İstanbul Şehir Hatları
Kriter > Medya Kritik |

Seçim Kimlerin Ayarını Bozdu?


İki yüz yıldır Batı’nın gösterişli salonlarında üretilen Türkiye karşıtı söylemin klişe ifadelerini Türkiye’ye, toplumun iradesine karşı kullanmayı hala matah bir şey sayıyorlar.

Seçim Kimlerin Ayarını Bozdu

Türkiye’nin 24 Haziran’da seçime gideceğinin kesinleşmesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşıtı yayınlarıyla bilinen medya organları tarafından büyük ölçüde eleştirel bir dille aktarıldı.

Daha önce başta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sık sık erken seçim yapılmasını isteyen açıklamalar yapmıştı. Bu medya organları da her fırsatta aynı söylemi paylaşmıştı. Fakat seçim kararının alınmasına en fazla üzülenlerin de aynı gruplar olduğu görülüyor.

Başta Sözcü, Birgün, Milli Gazete, Cumhuriyet, Halk TV, Fox TV, TV5 gibi yayın organları olmak üzere Diken, Artı Gerçek ve T24 gibi internet gazeteleri seçim aleyhine negatif bir dil kullanmaya başladılar. Kuşkusuz daha önce olduğu gibi bu negatif dilin merkezine de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı koymayı ihmal etmediler.

Mesela Sözcü gazetesi erken seçim kararının ardından Devlet Bahçeli’yi hedef aldı. MHP Genel Başkanının erken seçim çağrısını “bomba” olarak niteleyen Sözcü, Bahçeli’nin Erdoğan’ın çıkarlarına göre hareket ettiğini ima etti. BirGün ise Bahçeli’nin çağrısından sonra CHP’nin slogan haline getirdiği “Yönetememe Krizi” manşetini attı. BirGün AK Parti’nin ülkeyi yönetemediğini, Bahçeli’nin de bu sebeple erken seçim çağrısında bulunduğunu iddia etti. Ayrıca gazete bir başka manşetinde etik ve ahlaki açıdan son derece problemli ve suçlayıcı olan “Bunun Adı Erken Seçim Değil Gasp” manşetine yer verdi.

Burada ilginç olan iktidara sürekli meydan okuyan, onu yeneceğini ileri süren bir muhalefet anlayışının neden seçim karşısında paniklediğidir. Böylesine sert yayınların yapılması büyük ölçüde 24 Haziran’da beklentilerinin gerçekleşmeyeceğinin farkında olmalarıyla açıklanabilir. Bir başka konu ise demokrasinin işletilmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı fedakarlığın klasik bir medya manipülasyonuyla çarpıtılmaya çalışılmasıdır.

Tek Yapabildikleri Erdoğan Karşıtlığı

Bu kadarla sınırlı değil kuşkusuz. Bahçeli’nin çağrısından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nihai sözü söylemesi üzerine Posta seçim kararının oldubittiye getirildiği iddiasını manşete taşıdı. BirGün ve Cumhuriyet ise ağız birliği yaparak Erdoğan karşıtı cephenin erken seçim eleştirisinin birincil sloganı haline gelen “OHAL altında seçim” ve “baskın seçim” söylemlerini ön plana çıkardılar. Ayrıca BirGün Abdüllatif Şener’in sözlerine yer vererek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimleri kaybetmemek için her şeyi yapabileceği gibi absürt iddialarına yer verdi.

Sözcü ise ekonomik iktidarın siyasal iktidarla paralel olduğunu unutup AK Parti ve MHP’nin koltuk sevdasına düştüklerini iddia etti. Erdoğan karşıtı medya bir yandan Erdoğan’ın 16 Nisan referandumunda İstanbul ve Ankara’yı kaybettiğini hatırlatarak 24 Haziran’da da benzer bir sonucun ortaya çıkacağını savundu. Diğer taraftan ise mevcut şartlarda 2019’un sonuna kadar iktidarını koruyacak olan AK Parti’nin koltuk sevdasına düşerek erken seçim kararı aldığını ifade etti.

Toplum 16 Nisan 2017’de yapılan referandumda Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi onaylayarak tarihi bir kararı teyit etmiş oldu. 24 Haziran’da ise bu sistem fiilen uygulamaya konulacak. Tek sermayesi Erdoğan karşıtlığı olan medya yapıları ise sistem değişikliğinin Türkiye açısından getireceği pozitif konulara odaklanmak yerine aynı ezberleri tekrarlamaya devam ediyor. Bu ezberlerin en bilineni olan Erdoğan karşıtlığı ve her konuyu bununla açıklamaya çalışanların aslında bir meselelerinin olmadığını söylemek gerekir.

Sosyalist Yazarlar da Aynı Koroda

Ahmet İnsel erken seçim kararıyla TBMM’nin fiilen devreden çıkarıldığını, AK Parti ve destekçilerinin “güç istencine tutulmuş ahlaksızlar” olduğunu iddia ederek aslında abartılı ve bir o kadar da nezaketten yoksun bir söylemi tercih ettiği görülüyor. Ne ölçü var ne de gerçeklik… Türkiye’yi kendi prangalarında tutmak isteyen Batı medyası tarafından pompalanan bilindik otoriterleşme, diktatörleşme, istibdat hikayeleriyle bezenen yazılarda Türkiye çıkarına yapılan ne varsa göz ardı edilmeye de özen gösterilmiş. Bu kadarla da yetinmeyen yazar, AK Parti’nin Türkiye’de büyük bir toplumsal kargaşa, istikrarsızlık, kin ve öfke patlamasına sebep olduğu ve olacağı gibi toplumsal alanı manipüle eden belki de kendi hegemonya alanlarının inşası için olmasını istedikleri tehlikeli şeylerden bahsediyor. Halbuki bu türden saldırılar PKK ve FETÖ tarafından deneniyor, devlet ve toplum da onlara her daim gerekli dersi anladıkları dilden veriyor.

Emre Kongar da benzer bir söylemi kullanıyor. Kamuoyunun bilmediği yeni bir şey söylemek yerine Kongar da 24 Haziran seçimleri üzerine demokrasiden yana olanlar ile tek adam rejiminden yana olanlar gibi klişe bir ifadeyi tekrarlıyor. Bir adım daha ileri giderek Erdoğan’a oy veren insanlara “demokrasi karşıtı” ve “diktatör destekleyicisi” türünden ifadeler kullanarak 15 Temmuz’da sadece bu ülkeye yabancılaşmış olanlara değil aynı zamanda bütün dünyaya demokrasi dersi veren millete asla tutmayacak olan bir yaftayı yapıştırmak istiyor.

Murat Belge’nin de o cenahtaki yeri yadsınamaz. Türkiye karşıtlığının nasıl yapılacağını öğrenmek için alttan gelen epey bir isim onun ağzına bakıyor. Halbuki Belge uzun zamandır aynı şeyi tekrar ediyor. Erdoğan liderliğindeki AK Parti millet desteğiyle sandıktan iktidar olarak çıktıkça o diktatörlükten bahsediyor. Rejim değişikliğinden dem vuruyor. İki yüz yıldır Batı’nın gösterişli salonlarında üretilen Türkiye karşıtı söylemin klişe ifadelerini Türkiye’ye, toplumun iradesine karşı kullanmayı hala matah bir şey sayıyor. Aslında aydın yabancılaşmasının tipik ürünü olan bu tablo üzücü gerçekten. Milli irade karşısında saygı duyup kendi tezlerini adam akıllı anlatmak varken böylesine gerçeklikten kopuk, irrasyonel ifadelerle mahallesini tutma çabası kendi ortamına bakıp büyüyen Türkiye’yi anlayamamanın bir sonucu.


Etiketler »