Kriter > Dosya > Dosya / Dünya Siyaseti |

İran Savaşı Konusunda Almanya’nın Kafası Neden Karışık?


Söylem düzeyinde Almanya dış politikasında insan hakları ve uluslararası hukukun önceliği gibi değerlerin savunulduğunu görürsünüz ama nihai kertede Almanya bu değerleri değil, kendi çıkarlarını savunan bir dış politika izler. Fakat söz konusu olan siyonistlerin hedefleri olunca Almanya’nın kendi çıkarlarını önceleyen bir dış politika çizgisi tutturmakta zorlandığı görülür. Bunun nedeni de siyonistlerin ABD’de sahip oldukları büyük güç ve bu gücü kullanarak Almanya üzerinde sahip oldukları yüksek etkidir.

İran Savaşı Konusunda Almanya nın Kafası Neden Karışık
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Ortadoğu ve İran’daki son gelişmeler hakkında basın toplantısı düzenledi. (Halil Sağırkaya / AA, 1 Mart 2026)

Ortadoğu’da 28 Şubat’ta siyonistlerin isteğiyle İsrail ve ABD’nin başlattığı saldırı savaşı, kısa sürede bütün bölgeyi saran ve küresel ekonomiyi tehdit eden bir yangına dönüştü. Almanya’nın bu savaş konusundaki tavrına bakıldığında, bu ülke dış politikasında belirgin olan iki klasik refleksin çatışmasının kafa karışıklığına yol açtığı görülür: Siyonizmin çıkarları ile Almanya’nın çıkarları.

Bazıları asıl çatışmanın Almanya’nın çıkarları ile bu ülkenin uluslararası hukuk ve insan haklarını savunan kimliği olduğunu zanneder ama Alman dış politikasında böyle bir çatışma hiç söz konusu değildir. Kuşkusuz Almanya’da dış politikada insan hakları ve uluslararası hukukun öncelenmesi gerektiğini düşünenler vardır ama onlar hiçbir zaman belirleyici değillerdir. Söylem düzeyinde Almanya’dan bu tür değerlerin savunulduğunu görürsünüz ama nihai kertede Almanya bu değerleri değil, kendi çıkarlarını savunan bir dış politika izler. Fakat söz konusu olan siyonistlerin hedefleri olunca Almanya’nın kendi çıkarlarını önceleyen bir dış politika çizgisi tutturmakta zorlandığı görülür. Bunun nedeni de Holokost nedeniyle Almanya’nın kendisini Yahudilere karşı borçlu hissetmesi falan değildir, siyonistlerin ABD’de sahip oldukları büyük güç ve bu gücü kullanarak Almanya üzerinde sahip oldukları yüksek etkidir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, güvenlik açısından olduğu kadar ekonomik açıdan da ABD’ye bağımlı bir ülke olarak gelişme gösteren Almanya, Washington ile arasındaki bu bağımlılık nedeniyle günümüze kadar İsrail’in yayılmacı ve saldırgan politikalarının Avrupa’daki en büyük destekçilerinden biri olmuştur. Bu destek Berlin için bir tercihten çok zorunluluk olarak tezahür etmiştir. Zira siyonizmin hedefleri doğrultusunda İsrail’in talep ettiği ekonomik ve askeri desteğin verilmemesi, Almanya’nın ABD’nin baskılarının hedefi olması anlamına gelecekti. Zamanla Almanya’daki Yahudi nüfusunun da yeniden artışıyla birlikte bu ülkedeki siyonist lobinin de güçlenmesi, Almanya’nın İsrail’e desteğinin iyice garanti altına alınmasını sağlamıştır.

Gerek ABD’deki gerekse Almanya’daki siyonist lobilerin etkisiyle Berlin’in Ortadoğu politikasının bu kadar aşırı İsrail yanlısı olması, yakın zamana kadar Almanya’nın çıkarları açısından önemli sorunlara yol açmıyordu. İsrail yayılmacılığının Ortadoğu’da neden olduğu insani trajediler, Alman kamuoyunun bazı kesimlerinde tepkiye neden oluyordu ama bunlar Berlin’in göğüsleyemeyeceği zorluklar değildi. Ayrıca İsrail’in savaşları, bir ticaret devleti olan Almanya’nın ticaretine zarar veren sonuçlar doğurabiliyordu ama Berlin için siyonist lobinin kontrolündeki ABD ile ilişkilerin getirdiği faydaların çok daha fazla olması, bu zararları tahammül edilebilir kılıyordu. Fakat şimdi İran-İsrail/ABD savaşına dair Berlin’den gelen çelişkili açıklamalar, Almanya’nın bu tahammül sınırının zorlandığını gösteriyor.

 

Saldırıya Destek Veren Merz’den Savaşa Katılmama Kararı

Önce Almanya’nın ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan savaşa nasıl tepki verdiğini ele alalım, ardından bu tepkilerde kendisini gösteren kafa karışıklığının nedenini analiz edelim. İsrail ve ABD’nin doğrudan İran dini liderini ve Minab şehrindeki bir kız ilkokulundaki yaklaşık 160 öğrenciyi öldürerek başlattıkları savaşa Alman Başbakanı Friedrich Merz’in ilk tepkisi, ABD/İsrail saldırılarının uluslararası hukuka uygun olduğu ve İran’daki rejimin yıkılması gerektiği yönündeki açıklaması oldu. Bu açıklamasıyla Merz, Amerikan Başkanı Trump’ın savaşın hedefinin İran’da bir rejim değişimi olduğu yönündeki politikasına destek verdi.

Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, Alman hükümetinin ileri gelen üyelerinin açık bir şekilde uluslararası hukuka aykırı olarak başlatılan bu saldırıyı destekleyici açıklamaları, Berlin’in uluslararası siyasal sistemi nasıl okuduğunu ve uluslararası hukukla ilgili tasavvurunun siyonistler tarafından nasıl şekillendirildiğini açık bir şekilde göstermiştir. Daha savaş öncesinde İran’da bir rejim değişikliği gerektiğini söyleyerek ABD ve İsrail’in bu ülkeye yönelik saldırı hazırlıklarına destek veren Almanya Başbakanı Merz, saldırının başlamasıyla birlikte bu desteğini tekrarlamış ve uluslararası hukuk alanında uzman akademisyenlerin aksini söylemelerine rağmen bu saldırının uluslararası hukuka uygun olduğunu söylemiştir. Savaşın dördüncü gününde ABD’ye yaptığı ziyarette Trump’la görüşmesinin ardından yapılan basın açıklamasında “Tahran'daki bu korkunç rejimin ortadan kaldırılması gerektiği konusunda hemfikiriz” ifadelerini kullanan Merz, İran’da rejim değişikliği arzusunu da yeniden dile getirmiştir. Bu görüşmede Merz’in Amerikan Başkanı’nın, ülkelerindeki Amerikan üslerini İran’a karşı saldırıda kullandırmaya karşı çıkan İspanya ve İngiltere’ye karşı sert sözlerine itiraz etmemesi, Avrupa’da ciddi eleştirilere neden olmuştur. Ancak Alman Başbakanı bu suskunluğunun karşılığını Trump’ın Almanya’yı öven sözleriyle almış ve ABD’den memnun ayrılmıştır.

Alman Başbakanı bu şekilde saldırının meşruluğunu ileri sürüp saldırgan İsrail ve ABD’ye destek vermesine rağmen ülkesini bu savaşın dışında tutmak istemiştir. Berlin’in bu tavrının geçen yılki İsrail-İran savaşı sırasında Başbakan Merz’in “Bu, İsrail’in hepimiz için yaptığı pis iştir” açıklamasıyla aynı çizgide olduğunu ifade etmek gerekir. Sadece şimdi Batı’nın Ortadoğu’da “pis işlerini” yapan aktöre Netayahu’nun baskısıyla ABD de eklenmiştir. Pis işleri başkası yaptığı ve Almanya için fazla maliyet üretmediği sürece Berlin için pek bir sorun olmadığı söylenebilir. Ancak bu defa çok önemli bir sorun ortaya çıktı.

ABD'nin Hürmüz koalisyonu çağrısı Ülkelerin tutumu, AA İNFO
ABD'nin Hürmüz Boğazı'nın güvenliğini sağlamaya yönelik koalisyon talebine bazı ülkelerin aldığı pozisyonlar. (Mehmet Yaren Bozğun / AA, 17 Mart 2026)

 

ABD ile Almanya’nın Arası Açılıyor

Netanyahu’nun baskı ve manipülasyonlarıyla savaşa giren Trump, işler istediği gibi gitmeyince ve özellikle de Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması nedeniyle NATO müttefiklerinin de savaşa dahil olmalarını istedi. Benzer şekilde İsrail’in de İran’a karşı savaşa hem bölge ülkelerini hem de siyonizmin etkisi altındaki Avrupalı ortaklarını dahil etme arzusu içerisinde olduğu biliniyor. İsrail bu şekilde, İran’a karşı uzun sürecek bir yıpratma savaşında kendi maliyetlerini azaltmak istiyor. Trump ise kendi gücüyle açamayacağını düşündüğü Hürmüz Boğazı’nı müttefiklerinin desteğiyle açıp küresel enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle hükümeti üzerinde artan baskıyı ortadan kaldırmak istiyor. Almanya’nın ABD ve İsrail’den gelen bu talebe cevabı açık bir “hayır” oldu. Başta Başbakan Merz olmak üzere Alman siyasetçilerin önemli kısmı, İsrail ve ABD’nin bu savaşı başlatırken kendilerine danışmadıklarını ve bu savaşın NATO’nun işi olmadığını söyleyerek Hürmüz Boğazı’nın açılması için askeri destek vermeyi reddettiler. Diğer Avrupa ülkelerinin tavrı da benzer şekilde oldu.

Almanya ve diğer Avrupalı NATO müttefiklerinin destek vermeyi reddetmeleri, Trump’ın öfkesini üzerlerine çekmelerine neden oldu. Mart başındaki Merz’in ziyareti sırasında saldırıya verdiği destek nedeniyle Merz’e ve Almanya’ya övgüler düzüp, savaşa karşı çıkan İspanya’yı yeni gümrük vergileriyle tehdit eden Amerikan Başkanı, bir konuşmasında Alman Başbakanının ismini zikrederek “bu bizim savaşımız değil” ifadesini eleştirmiştir.

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ise bir adım daha ileri giderek 24 Mart’ta yaptığı bir konuşmada, İsrail ve ABD tarafından başlatılan saldırının açık bir şekilde “uluslararası hukukun ihlali” ve "siyasi açıdan felaket bir hata" olduğunu söyleyerek uluslararası hukukun savunulması ve ABD hükümetine daha fazla mesafe konulması çağrısında bulunmuştur. Steinmeier ayrıca “Uluslararası hukuk ihlallerini uluslararası hukuk ihlali olarak adlandırmamak, dış politikamızı daha inandırıcı hale getirmez… Bununla Gazze Savaşı'nda da uğraşmak zorunda kalmıştık, İran Savaşı'nda da bununla başa çıkmak zorundayız” şeklindeki ifadeleriyle Almanya’nın İsrail ile ilgili konulardaki pozisyonundaki soruna değinmiştir.

Steinmeier’in bu sözleri, Almanya’daki siyonist çevrelerce sert şekilde eleştirilmiş ve “sembolik temsil makamındaki cumhurbaşkanının” hükümet ile uyumlu bir çizgide olması talep edilmiştir. Almanya’yı alışılmış şekilde İsrail’in çıkarlarının arkasında hizalama ve yeniden yörüngeye oturtma çabasının halen oldukça fazla taraftarı olduğunu ifade etmek gerekir. Çok sayıda siyasetçi ve medya mensubunun bu çabanın parçası olması, siyonizmin Almanya’da etkin kalmaya devam ettiğini gösteriyor. Ancak İsrail saldırganlığının sınır tanımaması ve yanına ABD’yi de alarak bütün Ortadoğu’yu ve dolaylı olarak küresel ekonomiyi yakacak boyuta ulaşması, bütün dünyada olduğu gibi Almanya’daki yerli siyasetçileri de artık daha fazla rahatsız ediyor.

Enerji açısından dışa bağımlı bir ülke olan Almanya’nın, İsrail-ABD saldırganlığı sonucunda büyük ekonomik zararlara uğramaya başlaması ve İran Savaşı nedeniyle ABD’nin Rusya petrolüne yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırma kararının Ukrayna Savaşı’na destek veren Avrupa cephesine verdiği zarar, Berlin’deki bazı çevrelerin ABD-İsrail eksenine karşı sabrını zorluyor. 2026’ya, Covid Krizi ve Ukrayna Savaşı nedeniyle son yıllarda ağır yara alan Alman ekonomisinin toparlanacağı yıl gözüyle bakan ekonomistler, İran Savaşı’nın etkileri nedeniyle artık bu yılın da bir kayıp dönemi olacağını söylüyorlar.

Almanya’nın siyonistlerin başlattığı bu savaş nedeniyle karşı karşıya kaldığı tablo, geldiğimiz noktada Başbakan Merz gibi baştan beri bu haksız savaşa destek veren ve İran’da rejim değişikliği hayali kuran fazla İsrail dostu siyasetçilerin bile kafasını karıştırmış durumda. 27 Mart’ta Frankfurter Allgemeine Zeitung’un düzenlediği bir etkinlikte konuşan Merz, “Trump’ın şu anda yaptığı şey, gerilimi azaltmak ve barışçıl bir çözüm bulmaya çalışmak değil, sonucu belirsiz olan büyük bir tırmanış” ifadeleriyle Amerikan Başkanını eleştirmiştir. Alman Başbakanının “Rejim değişikliği gerçekten hedef mi? Eğer hedef buysa, bunu başaracaklarını sanmıyorum. Bu tür girişimler çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanmıştır” şeklindeki sözleri ise daha dört hafta önce savunduğu tezlerden artık kuşku duyduğunu göstermiştir.

Merz’in eleştirilerinin Trump’ı bu savaşa zorlayan İsrail’i değil de doğrudan Amerikan Başkanı Trump’ı hedef alması ise siyonizmin Almanya’daki gücünü koruduğunu gösteriyor. Alman Başbakanı, bu savaşın Trump’ın sonunu getireceğini ama siyonizmin ABD’de kalıcı olduğunu düşünüyor olabilir. Belki ilk tahmini isabetli ama ikinci tahmininde yanılıyor olabilir. Tıpkı İran’daki rejimin kolayca devrileceği beklentisinde yanıldığı gibi, belki siyonist saldırganlığın ABD’yi sürüklediği felakete karşı, bu ülkede oluşan öfkenin en azından Hristiyan Siyonizmi için sonun başlangıcı anlamına gelebileceğinin farkında olmayabilir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası