Kriter > Dosya > Dosya / Savaşın Bölgesel Etkileri |

İran Savaşı’na Hindistan'ın Sessiz Tepkisi


Dünya, İran Savaşı’nın sonuçları ile sarsılıyorken Hindistan genişleyen çatışmada, bir yandan tarafsızlığını korumaya diğer yandan Ortadoğu ve ötesindeki risklerini ve çıkarlarını yönetmeye çalışıyor. Hindistan'ın Arap devletlerinde büyük bir diasporası, büyük bir ticaret ve yatırım ilişkisi var. Tüm taraflar ile iletişim kanallarını açık tutan Delhi, durumu iyi yönettiğini düşünüyor. Ama gerçekten öyle mi? İran'ın taviz vermeyi reddetmesi ve ABD ile İsrail'in sürekli füze saldırıları karşısında gösterdiği kararlılık, dünya için dersler sunuyor ama aynı zamanda Hindistan'a da ayna tutuyor.

İran Savaşı na Hindistan'ın Sessiz Tepkisi
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, iki günlük resmi ziyareti kapsamında İsrail'in başkenti Tel Aviv'e geldi. Modi, Tel Aviv'de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüştü. (Hindistan Basın Bilgi Bürosu (PIB) / AA, 25 Şubat 2026)

"Bu bir savaş dönemi değil" demişti Hindistan Başbakanı Modi, Rusya Devlet Başkanı Putin'e Ukrayna bağlamında. Hindistan Rusya'yı da kınamamıştı, ancak aynı şeyi Trump'a söyleyemediğini fark etmiş olmalı. Pek çok ülke, muhtemelen İran, İsrail ve ABD arasındaki çatışmanın hızla sona ereceğini düşünüyordu. Yeni Delhi de muhtemelen böyle düşünenler arasındaydı ve sessizlikle bu süreci atlatabileceğini ummuştu. Şimdilerde bunun pek işe yaramadığı hissediliyor.

İran Savaşı tırmandıkça ABD ve İsrail'deki karar vericilerin İran'ın direncini ve kararlılığını yanlış hesapladıklarına tanıklık ediyoruz. Aynı zamanda Tahran'ın Hürmüz Boğazı kozunu hafife aldıklarına da. Dünya, İran Savaşı’nın sonuçları ile sarsılıyorken Hindistan genişleyen çatışmada, bir yandan tarafsızlığını korumaya diğer yandan Ortadoğu ve ötesindeki risklerini ve çıkarlarını yönetmeye çalışıyor. Hindistan'ın Arap devletlerinde büyük bir diasporası, büyük bir ticaret ve yatırım ilişkisi var. Tüm taraflar ile iletişim kanallarını açık tutan Delhi, durumu iyi yönettiğini düşünüyor. Gerçekten öyle mi? İran'ın taviz vermeyi reddetmesi ve ABD ile İsrail'in sürekli füze saldırıları karşısında gösterdiği kararlılık, dünya için dersler sunuyor ama aynı zamanda Hindistan'a da ayna tutuyor. Modi, her fırsatta dünyanın Hindistan'a baktığını söylemekten geri durmuyor. Gerçekten de bakıyor ama nasıl?

Hindistan da artan yakıt fiyatlarından, rupi üzerindeki baskıdan ve gergin diplomatik ilişkilerden ağır şekilde etkilendi. Goldman Sachs'a göre Körfez ülkelerine yaptığı ihracatın yaklaşık yüzde 14'ü Hürmüz Boğazı'ndan geçerken Ortadoğu'da çalışan yaklaşık 10 milyon Hint işçinin ülkelerine gönderdiği paralar yıllık toplam havalelerin yüzde 40'ını oluşturuyor. Hindistan için Hürmüz, LPG ithalatının yaklaşık yüzde 90'ı ve ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 50'sinin geçtiği yaşamsal bir enerji kaynağı.

Bir yandan Hintler boş LPG tüpleri ile LPG dağıtım merkezlerinin önünde uzun kuyruklar oluşturuyor, diğer yandan Hindistan'ın dört Birlik devleti Nisan’daki seçimlere hazırlanıyor (pek çok Hint'in ülkelerine geri gönderilmesi, bu ve önümüzdeki 12 ay içinde olacak diğer Hint seçimlerini ciddi şekilde etkileyecektir) ve öte yandan da kamuoyu sessizliği ile diplomasi esnekliği gözeten Yeni Delhi, tüm paydaşlar ile görüşme trafiğini yoğun bir şekilde yürütüyor.

 

Delhi'nin Tutumu

Hindistan'ın en önemli önceliği tüm aktörlere erişimi korumak. İran Savaşı, Hindistan'a Rus petrolü için 30 günlük bir muafiyet avantajı sağlamış olabilir (gerçi bu bazı Hint yorumcular tarafından aşağılanma olarak niteleniyor ve haklılık payları yok değil, ticaret politikanızın başka bir güç bu durumda ABD iznine tâbi olarak şekillendiğini veya şekillendirebildiğinizi düşünün), ancak Körfez dahil Asya'daki stratejik ilişkilerinde çok daha büyük bir darbe hissediliyor.

28 Şubat'ta İran Savaşı başladı ancak Modi 25-26 Şubat tarihlerinde İsrail'deydi. Modi'nin ziyareti, ikili ilişkileri özel stratejik ortaklık düzeyine yükseltirken Netanyahu tarafından kardeş olarak selamlanan Modi, İsrail parlamentosu Knesset'te "Hindistan, şu an ve gelecekte İsrail'in yanında tam bir inançla durmaktadır" açıklamasını yaptı. Modi'nin 1,5 gün sonrasında başlatılan saldırıdan haberdar olup olmadığı merak konusu olarak kaldı. Ancak bu ziyaret ve ardından kritik konularda uzun süre sessiz kalması, Hindistan için itibar kaybı ve uzun vadeli çıkarları için stratejik zarar demekti. Delhi, ABD ve İsrail'in İran saldırılarını kınamadı ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) İran'ın çeşitli Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayan karar tasarısına destek verdi.

İran krizinde, Hindistan'ın gölgede kalma çabası ile kendisini geri plana ittiği görülüyor. Kendini eylemden çok sessiz söylem ile konumlandırıyor. Körfez liderlerine İran saldırıları konusunda Hint işçilerin güvenliği bağlamında kaygılarını dile getiriyor ama aynı zamanda ABD ve İsrail saldırıları konusunda görmezden gelme seçeneğini kullanıyor gibi görünüyor.

Yeni Delhi büyük güç olma özlemi ile dolu. BMGK'da daimi üyeliğin hakkı olduğunu savunuyor. Dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olma yolunda. Her fırsatta Hindistan, küresel rolünü kabul etmenin BMGK'da şu anda temsil edilmeyen Küresel Güney ve gelişmekte olan dünyanın temsiline de yer vermek anlamına geleceğini ifade ediyor. Ancak bu artık sorgulamaya son derece açık durumda. Hindistan'ın çatışmada tarafsız bir oyuncu olmadığı, aksine açıkça belirtmese de ABD-İsrail safına yaklaştığı yönünde bir algı doğdu. 4 Mart'ta Yeni Delhi tarafından Visakhapatnam'da düzenlenen MILAN tatbikatına katılmak üzere davet edilen İran donanma gemisi IRIS Dena'ya Amerikan denizaltısının torpido saldırısı, Hint hükümeti için işi daha da zora soktu. ABD'ye tek söz dahi söylenmedi. Hint Donanması'nın açıklamasında gemiyi batıran saldırıdan veya denizcilerin ölümünden duyulan üzüntüden hiç söz edilmedi. Elbette gemi Hint sularının dışındaydı ve Hindistan'ın yasal veya siyasi bir sorumluluğu yoktu. Ancak Delhi, bir zamanlar Hint Okyanusu bölgesinde "net güvenlik sağlayıcısı" rolünü kanıtlamak ve kabul ettirmek için çok çaba sarf etmişti. Aynı Delhi bu olayda, Hint Okyanusu'nun Hindistan'ın okyanusu olmadığını açıklamak için çaba sarf etti. Bu ciddi olaya ilişkin bu biçimci bakış açısı bir anlamda Amerikan eylemini ve Delhi'nin sorumluluk eksikliğini haklılaştırma çabasıydı.

Hindistan’ın Ahmedabad kentinde yakıt kuyruğu
Hindistan’ın Ahmedabad kentinde araç sürücülerinin depolarını doldurmak için uzun kuyruklar oluşturduğu görüldü. Ortadoğu'daki çatışmaların yarattığı küresel enerji krizi, Asya ülkelerinde akaryakıt fiyatlarının yükselmesine neden oldu. (Nandan Dave / AA, 26 Mart 2026)

 

Sessizlik ve Tercihler

Kendini "Küresel Güney'in sesi" olarak kanıksatmak için çok yoğun çaba harcayan Hindistan, şimdi yalnızca inşa etmeye çalıştığı Küresel Güney liderliği imajının sarsılması ile değil, ABD ve İsrail ile özel bir ilişki kurmak uğruna tehlikeye attığı stratejik özerkliğini koruma handikabı ile de yüzleşmek zorunda. Hindistan'ın tutumu, sorunların kendiliğinden ortadan kalkmasını dilemekten ibaret kalmış gözüküyor. Tıpkı Ocak 2026’da Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun Amerikalılar tarafından devrilmesi sırasında yaptığı gibi.

Hindistan'da bazı çevreler, Delhi'nin savaşa karşı sessiz tepkisini yükselen bir gücün çıkarlarını birden fazla cephede koruma çabasının soğukkanlı bir hesaplaması olarak değerlendiriyor. Onlara göre pazarlık gücü olmadığı durumlarda sessizlik, meşru bir stratejik araçtır. Bu teorik olarak savunulabilir ancak belirsiz bir sessizlik ile ilkeli bir ölçülülük arasında fark vardır. İran'ın dini liderinin ölümünü kınamak bir yana resmi bir taziye mesajı dahi göndermekten kaçındı. Dışişleri Bakanlığı, dünya başkentlerindeki tüm Hint elçilerine Yeni Delhi'nin önceden izni olmadan İranlı mevkidaşları tarafından açılan hiçbir taziye defterini imzalamamaları konusunda açıkça talimat verdi. Sonunda artan iç eleştiriler karşısında Hint dışişleri bakanı, taziyelerini iletmek için İran büyükelçiliğine gitti. Ancak baştaki tutum, sessizlikten de öte bir durumdu. Bu da sessizliğin stratejik bir araç olarak değil de daha çok ABD ve İsrail'i memnun etmek için refleksif bir araç olarak kullanıldığı izlenimini doğuruyor.

Körfez'deki muazzam çıkarları dikkate alınırsa Delhi'nin sessizliği seçmesi ve bunu stratejik olarak savunması, bir yönden haklı bir duruş olabilir. Ancak bir yönden de eksiktir. Hindistan için İran yalnızca bir ticaret ortağı değil. Söz konusu yalnızca Hürmüz Boğazı üzerinden yaptığı enerji ithalatı da değil. Hindistan için İran, Çin-Pakistan aksını baypass etmektir. Orta Asya'ya kara yolu ile erişimde Pakistan kontrolünü aşmaktır. Uluslararası Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru'nun dayanak noktası ve Çabahar limanının giriş kapısıdır. Hindistan, bu mimariye yirmi yılı aşkın bir süre boyunca en az 120 milyon dolar, diplomatik sermaye, altyapı kaynakları ve uzun vadeli stratejik planlama yatırdı. Ve Hindistan için İran, Dışişleri Bakanı Jaishankar'ın da değindiği üzere, kültürel bağlara kadar uzanan bir bağ demektir (İngilizler alt kıtayı fethetmeye çalışırken dahi Farsça, Hint saray yaşamının merkezinde yer almaya devam etti örneğin).

Bu arada Hindistan, şu anda BRICS'in başkanlığını yürütüyor. BRICS, Amerikan finansal hegemonyasına meydan okumak amacı ile kurulmuş çok taraflı bir koalisyon. İran BRICS üyesi ve Çin, Rusya ve Güney Afrika'nın desteğini alıyor. Dolayısıyla Delhi, özellikle grubun başkanlığını yaptığı bir yılda, BRICS üyesi diğer ülkeler ile de ters düşmüş oluyor. Tek kutuplu bir gücün yörüngesindeymiş gibi karışık bir sinyal verirken çok kutuplu bir koalisyona liderlik etmek ironik.

Dış politikanın ihtiyat gerektirdiği doğru. Ancak Hindistan, bu krizde bunu uygulamadı. Toplu olarak ele alındığında ismine stratejik sessizlik de denilse Hindistan'ın, İsrail ve ABD'ye yönelik keskin eğilim gösteren ihmalleri, Delhi'nin bu savaşta saldırganların safında olduğu algısını inşa ediyor. Gerçekçi bakışa sahip olanlar, uluslararası politikada sözün değersiz, eylemlerin sözlerden daha etkili olduğunu bilir. Ancak günün sonunda ABD yaptırımlarının baskısı nedeni ile Hindistan'ın İran ile ilişkilerinin yıprandığını da göz ardı etmemek gerekir. Petrol ithalatını önemli ölçüde azalttı ve Çabahar limanındaki hissesini neredeyse tamamen elden çıkardı. ABD, İsrail ve Körfez ülkelerinin yanında konumlandırarak kendini bu savaşta baskın tarafta tutmak gerektiği sonucuna varmış olabilir. Eğer öyleyse bu sonuca gelecekteki güvenilirliğine zarar verme pahasına varmış olmalı.

Uluslararası diplomasiyi zaman kazanmak ve İranlıları rehavete düşürmek için bir oyun olarak kullanmak, saklanmayan bir devlet başkanının hedefli suikastı, önleyici saldırı hakkındaki sahte iddialar, filo denetiminden dönen bir geminin torpido ile vurulması, İsrail'in Lübnan ve Suriye topraklarını işgal etmesi... Delhi bunların hiçbirine ses çıkarmadı. Modi Knesset'e hitap etti, madalyasını aldı ve bir dizi savunma-teknoloji anlaşması ile ayrıldı. İsrail'den döndükten yalnızca 36 saat sonra, İsrail-ABD füzeleri İran'ı bombalamaya başladı. Önceden bilgi sahibi olunmasa dahi olası bir ABD-İsrail saldırısı hakkındaki spekülasyonlar haftalardır yaygındı ve zamanlama kaçınılmaz olarak dikkat çekti. Acaba Hindistan, dış ve güvenlik politikalarını Amerikan çıkarları ile uyumlu hale getirmeyi kabul etmiş olabilir miydi? ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Yeni Delhi'de 2026 Raisina Diyaloğu'nda "Hindistan, 20 yıl önce Çin ile yaptığımız hatayı Hindistan ile yapmayacağımızı anlamalı" dedi. Yani Hindistan'ın ekonomik gelişimini ticari bir rakip haline gelecek noktaya getirmeyeceğiz, diyor. Delhi'nin süper gücün eteklerine tutunarak büyük bir güç olabileceğini düşünenler yanılıyor muydu?

Hindistan bugün önemsiz bir aktör değil. Dünyanın en büyük ekonomilerinden. İsrail'in önemli savunma ortağı. Küresel olarak üçüncü büyük enerji tüketicisi ve ham petrol ithalatının önemli kısmı Körfez ülkelerinden geliyor. ABD, Rusya, İran, S. Arabistan ve BAE ile eş zamanlı işleyen diplomatik kanalları sürdürüyor. Batı'nın antlaşma müttefiki değil. Çin'in Batı'ya karşıtlığı ile bağlantılı değil. Böyle bir aktör, gerginliğin tırmandığı bir anda İsrail'e gözle görülür yakınlık sinyali verdiğinde diplomatik çerçeve değişir. Savaş arifesinde Modi'nin İsrail ziyaretinin yanlış zamanlama olduğunu düşünmek zor değil. Hint hükümetinin yaklaşan saldırıdan habersiz olduğunu düşünmek zor. Böyleyse de o zaman Delhi için istihbarat ve dış politika kurumları üzerine başka sıkıntı açığa çıkar. Modi'nin ziyareti ile İsrail ve Başbakan Netanyahu siyasi meşruiyet kazanmış gibi görünürken, bir zamanlar Batı dışı dünyanın lideri olan Hindistan, tarihsel olarak savunduğu ahlaki duruşu koruyamaz hale gelerek önemsiz bir role gerilemiş gibi göründü.

Her halükarda Yeni Delhi'nin son tutumu belirsizliğini koruyor. İran Savaşı, Hindistan'ın savaşı değil. Ancak Hindistan'ın bölgenin güvenliği ve istikrarı açısından kritik öneme sahip yakın bir komşu olduğu gerçeği, Hindistan içinde dahi çoğunlukla gözden kaçan bir gerçek. İran Savaşı, Hindistan bağlamında dört şeyi net biçimde ortaya koydu: Uluslararası alanda savaşı sona erdirmeye yardımcı olmak için şu anda yetersiz bir konumda, küresel profiline karşın henüz gerçek bir pazarlık gücünden yoksun, mevcut krizi ele alış biçimi küresel Güney'deki konumunu sarstı ve liderlik ve çok kutupluluk konusundaki standart iddialarının içi boş kaldı.

ABD-İsrail saldırısında İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in öldürülmesi son yılların en önemli jeopolitik olaylarından biriydi ancak Hindistan sessizdi. Delhi'nin taziye mesajı göndermesi beş gün sürdü ve ne başbakan ne dışişleri bakanı kamuoyuna açıklama yaptı ne de iktidardan herhangi bir üst düzey lider suikastı kabul etti. İran gemisinin Amerikan torpidosu ile vurulması ve 70'ten fazla denizci adayının ölmesi olayına hiçbir kınama gelmedi. Minab'daki bir okulun bombalanması ve çoğu 7-12 yaş arası kız öğrenci olmak üzere 165 sivilin ölmesi olayında sessizlik hakimdi. Toplu olarak bu sessizlik aslında bir şeyi haykırıyor: Hindistan küresel profilini yükseltti ancak nüfuzunu değil, herkes ile dostluk kurdu ancak hiç kimseyi etkileyemedi. Yeni Delhi'nin sessiz tepkisi, bu tür krizlerde önemli bir rol oynama isteği ve yeteneği konusunda artık kocaman bir soru işareti koydu.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası