İstanbul Şehir Hatları
Kriter > Dış Politika |

Moskova’nın Suriye Ajandası


Küresel ve bölgesel dengeleri sarsan Rusya eskiden olduğu gibi tekil bir ülkeye karşı meydan okumuyor. ABD ile sembolleşen Batı sistemine karşı çıkıyor.

Moskova nın Suriye Ajandası

Rusya’nın Suriye’deki hedefini sadece Beşşar Esed’i korumakla sınırlı zannedenler yanılır. Moskova’nın izlediği Suriye politikasında Esed rejimini ayakta tutmaktan çok daha önemli küresel ve bölgesel stratejik amaçları var. Beşşar Esed Rusya’nın bu hedeflere ulaşmasında yalnız bir basamak olduğu için önem arz ediyor.

Nitekim halkını katleden Esed’i koruduğu yönündeki suçlamalara karşı Kremlin sürekli örtülü bir savunma durumunda. Çok sıkıştığında ise “Amacımız Esed’i korumak değil Suriye’nin bölünerek felakete sürüklenmesini önlemek ve rejimin çökmesini engellemektir” şeklinde çıkışlarda bulunuyor.

Eylül 2015’te BM Genel Kurulu’nda konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Suriye’ye asker gönderme gerekçesini şöyle formüle etmişti: “Esed rejiminin daveti, terörle savaş ve Suriye’deki dini azınlıkları korumak.” Belki de bu yüzden Ortodoks Kilisesi Rusya’nın Suriye’nin Humus kentindeki muhaliflere 30 Eylül’de düzenlediği ilk hava saldırısını “kutsal savaş” diye nitelemişti.

Asıl Hedef Çok Kutuplu Dünya

Oysa herkes biliyor ki Rusya sırf Esed istedi diye DEAŞ ve diğer muhaliflerle savaşmak için Suriye’ye gelmedi. Zira Rusya’nın Suriye’de savaştığı asıl aktörler ne DEAŞ ne de diğer muhalifler. Rusya, ABD ile savaşını sürdürmek için Suriye’de.

Bu bağlamda SSCB’nin dağılmasından sonra Putin ile birlikte yeniden küresel bir aktör olmaya başlayan Rusya’nın Suriye siyasetinin asıl gayesi ABD’nin 1991’den sonra devreye soktuğu ve 2008 Gürcistan Savaşı ile irtifa kaybetmeye başlayan tek kutuplu dünya sistemini yıkarak yerine çok kutuplu bir küresel sistemi inşa etmektir. Bunun yolu da Amerikan statükosunun dünyada askeri ve siyasi açıdan zayıflatılmasından geçiyor. Rusya, Astana ve Soçi süreçleriyle Türkiye’yi de yanına alarak ABD bloğuna karşı Suriye’de elini oldukça güçlendirmiş durumda.

Gorbaçov’dan Alınan Dersler

Karşımızda Sovyetler’in son lideri Mihail Gorbaçov döneminden ve Libya operasyonundan bu yana Batı ile nasıl bir ilişki kurulması gerektiği konusunda oldukça deneyim kazanmış yeni bir Rusya var. Komünist Partisi Genel Sekreteri ve SSCB Devlet Başkanı olarak Gorbaçov 1985-1991 arasındaki geçiş döneminde Sovyetler’in eski müttefiklerini Batı’nın insafına bırakarak nasıl büyük bir hata yaptığını sonradan defalarca itiraf etti. Şu an 87 yaşında olan Gorbaçov’un kötü tercihlerinden ders çıkaran Putin, bu hataların tekrarlanmaması için sadece Balkanlar ve Doğu Avrupa’daki müttefiklerini değil Ortadoğu’daki eski müttefiklerini de ABD’ye karşı savunmaya başladı.

Kremlin devlet politikası haline getirdiği bu stratejiyi sadece İran, Irak, Suriye ve Mısır gibi eski müttefikleriyle sınırlı tutmuyor. Batı’nın bağımsız politikalarından dolayı hedef seçtiği Türkiye gibi NATO üyesi ülkelerle de son yıllarda çok yakın stratejik ilişkiler geliştirerek Atlantik’e karşı elini güçlendirmeye çalışıyor.

Büyük güçlerin küresel satranç tahtasına dönüşen Suriye’de bu anlamda Esed kullanışlı bir piyondan başka bir anlam ifade etmiyor. Rusya işlevsel bir satranç taşı olarak gördüğü Esed sayesinde ABD’ye karşı hamle yapabiliyor.

Rusya’nın Uzun Vadeli Çıkarları

Moskova, SSCB’nin yıkılışını 20. yüzyılın en büyük “jeopolitik felaket”i olarak nitelemektedir. Bu nedenle küresel ve Ortadoğu özelinde Soğuk Savaş sonrası devreye giren ABD yanlısı dünya sistemini değiştirmeyi bir ölüm kalım meselesi olarak görüyor. Dolayısıyla Moskova, Suriye’de Washington’a karşı hem kendine hem de müttefiklerine alan açmaya çalışıyor. Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarına destek verilmesi Kremlin’in bölgeye dair bu uzun vadeli çıkarlarıyla da örtüşüyor.

Bu nedenle Rusya tıpkı Ukrayna ve Gürcistan’da izlediği siyasetin bir benzerini Suriye’de de devreye soktu. 2008 Gürcistan Savaşı’nda Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyan Rusya 2014’teki Ukrayna krizinde de Kırım’ı ilhak ederek ABD ile AB’nin güvenlik ve savunma stratejilerini tartışmalı hale getirdi. Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan dengeleri bozdu.

Rusya eskiden olduğu gibi tekil bir ülkeye karşı meydan okumuyor. ABD ile sembolleşen Batı sistemine karşı çıkıyor. Nitekim Batı dünyası da ajan krizi ve ekonomik ambargolarda da görüldüğü üzere Rusya’ya karşı blok halinde hareket ediyor.

Birçok Batılı ve Orta Asyalı uzman, ABD hegemonyasına kazan kaldıran Rusya’nın Suriye’de izlediği politikaları hayli riskli ama sonuç alıcı buluyor. Rusya ya ABD’nin Suriye ve diğer ülkelerdeki politikasına tepkisiz kalıp sistemin istikrarsızlığını seyredecekti ya da harekete geçip bu istikrarsızlıktan çıkar sağlama veya sistemi değişime zorlama yoluna başvuracaktı. Rusya ikinci yolu tercih etti.

Bu cephede yeni müttefiklere ihtiyaç duyan Rusya için en önemli aktör ise kuşkusuz Türkiye. Rusya eğer Türkiye ile ittifak kuramasaydı o zaman Suriye’de sadece İran, Esed rejimi ve Hizbullah ile aynı karede yer alacaktı. Böylece Batı dünyası, İsrail ve Suudi Arabistan dışında Türkiye’yi de yanına alarak Rusya cephesine dört bir koldan saldıracaktı. Bu ihtimal hayata geçseydi Suriye kaçınılmaz bir şekilde Rusya’nın ikinci Afganistan’ına dönüşürdü. Moskova bu riski Ankara ile ittifak kurarak bertaraf etmeyi başardı.

Rusya’nın Suriye’deki varlığı onun uzun vadeli askeri doktrinine ve yayılmacı hedeflerini gerçekleştirmeye de çok uygun. Çünkü NATO’ya karşı Rusya Akdeniz’de güçlü bir filo bulundurmak zorunda. Suriye’nin Lazkiye ve Tartus’taki deniz üsleri ile Hmeymim’deki hava üssü bu anlamda Rusya’nın Akdeniz ve Atlantik Okyanusu’ndaki varlığı için hayati bir önem taşıyor. Aslında Suriye bir başlangıç noktasıdır. Moskova’nın Suriye’den sonra Vietnam, Küba, Nikaragua, Şeyseller, Singapur ve Belarus’ta da yeni askeri üsler açma projesi olduğu biliniyor.

Siyasi ve İktisadi Stratejilerdeki Yenilik

Rusya’nın Suriye ısrarının bir nedeni de DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyondan dışlanmasıdır. Batı ailesine alınmayan Rusya, İran dışında İsrail başta olmak üzere bölgede birbiriyle rekabet halindeki Mısır, Suudi Arabistan ve Katar gibi aktörlerle de siyasi, askeri ve ticari anlamda yakın temas halinde.

Rusya özellikle Suriye’de ittifak halinde olduğu Türkiye ve İran gibi aktörlerle ekonomik, sosyal, teknolojik ve kültürel alanlarda da uzun vadeli stratejik ilişkiler geliştirmekten yana bir politika izliyor. Türkiye ile nükleer santral, enerji boru hatları ve S-400 füze savunma sistemleri konusunda varılan anlaşmalar Kremlin’in izlediği bu yeni stratejinin birer örneğidir.

Bu çerçevede Rusya 2010’da Suriye ile olan bir milyar dolarlık ticaretini iki-üç kat artırdı. 2013’te imzalanan anlaşma ile Şam rejimi, Rusya’nın Soyuzneftegaz firmasına Suriye topraklarında 25 yıllık gaz ve petrol arama hakkı tanıdı. Zira Rusya sadece askeri değil enerji alanında da Suriye’nin jeopolitik konumunun farkında. Suriye’nin Doğu Akdeniz’e açılan kıyılarına hakim olan Rusya bu yolla Basra Körfezi ile Ortadoğu’daki enerjinin Akdeniz ve Türkiye üzerinden dünya pazarlarına ulaştırılmasını denetleme avantajına sahip. Yine Avrupa üzerindeki enerji hegemonyasına alternatif projeleri baltalama imkanına da kavuşmuş görünüyor. Çünkü Avrupa gazının yüzde 64’ünü sağlayan Rusya bu imtiyazını kaybetmek istemiyor.

43 Yıl Sonra Ortadoğu’ya Dönüş

Rusya güneyinde 400 milyonu aşan Müslüman ülkelerden oluşan dev kuşağın daha önce ABD tarafından sıcak denizlere ve dünya pazarlarına açılmasına karşı bir bariyer olarak kullanıldığını unutmuyor. Böylece Suriye politikasında İslam dünyasını ve bu dünyanın doğal lideri Türkiye’yi yanına çekmekte kılı kırk yarıyor.

Batı dünyasının kuşatmasından dolayı şimdiye kadar sadece Baltık Denizi üzerinden dünyaya açılabilen Rusya için Kırım yoluyla Karadeniz’e ve Boğazlar’a oradan da Suriye’nin Akdeniz kıyılarındaki üslerine kavuşması ABD’nin kuşatmasına vurulmuş küresel bir darbe niteliğinde.

Enver Sedat’ın 1972’de Sovyet uzmanlarını ülkeden kovmasının ardından Rusya’nın Ortadoğu’ya tam 43 yıl sonra 2015’te Suriye cephesiyle birlikte yeniden döndüğünü akıldan çıkarmamakta fayda var. Yazının başında da vurguladığımız gibi Rusya’nın Suriye’deki temel amacı ABD’nin hegemonya ve kuşatmasını sarsıp küresel hedeflerini gerçekleştirmektir. Zira küresel bir güç olmanın yolu ve ilk adımı Ortadoğu’da varlık bulmaktan geçer.


Etiketler »