Fetullah Gülen, hayatı boyunca ABD’nin istihbarat yapılarıyla ilişki içerisinde oldu. ABD destekli Komünizmle Mücadele Derneği'nin Erzurum yapılanmasının kuruluşunda ve yönetiminde yer alan Fetullah Gülen, “ışık evi” isimli ilk hücre evini 1966’da İzmir Kestanepazarı’nda kurdu. Masonlarla teması 1969’da başlayan Gülen, 1970’te Nur Cemaati ile yurt açma meselesi üzerinden bir tartışma yaşadı. Ardından Gülen, 1971'de Nur Cemaati'nin bir üyesi olmadığını açıkça deklare etti. Gülen, bu kopuşun ardından Amerikan yapıları güdümünde devletin içine sistematik şekilde sızmayı hedefleyen bir yapı kurdu, CIA’in arkasında olduğu 1980 darbesini açıkça destekledi, 1971’deki ev yurt çalışmalarından başlayarak 1990’larda başlattığı “altın nesil” projesi ile bürokrasiden sivil topluma kadar birçok alanda kadrolaştı.
Gülen'deki devleti ele geçirme vehmi, zamanla öyle bir hâl aldı ki örgüt, devletin bütün kurumlarını ele geçirmeden gün yüzüne çıkmamayı bir strateji olarak benimsedi. Dini söylemin gücünü kullanarak sabır, sızma, sessizlik ve elbette takiye; bu yapının on yıllar boyunca işleyen dört temel çalışma prensibi oldu.
Ne var ki 2012'ye gelindiğinde Gülen'deki güç sarhoşluğu doruğa ulaşmıştı. Devlet içinde sızamadığı, ele geçiremediği alanlara karşı, diğer kurumların içine çoktan yerleşmiş örgüt mensupları eliyle doğrudan operasyonlar düzenlenmeye başlandı. Bunun en görünür örneği 7 Şubat 2012 MİT krizi oldu. Devletin istihbarat aklını hedef alan bu hamle, aslında örgütün artık devleti açıktan zorlamaya geçtiğinin ilanıydı. Gülen ve FETÖ’nün tüm sızma ve kadrolaşma girişimleri ile kalkıştıkları operasyonlarını, bireysel ve örgütsel bir çaba olarak değil, arkasındaki hegemonik gücün hamleleri olarak değerlendirmek gerektiğini bir kez daha vurgulayalım.
7 Şubat'tan sonra, o dönem “Paralel İhanet Çetesi” olarak nitelenen FETÖ ile mücadelesi görünür hâle geldi.
Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, örgütün devlet içine yerleştireceği insanları tespit ettiği âdeta bir kuluçka makinesi gibi yetiştirdiği dershaneleri hedef alan bir kanun hazırlığı için dönemin Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin'e talimat verdi. Son derece gizli yürütülen bu çalışma, yine devletin içine sızmış örgüt mensuplarının, müsteşarın odasına izinsiz girmesiyle -hatta bazı belgelerin oda içinde fotokopisinin çekilmesiyle- örgüt tarafından öğrenildi ve Pensilvanya'daki örgüt elebaşına ulaştırıldı. Örgütün yayın organı Zaman gazetesi, 14 Kasım 2013'te “Eğitime Büyük Darbe” manşetiyle çıktı. Bu manşet, perde arkasındaki olayların açık bir savaşa dönüştüğü andı.
Bu manşetin ardından Başbakan Erdoğan ve etrafındaki dar bir ekip de o esnaya kadar sessizce yürütülen örgütle mücadeleyi açıktan mücadele dönemine geçirdi. O süreçte Erdoğan, kendisine yakın olarak bilinen pek çok isim tarafından yalnız bırakıldı hatta ihanete uğradı. O dönem AK Parti'ye yakınlığıyla bilinen birçok medya kuruluşu ve gazeteci de mücadelede ya pasif kalmayı ya örgüt elebaşına destek vermeyi ya da yaşananları “fitne” diye niteleyip kenara çekilmeyi veyahut nasıl olacaksa orta yolu bulmayı tercih etti. O dönemin bir tanığı olarak şunu tarihe bir not olarak düşmeyi bir gereklilik sayıyorum: A Haber, Sabah ve Takvim'in merkezinde olduğu medya grubu, Başbakan Erdoğan'ın bu dış kaynaklı cemaat görünümlü istihbarat yapısıyla mücadelesini bütün hatlarıyla, en başından itibaren ve kesintisiz destekleyen yegâne medya grubu oldu ki bu yapı, bugün de hâlâ örgütün hedefindedir.
Üçüncü Cephe: Twitter'a Taşınan Savaş
FETÖ, devlet içine sızma isimleri (siyaset, bürokrasi, güvenlik güçleri vb.) ve medyanın yanına Eylül 2013 itibarıyla üçüncü bir güç merkezi ekledi: Sosyal medya ve özellikle Twitter (bugünkü X). Örgüt, kendi gazetecilerini bu mecrada aktif hâle getirirken irili ufaklı sayısız operasyonel hesap oluşturdu; binlerce mensubu da kişisel hesaplar, ya da bir örgüt üyesi birden fazla sahte hesap açtı. Sosyal medyadaki örgütlenme belirli bir eşiği aştıktan sonra AK Parti Hükümeti’ne karşı açılan etiketlerin hemen ardından örgüt elebaşı Gülen, mensuplarına bizzat “tweetleri ikiye katlayın” talimatını verdi. Yani bu mecra, baştan itibaren organik bir kamuoyu değil, merkezden yönetilen bir kuvvet olarak tasarlandı.
Bürokrasiye sızmış mensuplar, ele geçirilmiş medya ve siyaset kanalıyla Erdoğan'a savaş açan örgüt, paralelinde bu dijital cepheyi de ayrı bir güç merkezine dönüştürdü. Bu merkez; 17–25 Aralık 2013 bürokratik darbe girişiminde, MİT tırları kumpasında, Mart 2014 yerel seçimlerinde, Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde ve Haziran ile Kasım 2015 genel seçimlerinde aktif olarak kullanıldı. Açık kaynaklara yansıyan bilgilere göre bu dönemde örgüte ait hesap sayısı yüz binlerle ifade ediliyordu. Konu artık birkaç trol hesabı ile sınırlı kalmamış; merkezi talimatla hareket eden, ölçeği bir orduyu andıran, istihbarat unsuru gibi davranan hesaplarının da olduğu bir dijital mekanizmaya dönüşmüştü.
15 Temmuz'dan Sonra: Susan Hesapların Sırrı
15 Temmuz 2016'da FETÖ'nün giriştiği askeri darbe, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde milletin destansı direnişiyle püskürtüldü. O geceden hemen sonra yüz binlerce FETÖ hesabı bir anda sessizleşti.
Ama bu sessizlik bir çöküş değil, yeni bir stratejinin başlangıcıydı. Örgüte ait hesaplar önce geçmiş paylaşımlarını temizledi. Ardından kabuk değiştirdiler: Muhalefet partilerini, futbol kulüplerini, kimi sivil toplum kuruluşlarını destekleyen hesaplara dönüştüler. Hatta AK Partili ve MHP'li görünen hesaplar dahi ürettiler ki zamanı geldiğinde bu hesapları algı operasyonları için “içeriden” kullanabilesinlerdi, örgüt “haşhaşi” mantığının benzerini sosyal medya içinde de geliştirmişti.
Bu yeni stratejiyle ayağa kaldırılan on binlerce eski ve on binlerce yeni hesap, sonraki bütün siyasi dönemeçlerde sahnedeydi. 2017 referandumunda bu hesaplar, farklı kılıklarda “hayırcı” oldu. 2018 Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerinde muhalefetin sosyal medya gücünün büyük bir yekûnunu bu yapı oluşturdu; öyle ki seçim döneminde “tamam” “devam” etiketlerinde “tamam” yazan hesapların yüzde 50'sinden fazlasının bu yapılanmaya ait olduğu tespit edildiği basına yansımıştı. 2019, 2023 ve 2024 seçimlerinde ise on binlerce hesaptan oluşan bu güç, sistemli biçimde Cumhur İttifakı aleyhinde çalıştı.
Bugün de bu yapı, Cumhur İttifakı'nın karşısında hangi parti, hangi oluşum, hangi isim varsa ona arka çıkıyor; binlerce beğeni, favori ve retweet'le yapay ancak etkili bir etkileşim hacmi üretiyor. Sosyal medya platformlarının algoritmalarındaki açıkları X'te, Instagram'da, TikTok'ta ve Facebook'ta kullanarak büyük çaplı algı operasyonları düzenliyor, yalan haberler üretiyor, manipülasyon dalgalarıyla dijital medyayı bütünüyle bir silaha çevirebiliyor. İşte bugün “FETÖ Etkileşim Ağı” olarak adlandırılan yapının arkeolojisi tam da budur.
Algoritma Silahı: X, Yabancı İstihbarat(lar) ve FETÖ'nün Türkiye Operasyonu
Uzun süredir küresel dijital şirketlerin öneri algoritmaları üzerine çalışıyorum. Ocak 2026'da Kriter dergisinde, özellikle X'in öneri algoritmasının nasıl işlediğini ayrıntılarıyla ortaya koymaya çalışmıştım. Şimdi ise 2023'te Arjantin'de ortaya çıkarılan bir X açığı üzerinden, Türkiye'de yürütülen dijital sansürü anlatacağım. Bu konuda yıllardır sosyal medyada sabırla çalışan, ağı tek tek izleyip deşifre eden araştırmacı hesapların ortaya koyduğu bulguları, teknik verilerle desteklemeye çalışacağım.
CVE-2023-29218 ve “Gölge Ban” Mekanizması
Elon Musk'ın satın aldığı X, 2023'te “şeffaflık” adına öneri algoritmasının kaynak kodunu kamuoyuyla paylaştı. Kodun yayımlanmasından yalnızca üç gün sonra, Arjantinli bir siber güvenlik araştırmacısı tarafından kritik bir açık tespit edildi: CVE-2023-29218. Açığın CVSS tehdit skoru 10 üzerinden 7,5 olarak belirlendi. Resmi tanıma göre bu açık; saldırganların birden çok hesabı koordine ederek bir hedef hesaba yönelik takipten çıkma, sessize alma, engelleme ve şikâyet gibi olumsuz sinyaller üretmesine, böylece hedefin “itibar puanını” düşürmesine olanak tanıyordu. Kayıtlara göre açık 2019 ve 2026’yı kapsayacak dönemde fiilen kullanıldı.
Mekanizma şöyle işliyor: Koordineli bir sosyal medya hesap ağı, hedef bir hesabı topluca takibe alıyor. Birkaç gün sonra hepsi aynı anda takipten çıkıyor. Ardından hesabın paylaşımları toplu şikâyete uğruyor; sessize alma ve engelleme döngüsü devreye giriyor. Sonuçta hesap kapatılmıyor ama algoritma tarafından görünmez kılınıyor. Buna “gölge ban” deniyor.
Mekanizmanın en sinsi yanı şu: Hesap sahibi, yasaklandığını fark edemiyor. Paylaşım yapmaya devam ediyor, ama içerikleri kimseye ulaşmıyor. Hedef alınan hesaplarda etkileşim yüzde 75'e, takipçi büyümesi ise yüzde 90'a varan oranlarda düşüyor. Üstelik bu açık, resmi kayda geçmeden önce, Mart–Nisan 2023'te zaten saldırılarda kullanılmıştı. Bu tarihler tesadüf değil: Türkiye'deki Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin hemen öncesine denk geliyor.
Asıl çarpıcı nokta şu: CVE-2023-29218, X tarafından “güvenlik açığı değil bilinçli bir tasarım kararı” gerekçesiyle “tartışmalı” statüsünde bırakıldı ve hâlâ kapatılmadı. Açıklanan şeffaflaşma adımlarına rağmen pratikte değişen bir şey olmadı; aynı mekanizma 2024 yerel seçimlerinde de işletildi. Hesap itibarını koordineli biçimde zedelemenin yolu hâlen açık ve buna karşı herhangi bir başvuru imkânı yok.
“Sana Özel” Akışın Anatomisi
Kriter dergisinin Ocak 2026 sayısında yayımlanan ve Kasım–Aralık 2025 dönemini kapsayan araştırmamda, X'in “Sana Özel” akışının Türkiye'deki işleyişini somut deneylerle göstermeye çalışmıştım. Tamamen yeni cihazlarla sıfırdan açılan, hiçbir takipçisi ve beğenisi olmayan hesaplara bakıldığında ortaya şu tablo çıktı:
Algoritmanın “takip edebilirsin” diye önerdiği ilk hesapların yaklaşık yüzde 90'ı Türkiye için muhalif görüşlü kullanıcılardı. Kalan yüzde 10'un yarısını Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklar gibi resmi hesaplar, diğer yarısını da hükümete yakın 1-2 hesap oluşturuyordu. Kullanıcı hakkında elde hiçbir veri yokken bile sistem, onu muhalif söylemin baskın olduğu bir ortama çekiyordu.
Deneyde oluşturulan 8 hesabın 4’ü, yalnızca iktidar yanlısı siyasetçi, gazeteci ve hesapları takip edecek şekilde yapılandırıldı. Sonuçta bu profiller, takip ettikleri hesapların paylaşımlarını akışta büyük ölçüde göremedi. Onların yerine muhalif siyasetçilerin söylemleri, hükümet eleştirileri ve muhalefet cephesinden popüler paylaşımlar “öfke tabanlı etkileşim” mantığı ile yani öfkeyi artıracak paylaşımların akışta görünmesi için tasarlanmış öneri algoritmasıyla öne çıkarıldı. Bir gazetecinin kendi tweet'i kendi takipçilerine gösterilmezken, aynı gazetecinin muhalif bir paylaşıma verdiği, paylaşımın içeriğini eleştiren yanıt üzerinden muhalif içerik akışa taşınabiliyor, kullanıcının takipçilerine o paylaşım gösterilirken kullanıcıya da aslında eleştirdiği paylaşıma benzer başka paylaşımlar gösteriliyor böylelikle öfke tabanlı etkileşim elde ediliyordu.
Duygu Körlüğü ve Dezenformasyonun Yapısal Avantajı (X’in Duygu Körlüğü ve Dezenformasyonu Beslemesi)
X algoritması, ciddi bir “duygu körlüğü” taşıyor. Beğeniyi, paylaşımı, yorumu ve görüntülenmeyi ayrım gözetmeksizin puanlaması farklı olsa da tek bir “ilgi sinyali” olarak okuyor. İktidar yanlısı bir hesabın muhalif bir tweet'e “Bu bilgi yanlıştır.” diye yorum yapması, o tür içeriklerin önerilmesini azaltmıyor; tam tersine artırıyor. Öfke yüklü ve kutuplaştırıcı paylaşımlar çok sayıda yorum ve alıntı topladığından, sistem bunları “yüksek etkileşim = değerli içerik” diye etiketleyip ödüllendiriyor.
Dezenformasyon boyutunda tablo daha da vahim. Yaptığımız önceki araştırmalara göre “Türkiye, Suriye'ye 7 bin polis aracı bağışladı” iddiası bunun en çarpıcı örneğiydi. Resmi hiçbir dayanağı olmayan bu yalan, araştırmanın yapıldığı döneme göre 7 milyonun üzerinde görüntülenirken, sonradan yapılan düzeltme tweet'i yalnızca 211 bin görüntülenmede kaldı. Yani yanlış bilgi, doğru bilgiden 33 kat daha fazla yayıldı. Psikolojide “truth effect” -yani tekrarlanan bilginin zamanla doğru kabul edilmesi- olarak bilinen mekanizma, X algoritması tarafından âdeta yapısal olarak besleniyor. Yalanın tekrarı, doğruyu söyleyenin susturulmasıyla birleşince, ortaya kasıtlı olarak aslında yalan olan “gerçeklik üretim hattı” çıkıyor.
Üç Halka, Tek Hedef
X'teki bu operasyonun birbirini tamamlayan iki kanalı var. Birinci kanal, algoritmik yönlendirmedir: X'in yapısal tasarımı muhalif içeriği ödüllendirirken iktidar yanlısı içeriği bastırıyor. Bu sadece Türkiye’de değil benzer araştırmaların yapıldığı Avrupa ülkelerinde de böyle. İkinci kanal ise doğrudan CVE-2023-29218 saldırısıdır: Koordineli hesap ağları, hedef hesaplara toplu engelleme–şikâyet–sessize alma döngüsü uyguluyor.
Bu iki kanalı tek bir hedefe kilitleyen yapı ise üç halkadan oluşuyor. Yabancı istihbaratlar; bilgi akışı, örtbas ve lojistik destek sağlayarak örgütün devamlılığı için stratejik bir kalkan işlevi görüyor. Bir istihbarat aparatı olan FETÖ'nün dijital yapılanması, bot ağlarıyla koordinasyonu yürütüyor; içeriğin yönünü ve hedefini belirliyor. X algoritması ise bu saldırıların görünmez kalmasını sağlayan araç olarak çalışıyor. Üç halka tek bir amaçta birleşiyor: Türkiye'de iktidara destek veren, doğru bilgiyi yaymaya çalışan seslerin dijital ortamda yok edilmesi. Bunun benzeri bir yapılanmanın META’nın sosyal medya ağlarında olduğunu tespit ettik ancak bu konuyu ilerleyen sayılarda konuya özel bir yazı ile anlatacağız.
Peki, Ne Yapılmalı?
Her şeyden önce platform tarafından CVE-2023-29218 derhal kapatılmalı. X bu açığı “tasarım kararı” diye savunuyor; ancak koordineli bot saldırılarına kapı açan bu tasarım, hem bilgi ekosistemini hem de demokratik süreçleri tehdit ediyor. X’in FETÖ Etkileşim Ağı’nı bir bot ağı olarak görmemesi de olası nedenlerden biri çünkü hesaplar bot gibi davranmıyor özellikle örgütün yurt dışındaki firari üyeleri tarafından organik şekilde kullanılıyor. Bu organik görünümlü örgütlenme şekli de aslında X tarafından kolaylıkla filtrenebilir. Örneğin bir hesabın organik olsa da 3 dakikada bir paylaşım yapması, 2 dakikada bir rt yapması hayatın olağan akışına ters. İkincisi, algoritmaya içerik duyarlılığı kazandırılmalı: Öneri sistemi, kullanıcının bir gönderiye verdiği tepkinin olumlu mu olumsuz mu olduğunu ayırt edebilmeli. Her etkileşimi körü körüne “beğeni” sayan mevcut yapı, FETÖ gibi organize aktörlerin eline güçlü bir siber silah veriyor.
Üçüncüsü, kişiselleştirme tercihi kullanıcıya bırakılmalı; “Takip Ettiklerin” sekmesi varsayılan akış olarak sunulabilmeli. Ve en önemlisi, Türkiye bu açığın kendi vatandaşlarına karşı kullanıldığını belgelerle ortaya koyarak uluslararası platformlarda hesap sorabilir (sormalı). Bağımsız araştırmaların sürdürülmesi ve bulguların kamuoyuyla paylaşılması da kritik önem taşıyor.
Sonuç: Milli Güvenlik Meselesi
Bu, yalnızca teknik bir güvenlik açığı değil Türkiye'nin bilgi egemenliğine yönelik sistematik bir saldırıdır.
1950’lerden 1960’lardan beri CIA güdümünde hareket ettiği bugün konuşulan Gülen’in FETÖ’sü; 15 Temmuz 2016 askeri darbesinin püskürtülmesinin ardından stratejisini değiştirdi; bürokratik kadrolaşmanın yerini bot ordusu ve etkileşim ağı, gizli belgelerin yerini koordineli şikâyet kampanyaları, dershanelerin yerini algoritma açıkları aldı. Ama amaç hiç değişmedi: Türkiye'nin kendi iradesiyle aldığı kararları, kendi seçtiği yönetimi ve bu yönetimi destekleyen sesleri etkisizleştirmek.
Tehlikenin niteliğini doğru kavramak gerekiyor. Klasik bir terör örgütü, fiziki şiddetle hareket eder ve bıraktığı iz bellidir. FETÖ Etkileşim Ağı'nın yöntemi ise tam tersine görünmezliğe dayanıyor. Bir vatandaşın gazetecinin siyasetçinin sivil toplum gönüllüsünün paylaşımı sessizce gölgeleniyor, hesabı etkisiz hale getirilebiliyor; bir yalan milyonlara ulaşırken düzeltmesi karanlıkta kalıyor; muhalif görünen bir hesabın aslında kimin talimatıyla hareket ettiği belirsizleşiyor. Dijital medyadaki bu saldırının failini, zamanını, hatta gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmek neredeyse imkânsız hâle geliyor. Kanıtsız işlenen, mağdurun bile fark edemediği bir suç türünden söz ediyoruz.
Çünkü bilgi, çağımızda bir egemenlik alanıdır. Bir devletin sınırlarını koruması ne kadar milli güvenlik meselesiyse, vatandaşlarının doğru bilgiye erişimini, kamuoyunun yapay manipülasyonlardan korunmasını ve seçim süreçlerinin dijital sabotajdan masun kalmasını sağlamak da o kadar milli güvenlik meselesidir. Dijital medyanın bir silaha dönüştürülebildiği, yabancı istihbarat desteğiyle hareket eden bir örgütün on binlerce belki de ilerleyen yıllarda yüz binlerce hesap üzerinden kamuoyunu şekillendirebildiği bir ortamda, bu tehdidi “trollerle uğraşmak” düzeyine indirgemek en büyük hata olur.
FETÖ Etkileşim Ağı, bugün Türkiye için açık bir milli güvenlik sorunudur. Bu yapı; algoritma açıklarını, küresel platformların denetimsizliğini ve yapay etkileşim gücünü birleştirerek devletin bilgi egemenliğine doğrudan saldırıyor. Buna karşı verilecek mücadele de en az fiziki güvenlik kadar ciddiye alınmalı: Teknik düzeyde açıkların kapatılması, hukuki düzeyde platformlardan hesap sorulması, kurumsal düzeyde bağımsız araştırmaların desteklenmesi ve toplumsal düzeyde dijital okuryazarlığın güçlendirilmesi. Bu ağı görünür kılmak, deşifre etmek ve karşısında durmak; artık yalnızca bir araştırma konusu değil, bir vatandaşlık ve devlet sorumluluğudur.
