Ugetam
Kriter > Siyaset |

28 Şubat Davası’nda Sona Doğru


28 Şubat Davası’nda ilk duruşma 2 Eylül 2013’te yapıldı. İnişli çıkışlı bir süreç sonunda davada sona gelindi.

28 Şubat Davası nda Sona Doğru

28 Şubat Davası’nda ilk duruşma 2 Eylül 2013’te yapıldı. İnişli çıkışlı bir süreç sonunda davada sona gelindi. Savcı Mehmet Hanifi Yıldırım mütalaasında dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir, Çetin Doğan ve YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün de içinde bulunduğu altmış sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası istedi. Davada yargılanan 103. sanık 13 Mart 2018 itibarıyla son savunmalarını bitirdi. Bir aksilik veya olağanüstü bir durum olamazsa 13 Nisan 2018’de mahkeme heyeti sanıklar hakkındaki kararını açıklayacak.

28 Şubat Davası’nı ilk açıldığı andan itibaren izleyemedim. Basında davaya ilgi azalınca 30 Kasım 2016’da Ankara’ya gidip “Davada neler oluyor, darbeciler kendilerini nasıl savunuyor” diye görmek istedim. O tarihten itibaren tüm duruşmaları takip ettim. Davayı takip etmek için sosyal medya aracılığıyla tanıştığımız 28 Şubat Darbesi mağduru, öğretmen, memur, öğrenci ve subaylardan oluşan bir grupla düzenli olarak Ankara’ya gidiyoruz. Bu vesile ile davayı takip eden bu arkadaşlarımı da burada zikretmek isterim. Kolay değil her duruşmada işini, gücünü ve sıcak evini bırakıp Ankara yoluna düşmek.

28 Şubat Darbesi’ni yaşayan bizlerin duruşma salonundaki varlığı cuntanın kudretli paşalarını oldukça rahatsız ediyor. Özellikle davaya müdahil olmak için dilekçe veren başörtülü öğrenciler ve öğretmenlerin müdahillikleri kabul edilince rahatsızlıklarını saklamıyorlar. Sanık Çetin Doğan bir duruşmada hakime “Ben bu başörtülü insanlarla aynı davada yargılanmak istemiyorum” diyerek öfkesini dillendirdi.

Duruşmaları Anadolu Ajansı, A Haber ve Oda TV muhabirleri düzenli olarak takip ediyor. Dışarıda yapılan basın açıklamalarını çekmeye gelen kameraman ve muhabirler dışında davayı takip eden gazeteci ve köşe yazarına da rastlamadığımı da ifade etmeliyim. Takip ettiğim duruşmalar boyunca Sibel Eraslan’dan başka duruşmaya gelen yazar görmedim. Başbakan Yardımcısı Ravza Kavakçı Kan ve Milletvekili Fatma Benli de duruşmaları düzenli takip eden siyasiler arasında. Adaleti Savunanlar Derneği ve derneğin genel sekreteri Reşat Fidan Bey de 28 Şubat Davası’nı baştan itibaren izleyenlerden. Davanın 28 Şubat’ta mağdur olan kesimler tarafından sahiplenilmediğini görmek benim için ayrıca üzücü bir durum.

 

28 Şubat Darbesi sanıklarından emekli Orgeneral Çetin Doğan bir duruşmada hakime "Ben bu başörtülü insanlarla aynı davada yargılanmak istemiyorum" diyerek öfkesini dillendirdi. (Fotoğraf: AA)

İddianame Sivillerin Yaşadıklarını Yansıtmıyor

Gelelim 28 Şubat Davası’nın seyrine. Savcı Mustafa Bilgili 28 Şubat Davası’nın iddianamesini “54. Hükümet asker zoruyla, cebren düşürüldü” gibi dar bir çerçeveye oturtmuş. Tabii böyle olunca 28 Şubat Darbesi’nde rol alan kesimler daraltılmış oldu. Böylece hem o dönem yaşanan hukuksuzlukların alanı daraltıldı hem de 28 Şubat Darbesi’nde etkin olan medya, bürokrasi ve yargı ayağı davanın dışında tutulmuş oldu. İddianamede 28 Şubat darbe sürecinde üniversitelerden atılan kız öğrenciler, kamudan atılan memurlar, TSK’dan Yaş Kararları ve Üçlü Kararnameler ile atılan subayların yaşadıklarına dair tek bir satır bile yok.

Davanın tek sivil sanığı 28 Şubat darbe sürecinde üniversitelerde başörtüsü yasağını uygulayan ve askerlerin bu konudaki talimatlarını eksiksiz yerine getiren YÖK Başkanı Kemal Gürüz. 28 Şubat hukuksuzluklarını uygulayan tek bürokrat Kemal Gürüz değildi. Kamuoyunun bildiği pek çok üst düzey bürokrat ve yargı mensubu bürokraside dindar insanlara her türlü haksızlığı reva görüp işlerinden atmakta, aç bırakmakta, eğitim haklarını ellerinden almakta hiçbir beis görmedi.

15 Temmuz darbe girişimiyle FETÖ’ye mensup olduğu anlaşılan Savcı Mustafa Bilgili ve Hakim Kemal Çetin tutuklandı. Davanın hakim ve savcısı tutuklanınca sanıklar 28 Şubat Davası’nın FETÖ’nün son kumpas davası olduğunu ve kendilerinin suçsuz olduğunu iddia etmeye başladılar. Sanıklar 28 Şubat döneminde FETÖ mensuplarıyla mücadele ettiklerini ve TSK’dan YAŞ ve Üçlü Kararname ile atılan subayların FETÖ mensubu oldukları için atıldığını, o günlerde o subayları atmasalardı 15 Temmuz darbe girişiminin daha önce yaşanacağı söylemini geliştirdiler.

Akşener Sanıkların Ekmeğine Yağ Sürdü

28 Şubat Davası’nda mahkemeye gelip ifade veren dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’in “Ben o dönemde mağdur olmadım” diyerek şikayetçi olmaması da sanıkların ekmeğine yağ sürdü. Batı Çalışma Grubu belgesini ortaya çıkaran İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu belgeyi dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e vermiş, o da 54. Hükümet’e sunmuştu. Batı Çalışma Grubu’nun ortaya çıkmasına sinirlenen Çevik Bir “Söyleyin o kadına İçişleri Bakanlığı önünde yağlı kazığa oturturum” diyerek Akşener’i açıkça tehdit etmişti.

54. Hükümet’in Adalet Bakanı Şevket Kazan da mahkemeye gelip ifade veren ve 28 Şubat darbecilerinden şikayetçi olamayanlar arasında. Hatta Kazan yazdığı kitaplarda kullandığı “54. Hükümet’in istifasının tamamen iki parti arasındaki protokole dayalı bir ahde vefa ilişkisi olduğunu, Batı Çalışma Grubunun 54. Hükümet’in istifa etmesiyle hiçbir ilgisi olmadığı” şeklindeki ifadeleri sanıkların son savunmalarına dayanak oldu.

Saadet Partisi’nin Suskunluğu Düşündürücü

28 Şubat Darbesi’ne maruz kalan ve o günlerde iktidarda olan Refah Partisi’nin devamı olduğu iddiasındaki Saadet Partisi’nin birçok yöneticisinin o günlerde yaşananlara tanıklık ettikleri halde mahkemeye gelip ifade vermemeleri, duruşmaları takip etmemeleri, 28 Şubat darbecilerinden davacı olamamaları, mahkemede isimlerinin sık sık anılmasına rağmen hiçbir açıklama yapmamaları da oldukça düşündürücü.

28 Şubat davasında sanıkları zor duruma düşüren ifadeler 18 Temmuz 2017’de İstanbul’daki mahkeme aracılığıyla görüntülü olarak duruşmaya katılan Tansu Çiller’den geldi. Çiller sanıklara “Sizden şikayetçiyim, siz darbecisiniz” dedi. Sanık Avukatları Tansu Çiller’e “Sizin asker ile aranız çok iyiydi, ne oldu da bu durum değişti?” diye sordu.

Çiller şu şekilde cevap verdi: “Erbakan ile 54. Hükümet’i kurana kadar TSK ile herhangi bir sorun yaşamadım. Ancak Erbakan Başbakan olunca askerlerin bana karşı olan tavırları değişti. Özellikle Milli Güvenlik Kurulunda Erbakan ile alay eden istihzayi bakışlar, kaykılarak oturan komutanlar, 54. Hükümet’ten rahatsızlığını bu şekildeki davranışlarıyla açıkça belli ediyorlardı.”

Sincan’da tanklar yürütüldüğünde Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın telefonlarını açmadığını söyleyen Tansu Çiller “‘Batı Çalışma Grubu’nu kurun’ diye Bakanlar Kurulu size bir yazılı emir mi verdi?” diye sordu. Tabii bu soruya ne Çevik Bir cevap verebildi ne de Çetin Doğan.

Savcı mütalaasını hazırlamak için mahkeme heyetinden iki defa ek süre istedi. 21 Aralık 2017’de mütalaasını mahkemeye sununca sanıkların duruşları, bakışları değişti. Çevik Bir’i ilk defa kolu kanadı kırık, adeta boynunu bükmüşçesine mütalaayı dinlerken gördüm. Savcı altmış sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası istedi. Hakim 8 Ocak 2018’de sanıkların son savunmalarını sunmaları için duruşma günü verince sanık avukatları kürsüye yürüyerek itiraz ettiler. “Bu kadar kısa sürede savunma hazırlayamayız” itirazında bulundular. Hakim bu itirazlara aldırmayarak duruşmayı sonlandırdı. Böylece 8 Ocak 2018’de sanıklar son savunmalarını yapmaya başladı.

Son Savunmalarda Neler Yaşandı?

Sanıkların son savunmaları yaklaşık ikişer haftalık aralıklarla yapıldı. Hakim bazen üst üste beş gün, bazen iki gün duruşma yaptı. Böylece sanıklar son savunmalarını bitirdi. Çetin Doğan ilk savunma yapan sanık oldu. Son savunmalarda alt rütbeli sanıklar Batı Çalışma Grubu içerisinde çalışmadıklarını, çalışma odaları aynı alanda olduğu için söz konusu gruba dahil edildiklerini, görev almadıklarını, hiçbir şey görmediklerini ve duymadıklarını iddia ettiler. Bazı sanıklar ise askerlikte her şeyin emir komuta zinciri içerisinde cereyan ettiğini, üstlerinden aldıkları emirleri uyguladıklarını Batı Çalışma Grubu’nda çalışmak için koşarak, coşarak gitmediklerini, suçsuz olduklarını ve beraat istediklerini söylediler.

Batı Çalışma Grubu’nda plan subayı olarak çalışan sanığın ifadesi ise dönemi en güzel yansıtan ifadeydi. “Batı Çalışma Grubu hakkındaki evrakı koruyamadık, çaldırdık. Başımıza gelecek olanları düşününce çok korktuk. Kısa bir süre sonra da Batı Çalışma Grubu biriminden başka bir birime tayin edildim.”

İsmail Hakkı Karadayı’nın savunmasını diğer savunmalardan ayırmak gerekir. Çevik Bir ve Çetin Doğan üstlerinden aldıkları emirler doğrultusunda Batı Çalışma Grubu’nu kurduklarını söyleseler de dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı Batı Çalışma Grubu’nun kurulması için emir vermediğini, böyle bir çalışma grubundan haberdar olmadığını söyleyince Çevik Bir ve Çetin Doğan’ın yüz ifadeleri değişti. Karadayı Genelkurmay Başkanlığı içerisinde birçok çalışma grubunun olduğunu, kendisine bu çalışma gruplarının hazırladığı raporların sunulduğunu söyleyerek savunmasını bitirince Çetin Doğan ayağa kalkarak “Sayın Karadayı’ya bir hatırlatma yapmak istiyorum” diyerek müdahale etmek istedi. Hakim, Doğan’a söz vermeyerek duruşmaya ara verdi. Çetin Doğan çok sinirli görünüyordu ve avukatları tarafından dışarıya çıkartıldı. Öğleden sonraki duruşmaya ve daha sonraki duruşmaların hiçbirine katılmadı. Bu durum İsmail Hakkı Karadayı ile Çetin Doğan’ın aralarında bariz bir sorun olduğunun göstergesiydi.

Üst rütbeli sanıklar ise savunmalarında Batı Çalışma Grubu’nu aldıkları emirle kurduklarını, Başbakan Erbakan ile aralarında hiçbir sorun olmadığını, Erbakan’ın kendilerine karşı çok nazik olduğunu, 54. Hükümet’in Tansu Çiller’in başbakan olma hırsı ile Erbakan’ı kandırarak istifaya zorladığını iddia ettiler. Hatta 28 Şubat Davası’nın açılması için Erbakan’ın ölümünün beklendiği, Erbakan hayatta olsaydı bu davanın açılamayacağı ve Erbakan’ın onların lehine gelip şahitlik edeceği de iddiaları arasında yer aldı.

Subaylar Yaptıklarından Pişman Değil

Üst rütbeli subaylar son savunmalarında o dönemde yaptıkları irtica ile mücadeleden dolayı pişman olmadıklarını, bugün olsa yine aynı şeyi yapacaklarını söyledikten sonra “Uygulanan başörtüsü yasağıyla bizim hiçbir alakamız yoktur, hiçbir genelge ve talimatın altında bizim imzamız yoktur” demeyi de ihmal etmediler.

Davanın tek sivil sanığı dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz Batı Çalışma Grubu ile hiçbir bağlantısı olmadığını, askerlerin kendisine talimat vermediğini, başörtüsü yasağını Başbakanlıktan gelen genelgeler doğrultusunda uyguladığını, bir iki ufak olay dışında hiçbir olumsuz şeyin yaşanmadığını iddia etti.

Dönemin Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri İlhan Kılıç “28 Şubat o günkü liderlerin birbirlerine güç mukayesesidir” diyerek 28 Şubat’ta TSK’nın hiçbir dahli olmadığını iddia etti.

Kılıç “Demirel amirimdi, öldü. Erbakan amirimdi, öldü. Ecevit amirimdi, öldü” diyerek o günlerde aldıkları emirleri uyguladıklarını ancak emir aldıkları kişilerin vefat etmesinden dolayı gelip lehlerine şahitlik yapamadıklarını savundu.

Çetin Doğan’ın avukatı Hüseyin Ersöz’ün yaptığı son savunmada “28 Şubat döneminde keşke bazı hukuksuzluklar ve adaletsizlikler yaşanmamış olsaydı diyoruz. Bu hukuksuzlukların müvekkillerimizle bağlantısı ne?” diye sorması ise aklımızla alay etmekten başka bir şey değildi.

Tanklar Yol Arızası Nedeniyle Sincan’dan Geçmiş!

Duruşmalarda son savunmayı yapan Çevik Bir Sincan’da tank yürütmediklerini, tankların NATO’ya bağlı bir tatbikat gereğince Akıncı Üssü’ne gittiğini, aslında şehir dışındaki yoldan gideceklerini ancak o yol güzergahındaki bir köprünün arızalı olması nedeniyle Sincan şehir merkezinden geçtiklerini iddia etti. Bir ayrıca “Eğitim hakkından mahrum olanlar olmuştur, memuriyetten atılanlar olmuştur, dini ibadetlerinden dolayı mahrum olanlar olmuştur ancak bu konular bu mahkemenin konusu değildir” dedi.

Ardından çoğu başörtülü olan müşteki avukatlarına dönüp “Ben türbana karşı değilim, bunu türbanlı bacılarım bilsin, benim de babaannem türbanlıydı” diyerek savunmasını bitirince arkadaşlarla göz göze gelerek “28 Şubat döneminde yaşanan zulümleri uzaylılar gelip uygulamış ve uzaya geri dönmüş olmalı” diye düşünmeden edemedik.

28 Şubat TSK içerisindeki yüksek rütbeli subayların 28 Şubat 1997’den önce başladıkları dindar insanları toplumdan silme ve yok etme harekatının adıdır. Duruşmalarda sürekli dindar insanlar tarafından anlaşılamamaktan yakınan sanıklar keşke “Biz 28 Şubat’ta yaptığımız uygulamaların yüz binlerce insanın hayatını darmadağın edeceğini, telafi edilemez yaralar açacağını hesap edemedik. Yaptığımız yanlıştı. Bunun için zulüm yaptığımız insanlardan özür diliyoruz” diyebilselerdi.

Ama 28 Şubat darbecilerinin “Bugün olsa aynı şeyi yapardık, yaptığımız hiçbir şeyden pişman değiliz” dediklerini gözlerimiz gördü, kulaklarımız duydu. İşte tam da bu nedenle 28 Şubat darbecilerinin hak ettikleri cezayı almaları için 13 Nisan 2018 Cuma günü saat 14.00’da Ankara Adliyesi 5. Ağır Ceza Mahkemesinde olacağız.


Etiketler »