolayı çalmaktadır. Zira son yıllarda kimlikler savaşı aynı zamanda partinin dinamizmasını oluşturmaktaydı. Yeni kimliklere açılım tartışmaları yeni politikalar partiden ümidin kesilmesini engellemekteydi. Son tartışmalarla kurultayın önüne yerel seçim bahanesiyle geçilmesi kurultayın yaratacağı kırgınlıkları önleme gayreti olarak görünse de daha büyük hayal kırıklıkları yaratmaya adaydır. CHP’nin tek çıkar yolu içerideki savaşı dışarı taşımasıdır. Yerel yönetimler için aday belirlerken kimliklere gösterilen hassasiyet CHP’deki iç savaşın dışarıdan seçmenle birlikte yürümesini sağlayabilir. İnce’nin cumhurbaşkanlığı adaylığında olduğu gibi kurultay azmi sandıklara taşınırsa CHP yerel seçimlerde başarılı olabilir. Fakat kurultay isteyenlere karşı bir dışlama gelişirse CHP sandıklarda boğulabilir. Bu nedenle yerel seçimler CHP için varoluş mücadelesi olacaktır. Baykal’ın başlattığı ülkenin faklı renklerini aralarındaki uyumsuzluğa rağmen birleştirme gayreti CHP’yi halen ayakta tutmaktadır. Bu kadar farklı çıkar ağları ise her seferinde bir yerlerden yırtılmaktadır. CHP’yi güçlü kılan da zayıf kılan da farklı kimliklerin CHP’den medet ummasıdır. Yani CHP’nin aşil topuğu farklılıkları ve kimlikleri yönetememesidir.


Etiketler »