Kriter > Medya Kritik |

“Seçim Güvenliği” Manipülasyonu


Seçim ve sandık güvenliği ile ilgili konuların muhalefet parti ve temsilcileri tarafından her seçim döneminde sıklıkla dile getirilmesi, toplumsal okumayı doğru yapamamalarından kaynaklanıyor.

Seçim Güvenliği Manipülasyonu

Ülkemizde yıllardır her seçim döneminde tekrarlanan bir durum var. Kendi başarısızlığını, sorumsuzluğunu ve samimiyetsizliğini iflah olmaz biçimde başka yerlerde arayan bir anlayışın bugün bir kez daha ortaya çıkışına şahitlik ediyoruz. Her seçim öncesinde seçim ve sandık güvenliğini meşruiyet krizine uğratmak isteyen, seçim süreçleriyle ilgili kamuoyunda şaibe olduğu fikrini dolaşıma sokan bu anlayış hiçbir seçim döneminde aynaya bakma ihtiyacı duymamaya devam ediyor.

Özellikle son 16 yılda AK Parti iktidarının yerel ve genel seçimlerde elde ettiği sayısız seçim zaferi öncesi ve sonrası daha da pervasızlaşan ve seviyeyi düşüren bu anlayış 24 Haziran seçimlerinde de aynı tavrı sürdürdü. Günler öncesinden seçimde “iktidarın hile yapacağı”, bu nedenle “sandık güvenliğinin önemli olduğu” ve “sandıklara mutlaka sahip çıkmak gerektiği” gibi konular özellikle sosyal medyada sıklıkla işlendi. Hatta bu konu sadece sosyal medyada kendini muhalif gören kimi bireylerin kendi aralarında konuştukları sıradan bir durum olmaktan çıkıp, en üst perdeden bizzat CHP Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin seçim polemiği haline getirdiği bir konu bile oldu.

İnce gerek seçim meydanlarında gerekse 24 Haziran günü oy kullanma işleminin bittiği saatlerde açıklamada bulunarak, “Bu seçimi AA değil, millet belirleyecek. Ne yaparlarsa yapsınlar kazanacağız, kuşkum yok. AA’nın Erdoğan’ın en yüksek oy aldığı yerlerden başlayacağını, toplumu yanıltacağını biliyoruz. Bu numarayı yeniden yapacaklar. Sandıkları asla terk etmeyiniz. Islak imzalı tutanakları almadan ayrılmayınız. Islak imzalı belgeleri teslim ettikten sonra seçim merkezlerinin önüne gidiniz” ifadelerini kullandı. Sayımlar devam ederken CHP’li Bülent Tezcan bir açıklama yaparak yarışta önde olduklarını söylemiş ve AA’yı suçlamıştı.

Muhalefetin Dezenformasyon Çabaları

Muharrem İnce’nin yanı sıra Meral Akşener ve muhalefet bloğunda yer alan diğer adaylar da bu konuyu seçim süreci boyunca diğer birçok konu gibi seçmenle ve bütün kamuoyu ile etkileşime girebilme unsuru olarak kullandılar. Bir yandan kendi seçmenlerine umut, inanç ve güven vermeye çalıştılar diğer yandan kararsız kitlenin zihninde bir “acaba” oluşturmaya gayret gösterdiler. Söz konusu “acaba”lar ve “soru işaretleri” birçok konu üzerinden özellikle sosyal medya aracılığıyla oluşturulmak istendi. Zira Millet İttifakı’nda yer alan adayların tamamı her ne kadar siyasi bir geçmişe sahip olsalar da seçim sürecinde genel seçmen kitlesi ve toplumla kuracakları iletişim dilinden yoksun bulunmaktaydılar. Bu nedenle onlar için sosyal medya çok büyük imkanlar sağlamaktaydı. Çok küçük bir detayın bile rahatlıkla “yürüyebildiği” bir mecra olan sosyal medya seçim ve sandık güvenliği açısından da dezenformasyonun hızla yayıldığı bir mecra haline geldi. Oldukça akışkan bir doğaya sahip sosyal medyada manipülatif bir dil dolaşıma sokularak dezenformasyon ve trol kültürü üzerinden kitlelere umut aşılanmaya çalışıldı. Özellikle Twitter’da #sandık, #sandıkihbar, #SandıgaSahipCık, #AdilSecim, #SandıkGücü, #SandıklarBizeEmanet, #UrfadaOyÇalınıyor, #AdilSeçim ve daha birçok etiket üzerinden partiler, liderler, barolar, STK’lar ve diğer kullanıcılar tarafından seçim güvenliğine ilişkin yoğun bir çalışma yürütüldü.

Seçim ve sandık güvenliğine dair bu denli yoğun faaliyetler paradoksal biçimde AK Parti’nin seçim zaferi söz konusu olduğunda veya olacağında daha çok gündeme gelmektedir. Aksi durumda ise seçim ve sandık güvenliği ile ilgili en küçük bir problemin veya yanlışın söz konusu olamayacağını partilerin en yetkili isimleri bizzat ifade etmektedirler. Özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinde AK Parti’nin görece diğer seçimlere göre oy kaybetmesi veya 16 Nisan 2017 referandumunda oranların birbirine yakın (yüzde 51,41 “evet”, yüzde 48,59 “hayır”) çıkması gibi muhalefet partilerini memnun eden bazı durumlarda yorumlar farklılaşabilmektedir. Bu anlamda seçimlerin güvenilirliğine dair “kimsenin kuşku duymaması gerektiği”, “seçim sonuçlarını farklı teyit etme ve karşılaştırma imkanlarının olduğunu” bizzat muhalefet partisi yetkilileri ifade etmektedirler. Örneğin CHP’li Özgür Özel 16 Nisan referandumu ile ilgili olarak, “Oylar çalınacakmış bilmem ne. Bir sürü yalanlar. ‘SEÇSİS’ denen sistemde bir tane OY çalınması mümkün değil. En ufak bir uyumsuzlukta sistem ALARM veriyor ve bu sistem bütün partilerde var” diyerek oy çalmanın mümkün olmadığına işaret etmektedir.

Aynı şekilde AK Parti’nin iktidar olması nedeniyle devletin kurumlarına hükmedebildiği ve onları istediği gibi yönlendirebildiği belirtilmektedir. Bu nedenle YSK (Yüksek Seçim Kurulu), AA (Anadolu Ajansı) gibi kurumlar hedef tahtasına oturtularak seçim/sandık güvenliğine ilişkin konular sıklıkla işlenmektedir. Oysa iletişim teknolojilerinin hem bireysel hem de kurumsal düzeyde bu denli yoğun kullanıldığı ve hemen herkesin her bilgiye ulaşabildiği bir dönemde söz konusu kurumların herhangi bir bilgi veya gerçeği gizleme imkanı bulunmamaktadır. Bu gerçeği herkes kadar bu iddiaları gündeme taşıyan muhalefet parti ve temsilcileri de bilmektedirler. Fakat bununla birlikte özellikle sosyal medyanın dinamik ve kaygan zeminini etkin kullanarak “bir ümit” sonucu etkileyecek somut bir geri dönüş elde edilebilir düşüncesiyle bu dezenformasyonu sürdürmektedirler.

Muhalefet Toplumu Okuyamıyor

Seçim ve sandık güvenliği ile ilgili konuların muhalefet parti ve temsilcileri tarafından her seçim döneminde sıklıkla dile getirilmesi toplumsal okumayı doğru yapamamalarından kaynaklanmaktadır. Her seçim sonrası ortaya çıkan sonuçlardan gereken dersin çıkarılması gerekirken çevreye büyük bir ümit aşılama unsuru olarak seçim güvenliği konusunu kullanmaları ülke adına sorumluluk almadıklarından kaynaklanmaktadır. Başarısızlık, sorumsuzluk ve samimiyetsizliklerini iktidar partisi olan AK Parti’ye havale ederek büyük bir ciddiyetsizlik örneği sergilemektedirler. Bu hususta özellikle sosyal medya aracılığıyla basit ve ucuz, sabun köpüğü yöntemlerle gündem oluşturmaya çalışmaları ülke yönetimi konusundaki kabiliyetlerini göstermektedir. Sahici, ayakları yere basan söylem, teklif ve politikalar üretemeyerek anlık ve yüzeysel sonuç almaya dönük seçim/sandık güvenliği gibi söylemler üretmeleri muhalefet perspektifinin kalitesini ortaya koymaktadır. Ayrıca muhalefetin bu husustaki başarısızlık, sorumsuzluk ve samimiyetsizliğini uluslararası topluma Türkiye’de antidemokratikleşme ve diktatörleşme olduğu şeklinde anlatma çabaları sahip oldukları kompleksi ve acziyeti göstermektedir.

Bu durum muhalefetin toplum ve ülke gerçekliği ile bir iletişim dili kuramayan, self oryantalist bir tavırla her daim dışarıdan belirlenimlere açık olan karakterini beslemekte ve devam ettirmektedir. Toplum ve ülke adına sahici bir iddiası ve teklifi olamadığı için de her seçim döneminde seçim ve sandık güvenliği gibi basit unsurlara umut bağlamakta ve seçmen kitlesini bu yollarla motive etmektedir. Bu anlayış Türkiye’nin son yıllarda siyasal, sosyal, iktisadi, kültürel vb. hemen her alanda pozitif bir değişim yaşadığını kavrayamayan, söz konusu suni gündemlerle hala “eski” kodlarla düşünen ve davranan bir siyaset tarzını göstermektedir. Buna karşılık muhalefetin kavraması gereken şey Türkiye’nin 2002 devrimi ile yaşadığı muazzam değişim sonrasında “umut fakirin ekmeği” tarz-ı siyasetinin çok geride kaldığıdır.


Etiketler »