Türkiye adına yurt dışında örgün ve yaygın eğitim faaliyetleri yürüten Türkiye Maarif Vakfı’nın kuruluşunun üzerinden 10 yıl geçti. Vakıf, bu on yıl içinde bir taraftan fiziki, beşeri, hukuki ve idari altyapısını oluşturup kurumsallaştı diğer taraftan 6721 sayılı Kanunla kendisine tevdi edilen yurt dışında örgün ve yaygın eğitim hizmetleri sunma görevini kesintisiz biçimde, geniş bir coğrafyada yerine getirdi.
Kurumsal Büyüklük
Türkiye Maarif Vakfı’nın kuruluşu, uluslararası eğitim alanında uzun süredir eksikliği hissedilen ihtiyacın ürünü olmakla birlikte, kuruluş döneminin tarihi şartlarından da bağımsız değildir. Özellikle FETÖ'nün yurt dışındaki okul ağıyla ilgili ortaya çıkan sorunlar, Vakfın ilk yıllarında önemli sorumluluklar üstlenmesini beraberinde getirmiştir. Vakıf, birçok ülkede bu okulların devralınması ve yeniden yapılandırılması sürecini başarıyla yürütmüştür. On yıllık süreçte elliyi aşkın ülkede, bu yapıya ait eğitim kurumlarının faaliyetleri tamamen veya kısmen sona erdirilmiş; FETÖ iltisaklı okul ağının büyük bölümü tasfiye edilmiştir. Vakıf, devraldığı eğitim kurumlarını yalnızca idari olarak değil, fiziki, teknolojik ve pedagojik bakımdan da yeniden yapılandırarak eğitim faaliyetlerinin yepyeni bir çerçevede aksamadan devam etmesini sağlamıştır. Dolayısıyla, kuruluş yılları, Türkiye Maarif Vakfı açısından iki farklı sorumluluğun aynı anda yerine getirildiği bir dönem olmuştur. Bir taraftan devralınan ve hiçbir ciddi pedagojik çerçeveye sahip olmayan eğitim kurumları yeniden yapılandırılırken, diğer taraftan Vakıf, farklı coğrafyalarda kendi eğitim modelini inşa etmiştir. Vakfın kurumsal büyüklüğünün yaklaşık üçte biri devralınan, üçte ikisi ise doğrudan Türkiye Maarif Vakfı tarafından kurulan eğitim kurumlarından oluşmaktadır.
Bugün, altı kıtada, 600’ü aşkın eğitim kurumunda, 75 binden fazla öğrencisiyle Türkiye Maarif Vakfı, dünyanın en yaygın uluslararası eğitim kuruluşlarından biri hâline gelmiş durumdadır. Bu büyüklük, Vakfın ilk on yılda katettiği mesafeyi göstermesi bakımından elbette önemlidir. Ancak Türkiye Maarif Vakfı’nın on yıllık tecrübesinin yalnızca ülke, okul ve öğrenci sayıları üzerinden değerlendirilmesi yeterli olmayacaktır. Son çeyrek yüzyılda politik, ekonomik ve diplomatik kapasitesini geliştiren Türkiye’nin, uluslararası alanda üstlendiği sorumluluklar artmış; insani yardım, kalkınma iş birliği, kültür, yükseköğretim ve uluslararası öğrenci hareketliliği alanlarında yeni ve kalıcı kanallar açan özgün bir anlayış alana hâkim olmaya başlamıştır. Bu yeni kurumsal mimarinin en önemli halkalarından biri olan Türkiye Maarif Vakfı da kuruluşundan bu yana geçen 10 yıl zarfında Türkiye’nin eğitim alanında uluslararası ölçekte hizmet sunmasını sağlayan özgün bir model geliştirmiştir.
Eğitim kurumlarının açılması ve işletilmesinin yanında müfredat geliştirilmesi, öğretmenlerin mesleki gelişiminin desteklenmesi, eğitim materyallerinin hazırlanması, akademik araştırma ve yayın faaliyetlerinin yürütülmesi, Türkiye çalışmalarının teşvik edilmesi ve uluslararası eğitim meselelerinin tartışılacağı platformların oluşturulması da yurt dışındaki eğitim faaliyetlerini taşıyacak bütüncül bir eğitim ekosistemi inşa eden bu modelin ayrılmaz parçaları olmuştur.
Eğitim ve Etki Alanları
Kamu hizmetleri, klasik anlamıyla, devletlerin kendi ülkelerinde ortak ihtiyaçların karşılanması amacıyla yürüttükleri sürekli ve düzenli faaliyetlerdir. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, ulaşım ve altyapı hizmetleri uzun yıllar bu çerçevede ele alınmıştır. Ancak insanların, bilginin, sermayenin ve sorunların sınırlar arasında giderek daha hızlı hareket ettiği günümüz dünyasında ortak ihtiyaçlar da ulusal sınırları aşmıştır.
Göç, savaşlar, insani krizler, salgınlar, çevre sorunları, kalkınma seviyelerindeki farklılıklar ve eğitim imkanlarına erişimde yaşanan eşitsizlikler, kamu hizmetlerinin yalnızca devletlerin kendi sınırları içinde düşünülmesini güçleştirmektedir. Sağlıktan afet yönetimine, insani yardımdan çevrenin korunmasına kadar birçok alanda uluslararası iş birliğine dayalı yeni hizmet biçimleri ortaya çıkmıştır. Eğitim de bu dönüşümden payını almaktadır.
Toplumların ekonomik ve sosyal kalkınmasını, ülkeler arasındaki ilişkileri, insanların kültürel aidiyetlerini ve farklı toplumların birbirlerini tanıma biçimlerini doğrudan etkileyen eğitim, toplumsal dayanışmanın ve kamu yararının sadece ulusal sınırlar içinde düşünülmek zorunda olmadığını, meselenin uluslararası boyutları da olduğunu gösteren alanlardan biridir.
Türkiye Maarif Vakfı, Türkiye’nin eğitim alanında sahip olduğu zengin birikimi paylaşırken; faaliyet gösterdiği toplumların tecrübelerinden öğrenen ve kendi birikimini de zenginleştiren bir kurumdur. Tek yönlü bir bilgi ve model aktarımına değil, karşılıklı etkileşime dayanan bu model, kamu hizmetlerinin de uluslararası boyutlarıyla yeniden düşünülmesine imkan sağlamaktadır.
Vakfın farklı coğrafyalarda eğitim hizmeti sunması, yalnızca dış politika veya tanıtım faaliyeti olarak değerlendirilemez. Kendi eğitim modelini başka toplumlara dayatmayı değil, karşılıklı öğrenmeyi ve ortak gelişimi esas alan bir yaklaşım benimsendiğinde, çok daha kapsamlı ve kalıcı bir sorumluluk ortaya çıkar. Bu sorumluluk; karşılıklı güvene ve iş birliğine dayanan, farklı toplumsal ritimlere, sosyal dokulara, bilgi geleneklerine, kültürlere ve eğitim ihtiyaçlarına açık, uzun vadeli bir kurumsal model inşa etmeyi gerektirir.
Türkiye Maarif Vakfı’nın geliştirdiği model, üç temel ilkeyi merkeze almayı gerektirir: Uluslararası dayanışma, ortak fayda ve kurumsal sürdürülebilirlik. Uluslararası dayanışma, farklı toplumların eğitim alanındaki meselelerini ortak bir sorumluluk olarak görebilmeyi ve çözümleri birlikte geliştirebilmeyi ifade eder. Ortak fayda, sunulan eğitim hizmetinin yalnızca Türkiye'nin değil, faaliyet gösterilen ülkelerin ve insanlığın ortak geleceğine de katkı sağlamasını esas alır. Unutulmamalıdır ki, eğitim alanında kurulan her kalıcı ilişki, ancak tecrübelerin ve sorumluluğun paylaşılmasıyla anlam kazanır; gözetilen amaç, bütün taraflar eşit özneler olarak kabul edildiğinde uluslararası kamu yararının gerçekleşmesine hizmet edebilir. Kurumsal sürdürülebilirlik ise bu anlayışın kişilere, dönemsel şartlara veya kısa vadeli ilişkilere bağlı kalmaksızın güçlü kurumlar eliyle devam ettirilmesini ve gelecek kuşaklara taşınabilmesini güvence altına alır.
Bu bakımdan Türkiye Maarif Vakfı’nın ilk on yılı, yalnızca geniş bir eğitim kurumu işletmeciliği ağının kurulmasının değil, uluslararası eğitim hizmetlerinin özgün bir model oluşturularak kurumsallaştırılmasının da hikâyesidir.
Bilgi Üretimi
Günümüzde bilgi üretimi ve dolaşımı, titizlikle dünyanın belirli merkezlerinin inhisarında tutulmaktadır. Hangi bilginin değerli kabul edileceği, hangi tecrübenin evrensel bir örnek olarak sunulacağı ve hangi yaklaşımın bilimsel meşruiyet kazanacağı hep aynı bilgi geleneği tarafından belirlenmekte, eğitim sistemleri de büyük ölçüde bu bilgi düzenini yeniden üretmektedir. Oysa eğitim alanında gerçek bir çoğulculuk, farklı toplumların tarihi tecrübelerinin, dillerinin, kavramlarının ve eğitim geleneklerinin bilgi üretimine eşit biçimde katılabilmesini gerektirir.
Bu yaklaşım, herhangi bir bilgi geleneğine karşı geliştirilmiş ideolojik bir tepki değildir. Asıl mesele, bilgi üretiminin tek merkezli yapısını aşarak farklı medeniyetlerin, dillerin ve tarihi tecrübelerin insanlığın ortak bilgi birikimine eşit özne olarak katılabilmesini sağlamaktır. Bilginin sömürgesizleştirilmesi arayışı da bu anlamda, yeni bir merkez inşa etme çabası değil; daha adil, daha çoğulcu ve daha kapsayıcı bir bilgi düzeni kurma arayışıdır.
Bu sebeple uluslararası eğitim alanında kalıcı bir varlık göstermek isteyen bir kurum, kendisini yalnızca okul açmakla sınırlandırmamalı; eğitim tecrübesini kavramsallaştırmayı, kayıt altına almayı, eleştirel biçimde değerlendirmeyi ve insanlığın ortak bilgi birikimine sunmayı da sorumluluğunun ayrılmaz bir parçası olarak görmelidir. Eğitim hizmeti ile bilgi üretimi birbirinden ayrıldığında, eğitim zamanla başkalarının ürettiği kavramlar ve modeller üzerinden yürütülen teknik bir faaliyete dönüşür.
Türkiye Maarif Vakfı’nın ilk on yılında yürüttüğü birçok çalışma bu ihtiyacın ürünüdür. Türk Maarif Ansiklopedisi, yalnızca geçmişi kayıt altına alan bir referans eseri değil, Türkiye'nin eğitim birikimini kendi kavramlarıyla yeniden düşünme çabasıdır. Türkiye Araştırmaları Merkezleri, yalnızca Türkiye'yi tanıtmayı değil, farklı akademik geleneklerle kalıcı bir düşünce alışverişi kurmayı hedeflemektedir. Uluslararası Maarif Programı, farklı coğrafyalarda edinilen tecrübelerin ortak bir eğitim diline dönüşmesini sağlayan dinamik bir çerçeve olarak tasarlanmıştır. Eğitim yapılarının tasarımına yönelik araştırmalar ise okul binalarını salt teknik bir tasarım meselesi olarak değil, eğitimin pedagojik ilkelerinin mekânsal karşılığı olarak ele almakta; farklı eğitim tecrübelerinden beslenen ve farklı ülke şartlarına uyarlanabilen mimari ilkeleri geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Bu nedenle Türkiye Maarif Vakfı’nın eğitim faaliyetleri ile akademik alandaki çabaları, birbirinden bağımsız değildir. Birinde ortaya çıkan tecrübe diğerini beslemekte; sahada edinilen birikim araştırmaya, araştırma ise yeniden eğitim uygulamalarına dönmektedir. Ancak böyle bir döngü kurulabildiğinde eğitim, yalnızca aktarılan değil, aynı zamanda üretilen ve geliştirilen bir kamu hizmeti niteliği kazanabilir.
Bu anlayışın farklı coğrafyalarda sürdürülebilir biçimde uygulanabilmesi ise yalnızca eğitim felsefesiyle değil, bunu taşıyacak uygun bir kurumsal yapıyla mümkündür. Türkiye Maarif Vakfı’nın ilk on yılda elde ettiği başarının arkasında, hukuki statüsünün sağladığı imkanların da önemli bir payı bulunmaktadır. 6721 sayılı Kanun'la kurulan Vakıf, kamu hizmetinin gerektirdiği güven ve süreklilik ile uluslararası eğitim faaliyetlerinin zorunlu kıldığı uyarlanabilirliği aynı kurumsal yapı içinde buluşturabilmiştir. Böylece çok farklı hukuk sistemleri, idari gelenekler ve eğitim mevzuatları içinde faaliyet gösterirken ortak ilke ve standartlarını da muhafaza edebilmiştir.
İlk on yıl, tabiatı gereği, kuruluş ve kurumsallaşma dönemiydi. Yeni eğitim kurumlarının açılması, insan kaynağının oluşturulması, ortak eğitim programlarının geliştirilmesi ve kurumsal standartların oluşturulması öncelik taşıdı. Bundan sonra ise öncelik, bu kurumsal birikimin derinleştirilmesi olacaktır. Eğitim kalitesinin yükseltilmesi, öğretmenlerin mesleki gelişiminin güçlendirilmesi, mezunlarla kurulan ilişkilerin derinleştirilmesi, dijital dönüşümün ve yapay zekâ uygulamalarının eğitim anlayışıyla uyumlu biçimde geliştirilmesi, etki değerlendirme mekanizmalarının güçlendirilmesi ve bilgi üretme kapasitesinin artırılması sayısal büyümeden daha belirleyici hâle gelecektir. Hedef, yalnızca daha fazla ülkede faaliyet gösteren bir kurum olmak değil; uluslararası eğitim kamu hizmetinin ilke ve standartlarının oluşmasına katkı sunan, tecrübesi ve birikimiyle başvurulan bir kurumsal referans hâline gelmektir.
Farklı toplumlarla kurulan karşılıklı öğrenme ilişkilerini güçlendirmek, bilgi adaletini gözeten çoğulcu bir eğitim anlayışını geliştirmek ve uluslararası dayanışmayı kalıcı kurumlar üzerinden derinleştirmek, Vakfın önümüzdeki dönemdeki en önemli sorumlulukları arasında yer almaktadır. İkinci on yılın asıl başarısı, ilk on yılda oluşturulan kurumsal tecrübeyi, uluslararası dayanışmayı, bilgi adaletini ve ortak faydayı esas alan özgün bir uluslararası eğitim anlayışına dönüştürebilmek; bu anlayışla hem Türkiye Maarif Vakfı’nın gelişimine hem de uluslararası eğitim hizmetlerinin geleceğine katkı sunabilmek olacaktır.
