Kriter > Dış Politika |

Trump’ın Gazze Planında Türkiye’nin Rolü


Trump’ın Gazze planının imza töreni otuz beşten fazla liderin katılımıyla ve büyük umutlarla gerçekleştirilmiştir. Zira Trump bu anlaşmanın sadece Gazze’ye barış getirme amacını taşımadığını, bilakis garantör ülkelerin de katkılarıyla Ortadoğu’da uzun yıllardır devam eden çatışmaları çözme ve bölgeye barış ve huzur getirmeye matuf olduğunu ifade etmiştir. Ancak eğer Türkiye’nin ve de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerinde müdahaleleri ve hassas dokunuşları olmasaydı ne Trump’ın motivasyonu canlı tutulabilir ne de HAMAS ve İsrail ateşkese razı edilebilirdi.

Trump ın Gazze Planında Türkiye nin Rolü
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump'ın da katıldığı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında düzenlenen Gazze konulu toplantı yapıldı. (Celal Güneş / AA, 24 Eylül 2025)

İsrail’in 7 Ekim 2023’ten beri sürdürdüğü Gazze’ye yönelik saldırılar ile bu kapsamda işlediği soykırım suçları, aradan geçen iki yılın ardından nihayet 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasıyla, en azından şimdilik sona erdi.

İlk olarak ABD Başkanı Trump tarafından, 23 Eylül’de BM Genel Kurulu’nun 80. yıl açılış merasimleri marjında, 8 Müslüman ülke ile Trump arasında tertip edilen “mini Gazze” zirvesinin ardından ortaya atılan 21 maddeli Gazze ateşkes planı, bazı revizelerle birlikte hem HAMAS hem de İsrail tarafından kabul edilip yürürlüğe girmişti. Akabinde ise 13 Ekim’de Mısır’ın Şarm el-Şeyh bölgesinde icra edilen törende; ABD, Türkiye, Mısır ve Katar garantör ülke olarak “Başkan Trump’ın Gazze’deki Savaşı Kapsamlı Bir Şekilde Sonlandırma Planı” şeklinde isimlendirilen niyet beyanını imzalamıştır.

Trump’ın daha başkanlık koltuğuna yeni oturmuşken, Netanyahu’nun Şubat’taki ilk ziyareti esnasında paylaştığı Gazze vizyonu hatırlandığında, gelinen noktanın fevkalade bir dönüşüme işaret ettiği ve Trump’ın bu seviyeye gelmesinde bazı aktörlerin etkili olduğu değerlendirilmektedir. Trump gibi öngörülemez bir aktörü bile yönlendirebilen, yanlışlardan döndürebilen ve mümkün mertebe adaletli davranmasını mümkün kılan bu aktörlerin başında ise Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan gelmektedir.

Dolayısıyla başlangıçta Gazze’yi sadece bir emlak projesi olarak gören ve meselenin halli için bütün Gazzelilerin Gazze’den çıkarılmasını ve üçüncü ülkelere gönderilmesini, akabinde de Gazze’nin “Ortadoğu’nun Rivyerası” olarak yeniden inşa edilmesini arzu eden Trump’ın fikirlerinin, nasıl olup da bu şekilde yumuşatılıp dönüştürüldüğünün izah edilmesi büyük önem arz etmektedir. Bunun için önce ateşkes planının ortaya çıkış koşulları ortaya konulacak, ardından Türkiye’nin de dahliyle sürecin mevcut haline nasıl evrildiği açıklanmaya çalışılacaktır.

 

Trump’ın Planının Ortaya Çıkışı

Bilindiği üzere Trump daha kampanya dönemindeyken, başta Ukrayna olmak üzere dünya üzerinde devam eden savaşları ve çatışmaları durdurma sözü vermiş ve bu kapsamda da henüz başkanlık koltuğuna oturmadan, 19 Ocak 2025’te yürürlüğe giren İsrail-HAMAS ateşkesinin mümkün olabilmesinde etkili olmuştu. Her ne kadar bu ateşkes planı da İsrail tarafından ihlal edilse ve 18 Mart itibariyle İsrail’in saldırıları tekrar başlasa da Trump’ın bu tarihten itibaren farklı biçimlerde de olsa yeniden bir ateşkes, hatta bölgesel barış anlaşması kotarmak istediği ifade edilmekteydi.

Ancak Trump’ın aklındaki planın, İsrail’in Gazze’de işlediği soykırım suçlarını durduracak, adil ve insani bir plan olmaktan ziyade İsrail’in arzu ettiği cihette ve mümkün mertebe Gazze’nin tamamen boşaltılıp, bir turizm merkezi olarak yeniden inşa edilmesi mahiyetinde olduğu bilinmekteydi.

Fakat Trump’ın kafasındaki planın ne HAMAS ne de diğer bölge ülkeleri tarafından kabul edilme ihtimali yoktu. Bunun yanı sıra dünya genelinde İsrail’e karşı büyük bir öfke, hatta nefret dalgası ortaya çıkmış ve bu dalga yavaş yavaş da olsa ABD’nin çıkarlarına zarar vermeye, ABD’yi İsrail’i korumak ve desteklemek hususunda zorlamaya başlamıştı. İsrail ise Gazze’deki katliamlarını artırarak devam ettirerek, bu dalganın iyice kabarmasına yol açıyor ve yaklaşan tsunamiyi hesap etmeden, nerdeyse tüm maliyeti ABD üzerine yüklüyordu.

İsrail’in, Gazze ablukasını delmek ve Gazze’ye insani yardım götürmek için yola çıkan münferit girişimlerin yanı sıra küresel vicdanın bir tezahürü olarak ortaya çıkan Sumud Filosu’na da üstelik uluslararası sularda yaptığı saldırılar ve hukuksuz baskınları yetmiyormuş gibi, çoğu Batılı ülkelerden olmak üzere yüzlerce aktiviste terörist muamelesi yaparak alıkoyması sabırları iyice tüketmişti.

Diğer yandan ise Trump’ın ekibi tarafından hazırlanan bir ateşkes tasarısını görüşmek üzere Katar’ın başkenti Doha’da bir araya gelen HAMAS üst kademe yöneticilerinin bulunduğu binaya 9 Eylül’de gerçekleştirilen hava saldırısı, Trump’ın da sabrını taşırmış ve belki de ilk kez İsrail’in artık durdurulması hususunda belirgin bir kanaat oluşmuştu. Her ne kadar İsrail bu saldırının hedefinin Katar olmadığını söylese de İsrail medyası Katar’ın HAMAS’ı desteklemesi, HAMAS’ın lider kadrosuna ev sahipliği yapması hasebiyle cezalandırılması gerektiğini uzun süreden beri dillendirmekteydi. Dolayısıyla İsrail’in bu saldırıyla hem HAMAS liderlerini ortadan kaldırmak istediği hem de Katar gibi HAMAS üyelerine ev sahipliği yapan ülkelere kuvvetli bir mesaj vermek istediği bilinmekteydi.

Dolayısıyla ABD’nin ve özel olarak Trump’ın bölgedeki en yakın müttefiklerinden biri olan Katar’ın vurulması, Trump’ın İsrail’i durduracak ve sadece Gazze’ye değil tüm bölgeye barış getirme iddiasında olan bir planı hayata geçirme konusunda hızlı adımlar atmaya teşvik etmiştir.

Aslında İsrail’in Doha saldırısı, sadece ABD’yi değil pek çok Batılı ülkeyi de İsrail ve Filistin’e yönelik pozisyonları gözden geçirme ve şimdiye kadar imtina ettikleri Filistin’i tanıma konusunda daha cesur adımlar atma durumunda bırakmıştır. Keza aralarında Fransa, İngiltere, Kanada, Avustralya, Portekiz, Belçika, Malta, Monako, Lüksemburg ve Andora’nın bulunduğu 10 ülke, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 80. dönem açılış törenleri marjında Filistin’i tanıdıklarını açıklamışlardır. BM zirvesinde yaşananlar sadece bu tanımalarla sınırlı kalmamış, Fransa ve Suudi Arabistan’ın birlikte organize ettiği ve genel kurul salonunda icra edilen “iki devletli çözüm” konferansı da rüzgârın İsrail aleyhine dönmeye başladığını göstermiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM genel kurulunda yaptığı, İsrail’i kınayan ve uluslararası toplumu bir an önce İsrail’i durdurmaya davet eden güçlü hitabı tüm katılımcılardan takdir görüp alkış alırken soykırımcı ve savaş suçlusu Netanyahu’nun kürsüye çıkmasıyla katılımcıların salonu terk ederek Netanyahu’yu protesto etmesi, İsrail’in şimdiye kadar ki konforlu statüsünü kaybettiğini ve artık iyice yalnızlaştığını göstermiştir.

Ve nihayetinde Trump, 26 Eylül’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çok verimli ve samimi bir görüşme yaptıktan sonra 29 Eylül’de Netanyahu’yu kabul etmiş ve görüşmenin sonunda Trump’ın ekibinin hazırlamış olduğu 21 maddelik Gazze planının, Katar ile ilgili madde çıkarıldıktan sonra, 20 maddeli olarak kabul edildiği duyurulmuştur.

Trump'ın planından Mısır'daki zirveye Gazze'de ateşkes süreci, AA İNFO
Trump'ın planından Mısır'daki zirveye Gazze'de ateşkes süreci. (Murat Usubali / AA, 13 Ekim 2025)

 

Türkiye’nin Sürece Müdahalesi ve Planın Revize Edilmesi

Trump’ın New York’ta 8 Müslüman ülkenin lideri ve temsilcisiyle yaptığı Gazze zirvesinde; HAMAS’ın tüm rehinleri serbest bırakması, silahlarını bırakmayı kabul etmesi ve Gazze’nin geleceğinde söz sahibi olmaması karşılığında İsrail’in saldırılarının durdurulacağı, İsrail ordusunun geri çekileceği ve tekrar saldırmamasının garanti edileceği, insani yardımların girişine izin verileceği, Gazzelilerin topraklarını terk etmek zorunda kalmayacağı ve Gazze’nin yeniden inşa edilerek nihayetinde Filistinliler tarafından yönetileceğine dair vermiş olduğu sözlerin, Netanyahu’nun kabul ettiği duyurulan metinde olmadığının anlaşılması başta Türkiye olmak üzere zirveye katılan bütün Müslüman ülkelerde hayal kırıklığına ve tepkiye yol açmıştır.

Netanyahu’nun 3 saati aşan Beyaz Saray görüşmesi esnasında Trump’ın ortaya koyduğu planı değiştirdiği ve İsrail perspektifine göre revizeler yaptığı ortaya çıkınca, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’ı aradığı ve bu koşullar altında HAMAS’ın ikna edilmeyeceğini bildirdiği ve üzerinde anlaşılan taslak üzerinde ilerlenmesi gerektiğini ilettiği öğrenilmiştir. Bu arada Trump, ateşkes planının İsrail tarafından kabul edildiğini duyurmuş ve HAMAS’ın da bu koşulları kabul ederek derhal rehinleri serbest bırakmasını istemiştir. Hatta HAMAS’a 5 Ekim gece yarısına kadar süre verdiğini söyleyerek, eğer o saate kadar rehinler serbest bırakılmazsa Gazze’yi cehenneme çevireceğini açıklamıştır.

İşte böyle gergin bir ortamda, Türkiye’nin sürece müdahalesi gelmiş ve HAMAS’ın ateşkese razı edilmesi için Doha’da bulunan MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın da katkısıyla HAMAS’ın Trump’a verdiği akıl dolu cevap ortaya çıkmıştır.

Arap, İslami ve uluslararası çabaları ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'ne yönelik savaşın durdurulması, esirlerin takası, yardımların derhal girmesi, Gazze Şeridi'nin işgalinin reddedilmesi ve Filistin halkımızın buradan sürülmesinin reddedilmesi yönündeki çabaları takdirle karşılanmaktadır. Hareket bu çerçevede, savaşın durdurulması ve İsrail'in Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesini sağlamak amacıyla; Başkan Trump'ın önerisinde yer alan takas formülüne göre ve takas süreci için saha koşullarının sağlanmasıyla birlikte, canlı ve ölü tüm işgal rehinelerini serbest bırakmayı kabul ettiğini duyurur ve planın ayrıntılarını görüşmek üzere arabulucular aracılığıyla derhal müzakerelere başlamaya hazır olduğunu teyit eder

şeklindeki cevap, İsrail’in hesaplarını boşa çıkartırken, Trump’ın HAMAS’a yönelik tavrını yumuşatmış ve Trump da yayınladığı mesajda HAMAS’ın cevabını överek müzakere sürecinin başlatılmasını sağlamıştır.

HAMAS’ın Trump’a verdiği cevapta kullanılan, “Gazze Şeridi'nin yönetiminin Filistin ulusal mutabakatı ile Arap ve İslam ülkelerinin desteğine dayalı bağımsız teknokratlardan oluşan bir Filistin organına devredilmesi konusundaki mutabakatını yineler” şeklindeki cümleler, Netanyahu’nun plana sokmaya çalıştığı Tony Blair formülünü de geçersiz kılmış ve planın aslına rücu etmesini sağlamıştır. Yani tam da Trump’ın mini Gazze zirvesinde 8 Müslüman ülkenin liderine verdiği sözdeki şekline.

Trump’ın HAMAS’ın uzattığı eli havada bırakmaması ve müzakerelere başlanılması şeklindeki paylaşımdan sonra Türkiye ve Katar’ın da desteğiyle HAMAS, ateşkes planını kabul ettiğini açıklamıştır. HAMAS’ın sunulan planı kabul etmeyeceği hesabı üzerine oyun kuran İsrail’in hamlesinin boşa çıkması, İsrail’de büyük bir şoka yol açtığı gibi, Trump’ın planının HAMAS tarafından kabul edilmesinden sonra zaten 29 Eylül’de bizzat Netanyahu tarafından kabul edildiği açıklanan plandan geri dönüş de imkansız hale gelmiştir. Dolayısıyla İsrail, 7 Ekim’den sonra ilan ettiği hedeflerine ulaşamamış, hatta HAMAS’ı ortadan kaldırmak isterken onunla aynı masaya oturup anlaşmak zorunda kalmış ve Trump’ın tepkisinden de çekinerek, kabine onayı mazeretiyle süreci bir süre oyaladıktan sonra nihayet 10 Ekim’de ateşkes planını onaylamıştır.

 

Netanyahu’nun Emrivakisi ve Erdoğan’ın Kararlı Tutumu

İsrail kabinesinin ateşkesi onaylamasından 24 saat sonra yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasını büyük bir şova çevirmek isteyen Trump, Mısır Devlet Başkanı Abdül Fettah Sisi’nin davetine istinaden Mısır’a gideceğini ve burada icra edilecek imza törenine katılacağını açıklamıştır. Mısır’a geçmeden önce İsrail’e uğrayan Trump, Knesset’te bir konuşma yaparak ateşkes planını anlatmış ve bu sayede Netanyahu’nun ateşkes planını bir zafer olarak pazarlamasına yardımcı olmaya çalışmıştır. Ancak tam Trump’ın İsrail’den ayrılıp Şarm El-Şeyh’e geçmesi beklenirken, Netanyahu’nun talebiyle Trump-Netanyahu ve Sisi arasında üçlü telefon görüşmesi yapıldığı ve Netanyahu’nun da medyaya duyurulan listede isminin olmamasına rağmen, imza törenine katılmak üzere Trump ile birlikte Şarm El-Şeyh’e gideceği haberi servis edilmiştir.

İşte tam bu safhada Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha kararlılığını göstermiş ve hiç kimsenin cesaret edemediğini yaparak, pist başı yapan cumhurbaşkanlığı uçağına pas geçirterek, Netanyahu’nun törene katılması halinde kendisinin katılmayacağını ve geri döneceğini hem Sisi’ye hem de Trump’a iletmiştir. Erdoğan’ın duruşundan cesaret diğer bazı liderlerin de Netanyahu’nun katılmasına karşı çıkmaları üzerine, Netanyahu’nun emrivakiyle törene katılma ve bu sayede kendini aklama oyunu bozulmuştur.

Bazı medya organları bu gelişmeyi Erdoğan’ın İsrail’e ikinci “one minute”u olarak verseler de aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumu hamasetten uzak ve tamamen Netanyahu’nun ortaya koyduğu soykırımcı profile yönelik yasal ve insani bir tavırdır. Zira Netanyahu’nun elinde 70 bine yakın Filistinlinin kanı bulunmaktadır ve sadece Erdoğan’ın değil hiç kimsenin böyle bir soykırımcı ve savaş suçlusuyla yan yana gelmesi ve bu sayede onu meşrulaştırması kabul edilmezdi. Nihayetinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu tepkisi sayesinde Netanyahu’nun imza törenine katılıp şov yapması engellendiği gibi, bir savaş suçlusuyla yan yana gelmenin normalleştirilmesi ve bu sayede İsrail’in podyumda yer alarak bir nevi aklanmasının da önüne geçilmiştir.

Sonuç olarak, Trump’ın Gazze planının imza töreni otuz beşten fazla liderin katılımıyla ve büyük umutlarla gerçekleştirilmiştir. Zira Trump bu anlaşmanın sadece Gazze’ye barış getirme amacını taşımadığını, bilakis garantör ülkelerin de katkılarıyla Ortadoğu’da uzun yıllardır devam eden çatışmaları çözme ve bölgeye barış ve huzur getirmeye matuf olduğunu ifade etmiştir. Ancak eğer Türkiye’nin ve de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerinde müdahaleleri ve hassas dokunuşları olmasaydı ne Trump’ın motivasyonu canlı tutulabilir ne de HAMAS ve İsrail ateşkese razı edilebilirdi.

Bu ateşkes mümkün olduysa bunda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği ve kararlılığıyla birlikte, Trump üzerindeki kişisel etkisi ve onu oyunda tutma becerisi belirleyici olmuştur. Yeri geldiğinde Trump’ın suyuna giderek, yeri geldiğinde ise rest çekip hatasını söyleyerek Trump’ı Netanyahu’nun yörüngesine girmekten koruyan bu akılcı politika sonucu getirmiştir.

Dolayısıyla bu ateşkesin mimarı olarak Trump görülse de, arka plandaki kahramanın bizzat Erdoğan’ın kendisi ile dış politika ve istihbarat alanında yetişmiş insan kaynağıyla birlikte tüm Türkiye olduğu unutulmamalıdır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası