İstanbul Şehir Hatları Boğaz Turu
Kriter > Siyaset |

24 Haziran’a Doğru


Seçimlerin erkene alınmasıyla küresel şebekelerin, seçimlere yönelik hazırlıkları tamamlanmadan seçimler gerçekleşmiş olacak.

24 Haziran a Doğru

AK Parti ve Erdoğan tarz-ı siyasetin bir özelliği de seçimlerin zamanında yapılmasıdır. 7 Haziran’dan sonra yapılan 1 Kasım seçimleri erken seçim olarak değerlendirilemez. Hükümet kurulmadığı için bir zorunluluktan dolayı tekrar seçim yapıldı. Erdoğan 2019 milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimlerinin zamanında yapılmasına yönelik birçok kez vurguda bulundu.

Cumhurbaşkanlığı uyum sürecine yönelik yasal ve kurumsal dönüşüm hazırlıklarının da bu anlamda aceleye getirilmemesi seçimlerin zamanında yapılacağına işaretti. Diğer taraftan devam eden büyük yatırımların açılış planlamalarından tutun da yeni büyük projelerin ilan edilmesine yönelik hazırlıklar da seçimlerin 2019’da yapılacağının göstergeleri olarak okunabilirdi. İlaveten Cumhur İttifakı’nın diğer partisi olan MHP lideri Devlet Bahçeli de seçimlerin zamanında yapılmasına yönelik birden çok açıklama yapmıştı.

Her iki lider erken seçim olmayacağını açıklamasına rağmen hem muhalefet partileri hem de medya erken seçimi gündemde tuttu. Örneğin CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu referandumun hemen ardından birçok kez erken seçim çağrısı yaptı. Kılıçdaroğlu’nun “Milletten korkmuyorsan gel kardeşim, açıkça sana meydan okuyorum” ya da “Eğer yüreğin yetiyorsa gel, erken seçim yapalım! İktidarınız altında can çekişen millet iradesinin, demokrasinin namusunu kurtaralım” gibi üst perdeden meydan okuyan birçok erken seçim çağrısı vardı.

Yine İyi Parti’nin Genel Başkanı Meral Akşener “15 Temmuz’un yıl dönümünde erken seçimin yapılacağı”na yönelik açıklamalar yaptı. Muhalefet partilerinin bu açıklamalarının yanında medyada da erken seçim sürekli gündemde tutuldu.

Erken Seçim Ekonomiye İyi Gelecek

Son dönemde erken seçim beklentisinin ötesinde, seçimler zamanında yapılacak olsa bile, özellikle ekonomi alanında ve iş dünyasının yatırım kararlarında 2019 seçimleri beklenmeye başlandı. Erken seçim söylentileri ise bu alandaki belirsizlikleri ve beklentileri ertelemeyi daha da aşikar hale getirdi. Durum böyle olunca da piyasada bir “ekonomik durgunluk” oluşmaya başladı. Ekonomide ve yatırımlarda beklentilerin ertelenmesiyle yaşanan durgunluktan dolayı doğal olarak bu alanda yaşanan sıkıntılarla ilgili şikayetlerin iktidara yoğun bir şekilde iletildiği biliniyordu.

Diğer taraftan belediye başkanlığı seçimlerinin milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimlerinden önce yapılması Cumhur İttifakı içinde yerel seçim sürecinde bazı olumsuz çekişmeleri de beraberinde getirebilecekti. Daha da netleştirmek gerekirse her iki parti bu konuda titiz davransa da en küçük ilçelere kadar yerelde rekabetin sertleşmesi ihtimali iki parti arasında 2019 sonrasını da içeren ittifak ve iş birliği sürecine zarar verebilirdi.

Yine seçimlere yaklaşıldığı bir dönemde uluslararası şebekelerin siyasi ve ekonomik operasyonlarının hızlanacağına yönelik birçok emare ortaya çıkmıştı. Erdoğan, Bahçeli’nin erken seçim çağrısına olumlu cevap verdiği açıklamasında “Suriye’de yürüttüğümüz sınır ötesi operasyonlar, Suriye ve Irak merkezli olarak bölgemizde yaşanan tarihi önemdeki hadiseler, Türkiye’nin bir an önce belirsizlikleri aşmasını zorunlu hale getirmiştir” diyerek bölgesel ve küresel ölçekte yaşanan gelişmelere vurgu yaptı.

Bahçeli de benzer şekilde kaosa gel gel yapan mihrakların faaliyetlerinin hızlandığını, bölgesel tehlikelerin kaotik bir yapıya büründüğünü, milli güvenliğe yönelik saldırı planlarının devrede olduğunu ve en nihayetinde Türkiye’ye yönelik siyasi ve ekonomik operasyonların günbegün ivme kazandığını vurguladı. Dolayısıyla iki liderin erken seçim gerekçesinde küresel şebekelerin dış politika ve ekonomi alanlarında Türkiye’ye operasyonel yeni hamleleri vurgulandı.

Erken seçim çağrısını MHP lideri Devlet Bahçeli yaptı. Burada dikkat çekilmesi gereken bir husus var: Bahçeli’nin erken seçim açıklaması AK Parti ile bir mutabakatın sonucu mu yoksa kendiliğinden yapılan bir çağrı mıydı?

Hem AK Parti hem de MHP 15 Temmuz’dan itibaren önce iş birliği ardından da Cumhur İttifakı olarak adlandırılan bir birlikteliğe kadar süreci yürüttü. Erdoğan ve Bahçeli bu ittifakın dinamiğine olumsuz etki edecek siyasi davranışlardan kaçınılması gerektiğini birçok kez açıkladı. Devlet Bahçeli erken seçim çağrısı yaptığı konuşmada bile “küçük hesaplar” ile ittifakı olumsuz etkileyecek bir siyaset izlemeyeceklerini vurgulu bir şekilde dile getirdi.

Bu açıdan bakıldığında Bahçeli erken seçim çağrısına AK Parti ve Erdoğan’ın olumlu yaklaşacağını öngörmüş olabilir. Değilse ittifak çağrısıyla ittifakın dinamiğine olumsuz etki edecek bir davranış içinde bulunmuş olacaktı.

Tüm bu gerekçelerden hareketle AK Parti ve MHP 24 Haziran’da erken seçim kararı aldılar. Erken seçimlerin sonbahar yerine yaza alınması “baskın seçim tartışmaları”nı beraberinde getirse de aslında siyasi partiler hazırlıklarını 16 Nisan’ın hemen ardından başlattıklarını duyurmuşlardı. Bu anlamda muhalefetin seçimlerin baskın olduğuna yönelik eleştirisinin bir karşılığı olamaz. Uzun süredir erken seçimi isteyen muhalefet partilerinin bizzat kendileriydi. Hatta 16 Nisan sonrasında AK Parti yenilenme siyasetini devreye soktuğunda CHP “hayır” bileşenleri ile ittifak görüşmelerini çoktan başlatmıştı. Dolayısıyla muhalefet seçimlere hazırlıksız yakalanmaktan daha çok kendi aralarındaki taktiksel hamlelerden dolayı seçime hazır hale gelecek bir siyaset üretemediler.

Eğer 24 Haziran seçimlerini “baskın” olarak nitelendirmek gerekirse bu “baskın” Türkiye’ye içeriden ve dışarıdan operasyona hazırlanan çevrelere yapıldı. İçerdeki aktörlerin zaten bir erken seçim beklentisi vardı. Seçimlerin erkene alınmasıyla küresel şebekelerin seçimlere yönelik hazırlıkları tamamlanmadan seçimler gerçekleşmiş olacak.

Her Seçim Döneminde Yeni Oyun

Özellikle 2002 sonrası AK Parti’nin bir kez daha seçilmemesi için her seçim döneminde siyasete yönelik kumpaslar kuruldu ve operasyonlar çekildi. 2007 seçimleri öncesinde siyaset kurumuna yönelik sert müdahaleler yapıldı. AK Parti’ye cumhurbaşkanı seçtirmemek için 367 krizi üretildi. Ardından Cumhurbaşkanlığı seçimleri Anayasa Mahkemesince iptal edildi. Yetmedi, 27 Nisan’da cunta doğrudan muhtıra ile hükümete müdahale girişiminde bulundu. Bu yollardan sonuç alınmayınca AK Parti’ye kapatma davası açıldı.

2011 seçimleri öncesi FETÖ hem CHP genel başkanına hem de MHP’li parti yöneticilerine “kaset kumpasları” kurdu. 2014 Cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimleri öncesinde Gezi Parkı Şiddet Eylemleri ve 17-25 Aralık yargı darbesi girişimi ile seçim süreçleri manipüle edildi. 7 Haziran seçimlerine giderken Diyarbakır başta olmak üzere ülkenin çeşitli yerlerinde bombalar patlatıldı. Devam eden Çözüm Süreci’ne sabotaj düzenlendi. 1 Kasım seçimleri öncesinde PKK ve DEAŞ eylemleri bir anda arttı.

2019 seçimleri öncesinde Türkiye’ye karşı yaptırım kozlarının kullanılacağına yönelik emareler artmıştı. Bu çevreler daha önce başaramadıklarını içeriden ve dışarıdan birçok saldırıyı aynı anda senkronize ve koordineli bir şekilde düzenleyerek AK Parti iktidarını ve Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını engellemeye çalışacaklardı. Ekonomik yaptırım kararları ile ilgili söylentiler ve ekonomik krizi tetikleyecek hamleler zaten önceden başlatılmıştı.

Seçimlerin Haziran’a çekilmesinin 2019 seçimlerine göre planlanan operasyon ya da kumpasları etkisiz hale getirme potansiyeli yüksek. Bu demek değildir ki bu seçim öncesi de bu çevreler boş duracak.

Seçimler erkene alınmış olsa bile sonbaharda gerçekleştirilebilirdi. Bu durumda seçimlerin erkene alınmasıyla “belirsizlik” giderilmiş olsa bile daha altı-yedi ay gibi bir süre “beklentiler” ertelenecekti. Dolayısıyla beklenti süresi kısaltılmış oldu. İki ay içinde her şey netleşmiş olacak. İlaveten bürokrasinin altı-yedi ay tamamen beklemeye geçmesinden dolayı iş yapma kapasitesi iyice düşecekti. Tüm bu nedenlerden dolayı seçimler çok daha erkene alınmış olabilir.

Seçimlerin erkene alınması kuşkusuz bazı alanlarda zorlukların yaşanması ve aksaklıkların ortaya çıkmasını da beraberinde getirebilecektir. Milletvekili adaylarının belirlenme sürecinin kısalığı başvurularda nitelikli adayların öne çıkmasına engel olabilir. Çünkü özellikle kariyer mesleğine sahip olanlar ve devlet memurları en azından parti yönetimlerinden kendilerine bir yeşil ışığın yanmasının ardından görevlerinden istifa etmeyi düşünürler. Ancak sürenin uzun olmaması bu alanda parti organları ile istişare imkanını kısıtlayacaktır. Böyle olunca da birçok devlet memuru zamanında görevinden istifa etmediği için milletvekilliği başvurusu yapamayacaktır.

Yine milletvekillerinin hem aday adaylığının hem de adaylığının süresinin kısa olması özellikle temayül yoklamalarını ya da önseçimleri anlamsız hale getirebilir.

Tüm bu tartışmaların ötesinde seçimler siyasetin rahatlamasında ve toplumun beklentilerinin yönetilmesinde önemli enstrümanlardır. Erken ya da geç olmasından bağımsız olarak sonuçlarının istikrarlı bir yönetimi ortaya çıkarması, bu konudaki tartışmaları bir anda rafa kaldırır.


Etiketler »