Kriter > Dış Politika |

Türk Savunma Sanayii Küresel Süper Lig’de


NATO’nun yeni konsepti, dron teknolojileri ve elektronik harp yeteneklerini merkeze alarak, adeta gökyüzünü ve denizleri örten çok katmanlı bir “savunma kubbesi” vizyonuna yoğunlaşmak anlamını taşıyor. Böylece ittifak, sadece kara ve hava kuvvetlerini değil, uzay ve siber sahayı da entegre eden bir güvenlik mimarisi kurmayı hedefliyor. NATO’nun hızla hayata geçirmek zorunda olduğu bu tarihi dönüşüm sürecinde Türkiye, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte bir güç odağı haline gelmiş durumda.

Türk Savunma Sanayii Küresel Süper Lig de
Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen Bayraktar TB3 SİHA, TCG Anadolu gemisindeki testlerinde önemli bir aşamayı daha geride bırakarak, 100 sortiyi geçti. (BAYKAR / AA, 3 Haziran 2025)

1970’ler ve 80’ler, Türkiye’nin de bulunduğu coğrafyada; Latin Amerika, Asya ve sonrasında Afrika’da düzenli orduların; terör grupları, gerillalar, paramiliter gruplarla mücadelede ciddi sorunlar yaşadıkları bir dönemdi. Birleşik Krallık, Fransa, Almanya gibi Batılı ülkelerin, elbette en yoğun şekilde de ABD’nin dünyanın pek çok ülkesinde rejimlere müdahale etme iştahı, Pentagon ve CIA tarafından yürütülen yüzlerce operasyon ile ABD’nin karanlık paramiliter şirketlerinin ve askeri-sınai kompleksinin finansmanı, gelişmekte olan ülkelerce, Atlantik ve Atlantik dışı ülkelerden silah ve mühimmat ithalatıyla tahminlerin ötesinde bir hacimsel genişlemeye sebep oldu.

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, NATO kurulurken küresel askeri harcamalar, bugünkü rakamlarla 500 milyar dolar düzeyindeydi. Soğuk Savaş’ın tırmanması ve Batı ile Doğu bloku arasındaki gerginliğin derinleşmesi ile askeri harcamalar önce 1,5 trilyon dolara, Soğuk Savaş’ın bitiminden hemen önce ise 1,8 trilyon dolara yükseldi. Bu harcamanın, 750 milyar doları ABD olmak üzere, 1 trilyon doları NATO, 600 milyar doları Sovyetler Birliği, geri kalan 200 milyar doları ise herhangi bir askeri paktta yer almayan ülkelerce yapılıyordu. Soğuk Savaş sonrasında, 2000’lerin başlarında küresel askeri harcamalar 1,2 trilyon dolara gerilemiş iken, bunun 750 milyar doları NATO, aşağı yukarı 100-150 milyar doları Rusya ve Çin, 250-300 milyar doları ise geri kalan ülkelerce gerçekleştirilmekteydi.

 

Küresel Askeri Harcamalar Tarihi Seviyesinde: 2,8 Trilyon Dolar

Bugün ise bilhassa Rusya-Ukrayna Savaşı’nın patlak verdiği 2022’den bu yana, 2,2 trilyon dolardan, 2025’in ilk yarısı itibariyle yıllıklandırılmış bazda 2,8 trilyon doları geçmiş bir küresel askeri harcamadan söz ediyoruz. Savunma alanında, askeri güç ve kabiliyet sıralamasında, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 15 önde gelen ülke; konvansiyonel ordu düzeni, konvansiyonel silah, mühimmat ve platformlarla, yeni nesil düzensiz savaşma teknikleri, yeni nesil harp teknolojileri ve stratejileri ile yapay zekâ odaklı yeni nesil silah, mühimmat ve platformlar arasında koordinasyon, geçiş, adaptasyon boyutlarında hem yüksek kalitede yeterli personel yetiştirme, hem de etkin maliyet yönetimi boyutunda sıkışmış durumdalar. ABD’nin 1 trilyon dolara dayanmış savunma harcamaları ise artık federal bütçesini zorluyor.

Bu nedenle, Başkan Trump, ikinci kez göreve başlaması sonrasında, Atlantik İttifakı’nın ve NATO’nun tüm savunma, harp kabiliyetlerinin büyük ölçüde ABD tarafından karşılanmasının mümkün olmadığını net olarak ortaya koyarak, bilhassa NATO üyesi AB ülkelerinin askeri yatırım ve harcamalarını 2028’e kadar en az 2,5-3 kat artırmazlar ise bir ölçüde ABD’nin NATO’dan çekilebileceği anlamına da gelebilecek uyarılarda bulundu. Bu nedenle, kimi itiraz eden AB ülkelerine rağmen, son NATO liderler zirvesinde, tüm ülkeler ABD’nin harcama ve yatırım çağrısına uyacaklarına dair taahhütte bulundular. Rusya’nın Eylül’de, önce Polonya, ardından Estonya, sonrasında ise kimi İskandinav ülkelerinin hava sahasını taciz eden dronlu ve savaş uçaklı ihlalleri NATO’yu hareketlendirmiş durumda.

Bu nedenle, NATO çatısı altında daha kapsamlı bir hava savunma sisteminin tasarımı ve NATO’nun kabiliyetlerinin derinleştirilmesi için stratejik çalışmalar hızlandırılacak. Bu gerekçeyle, pek çok NATO ülkesi de Türkiye ile savunma, güvenlik ve yeni nesil savaş araçları teknolojileri boyutunda karşılıklı iş birliğini hızlandırmış durumda.

 

Yeni Nesil Savaş Doktrini: Dron Çağında Küresel Savunma Mimarisinin Yeniden Yazımı

Bilhassa son beş yılda, dünya ordularının savaş konsepti radikal biçimde değişti. Dronlar ile kara, deniz ve deniz altı platformları artık sadece keşif ya da gözetleme aracı değil, doğrudan taarruz kapasitesine sahip stratejik unsurlar haline geldi. Rusya–Ukrayna Savaşı, düşük maliyetli fakat ölümcül insansız sistemlerin cephe dengelerini nasıl bozduğunu sahada kanıtladı. Ukrayna’nın FPV tipi dronları ve Karadeniz’de kullandığı deniz dronları, klasik donanma ve hava üstünlüğü anlayışını sarstı. 2020’deki Azerbaycan–Ermenistan Karabağ Savaşı, SİHA’ların hava hakimiyetine gerek kalmaksızın kara savaşının seyrini değiştirebileceğini göstererek yeni bir doktrinin kapısını aralamıştı. Cephede harp teknikleri boyutundaki bu değişim, uluslararası alanda “ölümcül şeffaflık” olarak ifade edilen bir çağın da habercisi konumunda. Yeni nesil elektronik harp sistemleri, yapay zekâ destekli sürü algoritmaları ve katmanlı hava savunma ağları, artık yeni nesil harp alanının ayrılmaz bileşenleri haline gelmiş durumdalar.

Bu hızlı evrim, NATO’yu da köklü adımlar atmaya zorluyor. Lahey’de gerçekleştirilen son zirvede ittifak üyeleri, GSYH’lerinin yüzde 5’ine ulaşan savunma harcaması hedefi üzerinde mutabık kaldılar. Bu oran, pek çok Avrupa ülkesinde uzun süredir ihmal edilen yüzde 2 harcama eşiğinin ilk kez radikal biçimde aşılması anlamına geliyor. Rusya’nın Baltık ve Kuzey Denizi’nde NATO ülkelerinin hava sahasına yönelik giderek sıklaşan ihlalleri, caydırıcılığın ötesine geçen bir “aktif savunma” ihtiyacını gündeme getiriyor. Bu tablo karşısında Trump, öncelikle Avrupa başkentlerine “taahhütlerinizi yerine getirin” mesajını yüksek perdeden iletti. Rus uçaklarının ve dronlarının hava sahasını ihmal etmeleri halinde doğrudan vurulması gerektiğini ifade eden Trump, bu konuda ABD’nin destek vermesine yönelik detayı ise havada bıraktı.

NATO üyesi ülkelerin savunma harcamasının GSYH’ye oranı. AA, İNFO
NATO üyesi ülkelerin savunma harcamasının GSYH’ye oranı. (Murat Usubali / AA, 24 Haziran 2025)

 

Türkiye’nin Son On Yıldaki Tarihi Savunma Atılımı

NATO’nun yeni konsepti, dron teknolojileri ve elektronik harp yeteneklerini merkeze alarak, adeta gökyüzünü ve denizleri örten çok katmanlı bir “savunma kubbesi” vizyonuna yoğunlaşmak anlamını taşıyor. Böylece ittifak, sadece kara ve hava kuvvetlerini değil, uzay ve siber sahayı da entegre eden bir güvenlik mimarisi kurmayı hedefliyor. NATO’nun hızla hayata geçirmek zorunda olduğu bu tarihi dönüşüm sürecinde Türkiye, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte bir güç odağı haline gelmiş durumda. On yıl önce kendi İHA ve SİHA’larını yerli ve milli imkanlarla üretmek için devrimsel adımları hızlandıran Türkiye, beş yıl gibi kısa bir sürede dünyanın en iddialı dron üretici ve ihracatçı ülkesi konumuna erişti. Baykar’ın TB2 ve Akıncı modelleri Suriye, Libya ve Karabağ sahalarında başarıyla görev yaptı, Ukrayna’da Rus ordusuna karşı sembol haline geldi. TB3’ün TCG Anadolu’dan kalkıp inme kabiliyeti, Türkiye’yi dron taşıyıcı konseptine taşıdı ve deniz-hava entegrasyonunda öncü konuma yerleştirdi. Kızılelma ve ANKA-3 gibi insansız muharip uçak projeleri, insanlı ve insansız hava unsurlarının aynı doktrinde buluşmasına da imkan tanımakta.

Bunun yanı sıra HİSAR ve SİPER programları ile Çelik Kubbe projesi adına, kısa, orta ve uzun menzilli hava savunma katmanlarını yerli imkanlarla inşa etme süreci, Türkiye’nin dostu pek çok ülke tarafından gıptayla takip ediliyor ve söz konusu dost ülkeler ile Türkiye arasında uzun vadeli savunma teknolojileri ve güvenlik iş birliği anlaşmalarının ardı ardına imzalanmasına da olanak sağlıyor. GÖKDENİZ yakın hava savunma sistemi, TF-2000 hava savunma muhripleri ve geliştirilen deniz dronları, Türkiye’nin yeni nesil harp doktrini ve stratejisi açısından “sistemlerin sistemi” vizyonunu da pekiştiriyor. 2024’te 1,8 milyar dolara ulaşan ve 2025 için şimdiden 2,5 milyar doların üzerinin konuşulduğu savunma sanayii ihracatımız, bu tarihi atılımın, küresel ölçekte Türkiye ekonomisi için nasıl yüksek katma değere dönüştüğünü rakamlarla ortaya koyuyor. Türkiye’nin hedefi ise 2028-2030 döneminde Türkiye’nin savunma sanayii ihracatını kademeli olarak 11 milyar dolardan 15 milyar dolara çıkarmak.

Yükselen E7 ekonomilerinin istisnasız Türkiye ile ekonomik, ticari, siyasi ve askeri iş birliğini derinleştirmek adına stratejik iş birliği ve geniş kapsamlı ortak proje adımlarını hızlandırdıkları bir konjonktürde, Cumhurbaşkanının “Güçlü Türkiye” algısını perçinleyen adil, güçlü ve kararlı duruşu, tüm uluslararası toplantılarda verdiği ve vereceği mesajların uluslararası kamuoyu tarafından büyük bir merakla takip edilmesine sebep oluyor. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının vizyoner liderliğinde, 20 yıldır aralıksız savunma, güvenlik, enerji ve dijital teknolojiler alanında atılan dev adımlar, Türk ordusunu dünyanın en güçlü orduları arasına taşıyan imkan ve kabiliyetlerimiz, güçlü Türkiye’nin kendi coğrafyasına, mazlumlara sahip çıkmasını, hesap sormasını, sahada ve masada güçlü bir diplomatik süreç yönetmesini sağlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlü, kararlı ve vizyoner liderliğiyle Türkiye, Avrasya’nın kaderini değiştiren bir “oyun kurucu” rolünü üstlenmiş durumda. Güçlü Türkiye aynı zamanda Türkiye Yüzyılı Vizyonunun özünü de oluşturuyor.

 

NATO ve Avrupa’dan Türkiye ile Stratejik İş Birliği Çağrısı

Türkiye’yi uluslararası savunma endüstrisinde “Küresel Süper Lig”e taşıyan tarihi adımlar ve yerli-milli yüksek teknoloji üretme performansı, NATO ve Avrupa güvenlik mimarisi içinde ülkemizden artan bir sorumluluk beklentisini gündeme getiriyor. Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e uzanan jeostratejik konum, enerji hatlarının güvenliği ve doğu kanadının savunması adına artık kimse Türkiye’nin vazgeçilmez rolünü tartışmıyor. Müttefik ülkelerin savunma planlarında, Türkiye’nin insansız sistemlerdeki teknolojik üstünlüğü ve elektronik harp kabiliyeti sık sık örnek gösteriliyor. Bu durum, ülkemize hem daha geniş bir diplomatik manevra alanı hem de ittifak içi karar alma süreçlerinde daha güçlü bir ses sağlıyor. Türkiye artık Atlantik ile Pasifik arasında jeostratejik bir köprü olmasının da ötesinde, NATO’nun yeni nesil savunma mimarisinin de teknoloji tedarikçisi ve doktrin katkıcısı olarak kendini konumlandırıyor.

Trump’ın “artık daha fazla katkı zamanı” uyarısını yıllardır ağırdan alan Avrupa, savunma yatırımlarını ivmelendirmiş durumda. Almanya, Fransa ve diğer birçok ülke, yüzde 2’lik savunma harcamaları eşiğini aşacak planları yürürlüğe koymuş durumdalar. NATO’nun yeni hedefi ise bu oranı yüzde beşe çıkarmak. Bu sadece bütçelerin öylesine şişirilmesi anlamına gelmiyor; tersine yeni nesil dron teknolojileri, hipersonik füzeler ve yapay zekâ destekli savunma ağlarına devasa yatırımlara kapı açılması anlamını taşıyor. Atlantik’in güvenliği adına mali yükün dengelenmesi artık kaçınılmaz bir gereklilik. Washington, Avrupa’yı savunma endüstrisini yenilemeye ve yeni nesil silah teknolojilerini hızla entegre etmeye mecbur bırakıyor.

Türkiye, NATO’nun savunma harcaması taahhütlerini halihazırda yerine getiren az sayıdaki ülkeden birisi konumunda. Bu durum, Türkiye’yi yük paylaşımında güvenilir ortak olarak öne çıkarıyor. Önümüzdeki dönemde, Çelik Kubbe projesinin tamamlanması, hipersonik tehditlere karşı SİPER Blok-II/III gibi uzun menzilli sistemlerin devreye girmesi ve TF-2000 hava savunma muhriplerinin hizmete alınması, Türkiye’nin caydırıcı güç konseptine değerli katkılar sağlayacak. Ayrıca, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de geliştirilecek deniz dronları ve otonom su altı araçları, Türkiye’nin caydırıcılığını bambaşka bir boyuta taşıyacak. Bunun yanı sıra, elektronik harp ve karşı sürü (C-UAS) teknolojilerindeki ilerlemeler, hem milli güvenliğimizi güçlendirecek hem de Türkiye’yi müttefikler nezdinde vazgeçilmez teknoloji tedarikçisi haline getirecek bir sürece işaret ediyor. Bu ivme, Türkiye’yi yalnızca bölgesel bir güç değil, insansız sistemler ve katmanlı savunma çağının küresel standart belirleyicilerinden biri yapma noktasına da taşıyor.

Dronlar, hipersonik füzeler ve elektronik harp kabiliyetleri, klasik savaşın parametrelerini altüst etti. NATO rekor düzeyde artacak savunma bütçeleriyle bu dönüşüme kurumsal yanıt verme kabiliyetini yükseltirken, Türkiye son on yılda inşa ettiği yüksek savunma teknolojileri ekosistemi ve sahada her yönüyle kanıtladığı operasyon kabiliyetiyle önümüzdeki dönemi tarif eden belirsizlik çağının en kritik aktörlerinden birisi olarak yükseliyor. Önümüzdeki beş yıl, ülkemizin savunma sanayiini bölgesel aktörlüğünün çok ötesinde, küresel ölçekte bir referans noktası haline getirecek ve Türkiye’nin “Küresel Süper Lig” üyeliğini perçinleyecek. Küresel ekonomi-politik sistemde üçüncü bir dünya savaşına yönelik artan tehditlerin ortasında şekillenen küresel güvenlik mimarisinde, Türkiye yüksek kabiliyete sahip savunma ve güvenlik teknolojileri, silah, mühimmat ve platformlarıyla, artık kilit stratejik oyuncu konumuna hızla yerleşiyor.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası