Kriter > Siyaset |

24 Haziran: Bir Erdoğan Seçimi


Erdoğan ilk turda yüzde 50’den fazla oy alarak Türk seçmeninin yarısından fazlası tarafından mutlak olarak tercih edildiğini göstermiş oldu.

24 Haziran Bir Erdoğan Seçimi

24 Haziran seçimlerinden önce yaklaşmakta olan seçimlerin daha önceki seçimlere benzemediği, 2002’den bu yana yapılan ve AK Parti’nin ipi göğüslediği tüm seçimler arasında en önemlisi olduğu vurgulanıyordu. Hakim yoruma göre Türkiye’nin içerisinde bulunduğu beka tehdidi seçimleri diğerlerine nazaran daha önemli hale getiriyordu. 16 Nisan referandumu ile kabul edilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin tatbikatına 24 Haziran seçimlerinden sonra başlanacak olması seçimleri hayati yapan bir diğer etken olarak zikredildi.

2002’den beri devam eden gelenek bozulmadı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve liderliğini yaptığı AK Parti 24 Haziran seçimlerinden de galibiyetle ayrılmasını bildi.

Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalsa adaylardan birisi iki seçenekten daha iyi olanı olarak seçilecek ve görece bir seçim zaferi elde edecekti. Ancak Erdoğan ilk turda yüzde 50’den fazla oy alarak Türk seçmeninin yarısından fazlası tarafından mutlak olarak tercih edildiğini göstermiş oldu. Öte taraftan Erdoğan’ın liderliğini yaptığı AK Parti seçmenin yüzde 43’ünün onayını aldı. AK Parti’nin oyunun 1 Kasım 2015 seçimlerine göre altı-yedi puan azalması ve 295 milletvekilliği kazanan partinin Mecliste çoğunluğu elde edememesi seçimlerden birinci çıkmasına rağmen Erdoğan’la kıyaslandığında daha az başarılı olduğu yorumlarına yol açtı.

Partisinden daha fazla oy alması ve partisi 2015’teki oy oranını koruyamazken kendisinin 2014’te ilk kez cumhurbaşkanı seçildiğinde elde ettiği seçmen desteğini koruması Erdoğan’ın siyasi liderliğinin başarısı olarak okundu. Rakamlar üzerinden yapılan bu yorumlar kısmen doğru olmakla birlikte 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan 2018’de Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde seçilen ilk Cumhurbaşkanlığına uzanan liderlik kariyerinin 24 Haziran seçimleri bağlamında daha detaylı okunması gerekiyor.

Muhaliflerin İdeal Lideri

Öncelikle Erdoğan’ın cumhurbaşkanı ve lider olarak kendini çok geniş kitlelere kabul ettirdiğinin altını çizerek başlamak gerekiyor. Erdoğan’ı lider olarak gören kitleler arasında Erdoğan’a oy veren farklı toplum kesimlerine mensup seçmenler yer almakta. Yıllardır toplumun yarısının desteğini konsolide eden bir liderin gençten yaşlıdan, kadından erkekten, laikten muhafazakardan, zenginden yoksuldan, öğrenciden çalışandan, Türk’ten Kürt’ten kısacası toplumun her kesiminden oy aldığını söylemek malumun ilamından fazlası değil. Ancak bunun ötesinde Erdoğan’a şimdiye kadar hiç oy vermemiş Erdoğan karşıtı odakların bilinçli bir şekilde topluma hakim kılmaya çalıştıkları nefret siyaseti nedeni ile gündelik dilde ifade edildiği şekliyle “ağzıyla kuş tutsa” oy vermeyecek olan kitle de Erdoğan tarzı liderliği benimsemiş gözükmekte. Muhalif toplum çevrelerinin “Erdoğan’ı alt edecek” lider tariflerinin hepsinde Erdoğan liderliğinin unsurlarının liste başı sayılması tesadüf olmasa gerek. Muharrem İnce “tıpkı Erdoğan gibi toplumla iletişim kurabildiği ve iyi hatip olduğu” için beğenilirken Kemal Kılıçdaroğlu “Erdoğan gibi karizmatik olmadığı, masaya yumruğunu vurmadığı” için eleştirilmektedir. Örneklerin de gösterdiği gibi muhalifleri ideal lider olarak adeta “muhafazakar olmayan bir Erdoğan” tarif etmektedir.

24 Haziran seçimlerinin Erdoğan’ın liderliği bağlamında belirginleştirdiği bir diğer husus ise uluslararası arenaya dönüktür. Uzunca bir süredir Türkiye’yi kimin yöneteceği sorusunun sadece Türkleri ilgilendiren bir mesele olmadığı aşikar. Türkiye güçlenip büyüdükçe bölgesel ve küresel güç denklemlerindeki iddiasını artırmakta, geleneksel müttefiklik ilişkilerinin şeklini ve içeriğini kendi lehine dönüştürmeye çalışmaktadır. Türkiye’nin artan iddiasının hepsinden fazla Erdoğan liderliğinden kaynaklandığı da bilinen bir durum. Öyle ki karşıtları bile “Tüm dünya ile aramızı bozdu” ifadeleri ile bu değişimi olumsuzlarken Erdoğan liderliğinin payını zımnen kabul ediyorlar. “Dünya beşten büyüktür” diyerek kurulu fakat adaletsiz düzene çomak sokma iradesini her zaman beyan etmekten çekinmeyen Erdoğan’sız bir AK Parti planlarının içeride ve dışarıda yapıldığı bir sır değil. Erdoğan kendine biçilen role razı gelen, itaatkar, ötesini berisini fazla kurcalamayan, kendi başına hareket etmeye kalkmayan bir Türkiye’nin önündeki yegane engel olarak görülüyor.

Batı basınının söz konusu Erdoğan karşıtlığı olunca Türkiye’de artık ana akımda kendisine yer bulamayan marjinal bir yayın çizgisini benimsemesi bu durumun bir göstergesi. Öyle ki seçimlerin öncesinde Türklerin yoğun olarak yaşadığı ülkelerde medya Türkçe Erdoğan karşıtı yayınlar yapıyor, gazete ve dergiler sık sık manşetlerine ve birinci sayfalarına düşmanlaştırılmış Erdoğan portreleri taşıyorlar. Ancak Erdoğan’ın 24 Haziran seçimlerini kazanması halinde artık geri dönülemez bir şekilde Türkiye realitesinin bir parçası olacağı istemeseler de en sonunda Batılıların da görmek zorunda kaldıkları bir gerçek oldu. Tam da bu nedenle bir süredir Türkiye’ye karşı tutumlarını duygusal bir karşıtlığa hapsetmiş olan Batılı çevrelerden seçim öncesi ve sonrasında Türkiye realitesini kabul eden daha rasyonel mesajlar gelmeye başladı. Alman şansölyesi Merkel’in Erdoğan’la seçimden sonra görüşme planını seçimden çok önce ifade etmesi, ABD Kongresinin Türkiye ve Erdoğan karşıtı etkili senatörlerinin seçimden hemen sonra Erdoğan’ı ziyaret edip rasyonel mesajlar vermesi, her seçim sonrası seçim hilesi söylemi üzerinden Erdoğan’ın meşruiyetini sorgulamaya açmaya çalışan Batı basınında 24 Haziran sonrasında bu trendde belirgin bir azalma gözlenmesi örneklerden sadece birkaçı. Batı’dan gelen yoğun normalleşme ve rasyonelleşme mesajları 24 Haziran seçimleriyle birlikte Erdoğan liderliğinin kalıcılığının Batı dünyası tarafından da kabul edildiğinin ve ilişkilerin bu verili zeminde yükseleceğinin teyidi hüviyetinde.

İnşacı Siyaset

Erdoğan’ın artık sayısını bir çırpıda söyleyemediğimiz seçim zaferlerinin son halkası ve “Türkiye’nin halk oyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı” sıfatını kazandığı ikinci seçim olan 24 Haziran seçimleri Erdoğan siyasetinin baskın karakterini bir kez daha gösterdi. Şüphesiz Erdoğan siyaseti içerisindeki yoğun kimlik mesajlarından bağımsız düşünülemez. Erdoğan her şeyden önce muhafazakar bir siyasetçi. Türk modernleşmesi tarafından ötelenen toplum kesimlerini temsil ediyor. Birçok seçmen Erdoğan’ı bu yönüyle kendiyle özdeşleştirdiği için oy veriyor. Öte yandan Erdoğan siyaseti kimliğin kalın ve yüksek duvarlarına hapsolmuş değil. Hizmet siyaseti ile farklı toplum kesimlerine de açılabiliyor. Zaten seçmenin yarısının oyunu konsolide edip hedefi yüzde 60’lara koyması da siyasette kimlik ve hizmetin iyi koordinasyonu ile mümkün oluyor.

Önceleri rakipleri Erdoğan’ın karşısına yoğun bir kimlik siyaseti ile çıkarlardı. Üst söylem olarak kurguladıkları “irtica tehlikesi”nin yanında Erdoğan’ın Kasımpaşalılığı, “destekçilerinin eğitimsizliği, makarna kömüre oy vermeleri, sosyal yardımlarla kandırılmaları” gibi yan temaları eklerlerdi. Zamanla kimlik üzerinden yapılan muhalefetin sonuç vermediği anlaşılınca popülist vaatlere yöneldiler. Herkese maaş bağlamak, birçok hizmeti ücretsiz yapmak gibi zaten mümkün olanları imkanlar çerçevesinde AK Parti tarafından gerçekleştirilmiş bir dizi popülist söylemle Erdoğan’ı alt edebileceklerini düşündüler. Ancak sonuç değişmedi.

24 Haziran seçimlerinde ise muhalifleri Erdoğan karşısında bir kez daha kimlik siyasetini keşfettiler. Ancak bu sefer geleneksel destekçilerini değil Erdoğan’ı destekleyen toplum kesimlerini hedef alan bir kimlik siyaseti geliştirdiler. 24 Haziran’da Erdoğan karşısında yarışan tüm adaylar seçmene “Erdoğan kadar dindar” oldukları mesajını vermeye çalıştılar. Seçim meydanları adeta amel defteri gibiydi. Adaylar özellikle de Erdoğan’ın ilk sırada gelen rakibi Muharrem İnce ne kadar dini bütün bir mümin olduğunu örneklerle anlatıp durdu. Kendini toplumun kaymak tabakasının tercih ettiği parti olarak nitelendirip bununla övünen CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin “Erdoğan beyaz Türk, gerçek Anadolu çocuğu benim” demesi Erdoğan siyasetinin rakiplerini nasıl dönüştürdüğünün zirve örneği olarak karşımızda duruyor.

Son olarak Erdoğan’ın 24 Haziran’da kazandığı seçim zaferini Türk siyaseti ve sosyolojisinin serencamı açısından da değerlendirmek gerekiyor. 24 Haziran’la başlayan yeni dönemin 16 Nisan 2015 referandumu ile kabul edilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin uygulamasının başlangıcı olacağı herkesin malumu. Yeni sistemin ilk uygulama döneminin kurumsallaşma ve teamüllerin oluşması açısından önemi de altı çizilen hususlardan. Sistemin uygulanacağı ilk dönemin ve dolayısıyla geçişin Erdoğan liderliği altında gerçekleşmesi önemli bir kazanım.

Tüm bunların ötesinde siyasal sistemlerin toplumsallığı meselesine de değinmek gerekiyor. Siyasetin akışı ile toplumun akışı arasında bir paralellik olması beklenir. Birinde yaşanan bir dönüşümün diğerinde de karşılığı vardır. Siyasal sistemde yapılan tepeden inmeci ve kozmetik değişiklikler bile zorlamayla da olsa toplumsal karşılıklarını inşa edebildikleri ölçüde etkili ve kalıcı olurlar. Erdoğan’ın medeniyet, yeni Türkiye, yerli-milli gibi dönem dönem farklılaşan kavramlarla ifade ettiği gerçeklik uyumlu bir toplumsal ve siyasal dönüşüme karşılık gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş sadece yeni bir siyasal sistemin kuruluşu değil aynı zamanda toplumsal değişimin siyasi alana yansımasıdır. Erdoğan’ın 24 Haziran zaferinin yukarıda sayılan tüm yönleri siyasal sistemi de içeren ancak daha kapsamlı ve çok boyutlu bir “Türkiye inşası”na karşılık gelmektedir.


Etiketler »