Kriter > Dosya > Dosya / Teknoloji |

2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı: Savunma ve Ulusal Teknoloji Politikasında Stratejik Bir Yön Değişimi


Cumhurbaşkanlığı 2026 Yıllık Programı, ulusal teknoloji politikasında net bir eşik dönüşümünü temsil eden bir metindir. 2026 belgesi yapay zekayı devlet stratejisinin merkezine yerleştirmektedir. Yapay zeka, artık modernleşmeye eşlik eden bir araç olarak değil, ekonomik egemenlik, askeri kapasite ve kurumsal reformlarla doğrudan bağlantılı bir ulusal güç altyapısı olarak tanımlanmaktadır.

2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı Savunma ve Ulusal Teknoloji Politikasında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi (Utku Uçrak / AA, 29 Ekim 2025)

Türkiye son yıllarda teknolojik dönüşümü, özellikle yapay zekâyı (YZ), ulusal vizyonunun merkezine yerleştiriyor. Bu yönelimin temeli Milli Teknoloji Hamlesi ile atıldı, Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi ile kurumsallaştı ve bugün savunmadan sağlığa, eğitimden tarıma, kamu yönetiminden güvenliğe kadar uzanan geniş bir alanda somut sonuçlar üreten bir yapıya dönüşüyor. Her geçen yıl, Türkiye’nin bu alandaki politika yaklaşımı daha proaktif, daha kurumsal ve daha stratejik bir nitelik kazanıyor. Bu dönüşümün en belirgin şekilde görüldüğü yer ise yeni yayımlanan 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programıdır.

Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programları, yalnızca teknik belgeler değildir. Türkiye’nin bir sonraki yıl için hangi önceliklere, hedeflere ve stratejik yönelimlere ağırlık vereceğini ortaya koyan temel politika araçlarıdır. Bu nedenle 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nı incelemek, Türkiye’nin yapay zekâyı ulusal teknoloji politikası ve jeopolitik vizyonu içinde nasıl konumlandırdığını anlamak açısından kritik öneme sahiptir.

Bu çerçevede 2026 Yıllık Programı, ulusal teknoloji politikasında net bir eşik dönüşümünü temsil eden bir metindir. Önceki programlar, özellikle 2025 Yıllık Programı, teknolojik dönüşümün önemine işaret etmişti. Fakat 2026 belgesi YZ’yi devlet stratejisinin merkezine yerleştirmektedir. YZ artık modernleşmeye eşlik eden bir araç olarak değil, ekonomik egemenlik, askeri kapasite ve kurumsal reformlarla doğrudan bağlantılı bir ulusal güç altyapısı olarak tanımlanmaktadır.

Bu yönelimi dikkat çekici kılan asıl nokta ise Yıllık Program’ın YZ’yi stratejik, düzenlenmiş ve tüm devlet mekanizmalarını kesen bir kapasite olarak ele almasıdır. Bu geçişin derinliğini anlamak için Yıllık Program’ın yönetişim yaklaşımında YZ’nin nasıl konumlandırıldığına yakından bakmak gerekmektedir.

 

Devlet Mimarisinde Yapay Zekânın Kurumsallaşması

2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, YZ’nin devlet planlamasına ne ölçüde yerleştiği açısından önceki programlardan belirgin biçimde ayrılmaktadır. Daha önceki yıllarda YZ yalnızca belirli teknoloji bölümlerinde ya da sınırlı temalarda yer bulurken, 2026 Yıllık Programı bu alanı artık neredeyse tüm büyük politika başlıklarının merkezine yerleştirmektedir. YZ sadece savunmada değil, vergi idaresinden gümrük risk yönetimine, hastane karar destek sistemlerinden halk sağlığı takibine, ilaç tedarik zincirlerinden tarımsal analizlere, çevresel değerlendirmelerden vatandaş-devlet iletişim platformlarına (CİMER) ve kamu çalışanlarının eğitiminde doğruluğu artıran, verimsizlikleri azaltan, kayıt dışılığı engelleyen ve genel olarak devletin idari kapasitesini güçlendiren bir mekanizma olarak çerçevelenmektedir.

2026 Yıllık Programı’nı farklı kılan, YZ’nin yalnızca çok sayıda alana yayılması değildir. İlk kez kamu sektöründe YZ kullanımını düzenleyecek bütüncül bir etik ve hukuki çerçeve tanımlanmaktadır. Program, YZ uygulamaları için etik ve hukuki ilkelerin oluşturulmasına dönük sistematik bir yaklaşım ortaya koymakta, kamu kurumlarında YZ kaynaklı risklerin değerlendirilmesi için resmi bir mekanizma önermekte ve kamu sektörü YZ araçlarının sertifikalandırılacağı, standartlaştırılacağı ve izleneceği bir yönetim sistemi kurulmasını öngörmektedir. Bu yaklaşım, yalnızca ikincil düzenlemeleri bekleyen ve temel risk farkındalığını aşamayan 2025 Yıllık Programı’ndan belirgin bir kopuş niteliğindedir.

Bu dönüşümün idari sonuçları oldukça güçlüdür. 2026 Yıllık Programı’nda YZ deneysel bir ekleme ya da geleceğe dönük bir ihtimal olarak ele alınmamaktadır. Aksine, yönetişimin günlük işleyişine doğrudan dahil edilmektedir. Mükellefler için sürekli dijital asistan desteği, makine öğrenmesi destekli gümrük kontrolleri, sosyal güvenlik ve maliye politikalarında otomatik risk analizleri gibi uygulamalar, YZ’nin devlet faaliyetlerinin çevresinden operasyonel merkezine taşındığını göstermektedir. Bu noktada YZ’nin artık yalnızca münferit pilot projeler için kullanılan bir teknoloji olmaktan çıktığı ve kamu hizmeti sunumunda standart bir enstrüman olarak kurumsallaştırıldığı söylenebilir.

Tüm bu gelişmeler, devletin YZ’ye yaklaşımında bir zihniyet dönüşümüne işaret etmektedir. Türkiye, YZ’nin tekil projelere entegre edildiği bir benimseme modelinden çıkıp, YZ’nin düzenlendiği, denetlendiği ve etik sorumluluk çerçevesine yerleştirildiği bir yönetişim modeline geçmektedir. 2026 Yıllık Programı, YZ’yi yalnızca uygulanacak bir teknoloji değil, kendi kurumsal mimarisini gerektiren bir alan olarak tanımlamaktadır. Bu değişim, Türkiye’nin YZ’ye yaklaşımında daha olgun bir evreye geçişin başlangıcıdır.

Türk savunma sanayisi çığır açan teknolojilerin peşinde, AA İNFO
Türk savunma sanayisi bünyesinde gelecek yıl kuantum teknolojileri, yapay zekâ, otonom sistemler, hipersonik teknolojiler gibi derin ve çığır açan teknolojilerde askeri ve sivil kullanıma yönelik çalışmalar gerçekleştirilecek. (Yasin Demirci / AA, 2 Kasım 2025)

 

Savunma Sanayi: Bir Stratejik Kabiliyet Olarak Yapay Zekâ

YZ’nin sivil alanlara yayılımı geniş olsa da, en kritik stratejik etkisi savunma alanında ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin savunma sanayii son yirmi yılda hızlı bir yükseliş göstermiş, ihracatlar rekor seviyelere ulaşmış ve yerlilik oranı 2023 itibarıyla yüzde 80’in üzerine çıkmıştır. Ancak 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı bir dönüm noktasıdır. Zira, YZ ilk kez savunma modernizasyonunun merkezinde konumlandırılan çığır açıcı bir teknoloji olarak açık biçimde tanımlanmaktadır.

YZ, Türkiye’nin savunma ekosistemine birkaç temel kanaldan girmektedir. En görünür olanı, Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından yürütülen en az dokuz AR-GE projesinin omurgasını oluşturmasıdır. Bu projeler arasında otonom platformlar, hava muharebesinin geleceği olarak görülen dron-sürü koordinasyonu, ileri düzey ISR (istihbarat-gözetleme-keşif) yetenekleri ve bilişsel elektronik harp teknolojileri bulunmaktadır. Bu projelerin programda yer alması, Türkiye’nin savaşın karakterinin ne kadar hızlı değiştiğine dair farkındalığının arttığını göstermektedir. Örneğin sürü dronları, düşman savunmalarını doygunluğa uğratabilir, yüksek eş güdüm içinde otonom hareket edebilir ve muharebe koşullarına gerçek zamanlı uyum sağlayabilir. Bu tür teknolojilerin ulusal stratejiye dahil edilmesi sembolik bir adım değildir. Hızın, otonominin ve bilgi üstünlüğünün belirleyici olduğu bir muharebe ortamına hazırlığın bilinçli bir parçasıdır.

Bu çerçevede YZ artık yardımcı bir yükseltme değil; platformların, alt sistemlerin ve harekat alanlarının tamamına yayılan yatay bir güç çarpanı olarak ele alınmaktadır. Sensör, otonomi katmanı ve karar destek motoru işlevlerini eş zamanlı üstlenmektedir. Bu durum, YZ’yi yeni nesil askeri sistemlerin mimarisinin ayrılmaz bir bileşeni haline getirmekte ve Türkiye’nin teknolojik egemenliğe dayalı savunma vizyonuyla doğrudan örtüşmektedir.

YZ’nin genişleyen rolü, Türkiye’nin dışa bağımlılığı azaltma hedefiyle de uyumludur. Bu gelişmeler, Milli Teknoloji Hamlesi’nin daha geniş çerçevesi içinde şekillenmektedir. 2026’da yerlilik oranını yüzde 83’e çıkarma hedefi korunmaktadır. Ancak YZ alanındaki dışa bağımlılık yalnızca donanımı değil; veri setlerini, model mimarilerini ve hesaplama altyapılarını da kapsayan yeni kırılganlık alanları oluşturabilir. Bu nedenle 2026 Programı yerel modellerin geliştirilmesine, ulusal hesaplama kapasitesinin güçlendirilmesine ve güvenli veri altyapılarına özel vurgu yapmaktadır. Buradaki amaç yalnızca YZ kullanmak değil, YZ’nin Türkiye’nin stratejik otonomisini güçlendirmesi ve yeni bağımlılıklar getirmemesidir.

Programın bir diğer önemli yönü, çift kullanımlı (dual-use) teknolojilere verilen ağırlığın artmasıdır. YZ sık sık bir güç çarpanı olarak tanımlanmaktadır ve bunun nedeni hem sivil hem askeri alanlarda eş zamanlı değer üretmesidir. ABD ve Çin gibi önde gelen teknoloji güçleri, inovasyon stratejilerini çift kullanımlı YZ üzerine kurmaktadır. Bir alandaki ilerlemenin diğer alana hızla yayıldığı görülmektedir. Türkiye’nin 2026 Programı da bu doğrultuda kararlı bir hamle yapmaktadır. 2025 Programı’nda askeri teknolojilerin sivile aktarım potansiyeli ve ‘‘YETEN’’ gibi platformların rolü vurgulanmıştı. 2026 Programı ise daha ileri giderek resmi bir yol haritası oluşturulmasını önermektedir.

Bu yol haritasının amacı iki yönlü bir teknolojik dolaşımı kurumsallaştırmaktır. Askeri YZ inovasyonları (otonom koordinasyon algoritmaları, gelişmiş bilgisayarlı görü sistemleri, gerçek zamanlı analiz araçları gibi) tarımda hassas üretime, enerji optimizasyonuna, otonom lojistiğe ve akıllı üretim süreçlerine kolayca uyarlanabilmektedir. Aynı şekilde sivil YZ piyasalarında geliştirilen doğal dil işleme, görüntü tanıma ve kestirimsel modelleme çözümleri, savunma ihtiyaçlarına çok daha hızlı adapte edilebilmektedir. Bu çift yönlü akış her iki ekosistemi güçlendirmekte, inovasyon döngülerini hızlandırmakta ve maliyetleri düşürmektedir.

Bu açıdan bakıldığında 2026 Yıllık Programı’nın savunma YZ’sine yaklaşımı, Türkiye’nin teknoloji stratejisinde daha geniş bir dönüşümün parçasıdır. YZ artık mevcut sistemlere eklenecek bir teknoloji olarak değil; sanayileşme planlarını, savunma doktrinini ve ulusal güç mimarisini yeniden şekillendiren kurucu bir kapasite olarak görülmektedir. YZ, yerli üretim ve çift kullanımlı inovasyonun aynı çerçevede bütünleştirilmesiyle Türkiye’nin daha olgun, daha tutarlı ve daha stratejik bir teknoloji politikasına yöneldiğinin açık göstergesidir.

 

Türkiye’nin Proaktif Teknoloji Politikası

2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, Türkiye’nin YZ’ye yaklaşımında kritik bir dönemeç oluşturmaktadır. Programın önemi yalnızca içerdiği politika adımlarında değil, aynı zamanda bu adımların devletin dönüşen stratejik vizyonuna dair verdiği mesajlarda yatmaktadır. YZ, artık modernleşmeyi hızlandıran bir araç değil; idari performanstan ekonomik egemenliğe, askeri kapasiteden kurumsal etkinliğe kadar ulusal gücün temel altyapısı olarak tanımlanmaktadır.

Program bütün olarak ele alındığında, yeni bir stratejik dönemin işaretlerini vermektedir. YZ, artık devlet planlamasının çevresinde yer alan destekleyici bir unsur değildir. Program, YZ’nin hükümet işleyişinin merkezine yerleştirildiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Gelecekte jeopolitik etkinliğin, devletlerin YZ sistemlerini geliştirme, yönetme ve stratejik biçimde kullanma kapasitesine bağlı olacağı kabul edilmektedir. Türkiye’nin tutumu da bu doğrultuda değişmektedir. Tepkisel bir uyumdan proaktif bir öngörüye geçiş söz konusudur.

Bu nedenle 2026 Yıllık Programı hem ileriye dönük bir yol haritası hem de stratejik bir deklarasyon niteliği taşımaktadır. Türkiye yalnızca YZ’nin yön verdiği küresel siyasete ve geleceğin muharebe ortamına uyum sağlamayı hedeflememekte, bu dönüşümü şekillendiren aktörlerden biri olmayı amaçlamaktadır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası