Kriter > Dış Politika |

Küresel Siyasal Sisteme Meydan Okuyan BRICS’in Potansiyeli ve Zaafları


Yaşanan meydan okumanın, yaklaşık 250 yıldır devam eden Batı’nın üstünlüğünün sona ermesi açısından ciddiye alınması gerekli bir gelişme olduğu genel kabul gören bir düşünce. Bu meydan okumada Asya açık ara öne çıkarken, Latin Amerika ve Afrika’dan da Asya kadar kadar güçlü olmasa da Batı’nın üstünlüğünü yansıtan küresel sisteme itirazlar yükseliyor.

Küresel Siyasal Sisteme Meydan Okuyan BRICS in Potansiyeli ve Zaafları

Uluslararası siyasal sistemde yaşanan güç mücadelesi açısından tarihi bir kırılma noktasında olduğumuza dair yazılarla oldukça sık karşılaşıyoruz. Aslında Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi de çok önemli kırılma noktalarıydı. Ancak küresel siyasetin gelişiminde oldukça önemli bir dip akıntı olan “Batı’nın Üstünlüğü” açısından bu gelişmeler büyük sonuçlar doğurmadılar. Birinci Dünya Savaşı büyük ölçüde Batılı güçler arasında yaşanan bir savaştı ve savaş sonrasında Batı’nın askeri ve ekonomik açıdan üstünlüğü artarak devam etti. İkinci Dünya Savaşı da ağırlıklı olarak Batılı güçler arasında yürütüldü ve meydan okuyanların yenilgisiyle sonuçlandı. Geleneksel Avrupa güçlerinden biri olan Rusya’nın Soğuk Savaş döneminde Sovyet rejimi altında ABD ve Batı Avrupa’ya karşı meydan okuması da yenilgiyle sonuçlandı. Şimdi yaşanan meydan okumanın yaklaşık 250 yıldır devam eden Batı’nın üstünlüğünün sona ermesi açısından daha ciddiye alınması gerekli bir gelişme olduğu ise genel kabul gören bir düşüncedir.

Bu meydan okumanın nereden geldiğine bakıldığında ise Asya’nın açık bir şekilde öne çıktığı, ancak Latin Amerika ve Afrika’dan da o kadar güçlü olmasa da Batı’nın üstünlüğünü yansıtan küresel siyasal sisteme itirazların yükseldiği görülmektedir. Bu yazıda söz konusu üç kıtadan aktörleri bir araya getiren BRICS’in ABD ve Avrupa liderliğindeki uluslararası sistemdeki yerleri, bu sisteme yönelik meydan okumaları ve bu meydan okumayı yaparken ne gibi dezavantajlara sahip oldukları ele alınacaktır.

 

Ekonomik Hakimiyet Göstergeleri

Öncelikle BRICS’ten gelen meydan okumanın boyutunu görmek açısından bu örgüt ile ABD ve AB’nin küresel ekonomide sahip oldukları pozisyonların karşılaştırılması doğru olacaktır. Ekonomik gücün en önemli göstergesi olan Satın Alma Gücü Paritesine göre GSYH verileri açısından bakıldığında, BRICS’in dünyanın en büyük ekonomik bloku ve onun bir üyesi olan Çin’in de dünyanın en büyük ekonomisi olduğu görülmektedir. Beş üyeden oluşan BRICS’in 2020 itibarıyla ABD ve 27 üyeli Avrupa Birliği’nin toplamından daha fazla GSYH’ye (SAGP açısından) ulaşmış olması bu örgütün küresel ekonomik ve siyasi sistemin geleceğine ciddi etkiler yapabilecek kapasiteye ulaştığını göstermektedir. BRICS üyelerinin, dolar ve SWIFT sisteminin ABD tarafından giderek artan bir şekilde bir silah olarak kullanılmasına karşı yürüttüğü çabaların doların pozisyonunu sarsabileceğine dair yazılara artık sık rastlanıyor. Ağustos’ta Güney Afrika’da gerçekleştirilecek BRICS zirvesinde görüşülecek konular arasında, dolar hakimiyetine karşı bir BRICS para biriminin oluşturulması da yer alıyor.

GRAFİK 1. BRICS, OECD VE BATILI ÜLKELERİN SATIN ALMA GÜCÜ PARİTESİNE GÖRE GSYH RAKAMLARININ KARŞILAŞTIRMASI (TRİLYON DOLAR)

Bugünkü üye sayısıyla dünya nüfusunun yüzde 41’ini oluşturan BRICS, Avrupa Birliği’nden 7, ABD’den ise yaklaşık 10 kat fazla nüfusa sahiptir. Çok sayıda ülkenin bu birliğe üye olma isteğini açıklaması, küresel siyasal ve finansal sistemden memnun olmayan ülkeler için BRICS’in alternatif bir toplanma yeri olduğunu göstermektedir. Batılı ülkeler ve onlarla yakın iş birliği içerisindeki diğer gelişmiş sanayi ülkelerinin domine ettiği Dünya Bankası ve IMF’ye alternatif olarak New Development Bank isimli bir finans kurumuna sahip olan BRICS’in yine söz konusu ülkeleri bir araya getiren G-7’ye de alternatif olduğu düşünülmektedir. Birliğe üye ülkelerin son 30 yıldaki ekonomik büyüme rakamlarına bakıldığında, özellikle Çin ve Hindistan’ın Batı tarafından domine edilen uluslararası sisteme nasıl alternatif olarak öne çıktığı anlaşılır.

TABLO 1. BRICS ÜYELERİ İLE BATILI ÜLKELERİN GSYH ARTIŞLARININ KARŞILAŞTIRILMASI

Bu rakamlar, Batı’nın ekonomik ve siyasi üstünlüğüne karşı özellikle Asya’dan yükselen meydan okumanın ciddi olduğunu gösteriyor. Ancak meydan okuyan ülkelere biraz yakından bakıldığında hepsinin de bu zorlu yolculukta önemli handikaplara sahip oldukları görülür ki bu handikaplar, meydan okumanın kaderini belirleyebilecek düzeydedir. Her şeyden önce söz konusu meydan okumanın en önemli iki aktörü olan Çin ile Hindistan arasındaki ilişkiler oldukça sorunludur. Aralarında ciddi sınır sorunları olan bu iki nükleer gücün, ABD ile AB arasındakine benzer bir iş birliği içerisinde olmaları oldukça zordur. Aksine, Batı ile Çin arasında denge politikası izlemeyi tercih eden Hindistan, Çin ile BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü’nde (ŞİÖ) bir araya gelirken, bu ülkeye karşı oluşturulan QUAD (Dörtlü Güvenlik Diyaloğu) çatısı altında ABD ve onun Asya’daki yakın müttefikleri Avustralya ve Japonya ile birlikte hareket etmektedir. Hindistan’ın QUAD üyeliği, Çin’in küresel güç mücadelesine dair başarısızlık hanesine yazılması gereken bir gelişmedir. ABD’nin Soğuk Savaş sürecinden Sovyetler Birliği’ne karşı üstünlükle çıkmasının en önemli nedenlerinden birinin kurduğu ittifak ağına güçlü ülkeleri dahil etme başarısı olduğu hatırlanırsa, Hindistan, Japonya, Brezilya ve Rusya gibi ikincil aktörlerin kime yakın pozisyon alacağının ABD ile Çin arasındaki güç mücadelesinin sonucu açısından çok belirleyici olacağı anlaşılır. Bu açıdan bakıldığında, etrafındaki Japonya ve Güney Kore gibi büyük ekonomileri ABD’ye kaybeden Çin’in Hindistan gibi yükselen bir güçle yakın bir ittifak kurma konusunda çaba sarf etmek yerine onu güvenlik açısından ABD’ye itecek politikalar izlemesi, Pekin’in zaaflarından biri olarak değerlendirilebilir. Kendi ekonomik kapasitesini geliştirme konusunda gerçekten büyük yol kat eden Çin’in, Batı’ya karşı üstünlük mücadelesinde bunun yeterli olmayacağını, yanına güçlü müttefikler alması gerektiğini tam olarak anlamadığı görülüyor.

 

Sarsılan Ülkeler Silsilesi

BRICS üyelerinden bir başkası olan Rusya’nın ise küresel güç mücadelesinde Çin’den çok daha büyük hatalar yaptığı görülüyor. Putin yönetiminin hatalarını Sovyet Rusya döneminin hatalarına benzetmek mümkündür. Ekonomik açıdan ABD ve müttefiklerinden çok geride olmasına rağmen onlarla silahlanma yarışına giren Sovyetler Birliği’nin yaptığına benzer şekilde Putin Rusya’sının da ekonomik kapasitesi ABD ve AB’nin çok gerisinde olmasına rağmen, kendisini bu ülkelerle karşı karşıya getirecek şekilde, çok fazla askeri güç kullanımına yöneldiği görülüyor. 2008’de Gürcistan’ın bir kısmının işgaliyle başlayıp Suriye ve Libya’dan Ukrayna’ya uzanan bu maceracı politikaların sonunda Rusya, Ukrayna’da Sovyetlerin Afganistan’da karşılaştığına benzer bir çıkmazla karşı karşıya kalmıştır. Batı’nın daha önce Afganistan’da yaptığına benzer şekilde, hatta bu defa çok daha yoğun olarak, Rusya’nın işgaline maruz kalan Ukrayna’yı ekonomik ve askeri açıdan desteklemesi, Moskova’ya askeri gücünün sınırlarını göstermiştir. ABD ve AB’nin desteği karşısında Ukrayna’daki savaşı istediği şekilde sonuçlandırma ihtimali her geçen gün azalan Rusya, bir yandan büyük askeri ve ekonomik kayıplara uğramakta bir yandan da Wagner İsyanının gösterdiği gibi iç istikrarsızlıkla boğuşmaktadır. Batılı ülkeler penceresinden bakıldığında, dünyanın açık farkla en fazla doğal gaz rezervlerine sahip ve en fazla petrol ihraç eden ülkelerinden biri olan Rusya’nın kendi inisiyatifiyle açtığı cephede bu şekilde sürekli kan kaybetmesi, meydan okuyuculardan birinden gelecek tehditlerin bertaraf edilmesi açısından önemli bir kazanımdır.

BRICS, info

Bir başka BRICS ülkesi olan Hindistan’ı bekleyen muhtemel sorunlardan biri ABD ile Çin arasındaki rekabetin derinleşmesi durumunda şu anda uyguladığı denge politikasını sürdürme konusunda çok zorlanacak olmasıdır. Daha önce Soğuk Savaş döneminde izlediği bağlantısızlık politikasının bedelini Çin’e karşı 1962’deki savaşta aldığı ağır yenilgiyle ödeyen Hindistan, şimdi her ne kadar nükleer silahlara sahip bir ülke olsa da sertleşen küresel güç mücadelesinde yalnız kalmamaya çalışmaktadır. Ülkenin bir taraftan Güney ve Doğu Asya’da Çin’in nüfuzuna karşı kurulduğu bilinen QUAD gibi ABD önderliğindeki bir örgütte yer alırken, diğer yandan Çin ve Rusya tarafından ABD öncülüğündeki küresel sisteme alternatif örgütler olan BRICS ve ŞİÖ’ye üye olması bu politikanın ürünüdür. Hindistan açısından bir başka handikap ise izlediği aşırı Hindu milliyetçisi politikanın 200 milyon civarında Müslümanın yaşadığı ülkeyi kaosa sürükleme ihtimalidir. 2014’ten beri ülkeyi aşırı milliyetçi ve otoriter politikalarla yöneten Başbakan Narendra Modi döneminde ekonomik açıdan belirli ilerlemeler kaydedildi ancak artan İslam karşıtlığının Hindistan’da toplumsal barışı ciddi şekilde bozduğu ve bunun da ülkenin iç istikrarı açısından potansiyel tehditler oluşturduğu görülüyor.

BRICS’in küresel ekonomik ve siyasal sistemi etkileme potansiyeli bulunan bir başka üyesi Brezilya’nın son 10 yılda içine sürüklendiği istikrarsızlık, bu potansiyeli kullanamamasına yol açmıştır. Lula da Silva’nın başarılı başkanlığı döneminde güçlü bir ekonomik büyümeyle GSYH’sı 2003-2011 arasında 558 milyar dolardan 2,62 trilyon dolara yükselen Brezilya, 2013’te başlayan gösterilerin tetiklediği siyasi istikrarsızlık nedeniyle hem ekonomik istikrarını hem de bunun sonucu olarak küresel siyasete dair iddialarını kaybetmiştir. İstikrarsızlığın başladığı 2013’te 2,47 trilyon dolar olan GSYH neredeyse her yıl küçülerek 2020’de 1,48 trilyon dolara gerilemiştir. Ülkedeki toplumsal ve siyasal kutuplaşma ile gelir dağılımı sorunlarının neden olduğu iç istikrasızlığın, Brezilya’nın dış politika çizgisinden memnun olmayan dış aktörlerin müdahale ve manipülasyonlarına açık bir ortam oluşturduğu düşünüldüğünde, Ocak 2023 itibariyle yeniden başkanlık koltuğuna oturan Lula da Silva’nın küresel güç mücadelesinde daha dikkatli adımlar atmasının zorunluluğu açıktır.

Batılı ülkelerin domine ettiği küresel siyasal ve ekonomik sisteme meydan okuyan BRICS ülkelerinin bu zaaflarının yanında bir başka handikapları ise askeri kapasitelerinin halen ABD ve müttefiklerinin çok gerisinde olmasıdır. Beş BRICS üyesinden üç tanesi nükleer silahlara sahip olsa da askeri harcamalar açısından ABD ile karşılaştırılamayacak durumdadırlar. Dünya tarihi, küresel meydan okumaların kaderinin belirlenmesinde askeri gücün de ekonomik güç kadar önemli olduğunu gösteren örneklerle doludur. Küresel güç olma iddiasındaki Rusya’nın askeri kapasite açısından Ukrayna’da yaşadığı zorluk ise bu konudaki en yeni örnektir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası