Kriter > Dış Politika |

Türkiye-Körfez İlişkilerinde Stratejik İttifakın İnşası


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üç Körfez ülkesine yönelik turu Türkiye’nin hem bölgesel hem küresel siyasette kritik öneme sahip bu coğrafyaya verdiği önemi gözler önüne sermektedir. Bu temaslarıyla Ankara bir taraftan Körfez bölgesindeki mevcut ortaklıkları daha da güçlendirmeye çalışırken, bir taraftan da bazı alanlarda görülen geç kalınmış iş birliği gündemlerini canlandırma çabası içerisinde olduğunu göstermektedir. Bu girişimlerin nihai hedefi ise Türkiye’nin Körfez bölgesindeki varlığını stratejik ittifaklara dönüştürerek bölge ülkeleri ile uzun vadeli, kurumsal ve sarsılmaz iş birlikleri kurmaktır.

Türkiye-Körfez İlişkilerinde Stratejik İttifakın İnşası
Cumhurbaşkanı Erdoğan, resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Umman'da, Umman Sultanı Heysem bin Tarık bin Teymur El Said'e Türkiye'nin yerli elektrikli otomobili Togg'u hediye etti. (TCCB/ Murat Çetinmühürdar / AA, 22 Ekim 2025)

Türkiye’nin dış politikada son yıllarda en yoğun etkileşimde olduğu coğrafyalardan birisi Körfez bölgesidir. Bu yakınlaşma özellikle 2020’den bu yana daha da artarken, Türkiye’nin bölgenin önde gelen dış politika aktörleriyle ortaklıkları büyümüştür. Bilhassa Katar’la uzun yıllardır süren yakın ilişkiler stratejik ortaklık formunu alırken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile de bir dönem rekabet üzerine şekillenen ilişkiler yerini iş birliği odaklı angajmanlara bırakmıştır. Öte yandan Ankara, bölgenin diğer ülkeleri Kuveyt, Umman ve Bahreyn ile de temaslarını sürdürerek olası iş birliği fırsatlarını gündeme almış ve savunma sanayiinden ticarete, enerjiden endüstriye birçok sektörde ortaklık imkanlarını hayata geçirme çabası içerisinde olmuştur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Körfez ülkeleriyle doğrudan temas kurma ve etkileşimde olma üzerine kurulu yaklaşımı bağlamında karşılıklı ziyaretler yoğun biçimde gerçekleşmiştir.

Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Erdoğan 21-23 Ekim 2025 tarihleri arasında üç ülkeyi kapsayan bir Körfez turu gerçekleştirdi. Beraberinde birçok bakan, bürokrat ve gazetecinin de katılımıyla sırasıyla Kuveyt, Katar ve Umman’a gerçekleştirdiği bu ziyaretle Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle savunma sanayii ve enerji gibi alanlarda Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle olan ilişkilerini güçlendirme hedefi doğrultusunda temaslarda bulundu. Ziyaret boyunca yürütülen temaslarda toplamda 24 iş birliği ve ortaklık anlaşması imzalanması, ilişkilerin çok daha güçlü bir yakınlığa evrilmesinin işareti olarak değerlendirilebilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu Körfez turundaki üç ülke olan Kuveyt, Katar ve Umman’ı diğer Körfez ülkelerinden ayıran bazı noktalar bulunmaktadır. Bunlardan ilki, bu üç ülkenin de özellikle dış politika yaklaşımları ve oryantasyonu konusunda bölgenin diğer ülkeleri olan Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn’den farklılaşıyor olmalarıdır. Özellikle Katar’ın Türkiye ile olan ilişkiler, Kuzey Afrika politikaları ve Müslüman Kardeşler hareketine yönelik ılımlı yaklaşımlarıyla Riyad ve Abu Dabi’den farklılaştığı görülmektedir. Öte yandan Umman ve Kuveyt’in de dış politikada angajmanlarında, Suudi Arabistan ve BAE’nin aksine, agresif ve müdahaleci bir tutumdan ziyade, tarafsız ve uzlaşmacı bir politikayı tercih ettikleri söylenebilir.

Kuveyt, Katar ve Umman’ı diğer Körfez ülkelerinden farklılaştıran bir başka husus da Filistin meselesine yönelik yaklaşımlarıdır. Hatırlanacağı üzere BAE ve Bahreyn, 2020’de İsrail ile İbrahim Anlaşmalarını imzalayarak ilişkileri normalleştirmişlerdi. Suudi Arabistan’ın da bu yönde bir adım atabileceği ihtimali son dönemde tartışılmaya başlanmıştır. Buna karşın Kuveyt, Katar ve Umman’ın birçok bölgesel ve uluslararası platformda, İsrail’in Filistin’deki işgal politikalarına karşı çıktığı görülmektedir. Bu ülkeler Filistinlilerin haklarının savunulması konusunda uluslararası düzeyde de diplomatik imkanlarını kullanmaktadırlar. Katar uzun yıllardır HAMAS üyelerine ev sahipliği yaparken, el-Cezire kanalı üzerinden de İsrail’e karşı uluslararası kamuoyu baskısı oluşmasına çaba göstermektedir. Umman’da da özellikle İsrail’in 7 Ekim sonrası Gazze’de gerçekleştirdiği katliamlar resmi açıklamalarla sert biçimde eleştirilmektedir. Bu tepki toplumsal düzeyde de kendisini göstermektedir. Katar, Umman ve Kuveyt’te Cuma hutbelerinde, televizyon yayınlarında ve sivil toplum kuruluşlarınca İsrail’e lanet okunurken, Gazze ve Filistinlilerle dayanışma mesajları verilmektedir.

Öte yandan özellikle Katar ve Umman’ın İran’a yönelik politikalar bağlamında da Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn’den ayrıştığını söylemek mümkündür. Nitekim Katar, Basra Körfezi’nde İran’la yaptığı iş birliği ve yine diğer bölgesel konularda örtüşen politikaları nedeniyle Tahran ile yakın bir çizgidedir. 2017’deki abluka sırasında da Katar’a özellikle gıda ürünleri tedarikinde Türkiye ile birlikte en ciddi desteği İran vermiştir. Öte yandan İran’ın Körfez bölgesinde en güçlü tarihsel ve kültürel bağları olan ülke ise Umman olarak belirtilebilir. Öyle ki bu iki ülke yakın dönemde hem kara hem de deniz kuvvetlerinin katılımlarıyla gerçekleşen askeri tatbikatlar yapmışlardır. Buna karşın Riyad, Abu Dabi ve Manama’nın İran’a karşı ABD ve İsrail’e yakın politikalar benimsedikleri görülürken, bu yönüyle Doha ve Maskat’tan farklılaştıkları da gözlemlenmektedir.

Son olarak üç ülkenin de özellikle savunma sanayii alanında hususen İngiltere ile yakın iş birlikleri ve bu bağlamda Türkiye’nin de bir süredir satın almayı planladığı Eurofighter Typhoon tipi savaş uçaklarına sahip olduğu bilinmektedir. Artan bölgesel riskler ve güvenlik endişeleri nedeniyle geçtiğimiz yıllarda Katar 22, Kuveyt 15 ve Umman da 12 adet Eurofighter jeti hava kuvvetleri envanterine katmıştı. Her ne kadar ABD ve İngiltere ile güvenlik iş birlikleri bulunsa da bu ülkeler kendi kapasitelerini de geliştirme çabası içerisinde oldular. Bu kapsamda Katar’ın 36, Kuveyt’in 28 ve Umman’ın da 12 adet Eurofighter siparişi verdiği rapor edilmiştir. Türkiye’nin ikinci el Eurofighter satın alımı konusunu gündemine aldığı düşünüldüğünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Körfez ziyaretinde bu üç ülkeyi seçmesi daha anlamlı hale gelmektedir. Nitekim ziyaret sonrası yapılan açıklamalarda Eurofighter jetlerinin satın alınması konusunun özellikle Umman ve Katar ile müzakere edildiği belirtilmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın körfez turunda 24 anlaşma, ortak açıklama ve bildiri imzalandı, AA İNFO
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Kuveyt, Katar ve Umman'ı kapsayan körfez turunda çeşitli alanlarda 24 anlaşma, ortak açıklama ve bildiri imzalandı. (Omar Zaghloul / AA, 23 Ekim 2025)

 

İş Birliğinden Stratejik Ortaklığa

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 21-23 Ekim tarihlerinde düzenlediği Körfez turu, Türkiye’nin bölge ülkeleriyle ilişkilerinin geleneksel iş birliği bağlamının da ötesine geçerek stratejik ortaklığa dönüşmesi anlamında da önem arz etmektedir. Son yıllardaki ilişkiler ve ortaklıkların boyutu düşünüldüğünde bu durum Katar örneğinde halihazırda sağlanmıştır. 5 Haziran 2017’de komşuları tarafından başlatılan siyasi bir ablukanın hedefi olan Katar’a Türkiye o dönem kritik bir destek vermiş ve iki ülke arasındaki ilişkiler çok güçlü bağlarla güçlendirilmiştir. Abluka sonrası Katar’a askeri üs kuran Türkiye, Doha yönetiminin küresel düzeyde en güvenilir partnerlerinden birisi haline gelmiştir. İzleyen yıllarda da Türkiye ve Katar ilişkileri, özellikle bölgesel politikalar bağlamında paralel bir şekilde devam etmiş ve gerek Afrika Boynuzu gerekse de Kuzey Afrika gibi coğrafyalarda ortak politikalar izlenmiştir. Son olarak Ankara ve Doha, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü katliamlar sırasında da örtüşen politikalar yürüterek Tel-Aviv’i ve Binyamin Netanyahu hükümetini uluslararası hukuk karşısında hesap vermeye davet etmiştir. Katar’ın bu tutumundan rahatsız olan İsrail, önce el-Cezire ve Katar Kızılayı’nın Gazze ofislerini bombalamış ve geçtiğimiz Eylül’de de başkent Doha’yı doğrudan hedef alarak buradaki HAMAS üyelerine yönelik bir saldırı gerçekleştirmiştir. İsrail’in bu saldırganlığı sonrasında Türkiye’nin Katar’a yönelik desteği devam etmiştir. Saldırı sonrası Doha’da gerçekleştirilen zirveye katılarak Katar Emiri Temim bin Hamad el-Sani’ye desteklerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar’a yönelik iki ay içerisinde ikinci ziyaretini de bu Körfez turu kapsamında düzenlemiştir.

Türkiye, son dönemde Katar ile yürüttüğü diplomatik temaslar ve girişimlerle benzer bir ilişki formülünü Kuveyt ve Umman ile de kurmayı hedeflemektedir. Kuveyt ile Türkiye arasında ilişkiler daha ziyade ekonomi ve toplumsal iş birlikleri bağlamında gerçekleşirken bu durum yakın dönemden itibaren değişmeye başlamıştır. 2024’te iki ülke ilişkilerinin tesisinin 60. yıl dönümü çerçevesinde Türkiye’yi ziyaret eden Kuveyt Emiri Şeyh Meşal es-Sabah, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmeleri sonrasında Türkiye’den savunma sanayii ithalatına ve askeri iş birliğinin artırılmasına ilişkin anlaşmayı imzalamıştır. Göreve geldiği 16 Aralık 2023’ten sonra Arap dünyasının dışında ilk ziyaretini Türkiye’ye yapan Emir es-Sabah, iki ülke ilişkilerinin daha da yakınlaşmasını arzuladıklarını da ifade etmiştir. Nüfusuna oranla Türkiye’ye en fazla turist gönderen ülke konumundaki Kuveyt, Türkiye’den emlak satın alan yabancı ülkeler sıralamasında ise ilk 10’da bulunuyor. Bu durum Kuveyt toplumunda Türkiye’ye yönelik ciddi düzeyde pozitif bir algı olduğunu gösterirken, ilişkilerin daha da güçlenmesine yönelik önemli bir potansiyelin varlığını da ortaya koyuyor.

Ziyaretin son durağı olan Umman ise Türkiye’nin son dönemde ilişkilere ivme kazandırmaya çalıştığı ülkelerden bir diğeri. Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında Suudi Arabistan’dan sonra kendi vatandaş nüfusu en kalabalık ülkesi olan Umman, özellikle son yıllarda Türkiye ile enerji, savunma sanayii ve turizm gibi alanlarda ilişkilerini güçlendirme sürecinden geçiyor. Özellikle enerji alanında iş birlikleri kapsamında Umman’dan Türkiye’ye sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatı da 2025 itibariyle başlamış, Türk savunma sanayiinin önde gelen şirketi Aselsan da Şubat 2025’te Körfez bölgesindeki dördüncü ofisini Umman’ın başkenti Maskat’ta açmıştı.

İki ülke arasındaki ilişkilerde en kritik gelişme ise geçtiğimiz yıl Umman Sultanı Heysem bin Tarık’ın Türkiye ziyaretiydi. Umman’dan Türkiye’ye devlet başkanı düzeyindeki bu ilk ziyarette iki ülke ilişkilerinin güçlendirilmesine yönelik anlaşmalar imzalanmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Körfez turu kapsamında Umman’ı da ziyaret etmesi, ilişkilerde yakalanan bu ivmenin devam ettirilmesi amacını taşıyor. Nitekim ziyaret kapsamındaki ülkelerden Katar ve Kuveyt ile 4’er anlaşma imzalanırken Umman ile 16 anlaşma imzalanması, Ankara’nın Maskat ile ilişkilere verdiği önemi ortaya koymaktadır. Umman ile Türkiye arasında imzalanan anlaşmalar arasında askeri iş birliği, savunma sanayii ve kritik mineraller gibi alanların bulunması da ilişkilerin stratejik iş birliğine doğru evrilebileceğinin göstergesi olarak değerlendirilebilir.

 

Kısıtlılıklar ve Fırsatlar

Bu noktada Türkiye’nin diğer Körfez ülkeleriyle çok daha yoğun teması mevcutken Umman ile neden bu temasların daha yavaş ilerlediğine ilişkin bazı notlar vermek faydalı olabilir. İlk olarak Umman’ın dış temaslar konusundaki mesafeli tutumu, bu durumda önemli rol oynamıştır. Her ne kadar geçmişinde uzak coğrafyalara hükmetmiş bir imparatorluğu barındırıyorsa da Umman’ın önceki Sultanı olan Sultan Kabus’un babası Sultan Said bin Teymur döneminde ciddi biçimde içine kapanık bir ülkeydi. Sultan Kabus’un 1970’de göreve gelişinin ardından ülke yeniden dışa açıldı ve modernleşme ve kalkınma süreci geçirdi. Bu dönüşüm kendine özgüydü ve diğer Körfez ülkelerinden farklıydı. Umman geleneklerine bağlı kalmayı, kültürü korumayı, dış ilişkilerinde tarafsız kalmayı ve dışa açılmada daha temkinli hareket etmeyi benimsedi. Öyle ki bu stratejinin bir parçası olarak Umman, bölgesel krizlerde taraflar arasında arabulucu rolüyle öne çıkmıştı. Dolayısıyla Umman’ın bölge dışı aktörlerle ilişkiler geliştirmesi kademeli bir doğrultuda gerçekleşmiş ve bu da Türkiye ile olan yakınlaşmanın zaman almasına neden olmuştur denilebilir.

Umman’ı dış ilişkilerde daha temkinli hareket etmeye iten unsurlardan bir diğeri de ülkenin İngiltere’yle olan yakın ilişkileriydi. Umman, özellikle Sultan Kabus’un göreve gelişi sürecinde İngiltere ile çok yakın bir koordinasyon içerisinde olmuştur. Bu durum izleyen yıllarda da devam etmiştir. Sultan Kabus’un 1970’ten 2020’ye kadar süren 50 yıllık iktidar dönemi boyunca İngiltere ile Umman ilişkileri çok güçlü biçimde sürmüştür. Bu durum Umman’ın diğer bölgesel ve küresel aktörlerle yakın ilişkiler kurmasını da kısmen etkilemiştir.

Özellikle ekonomik ilişkiler bağlamı göz önünde bulundurulduğunda Umman’da tarihsel olarak çok güçlü bir yere sahip olan Hindistan diasporasından bahsetmek gerekir. Geçmişten günümüze ülke ekonomisinde önemli yer tutan Hint diasporası, Umman’daki ekonomik faaliyetleri de yönlendiren önemli aktörler olarak kabul edilirler. Özellikle Hint kökenli iş adamlarının ülke ekonomisindeki bu konumları ve birçok sektörde başat aktör olmaları, yeni ekonomik aktörlerin ülkedeki finans ve ticaret ekosistemine dahil olmalarını güçleştirmektedir.

Öte yandan Umman ile Türkiye ilişkilerinin daha hızlı bir ivmeyle gelişmesinin arkasında bazı fırsatlar da bulunmaktadır. Umman geçmişe göre daha açık ve yenilikçi bir yönetimi benimsemekte ve Sultan Heysem bölgesel ve küresel düzeyde yeni aktörlerle iş birliklerine açık bir profil sergilemektedir. Bunun yanında Umman, yoğun askeri harcamalarıyla öne çıkan bir ülkedir. Geniş bir coğrafyaya sahip olan Umman’ın Yemen, Suudi Arabistan ve BAE’ye sınırları bulunmaktadır. Bu geniş coğrafyayı koruyabilmek ve olası krizler karşısında kapasitesini geliştirmek amacıyla Umman, yeni askeri teknolojilere sahip olma ve ordusunu modernize etme çabası içerisindedir. Bu noktada askeri tedarik kaynaklarını çeşitlendirme çabası içerisindeki ülke için Türkiye önemli bir tedarikçi konumuna gelebilecektir. Umman ayrıca Ortadoğu’da en uzun kıyı şeridine sahip bölge olması hasebiyle donanma kabiliyetlerini güçlendirmeye önem atfetmektedir. Ortadoğu ve Hint okyanusuna kıyısı olan en büyük askeri güçlerden Suudi Arabistan, İran, Pakistan, Hindistan’dan daha uzun bir kıyı şeridine sahip ülke olan Umman ile Türkiye, özellikle kıyıların ve denizlerin güvenliği bağlamında iş birliğini artırabileceklerdir.

Son olarak Umman’ın demografik olarak Körfez bölgesindeki diğer ülkelerden ayrışması, Türkiye ile yakınlaşma anlamında bir başka fırsat olarak görülebilir. BAE, Katar, Kuveyt ve Bahreyn’de nüfusun büyük çoğunluğu yerli vatandaşlardan oluşmazken Suudi Arabistan gibi Umman’da da nüfus önemli ölçüde kendi vatandaşlarından oluşmaktadır. Umman üç milyonu aşan vatandaş sayısıyla, Suudi Arabistan’dan sonra en büyük ikinci kendi nüfusuna sahip Körfez ülkesi konumundadır. Bu da Umman’la ilişkilerde toplumsal ve kültürel boyutun da öne çıkabilmesine imkan vermektedir. Ummanlılar için en önemli turizm destinasyonlarından birisi Türkiye iken her yıl binlerce Umman vatandaşı da Türkiye’den mülk satın almaktadır. Umman toplumunda Türkiye’ye yönelik olumlu algının varlığı da göz önünde bulundurulduğunda toplumsal ilişkilerin daha da yakınlaşması mümkün gözükmektedir.

Sonuç olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üç Körfez ülkesine yönelik turu, Türkiye’nin hem bölgesel hem küresel siyasette kritik öneme sahip bu coğrafyaya verdiği önemi gözler önüne sermektedir. Bu temaslarıyla Ankara bir taraftan Körfez bölgesindeki mevcut ortaklıkları daha da güçlendirmeye çalışırken, bir taraftan da bazı alanlarda görülen geç kalınmış iş birliği gündemlerini canlandırma çabası içerisinde olduğunu göstermektedir. Bu girişimlerin nihai hedefi ise Türkiye’nin Körfez bölgesindeki varlığını stratejik ittifaklara dönüştürerek bölge ülkeleri ile uzun vadeli, kurumsal ve sarsılmaz iş birlikleri kurmaktır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası