Kriter > Dosya > Dosya / İran-ABD Savaşı |

Yanlış Hesap Tahran’dan Döner


Savaşın ilk günlerinde ortaya çıkan tablo, ABD ve İsrail’in başlangıçta öngördüğünden daha dirençli bir İran askeri ve siyasi tepkisine işaret ederken, çatışmanın hızlı ve belirleyici bir operasyon olmaktan ziyade daha uzun ve çok katmanlı bir savaşa evrilebileceğine dair güçlü sinyaller verdi. Şu aşamada ABD’nin askeri kayıpları sınırlı görünse de çatışmanın derinleşmesi halinde beklenmedik ölçekte kayıpların ortaya çıkması ihtimali göz ardı edilemez. Özellikle bir kara harekâtı seçeneğinin gündeme gelmesi durumunda kayıpların dramatik biçimde artması ve bunun Amerikan iç siyasetinde ciddi bir kırılma oluşturması mümkündür.

Yanlış Hesap Tahran dan Döner
İsrail ve ABD saldırılarına misilleme olarak İran saldırısı sonrası arama kurtarma ekipleri ve çok sayıda sağlık birimi Tel Aviv'e sevk edildi. Saldırıda sekiz İsrailli öldü. (Stringer / AA, 1 Mart 2026)

28 Şubat sabahı ABD ve İsrail, Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi’nin ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile görüşmesi sonrası yaptığı “barışın hemen mümkün olduğu” yönündeki açıklamasına adeta yanıt verircesine İran’a karşı kapsamlı bir askeri saldırı başlattı. Saldırılar, İran’ın siyasi ve askeri komuta yapısını hedef alan açık bir dekapitasyon stratejisi çerçevesinde yürütüldü; saldırılarda aralarında İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in de bulunduğu çok sayıda üst düzey siyasi ve askeri figürün öldürüldüğü bildirildi. Tahran ise kısa süre içinde balistik füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla misillemeye başladı. Savaşın ilk günlerinde ortaya çıkan tablo, ABD ve İsrail’in başlangıçta öngördüğünden daha dirençli bir İran askeri ve siyasi tepkisine işaret ederken, çatışmanın hızlı ve belirleyici bir operasyon olmaktan ziyade daha uzun ve çok katmanlı bir savaşa evrilebileceğine dair güçlü sinyaller verdi.

ABD/İsrail kaynakları, savaşın ilk 5 günü içerisinde 2 bin hedefi vurduklarını açıklamışlardır. ABD Başkanı Donald Trump ve Savunma Bakanı Pete Hegseth’in askeri zafer ile ilgili oldukça özgüvenli konuştukları ve eksiksiz bir başarı tablosu çizdikleri görülmektedir. İki ülkenin yakın koordinasyonunda gerçekleşen saldırılarda bir iş bölümü dikkati çekiyor; ABD kuvvetleri askeri tesislere yoğunlaşırken İsrail ise siyasi ve askeri liderlik hedeflerine saldırmaktadır. Bu anlamda ABD’nin ülkenin altyapısını, İsrail’in ise yönetim ve komuta kademelerini felç etmeye çalıştığı görülmektedir. ABD/İsrail saldırıları, diğer bir taraftan okul ve hastane gibi sivil hedeflere de yönelmekte ve yüzlerce sivilin katledilmesine sebep olmaktadır.

 

İran’ın Yanıtı

Tahran yönetimi, çatışmaya bu kez görece daha hazırlıklı bir pozisyonda yakalandı. İranlı karar alıcılar, tüm stratejik yatırımlarını diplomatik sürece bağlamamış ve müzakerelerin ortasında dahi hedef alınabileceklerinin farkında olarak hareket etmişti; bu nedenle saldırının getirdiği sürpriz etkisi sınırlı kaldı. Komuta kademesinde yaşanan ağır kayıplara rağmen İran kısa sürede organize bir misilleme kapasitesi ortaya koydu. Füze ve insansız hava aracı salvolarıyla doğrudan İsrail ve ABD askeri hedeflerine yönelen Tahran, Körfez’deki ABD üslerini, diplomatik tesisleri, ABD askerlerinin konuşlandığı konaklama alanlarını ve bazı bölgesel havalimanlarını hedef aldı. Aynı zamanda İran’ın radar ve erken uyarı sistemlerini vurmayı amaçlayan saldırılar düzenleyerek kendi füze operasyonlarının etkinliğini artırmaya çalıştığı gözlendi. Buna ek olarak Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma yönündeki hamlesi, küresel enerji arzını baskı altına alarak uluslararası ekonomik sistem üzerinde şok etkisi doğurmayı hedefleyen stratejik bir adım olarak öne çıktı. Bölgenin güvenlik mimarisini doğrudan etkileyen bu adımlar, İran’ın bu kez çatışmaya yalnızca tepki veren değil, aynı zamanda stratejik sonuç üretmeyi amaçlayan daha hazırlıklı bir aktör olarak girdiğini göstermektedir.

Bununla birlikte İran’ın savaşın ilk günlerinde gerçekleştirdiği yoğun misilleme saldırılarının hacminin, ilerleyen günlerde belirgin biçimde azaldığı gözlemlendi. Bu düşüşün, füze stoklarının hızla tüketilmesi ya da atış rampalarının hedef alınarak imha edilmesi gibi operasyonel nedenlerden kaynaklanmış olabileceği değerlendirilmektedir. Ancak alternatif bir yorum da Tahran’ın savaşı zamana yayma ve uzun soluklu bir çatışma yürütme niyetinden dolayı füze envanterini daha temkinli ve stratejik biçimde kullanmayı tercih ettiği yönündedir. Nitekim İran’ın gerçek füze kapasitesi hakkında ciddi belirsizlikler bulunmaktadır ve Tahran yönetimi, bu belirsizliği bilinçli biçimde hem bir caydırıcılık aracı hem de savaş dönemlerinde bir aldatma unsuru olarak kullanmaktadır. Öte yandan Körfez’deki ABD askeri unsurlarının hedef alınması, bölge monarşilerini doğrudan İran ile karşı karşıya getiren yeni bir güvenlik dinamiği oluşturmuştur. Bu gelişmenin kısa vadede doğrudan askeri bir sonuç üretmesi beklenmese de uzun süredir İran politikası konusunda parçalı bir görünüm sergileyen Körfez ülkelerinin zamanla daha koordineli ve ortak bir tutuma yönelmesine zemin hazırlayabilir.

ABD'nin hasar gören merkezleri, AA İNFO
ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının ilk 4 gününde yaklaşık 2 milyar dolar değerinde askeri ekipman kaybettiği belirlendi. (Murat Usubali / AA, 5 Mart 2026)

 

Savaşın Bölgeselleşmesi Riski

ABD ve İsrail’e karşı ilk bölgesel reaksiyon Tahran’ın müttefiklerinden geldi. Irak’taki bazı Haşdi Şabi unsurları ile Lübnan merkezli Hizbullah çatışmalara kısmen dahil olurken, önümüzdeki günlerde hem bu aktörlerin hem de Yemen’deki Ensarullah hareketinin operasyonel temposunu artırması muhtemel görünmektedir. Savaşın uzaması durumunda bölgesel silahlı ağların rolünün giderek daha belirleyici hale gelmesi beklenebilir. Çatışmanın klasik bir devletler arası muharebeden ziyade bir yıpratma savaşı formuna evrilmesi ölçüsünde, devlet dışı silahlı aktörlerin sahadaki etkisi ve görünürlüğü de artacaktır. Bununla birlikte savaşın bölgesel askeri dinamiklerinin yanı sıra Lübnan ve Irak’ın iç siyasi dengelerini de etkilemesi kuvvetle muhtemeldir. Özellikle Hizbullah’ın silahsızlanmasına yönelik tartışmalar ile Irak siyasetinde Şii aktörlerin pozisyonu, savaşın seyrine paralel biçimde yeniden şekillenebilir.

Öte yandan Körfez’deki ABD askeri varlığına yönelik saldırılar, kısa vadede doğrudan bir karşılık üretmese bile, çatışmanın uzaması halinde İran’a karşı Körfez merkezli daha doğrudan askeri tepkilerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Ayrıca İran’ın resmi olarak sorumluluğunu reddettiği halde komşu ülkelere yönelen füze ve insansız hava araçlarının getirdiği güvenlik tartışmaları da dikkat çekmektedir. Özellikle Türkiye ve Azerbaycan yönüne düşen bu tür mühimmat olayları, savaşın coğrafi risk alanını genişleten gelişmeler olarak değerlendirilmekte ve çatışmanın devam etmesiyle birlikte benzer hadiselerin sayısında artış yaşanabileceğine işaret etmektedir.

 

Savaşın Kaderi

Amerikan kamuoyunda ise Başkan Donald Trump ve ekibinin, İran’a karşı başlatılan savaşı gerekçelendirme konusundaki söylem karmaşası giderek daha fazla tartışma konusu olmaktadır. Hükümet yetkililerinin farklı hedefler ve savaşa dahil olma gerekçeleri ileri sürmesi, Washington’ın bu çatışmadaki stratejik amacını muğlaklaştırmaktadır. Tartışmanın merkezinde ise temel bir soru yer almaktadır: ABD’nin hedefi İran’da bir rejim değişikliği mi, yalnızca İran’ın bölgesel ve askeri davranışlarını dönüştürmek mi, yoksa Washington’ın esasen İsrail’in güvenlik öncelikleri doğrultusunda savaşa dahil olması mı? Buna dair net ve tutarlı bir stratejik çerçevenin ortaya konulamaması, ABD’nin savaştaki meşruiyetini ve sürdürülebilirliğini, iç politikada daha kırılgan hale getirmektedir.

Buna karşılık İran cephesinde savaşın gerekçelendirilmesi çok daha net ve güçlü bir anlatı üzerine kurulmaktadır. Saldırılar sırasında aralarında dini liderin de bulunduğu üst düzey siyasi ve askeri isimlerin kaybedilmesi, İran toplumunda çatışmayı yalnızca bir güvenlik krizi değil, aynı zamanda ulusal ve dini bir savunma mücadelesi olarak çerçevelemektedir. Bu durum İran’ın savaş motivasyonunu güçlendiren önemli bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Dahası, İran uzun yıllara yayılan bölgesel savaşlar, vekalet çatışmaları ve yaptırım koşulları altında önemli bir dayanıklılık ve çatışma tecrübesi geliştirmiştir. Özellikle yıpratma savaşları, İran stratejik kültürüne yabancı değildir. Bu nedenle çatışmanın uzaması halinde askeri, ekonomik ve siyasi maliyetlerin Washington açısından giderek artması muhtemeldir.

Şu aşamada ABD’nin askeri kayıpları sınırlı görünse de çatışmanın derinleşmesi halinde beklenmedik ölçekte kayıpların ortaya çıkması ihtimali göz ardı edilemez. Özellikle bir kara harekâtı seçeneğinin gündeme gelmesi durumunda kayıpların dramatik biçimde artması ve bunun Amerikan iç siyasetinde ciddi bir kırılma oluşturması mümkündür. Bu tür bir senaryo, tarihsel hafızada derin izler bırakan Vietnam travması benzeri uzun ve maliyetli bir askeri angajmanın yeniden gündeme gelmesi riskini de beraberinde getirebilir. Bir diğer ifadeyle, yanlış hesap Tahran’dan dönebilir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası